Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/5332 E. 2026/3017 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/5332
- Karar No
- 2026/3017
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/255 E., 2019/64 K.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava ile davacılar ... ile ...'ın Mülhak ... ... Vakfı ile mazbut ... olan ... Vakfı ile ...oğlu ... Vakfının galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduklarının tespiti istenmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; İzmir ... Bölge Müdürlüğü kayıtlarında Karaosmanzade ... Vakfının bulunmadığını, davanın vakfın genel merkezinin bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması dava ve usül ekonomisi gereği Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nundaki genel yetki kuralı gereği olduğunu, idarenin bu tür davalarda 5737 Sayılı ... Kanunu'na göre kanuni hasım olduğundan davacının davasını ispat etmesi halinde davanın açılmasına sebebiyet vermediğinden masraf ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulmaması gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.12.2012 tarihli ve 2010/328 Esas, 2012/564 Karar sayılı kararı ile davacıların anneleri ...'un İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1967/1073 Esas, 1968/540 sayılı Kararı ile vakıf evladı olduğunu belirtmiş oldukları bu kararın incelenmesinde 19 davacıdan 16. sıradaki davacının ... olduğu, 15.02.1920 doğumlu ... ve ... den olma ...'un veraset ilamında çocuklarının 1956 doğumlu ..., 1960 doğumlu ... olduğunun belirlendiği, muris ...'un annesi ...'den dolayı vakıf evladı olduğunun belirtildiği dolayısıyla davacıların dava konusu " ... ..., ... ve .... ... oğlu ... ..." vakıflarının gelir fazlası almaya müstehak evlatları olduklarının tespitine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin 03.12.2012 tarihli kararının davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesinin 20.03.2014 tarihli ve 2013/17695 Esas, 2014/5141 Karar sayılı ilamı ile dava konusu Karaosmanzade ... ... Vakfı yönünden İlk Derece Mahkemesince davacı tarafın galle fazlası yönündeki talebinin reddinde bir isabetsizlik bulunmadığı ancak davalı tarafın süresi içinde yetki itirazında bulunduğu da dikkate alınarak; İlk Derece Mahkemesince, ... Genel Müdürlüğünün 19.08.2013 tarihli ve 16255 sayılı yazısına göre davaya konu vakıflardan ... ve.. Oğlu ... ... Vakıflarının mazbut birer vakıf olmaları nedeniyle Ankara Mahkemeleri yetkili olduğundan bu ... yönünden dosyanın tefrik edilerek yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğinin düşünülmemiş olması doğru görülmeyerek mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar (İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi) 21.05.2015 tarihli ve 2015/97 Esas, 2015/186 Karar sayılı kararı ile ... ... Vakfı bakımından, Mahkememizce verilen 03.12.2012 tarihli ilk karar kesinleştiğinden bu davalı hakkında yeniden karar verilmesine gerek ve yer olmadığına, diğer ... .. Vakfı ile ... oğlu ... ... Vakfı bakımından davalının yetki itirazının kabulüne, davanın yetki yönünden usulden reddine, Mahkememizin, yetkisizliğine, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğuna karar verilmiştir. B. Onama Kararı İlk Derece Mahkemesinin (İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi) 21.05.2015 tarihli kararının davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesinin 17.11.2015 tarihli ve 2015/18137 Esas, 2015/16622 Karar sayılı ilamı ile Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. C. Kesinleşen Yetkisizlik Kararı Sonrası Yetkili İlk Derece Mahkemesinin Verdiği Karar İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her iki vakfın vakfiyesine göre davacıların galle fazlası şart kılınanlardan olmadıkları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; hükme esas alınan 25.11.2018 tarihli bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmayan