Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1225 E. 2026/2120 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1225
- Karar No
- 2026/2120
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1225 KARAR NO : 2026/2120
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/04/2023 NUMARASI : 2021/275 Esas 2023/263 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali BAM KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026
Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı/borçlu şirket arasında Güneş Enerji Santrali Kurulum Sözleşmesi akdedildiğini, davacı şirketin söz konusu sözleşmeye uygun olarak yükümlülüklerini yerine getirdiğini, hizmetlerinin karşılığının bir kısmının kendisine ödenmediğini, bu sebeple, sözleşme tarafı .... Şti.'ye aralarındaki sözleşmeden doğan alacağı için, İzmir Seferihisar İcra Dairesi'nin 2021/33 sayılı takip dosyası ile takip başlatıldığını, borçlu şirketin ise borca itirazda bulunarak takibi durduğunu, borcun mevcudiyetinin davacı şirketin ticari defter ve cari hesap kayıtlarıyla sabit olduğunu, davalı şirketçe, davalı şirkete bir kısım ödemeler yapıldığını ancak sözleşmede belirlenen bedelin ödenmediğini, davacı şirketin cari hesaptan kaynaklı alacağının bulunduğunu, davalı borçlu şirketin, borcu olduğunu bildiği ve bu durum davacı şirket ticari defter ve kayıtları ile sabit olduğu halde sadece icra takibini semeresiz bırakmak ve mal kaçırmak maksadıyla haksız olarak icra takibine itirazda bulunduğunu, davalı borçlu şirketin itirazının haksız ve takibe konu alacağın, likit olmasını göz önünde bulundurarak, borçlu aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerini, İzmir 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/6822 Esas, 2017/8367 Karar sayılı ilamında "Borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikte olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir." maddesine dayanarak, davalı şirketin borcunun mevcudiyetinin açık ve kötü niyetli olarak borca itiraz ettiğini, iş bu sebeple borçlunun bu süre zarfında mal kaçırma yahut, davacı şirketin haklarını ihlal etme şüphesi bulunduğundan ve İcra İflas Kanunu'nun 257. maddesindeki şartlar oluştuğundan ihtiyati haciz talebinde bulunduklarını belirterek, bu nedenlerle, öncelikle ihtiyati haciz talebinin kabulüne, ölçülülük ilkesi gereği, ihtiyati haczin sadece davalı şirketin araçlarının ve taşınmazlarının UYAP üzerinden sorgulanarak sadece bunlara kayden ihtiyati haczin işlenmesi suretiyle yerine getirilmesini, davanın kabulü ile fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak suretiyle 42.893,58 USD (345.336.21 TL) tutarındaki itirazın iptaliyle takibin devamını, alacağı semeresiz bırakmak maksadı ile yapılan haksız itiraza istinaden kötü niyetli davalı/borçlu şirket aleyhine, alacağın likit olduğu da nazara alınarak %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin İzmir İli Seferihisar İlçesinde bulunan ticari işletmesinin çatısına güneş enerji paneli yapıldığını, davacı şirketçe taraflar arasında düzenlenen sözleşme de yapılmasına taahhüt edilen iş ile, davacı şirketin çatısına yapılan imalatın farklı olduğunu, davacı tarafça sözleşmede ve teklif mektubunda yapılması gereken imalatlardan daha düşük bedelli imalat yapıldığını, yine sözleşmede yazılı malzemelerden farklı malzeme kullanıldığını, davacı şirketçe yapılan güneş enerji panelleri için, davalı şirketçe; Tarım Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu hibe desteği aldığını, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunca, hibe ödemesinin direkt davacı şirkete yapıladığını, davacının bahsedilen kurumdan hibe ödemesi almasının ön koşulunun davalı şirketten alacağının tamamını almış olması olduğunu, davacı şirketin, davalı şirketten yapılan güneş enerjisi paneli işinden kaynaklı olarak bir alacağı olmadığını, bütün alacaklarını aldığı yönünde, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunca yazılı beyanda bulunduklarını, bulundukları bu beyan üzerine ilgili kurumca, hibe ödemesi davacı şirketin hesabına