Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/552 E. 2026/416 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/552
Karar No
2026/416
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2023/6 E., 2023/13 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 29.03.2022 tarihli ve 2021/8555 Esas, 2022/3000 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki asıl davada orman kadastrosuna itiraz, karşı davada tapu iptali ve tescil ile el atmanın önlenmesi isteminden dolayı yapılan yargılama sonucunda Yalova Kadastro Mahkemesince verilen davacı-karşı davalının davasının reddine, davalı-karşı davacı ... Müdürlüğünün davası hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına dair 18.10.2023 tarihli ve 2023/6 Esas, 2023/13 Karar sayılı kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 2. Davacı-karşı davalı vekili; müvekkili kooperatife ait Yalova ili Altınova ilçesi ... Köyünde bulunan 651 parsel sayılı taşınmazın 56 No.lu orman kadastro komisyonu tarafından yapılan orman kadastrosu sırasında devlet ormanı sınırları içerisinde bırakıldığını, taşınmazın orman vasfında olduğuna dair bir şerh bulunmadan önceki malik ...’dan satın alındığını, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesinin (g) bendi uyarınca taşınmazın orman sayılamayacağını, orman sınırları dışında kaldığı gibi orman ile bir ilgisinin bulunmadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın devlet ormanı olduğuna ilişkin tespitin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 3. Davalı-karşı davacı ... vekili; açılan davanın hukuki dayanağı bulunmadığını, dava konusu taşınmazın tamamının öncesi itibarıyla orman olduğunu, 3116 sayılı Kanun kapsamında yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında orman tahdit sınırları içerisinde bırakıldığını, hâlen eylemli orman olduğunu, kazandırıcı zamanaşımı ya da diğer yollar ile özel mülkiyete konu olamayacağını, öncesi itibarıyla orman olan taşınmazlar hakkında davacı adına tapu kaydı oluşturulmasının hatalı olduğunu ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davalarının kabulü ile dava konusu taşınmazın davacı adına olan tapu kaydının iptaline ve orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. 4. Davalı ... vekili; dava dilekçesinde müvekkili kurumun davalı olarak gösterilmediğini, dava konusu taşınmazın orman vasfıyla tespit gördüğünü belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı 5. Yalova Kadastro Mahkemesinin 28.01.2015 tarihli ve 2013/40 Esas, 2015/16 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamı, toplanan deliller ve özellikle keşif sonucu alınan denetime elverişli bilirkişi raporları uyarınca, dava konusu taşınmazın eylemli devlet ormanı olduğu gerekçesiyle davacı kooperatif tarafından açılan asıl davanın reddine, ... tarafından açılan karşı davanın ise tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 6. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 7. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 15.05.2018 tarihli ve 2017/9675 Esas, 2018/3801 Karar sayılı kararı ile; “…Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp 1949 yılında keşinleşen orman kadastrosu, 01/02/2013 tarihinde ilan edilip kesinleşen, evvelce sınırlaması yapılmamış ormanların kadastrosu ve sınırlaması yapılmış ormanlarda aplikasyon ve 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması, 1982 yılında kesinleşen arazi kadastrosu vardır. Dava, orman kadastrosuna itiraz istemine ilişkindir. Mahkemece, Orman Yönetiminin inşai nitelikte tescil kararı verilmesini gerektiren karşı davasının tefrikine ve ayrı bir esasa karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamakta ise de; çekişmeli taşınmazın 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı, aplikasyonda durumun değişmediği ve bu nedenle de aplikasyonda hata bulunmadığı gerekçesiyle davacı kooperatifin açtığı aplikasyona itiraz davasının reddine karar verilmiş olması dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; çekişmeli taşınmaz hakkında 1982 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında çalılık niteliğiyle Hazine adına tespit edilip 2008 yılında satış yolu ile davacıya geçtiği, ancak; taşınmazın önceki maliki olan ... tarafından Hazine