hukuken hatalı değerlendirmelere yer verildiğini, bilirkişi raporunda ileri sürülen görüşler, vakıfname içeriklerine, davalı ... ile ilgili olarak verilen ve müvekkillerimin murislerinin davalı vakıfların evladı olduklarını kanıtlayan kesinleşmiş yargı kararlarına ve hukuka açıkça aykırı olduğunu, İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesince resen yaptırılan bilirkişi incelemesi üzerine alınan ve karara esas oluşturan 07.11.2012 tarihli raporda; müvekkillerinin davalı vakıfların gelir fazlası almaya müstehak evlatları oldukları dayanaklarıyla açıkça ortaya konulduğunu, ... Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 07.03.1960 tarihli ve 1959/168 Esas ve 1960/120 Karar sayılı ilamı ile müvekkillerinin mirasbırakanı ...’un davalı vakıflardan ... ... Vakfı ve ... Vakfının evladı bulunduğu ve anılan vakıfların gelirlerinden yararlanma hakkına sahip olduğu tespit edildiğini, sunulan ve saptanacak diğer yasal nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, vakfın gelir fazlasından faydalanma amacına yönelik galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın esasının incelenmesinden önce mevzuatta yer alan bilirkişilik müessesi üzerinde kısaca durmak gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu "Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266. madde gereği, çözümü hâkim tarafından bilinemeyen (hukuk dışında) özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulur. Bilirkişilik özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği için, herkes bilirkişi olamaz ve bu nedenle kimse bilirkişiliği kabul etmeye zorlanamaz. Yani tanıklık gibi bilirkişilik de yapmak istisnalar dışında mecburi değildir. Hakim; bilirkişi görevlendirirken rapor alınacak konuda (somut olayda vakıf hukuku alanında uzman ve vakfın mali durumuna dair iş ve işlemler yönünden mali müşavir) özel ve teknik bilgi sahibi olan uzman kişiler arasından seçim yapılmasına özen göstermek, bilirkişinin oy ve görüşü (raporu) hâkimi bağlamadığından bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirmek, sunulan bilirkişi raporunun dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerle örtüşüp örtüşmediğini denetlemek, gerektiğinde ek rapor veya alanında uzman başka bir bilirkişiden rapor alarak oluşacak sonuca göre bir karar vermelidir. Bilirkişi raporları arasında çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez. Somut olayda; yetkisizlik kararı öncesi ve sonrası olmak üzere iki ayrı bilirkişi raporu alındığı, bunlardan yetkisizlik kararı öncesi davanın kabulüne dayanak alınan Avukat .....'in 06.11.2012 tarihli raporunda, davacıların anneleri ...'un, dava konusu her 3 vakfın da evladı olduğunu, dava konusu vakıflarla nesep bağını kanıtlayan davacıların 1-Mülhak "... ... ... Vakfının", 2-...... ... Vakfının" ve 3-..."........ oğlu ... ... Vakfının" gelir fazlası almaya müstahak evlatları oldukları yolundaki kanaatlerini bildirdiği; yetkisizlik kararı sonrası davanın reddine esas alınan ...'ın 25.11.2018 tarihli raporunda ise;... zade ... ... Vakfında “...galle fazlasını evladımın inas ve zukuru beynlerinde li'z-zekeri mislü hazzi'l ünseyeyen iktisam edeler ve evladımdan birisi bi-emrillahi Teala vefat eylediğinde gallat-ı mezbure fazlasından olan hissesini evladı ve veledi yok ise karındaşları beynlerinde ber-veçh-i muharrer iktisam edeler ve ba'del inkıraz utekamın evladı ve evladı evladı evladı evladı evladı evladı evladı evladı evladı batnen ba'de batnin ve karnen ba'de karnin ve neslen ba'de neslin mütevelli olanlardan dahi kimesne bulunmaz ise,” demekle ortada sonraki gelen batınlara galle fazlası ödemesi yapılmasına yönelik bir şartı olmadığı gibi bu şartın azatlı kölesi ve onun soyundan gelenlere yapılacağı yönünde olduğu; ... zade ... bini ... vakfı ile de bir bağının olmadığı, sadece eşi ...in dedesi olması yönüyle bağı olup direkt galleye yönelik