yapıldığını, davacı şirketin Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumuna, davalı şirketten, yaptığı iş karışlığında herhangi bir hak ve alacağı kalmadığını beyan ettikten sonra alacak için davalı şirket hakkında icra takibi yapıp tekrar ödeme yapılmasını talep etmesinin izaha muhtaç olduğunu, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan hibe ile ilgili dosyanın mahkemece talep edildiğinde iddialarının doğru olduğunun görüleceğini, davacı şirketin dava dilekçesinde öne sürdüğü hususların tamamının gerçeği yansıtmadığından bu iddiaları kabul etmediklerini, davacı şirketçe, davalı şirket hakkında kötü niyetli olarak icra takibi başlatıldığını, bu nedenle asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacı şirketten alınarak, davalı şirkete verilmesi gerektiğini belirterek, bu sebeplerle haksız açılan davanın reddine, asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacı şirketten alınarak, davalı şirkete verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı şirkete yükletilmesine karar verilmesini, talep etmiştir. MAHKEMECE: "...Davacı şirketin davalı/borçlu şirket arasında Güneş Enerji Santrali Kurulum Sözleşmesi akdedildiğini, davacı şirketin söz konusu sözleşmeye uygun olarak yükümlülüklerini yerine getirdiğini, hizmetlerinin karşılığının bir kısmının kendisine ödenmediğini, bu sebeple, sözleşme tarafı .... Şti.'ye aralarındaki sözleşmeden doğan alacağı için, İzmir Seferihisar İcra Dairesi'nin 2021/33 sayılı takip dosyası ile takip başlatıldığına yönelik iddiasını, davalı taraf dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde; davalı şirketin İzmir İli Seferihisar İlçesinde bulunan ticari işletmesinin çatısına güneş enerji paneli yapıldığını, davacı şirketçe taraflar arasında düzenlenen sözleşme de yapılmasına taahhüt edilen iş ile, davacı şirketin çatısına yapılan imalatın farklı olduğunu, davacı tarafça sözleşmede ve teklif mektubunda yapılması gereken imalatlardan daha düşük bedelli imalat yapıldığını beyan ederek taraflar arasında ticari ilişkinin olduğunu kabul ve ikrar etmiştir. Dosyaya sunulan 23/05/2022 tarihli Bilirkişi kök raporunda yapılan incelemede; Güneş Enerjisi Santralinin kurulu bulunduğu tesisin çatı katına çıkılarak montajı yapılmış olan güneş panelleri incelemesinde; çatı katında panellerin 8 sıra şeklinde toplam 880 adet panelin montajının yapılmış olduğu, Tesisin iç kısmında 4 adet Evirici (İnvertör) ve 1 adet Güneş Enerjisi Santrali (GES) Dağıtım panosunun kurulu ve çalışır vaziyette olduğu,dağıtım panosu içerisinde bulunan elektrik sayacının sağlam olarak çalıştığı ve kurulu santralin üretmiş olduğu elektrik miktarını gösterir nitelikte olduğu, tespit sırasında yapılan gözlemlerde; Güneş Enerjisi Santrali yapımı esnasında kullanılan panel şevirici ve ana dağıtım panosu ile sarf malzemelerinin miktar ve teknik özelliklerinin taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak yapılmış olduğu, santralin işletilmesinde bir problem olmayıp tesisin santralin kuruluş amacına uygun olarak elektrik üretimi yaptığı hususları tespit edildiği, 19.12.2018 tarihli 1063 nolu yevmiye kaydında; davalının.....Bankası... Şubesine 490.000,00 TL tutarında Tarımsal Destek Kredi ödemesinin yapıldığı ve davalının bu tutarı destek geliri olarak kaydettiği, Davacının davalıya 2018 yılında düzenlediği 1.156.400,00 TL tutarındaki 1 adet faturanın davalı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalının davacıya toplamı 1.069.100,00 TL tutarında ödeme yaptığı, 87.300,00 TL tutarındaki davacı alacağının 2019 ve sonraki yıllara devrettiği, Davacı defterlerinde 2018 yılında yapılan iki ödemeden biri olan 22.10.2018 tarihli ödemenin 489.000,00 TL olarak kayıtlandığı, bu tutarın davalı defterlerinde 100,00 TL fazlası ile kayıtlara alındığı, bu kayıt nedeniyle davalı ve davacı defteri arasında 100,00 TL fark olduğu, ilgili ödeme dekontu üzerinde yapılan incelemede yapılan ödemenin 489.000,00 TL olduğu görüldüğünden davalı defterlerindeki 87.300,00 TL olarak devreden davacı alacağının 