Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/6016 E. 2026/3834 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6016
Karar No
2026/3834
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/82 E., 2025/1929 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/134 E., 2024/407 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; tarafların 03.11.2019 tarihinde evlendiklerini ve evlilik öncesinde mal ayrılığı rejimini seçtiklerini, evlilik birliği içerisindeki sorunlar ve fiziksel şiddet nedeniyle müvekkilinin intihar girişiminde bulunduğu süreçte davalının tehdit ve baskı ile iradesini sakatlayarak dava konusu 14... plakalı aracı bağış yoluyla devraldığını ileri sürerek, bağışlama sözleşmesinin irade sakatlığı veya bağıştan rücu sebepleriyle iptaline, aracın müvekkili adına tesciline, bunun mümkün olmaması halinde araç bedelinin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 20.09.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 320.000,00 TL'ye artırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili; davaya konu araç bağışının tarafların serbest iradeleriyle, herhangi bir tehdit veya baskı olmaksızın noter huzurunda düzenlenen resmi bağış sözleşmesiyle gerçekleştirildiğini, davacının iddia ettiği irade sakatlığı ve intihar olayı arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını, aksine davacının kendi iradesiyle aracı devrettiğini, boşanma sürecinde yaşanan olaylar sonrasında bağışın geri alınmasının davacı tarafından gündeme getirildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının aracın bağışlanması sırasında davalı tarafından tehdit veya baskıya maruz bırakıldığı iddiasını somut ve inandırıcı delillerle ispatlayamadığı, tanık beyanlarının duyuma dayalı olduğu ve ceza/soruşturma dosyalarında da bu yönde bir tespit bulunmadığı, intihar olayı ile davalının eylemleri arasında illiyet bağı kurulamadığı, irade sakatlığı ispatlanamadığından bağıştan rücu talebinin incelendiği ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı Kanun) 295. ve 296. maddeleri ile düzenlenen bağışlamanın geri alınması şartlarının oluşmadığı, aracın dava tarihinden önce elden çıkarılması nedeniyle aynen iadenin mümkün olmadığı ve alacak talebinin de ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının bağışlama sözleşmesini davalının korkutması sonucu iradesi sakatlanarak yaptığını ileri sürdüğü uyuşmazlıkta, 6098 sayılı Kanunun 37. ve devamı hükümleri kapsamında korkutma nedeniyle irade bozukluğunun oluşabilmesi için gerekli şartların değerlendirmesi gerektiği, bu kapsamda taraflar arasındaki tartışma, davacının intihar girişimi, davalının kolluk beyanları ve olayların zamanlaması birlikte değerlendirildiğinde davalının davacı üzerinde kişilik haklarına yönelik hukuka aykırı ve ağır bir korkutma oluşturduğu, davacının bu korku etkisiyle aracı bağışladığının kabulü gerektiği gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın kabulü ile 320.000,00 TL alacağın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; davacının dava konusu aracı herhangi bir tehdit, baskı veya irade sakatlığı altında değil, kendi özgür iradesiyle ve noter huzurunda düzenlenen resmi bağışlama sözleşmesi ile devrettiğini, davacının gerek ses kayıtlarında gerekse ilk kolluk ifadesinde araç devrine veya baskıya ilişkin herhangi bir iddiada bulunmadığını, aksine kendi iradesiyle intihar ettiğini ve kimsenin kendisini zorlamadığını beyan ettiğini, davalının davacıya yönelik herhangi bir korkutma eyleminin bulunmadığını, davacının ve yakınlarının müvekkiline yönelik asılsız suçlamalarda bulunduğunu, soruşturma dosyaları ve ceza yargılamaları ile müvekkil hakkındaki iddiaların gerçeğe aykırı olduğunun ortaya konulduğunu, davalının “aracı geri istemesi” yönündeki beyanının korkutma olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, bu ifadenin tarafların