bir durumunun bulunmadığı, zira vakfiyede gerek mütevelli yönüyle ve gerekse galle fazlası yönüyle evladı evladı evladı şartına karşın evladının hanımlarına yönelik her hangi bir şartın bulunmadığı gibi kardeşlerinin çocuklarına yönelikte bir şarta yer verilmediği, bu itibarla da ... ve ...'nin soyundan gelen davacıların bu haliyle ..... ... ve ... bini ... Vakfından galle alma haklarının bulunmadığı; ... ... ... ibn el-..... Vakfı ile ...'nin babadan dolayı ilişkili olduğu ve ...'in ...'nin babası olduğundan, Vakfiye şartları gereği vâkıfın ölümü ve soyunun kesilmesi durumunda (ki soyu kesilmiştir) vakıf idaresinin belirtildiği gibi kardeşi ... ... ve öz çocukları bu vakfın tevliyet ve galle fazlası haklarından faydalanma hakkına sahip olup ... ...'ın torunları ile alt batındakilere bahis mevzua hakkın geçme durumundan bahsedilemeyeceği, zira vakfiyedeki şartlara göre de kardeş evlad-ı evladını ihtiva eden her hangi bir ifadeye yer verilmemekte, şayet yer verilmiş olsa idi yukarı paragraflarda da izah edildiği üzere davacıların batın tertibine göre galle alma hakları olacaktı ki maalesef böyle bir durumun söz konusu olmadığı, ancak davacıların anneleri ... kızı olduğundan bunun soyundan gelenlerin de yani davacıların da vakıf evladı oldukları ne var ki galle alma haklarının bulunmadığı; davacıların anneleri ...'un .... ... Vakfı, ... ... Vakfı ve ... Hacı ... oğlu ... ... Vakfı evladı olduğundan galle alma hakkı bulunduğuna dair İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1967/1073 Esas ve 1968/540 Karar sayılı kararı baz alındığında her üç vakfın da evladı oldukları ve galleye müstehak bulunduklarının hakları olduğunun düşünülebilineceği, ne var ki yukarıda anlatıldığı üzere bilirkişiliğimizce yapılan incelemede vakıflarla soy bağı olmakla birlikte galle alma haklarından bahsedilemeyeceği yönünde kanaat bildirildiği, raporlar arasında çelişki olduğu, İlk Derece Mahkemesince söz konusu çelişki giderilmeden hüküm tesisi yoluna gidilmesi de doğru değildir. İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş, dava konusu her iki vakfın vakfiyeleri, davacıların davalarına dayanak yaptıkları İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1967/1073 Esas ve 1968/540 Karar sayılı dosyası, ... Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 07.03.1960 tarihli ve 1959/168 Esas, 1960/120 Karar sayılı dosyası ile kararlara dayanak alınan bilirkişi raporları, yine davacıların dayıları ...nin çocukları ... ve ... ...haklarında verilen İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/337 Esas, 2011/2018 sayılı dosyası ve hükme esas alınan bilirkişi raporları da dikkate alınarak vakfiye hükümleri gereği davacıların her iki vakfın galle fazlasına müstahak olup olmadıkları durumlarının tartışılarak önceki raporlardaki çelişkileri de giderecek şekilde daha önce dosyaya rapor sunmamış eski vakıf hukuku alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınıp Mahkeme hakimince de bilirkişi raporu ve dayanak ilamlar denetlenip tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Kabule göre de; her dava, açıldığı tarihteki maddi vakıalara göre değerlendirilir. Ancak yargılama sırasında davanın konusuz kalması halinde İlk Derece Mahkemesince, dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi gerekir. Galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduğunun tespitine ilişkin davalar, şahsa bağlı davalardan olup, davanın bu niteliği gereği dava konusu talebin mirasçılara intikal etmeyeceğinden, mirasçıların vakfın galle fazlasından yararlanmaya yönelik bir talepleri var ise kendi adlarına galle fazlasına müstehak vakıf evladı istemli dava açmaları gerekir. Somut olayda, davacılardan ...nin 21.01.2026 tarihinde vefat ettiği anlaşıldığına göre, işbu davacı yönünden konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği de dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.