87.400,00 TL olması gerektiği, 2018 yılında davacının davalıya 1.156.400,00 TL tutarında 1 adet fatura düzenlediği, davalının toplamı 1.069.000,00 TL tutarında ödemede bulunduğu, 87.400,00 TL tutarında davacı alacağının kaldığı, davacının 31.12.2018 tarihinde kur farkı değerlemesi yaptığı ve davacı lehine 138.266,31 TL kur farkının davalı borcuna eklendiği böylelikle davacı alacağının 254.804,88 TL olarak 2019 yılına devrettiği, 2019 yılında davacının 31.12.2019 tarihinde kur farkı değerlemesi yaptığı ve davacı lehine 29.138,57 TL kur farkının davalı borcuna eklendiği böylece davacı alacağının 254.804,88 TL olduğu, bu tutarın 2020 yılına devrettiği, Ticari defterlerin TTK ve VUK gereği Türkçe tutulma zorunluluğunun bulunduğu, bu nedenle döviz tutarı üzerinden bir tespit yapılamadığı, bu konuda incelemeye bir belge de sunulmadığı, Takip tarihinde davacı ticari defterlerinde davalıdan olan alacağının 254.804,88 TL olduğu, bu tutarın 167.404,88 TL’sinin kur farkından (davalı defterlerinde kur farkı değerlemesinin yapılmadığı) 87.400,00 TL’sinin ise faturadan bakiye kalan alacaktan kaynaklandığı, takibin ise 323.846,53 TL üzerinden başlatıldığı, takibin sebebi bölümünde ise 42.893,58 USD yazdığı tespit edilmiş, Davacının alacaklı olduğu anlaşılmakla beraber, bu alacağın tutarının kesin bir biçimde hesaplanabilmesi için davacının kur hesabınına ilişkin denetime elverişli bir açıklama yapması, sözleşme - fatura ve defterlerde USD ve TL cinsinden gösterilen alacağın nihai talebe ne şekilde hesaplanarak esas alındığını ortaya koyması gerektiği yönünde" tespitte bulunulması nedeniyle aynı heyetten aldırılan 28/10/2022 tarihli ek raporda "Sözleşme Bedelinin 240.000 usd + kdv olduğu, buna göre yapılan hesaplamada sözleşme bedelinin 240.000 + 43.200 =283.200 usd olduğu, (%18 kdv ilave edilmiştir.). Davalının 27.02.2018 tarihinde 580.000,00 TL ve 22.10.2018 tarihinde 489.000,00 TL ödemede bulunduğu, merkez bankası döviz alış kuru dikkate alınarak yapılan hesaplamada;27.02.2018 tarihi için Döviz Alış Kuru 3,7754 TL / 580.000,00 / 3,7754 = 153.626,10 usd 22.10.2018 tarihi için Döviz Alış Kuru 5,6134 TL / 489.000,00 / 5,6134 = 87.112,98 usd olarak hesaplandığı, buna göre davalı tarafca toplam 240.739,08 usd (153.626,10 usd + 87.112,98 usd = 240.739,08 usd) ödeme yapıldığı, bu tutarın sözleşme bedeli olan 283.200 usd den düşülmesi ile 283.200 - 240.739,07 = 42.460,93 usd davacı alacağının kaldığı, takipte ise davacının 42.893,58 usd tutarında talebinin bulunduğunun "tespit edildiği, davacı vekilinin itirazları doğrultusunda aldırılan 3/03/2023 tarihli ek raporda "27.02.2018 tarihi için Efektif Satış Kuru 3,7958 TL/580.000,00/3.7958=152.800,46 usd 22.10.2018 tarihi için Döviz Alış Kuru 5,6667 TL / 489.000,00 / 5,6667 = 86.293,61 usd, buna göre 152.800,46 usd + 86.293,61 usd =239.094,07 usd ödeme yapıldığı, bu tutarın sözleşme bedeli olan 283.200 usd den düşülmesi ile (283.200 usd - 239.094,07 usd) = 44.105,93 usd davacı alacağının kaldığı tespit edildiğinin belirtildiği ve alacağın TCMB USD efektif satış kuru baz alınarak hesaplamanın USD satış kuru üzerinden hesaplandığı, davacı tarafın taraflar arasındaki ticari satım sözleşmesinin varlığını ispat ettiği, sözleşmenin kapsamında gerekli ifayı yaptığını ispat ettiği, davalı taraf ticari satım gereğince yapmış olduğu kısmi ödemeyi ispat etmiş olup taraflar arasındaki sözleşmeyi ikrar ettiğinden ve taraflar arasında düzenlenen sözleşmede yapılmasına taahhüt edilen iş ile davacı şirketin çatısına yapılan imalatın farklı olduğunu, davacı tarafça sözleşmede ve teklif mektubunda yapılması gereken imalatlardan daha düşük bedelli imalat yapıldığına yönelik iddiasını ispat edemediği, sözleşme kapsamında bakiye borcun TCMB USD efektif satış kuru baz alınarak tespitinin gerektiği kanaatiyle davacının davasının kabulüne karar verilmiştir. 