aleyhine açılan tapu iptali tescil davasında yapılan orman araştırması sonucunda Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/260-227 E.K. sayılı kararıyla, taşınmazın orman sınırı dışında kaldığı belirlenerek davacısı adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Sözü edilen dosyada Orman Yönetimi taraf olmasa da; taşınmazın orman olmadığı yönünde kesin delil niteliğinde bulunan mahkeme kararı, sonradan aynı hukuki sebebin tartışıldığı eldeki davada Orman Yönetimini bağlayıcı niteliktedir. Hal böyle olunca, temyize konu davada, davacının taşınmazın orman olmadığı yönündeki iddiasına dayalı olan aplikasyona itiraz isteminin kabulüne ve çekişmeli taşınmazın orman sınırı dışına çıkarılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı 8. Yalova Kadastro Mahkemesinin 26.09.2018 tarihli ve 2018/18 Esas, 2018/63 Karar sayılı kararı ile; (bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde), Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/260 Esas sayılı dosyasında dava konusu taşınmaz hakkında orman incelemesi yapılarak taşınmazın orman dışında kaldığının tespit edildiği ve kararın kesinleştiği, anılan dosyada Orman İdaresi taraf olmasa da taşınmazın orman olmadığı yönünden kesin delil teşkil edeceği, aynı hukuki sebebin tartışıldığı eldeki davada bağlayıcı olacağı gerekçesiyle davacı kooperatifin açtığı orman kadastro tespitine itiraz davasının kabulüne, dava konusu 651 sayılı parsel yönünden çalışmanın iptaline, taşınmazın orman sınırları dışına çıkarılmasına karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 29.03.2022 tarihli ve 2021/8555 Esas, 2022/3000 Karar sayılı kararı ile; “…Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda; çekişmeli taşınmazın önceki maliki olan ... tarafından Hazine aleyhine açılan tapu iptali tescil davasında, orman bilirkişisinden rapor alınarak Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/260 Esas, 1996/227 Karar sayılı kararıyla, taşınmazın orman olmadığı gerekçesiyle davacısı adına tesciline karar verildiğinin anlaşıldığı ve sözü edilen dosyada Orman İdaresi taraf olmasa da taşınmazın orman olmadığı yönünde kesin delil niteliğinde bulunan mahkeme kararının bulunduğu sonradan aynı hukuki sebebin tartışıldığı eldeki davada Orman İdaresini bağlayıcı nitelikte olduğu bu nedenle temyize konu davada, davacının taşınmazın orman olmadığı yönündeki iddiasına dayalı olan aplikasyona itiraz isteminin kabulüne ve çekişmeli taşınmazın orman sınırı dışına çıkarılmasına karar verilmesine işaret edilmiş ve mahkemece de bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, dava dilekçesi içeriğinde davalı/karşı davacı ... İdaresinin, çekişmeli taşınmazın eylemli orman olduğu ve orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı iddiasına dayanarak çekişmeli taşınmazın tapusunun iptali ve orman olarak tescilini istediği anlaşılmaktadır. Dosya içeriğinden ve bilirkişi raporlarından dava konusu taşınmazın %15-20 eğimli ve 40 yaş üzeri orman ağaçları ile kaplı eylemli orman olduğu ve kesinleşmiş orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. Bu halde; Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin bozmasının maddi hataya dayalı olduğu, mahkemece maddi hataya dayalı bozma ilamına uyulmasının davacı/davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetilerek eylemli orman niteliğinde bulunan çekişmeli taşınmaza ilişkin davacı/davalı .... ... Konut Yapı Kooperatifi'nin davasının reddine, davalı/davacı Ormanın İdaresinin tapu iptali ve tescil istemine yönelik davası yönünden ise görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir’’ gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemenin Üçüncü Kararı 11. Yalova Kadastro Mahkemesinin 18.10.2023 tarihli ve 2023/6 Esas, 2023/13 Karar sayılı kararı ile; (bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde), dosya kapsamı, toplanan deliller ve özellikle keşif suretiyle alınan denetime elverişli bilirkişi raporları uyarınca, dava konusu taşınmazın eylemli devlet ormanı olduğu, Orman İdaresinin taraf olmadığı Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/260 Esas sayılı dava dosyasında taşınmazın orman olmadığı yönündeki tespitin maddi hataya dayalı olduğu, eldeki dava yönünden kesin hüküm