karşılıklı iradesiyle gerçekleşen bir iade anlaşmasına dayandığını, davacının aracın kendisine hediye edilmesi nedeniyle değil boşanma sürecinde yaşanan olaylar sebebiyle iade ettiğini, noter işlemi sırasında herhangi bir baskı veya zorlamanın bulunmadığını, davacının işlem sonrasında uzun süre dava açmamasının ve hatta davalıyla iletişim kurmaya devam etmesinin korku iddiasıyla çeliştiğini, ispat yükünün irade sakatlığı iddiasında bulunan davacıda olduğunu ancak davacının soyut iddialar dışında somut bir delil sunamadığını, aksine mevcut delillerin bağış işleminin gerçek ve serbest iradeye dayandığını gösterdiğini, aksi yönde karar verilmesi halinde davacının sebepsiz zenginleşmesine yol açılacağını ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, bağış sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti ile alacak istemine ilişkindir. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında Mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 6100 sayılı Kanun'un "İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda ... bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “İspat yükü” başlıklı 6. Maddesinde yer alan; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir. 6098 sayılı Kanunun 37. maddesine göre, bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. Aynı Kanunun 38. maddesinde belirtildiği üzere korkutmadan (ikrahtan) söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir. İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafça dava konusu bağışlama sözleşmesinin eşi olan davalının tehdit ve baskısı altında imzalandığı ileri sürülmüş, kabul edilmemesi halinde bağıştan rücu hukuksal nedenine dayalı sözleşmenin iptali talep edilmiş olup, ispat yükünün davacıda olduğu, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince; uyuşmazlığa konu bağış sözleşmesinin akdedildiği 11.04.2022 tarihinin bir gün öncesinde taraflar arasında, davacı eşin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğinden bahisle yaşanan tartışmalar akabinde, davacının 11.04.2022 günü adresinde 3. katın balkonundan atlayarak intihara teşebbüs etmesi, davalının, davacı eşin telefonunda yer alan whatsapp yazışma ekran görüntülerini aldığına yönelik beyanı ile kolluk ifadeleri değerlendirilerek davalının, dava konusu araca ilişkin bağışlama sözleşmesinin akdedildiği tarih itibarıyla davacı eşe karşı kişilik haklarına yönelik korkutma eyleminde bulunduğu, davacının subjektif durumu dikkate alındığında kendisine yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı olduğu, hukuka aykırı olan korkutma eylemi sebebiyle bağışlama sözleşmesinin gerçekleştiği kabul edilmiş ise de; bahsi geçen intihar eyleminin araç bağış tarihinden sonra gerçekleştiği, eylem sonrası kolluk ifadesinde bağış sözleşmesinden bahsedilmediği, keza davacının intihar girişimi ile davalının eylemleri arasında hukuken illiyet bağı kurulmasını gerektirecek yeterli ve somut delil bulunmadığı, davacı tanıklarının bu husustaki beyanlarının bizzat görgüye değil, davacıdan duyduklarına dayalı olması nedeniyle ispata elverişli nitelikte olmadığı, davalının aynı gün verdiği kolluk ifadesinde ise davacıyı tehdit ettiği, zorladığı yönünde aleyhine yorumlanacak beyanı bulunmadığı, özel hukukta kişilerin irade özgürlüğüne sahip oldukları ve ancak kendi özgür iradeleriyle hak sahibi olup, borç altına girecekleri temel bir ilke olarak benimsenmiş olmakla, bu temel ilkenin doğal sonucu olarak borçlar hukuku alanında sözleşme özgürlüğü ilkesinin esas olduğu, davacının bağışlama işlemini davalının tehdit, baskı veya korkutması sonucu gerçekleştirdiğini ortaya koyan somut, kesin ve inandırıcı herhangi bir delilin dosyaya sunulamadığı anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/6016, K. 2026/3834, T. 16.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-6016-e-2026-3834-k-d8fe7386299c