2004 sayılı İİK'nun 67/2. Fıkrasına göre ;bir davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. Kanuni düzenlemeye göre davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için takip tarihi itibari ile itirazında haksız bulunması yeterlidir. Diğer bir anlatımla kötüniyetli olması alacaklı bakımından getirilmiş bir koşuldur. Ancak itirazın haksızlığı tek başına icra inkar tazminatına hükmedilmesine elverişli değildir. Yani bu tazminata hükmedilmesi için takip konusu alacağın belirli, sabit olması, borçlu tarafından bilinmesi veya tayin ve tahkik edilmesinin mümkün nitelikte bulunması, hakimin takdirine bağlı olmaması gerekir. (Yargıtay HGK 13/12/1967 Tarih, 9/1344- 615) Diğer bir anlatımla alacağın likit ve belli olması gerekir. Alacak likit ve belirlenebilir olduğundan alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına karar verilmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur," gerekçesi ile; "1-Davanın KABULÜ ile; İzmir Seferihisar İcra Müdürlüğü'nün 2021/33 sayılı dosyasında davalının 42.893,58 USD asıl alacağa yönelik yapılan itirazının İPTALİNE, takibin takip talebinde belirtilen şartlar altında DEVAMINA, 2-Hükmolunan 42.893,58 USD'nin takip tarihindeki efektif satış kuru üzerinden hesaplanan 345.336,21 TL'nin % 20'si oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,"şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı, yanca; müvekkilinin ticari işletmesine yapılan güneş enerji santral kurulum işinin, müvekkilince alınan hibe ile yapıldığını, davacı şirketçe, hibe ödemesi yapılan kuruma, müvekkilinden her hangi bir alacağının olmadığı, alacağın tamamının alındığı şekilde beyanda bulunulduğunu, bu beyan üzerine, müvekkiline hibe ödemesi yapıldığını, bilirkişilerce, müvekkilinin ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan incelemelerden de bu durumun anlaşıldığını, müvekkilinin ticari defter ve belgeleri arasında bulunan bilirkişilerce görülen belgeden de anlaşılacağı üzere; davacı şirket tarafından müvekkiline, dava konusu iş ile ilgili olarak aralarında her hangi bir alacak olmadığına dair verilen yazıdan da anlaşılacağı üzere, tarafların yapılan iş nedeniyle aralarında her hangi bir alacak kalmadığının kayıt altına alındığını, mahkemece, bu belge ve bilgilere rağmen, davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının ticari defterlerine itibar edilerek, davacı yanca tek taraflı olarak kur farkının defterine işlenmesinin, müvekkilinin ticari defterinde kur farkı alacağı olmamasına dayanarak müvekkilinin borçlu çıkartılmasının da yasaya uygun olmadığını beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, santral kurulum sözleşmesinden kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Bir satım ilişkisinde satıcı taraf sattığı malın-hizmetin miktarını ve alıcıya teslimini, alıcı ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Davacı tarafça, faturalarda belirtilen malları satmış olduğu, davalı şirketin söz konusu faturalara ve içeriğine, yasal süresi içerisinde itiraz etmemesi ve borcunu ödememesi üzerine İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2017/10514 esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla, itirazın iptali talebiyle dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde borcun bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunun ve ek raporun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davacının üzerine düşen edimi yerine getirdiğini ispatladığının, sözleşmede yapılmasına taahhüt edilen iş ile yapılan imalatın farklı olduğu, davacı tarafça sözleşmede ve teklif mektubunda yapılması gereken imalatlardan daha düşük bedelli imalat yapıldığına yönelik ve borcun kalmadığına yönelik savunma nedeniyle ispat yükü üzerinde olan davalının savunmasını kanıtlayamamış olduğunun, anlaşılmasına yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06/04/2023 tarih, 2021/275 Esas ve 2023/263 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 23.589,92 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 5.897,31 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 17.691,91 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın re'sen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 01/10/2026