teşkil etmeyeceği, daha önce verilen kararın taraf lehine usuli müktesap hak doğurmayacağı gerekçesiyle davacı kooperatifin davasının reddine, davalı ... İdaresinin tapu iptali ve tescil ile el atmanın önlenmesi istekleri yönünden tefrik kararı sonrasında ayrı bir esas üzerinden (2025/8 Esas, 2015/21 Karar) görevsizlik kararı verildiğinden bu hususta yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir. 12. Kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın niteliğine göre, dosyanın temyiz incelemesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/6. maddesi gereğince Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması gerektiği gerekçesiyle dava dosyası Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir. II. ÖZÜ 13. Davanın özü; Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/260 Esas, 1997/227 Karar sayılı dosyasında dava konusu taşınmazın orman olmadığına yönelik tespitin eldeki davada kesin delil teşkil edip etmediği, etmediğinin anlaşılması hâlinde dosya kapsamı ve toplanan deliller değerlendirildiğinde taşınmazın eylemli orman olup olmadığı, kesinleşmiş orman tahdit sınırları içerisinde kalıp kalmadığı, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce mahkemenin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak ele alınmıştır. 15. Belirtmek gerekir ki; 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 18.06.1927 tarihli 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 439. maddesinin 5. fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429. maddesinin 3. fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkrada: “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır" şeklinde düzenleme yapılmıştır. 16. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir…” denilmektedir. 17. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine yerel mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması öngörülmüştür. 18. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır. Bu nedenle, nihai karar kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. 19. 6100 sayılı Kanun’un 294. maddesinin 1. fıkrasında mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Usule ilişkin nihai kararlar, davanın esasıyla ilgili olmayan kararlar olup, başka bir ifade ile mahkemenin maddi hukuk bakımından değil de usul hukuku bakımından verdiği kararlardır. Bu nedenle, mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları da, usule ilişkin nihai kararlardır. 20. Esasa ilişkin kararlar ise hâkimin uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK md. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (HMK md. 303) (Baki Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C: 3, s. 3005). 21. Somut olayda, davacı kooperatif tarafından açılan asıl davanın reddine, ... tarafından açılan karşı davanın ise tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine ilişkin olarak verilen mahkemenin 28.01.2015 tarihli kararı, Özel Dairenin 15.05.2018 tarihli bozma kararı ile asıl davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu açıktır. Mahkemece, bozma kararına uyularak davanın kabulüne dair verilen 26.09.2018 tarihli karar ise Özel Dairenin 29.03.2022 tarihli ikinci bozma kararı ile bu kez davacı kooperatifin davasının reddine, davalı-karşı davacı ... İdaresinin davası yönünden ise mahkemenin görevsizliğine dair karar verilmesi gerekirken maddi hataya dayalı Daire bozma kararına göre davanın kabulüne karar verilmiş olmasının doğru görülmediği gerekçesiyle bozulmuştur. 22. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Özel Dairenin 29.03.2022 tarihli ikinci bozma kararı 15.05.2018 tarihli ilk bozma kararını ortadan kaldıracak niteliktedir. Böyle olunca, mahkemece verilen son kararın temyiz inceleme görevinin Özel Daireye değil, Hukuk Genel Kuruluna ait olduğuna oy birliğiyle karar verilmiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir. IV. GEREKÇE 23. Dava, orman kadastrosuna itiraz istemine ilişkin olup uyuşmazlığın çözümünde orman kavramı ve mevzuatının irdelenmesinde yarar vardır. 24. Orman sınırlandırılması, genel anlatımla, ülke ormanlarının geometrik ve hukuki durumlarını ortaya koyan teknik çalışmaların bütününü ifade eder. Orman kadastrosu özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden özel kanun olan Orman Kanunu'nda düzenlenmiştir. 25. Orman sınırlandırılması işlemlerine ilk kez 18.02.1937 tarihli 3116 sayılı Orman Kanunu'nda yer verilmiştir. 3116 sayılı Orman Kanunu, Cumhuriyet döneminin ormanlarla ilgili ilk toplu mevzuatı olarak yürürlüğe girmiştir. Ormanın hukuki tanımı ilk defa bu Kanun'da yapılmış, 1938 yılında 3444 sayılı Kanun ile bazı maddeleri değiştirilmiş, 1945 yılında da 4785 sayılı Kanun ile orman tanımının yer aldığı 1. maddesinde değişiklik yapılarak Devlet Ormanları dışındaki özel ormanların bazı istisnaları hariç olmak üzere devletleştirilmesi esası getirilmiştir. 26. 1950 yılında 5653 sayılı Kanun ile 3116 sayılı Kanun’un 1. maddesinde orman; “Bu kanunun tatbikinde kendi kendine yetişmiş veya emekle yetiştirilmiş olup da herhangi bir çeşit orman hasılatı veren ağaç ve ağaççıkların toplu halleri ile beraber orman sayılır” şeklinde tanımlanmıştır. 1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu’nda da, 3116 sayılı Kanun gibi 1. maddesinde orman tanımına yer verilmiş ancak maddenin kapsamı daha genişletilmiştir. 27. 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesi; “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır. Ancak : A) Sazlıklar; B) Step nebatlariyle örtülü yerler; C) Her çeşit dikenlikler; Ç) Parklar; D) (Değişik: 23/9/1983 - 2896/1 md.) Şehir mezarlıklarıyla kasaba ve köylerin hudutları içerisinde bulunan eski (kadim) mezarlıklardaki ağaç ve ağaçlıklarla örtülü yerler, E) Sahipli arazide bulunan ve civarındaki ormanlarda tabii olarak yetişmiyen ağaç ve ağaççık nevilerinin bulunduğu yerler; F) (Değişik : 22/5/1987 - 3373/1 md.) Orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan ve tarım arazisi olarak kullanılan, dağınık veya yer yer küme ve sıra halindeki her nevi ağaç ve ağaçcıklarla örtülü yerler, G) (Değişik : 22/5/1987 - 3373/1 md.) Orman sınırları dışında olup, yüzölçümü üç hektarı aşmayan sahipli arazideki her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler, H) (Değişik: 5/11/2003-4999/1 md.) Orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleri ile özel mülkiyette bulunan ve muhitin hususiyetlerine göre yetişmiş veya yetiştirilecek olan (…)(1) fıstık çamlıkları ve palamut meşelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar; İ) (Değişik: 23/9/1983 - 2896/1 md.) Sahipli arazideki aşılı ve aşısız zeytinliklerle, özel kanunu gereğince Devlet Ormanlarından tefrik edilmiş ve imar, ıslah ve temlik şartları yerine getirilmiş bulunan yabani zeytinlikler ile 9/7/1956 tarih ve 6777 sayılı Kanunda tasrih edilen yabani veya aşılanmış fıstıklık, sakızlık ve harnupluklar. J) Funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan yerler, orman sayılmaz” şeklinde düzenlenmiştir. 28. 1956 yılında 6831 sayılı Kanun ile birlikte 3116 sayılı ve sonraki kanunlarda yer alan “orman mahsulü verme” koşuluna yer verilmemiş, ölçüt olarak “orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımama olgusu” getirilmiştir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı kararı). 29. Öte yandan devlete ait ormanların hepsinin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu ve özel mülkiyete konu olamayacağı Anayasa ve kanunlarda belirtilmiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 169. maddesi, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz..." hükmünü haizdir. 30. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1948 yılında 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp 1949 yılında keşinleşen orman kadastrosu, 01.02.2013 tarihinde ilan edilip kesinleşmeyen sınırlaması yapılmış ormanlarda aplikasyon ve evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların kadastrosu ile tüm bu ormanlarda 6831 sayılı Kanun'un 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması vardır. 2013 yılında yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında çekişmeli taşınmazın bulunduğu yer "Tavşan Devlet Ormanı-4" olarak paftasına yazılmak suretiyle orman tahdit sınırları içerisine alınmıştır. 31. Bölgede arazi kadastrosu çalışmaları ise 1982 yılında yapılmış olup, dava konusu 651 parsel sayılı taşınmaz 4753 sayılı Kanun hükümlerine göre tevzi edilen yerlerin dışında kaldığı ve çalılık vasıflı olarak devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu gerekçesiyle senetsizden, 13.4 35... ’lik çalılık niteliğiyle Hazine adına tespit görmüş, tespit itiraz edilmeksizin 26.04.1983 tarihinde kesinleşmiş ve Hazine adına tapuda tescil edilmiştir. 32. Dava dışı ..., 651 parsel sayılı taşınmaza yönelik kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemiyle Hazineye husumet yönelterek dava açmıştır. Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.07.1997 tarihli ve 1996/260 Esas, 1997/227 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın kültür arazisi olduğu ve davacı adına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 651 sayılı parselin Hazine adına olan tapu kaydının iptaline ve davacı ... adına tesciline karar verildiği, kararın kesinleşmesi üzerine 28.07.1998 tarihinde ... adına tapuda tescil edildiği, ...’ın ölümü üzerine taşınmazın mirasçılarına intikal ettiği, yapılan satışlar neticesinde en son eldeki davada davacı kooperatifin 04.12.2008 tarihinde taşınmazı satın aldığı anlaşılmıştır. 33. Hemen belirtilmelidir ki, Orman Genel Müdürlüğünün taraf olmadığı Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/260 Esas, 1997/227 Karar sayılı kararı eldeki davada kesin hüküm teşkil etmeyecektir. Anılan dava dosyasında taşınmazın orman olup olmadığı yönünde yapılan incelemenin ise güçlü delil olacağı, bu nedenle eldeki davada toplanan delillerle birlikte değerlendirileceği ortadadır. 34. Mahkemece, 10.04.2014 tarihinde dava konusu taşınmazda orman, ziraat ve harita bilirkişileri ile birlikte keşif icra edilmiştir. Keşif sırasında Mahkemece; dava konusu parselin komşu taşınmazlar ile arasında ayırıcı herhangi bir sınırın mevcut olmadığı, taşınmazın tamamen meşe, dişbudak gibi 40 yaş üzeri orman ağaçları ve orman bitki örtüsüyle kaplı olduğu, komşu taşınmazların da aynı şekilde orman ağaçları ve orman bitki örtüsüyle kaplı olduğu, ortalama %15-20 eğime sahip olduğu gözlemine yer verilmiştir. 35. Orman, ziraat ve harita bilirkişileri 12.05.2014 tarihli ortak raporlarında; dava konusu taşınmazın ilk orman tahdidinde 117, 118, 120, 118 No.lu noktaları birleştiren orman tahdit hattının kapattığı poligon içerisinde devlet ormanı olduğu, 6831 sayılı Kanun'un 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması ile durumun değişmediği, 19 58... baskı tarihli paftalarda taşınmazın az bir kısmının açık, geriye kalan kısmının ormanlık olduğu, dava konusu parselin komşu taşınmazlar ile arasında ayırıcı herhangi bir sınırın mevcut olmadığı, taşınmazın tamamen meşe, dişbudak gibi 40 yaş üzeri orman ağaçları ve orman bitki örtüsüyle kaplı olduğu, komşu taşınmazların da aynı şekilde orman ağaçları ve orman bitki örtüsüyle kaplı olduğu, ortalama %15-20 eğime sahip olduğu, V. grup kahverengi orman toprağına sahip ve orman humusu bulunan susuz arazi olduğu, bu hususlar değerlendirildiğinde eylemli devlet ormanı olduğu tespit edilmiştir. 36. Öte yandan, keşif sırasında dava konusu taşınmazın farklı açılardan çekilen ve dosya arasında muhafaza altına alınan fotoğrafları incelendiğinde, taşınmazın tamamının orman ağaçları ile kaplı olduğu görülmüştür. 37. Her ne kadar Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/260 Esas, 1997/227 Karar sayılı kararında dava konusu taşınmazın orman olmadığına yönelik tespit eldeki davada güçlü delil teşkil etse de, mahallinde yapılan keşif neticesinde taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine uygun bir biçimde tanzim edilen 12.05.2014 tarihli bilirkişi kurul raporu ve dosya kapsamındaki diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde dava konusu taşınmaz eylemli orman olduğundan davacı kooperatifin orman kadastrosuna itiraz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği açıktır. 38. Hâl böyle olunca, Mahkemece aynı gerekçeyle asıl davanın reddine dair verilen karar usul ve yasaya uygun olup onanması gerekir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Mahkemenin 18.10.2023 tarihli ve 2023/6 Esas, 2023/13 Karar sayılı kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

24.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/552, K. 2026/416, T. 24.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-552-e-2026-416-k-bbc19c6005a6