Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2026/91 E. 2026/4594 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/91
Karar No
2026/4594
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/973 Esas, 2025/1512 Karar HÜKÜM : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/550 E., 2025/98 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket yetkililerinin 2016 yılında yapılan Türkiye ziyaretinde ... şirketi yetkilileri ile tanıştığını ve taraflar arasında bir hukuki ilişki kurulması konusunda mutabık kalındığını, taraflar arasında kurulan hukuki ilişki kapsamında müvekkili şirket tarafından Lübnan'da bulunan alışveriş merkezlerinde iki adet perakende satış mağazası kurularak ürünlerin satış ve pazarlamasına başlanıldığını, Lübnan tüketicilerinin marka ve mağazalara olan talebinin, müvekkilinin yatırımlarını büyütmesi ve franchise sözleşmesinden beklentilerini arttırmasına neden olduğunu, ancak 2018 yılında davalı şirketin Lübnan satışlarına yönelik ilgisinin azalması, ürün tedariki ve üretimlerde yaşanan sorunları sebebiyle sipariş iptallerinin yaşandığını, franchise alan müvekkilinin ürün ve tedarik taleplerinin karşılanamaması sonucunu doğurduğunu, müvekkili şirketin gittikçe büyüyen bir zararla karşı karşıya kaldığını ileri sürerek davalı şirketin, taraflar arasında akdedilen franchise sözleşmesini eylemli ve haksız olarak feshetmesi sebebiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesi uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin uğramış olduğu müspet zarar ile mahrum kalınan kâr miktarı ve yine müvekkilinin sözleşmeye duyduğu güvenle yapmış olduğu tüm masraflar ile yine işbu sözleşmenin haksız feshi ile uğramış olduğu tüm zararlar için şimdilik 1.000,00 USD'nin ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davacı vekili 16.03.2023 tarihli dilekçesi ile, müspet zarar kapsamındaki taleplerinin şimdilik 900,00 USD karşılığı 16.799,31 TL olduğunu, müspet zarar talepleri kapsamında; perakende mağaza, depo ve personel maliyetlerinden doğan zararlar ile işletme giderleri olan dekorasyon, reklam ve tanıtım ve sair işletme giderleri olmak üzere şimdilik 500,00 USD karşılığı 9.332,95 TL, kar kaybı sebebiyle oluşan zararlar yönünden şimdilik 400,00 USD karşılığı 7.466,36 TL, menfi zarar kapsamında talebinin şimdilik 100,00 USD karşılığı 1.866,59 TL olduğu, işbu zarar taleplerinin temelini sözleşmenin kurulması aşamasında sarf edilen seyahat ve konaklama giderlerinin oluşturduğunu beyan etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının alacak iddiaları belirlenebilir nitelikte olduğundan, davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilemeyeceğini, taraflar arasındaki franchise sözleşmesinin kurucu unsuru olan franchise bedelinin dahi davacı tarafça ödenmediğini, müvekkilinin tüm iyi niyetli taleplerine rağmen sözleşmenin baştan itibaren sakat kurulduğunu, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin müvekkili şirketçe haklı nedenle feshedildiğini, davacı şirket tarafından ödemelerin hiçbir zaman, tam ve zamanında yapılmadığını, buna karşın müvekkili şirket tarafından güven ilişkisi nedeniyle ve ticari ilişkinin ayakta tutulması, beklenen menfaatlerin gecikmeli de olsa gerçekleşmesi adına feshin son çare ilkesi olması da göz önüne alınarak aradaki işbirliğinin devam etmesi için iyi niyetle uyarılarda bulunulduğunu, davacının uyuşmazlık konusu sözleşme gereği yeni mağaza açma edimini de yerine getirmediğini, müvekkili açısından sözleşmenin devamlılığı için korunacak herhangi bir menfaat kalmadığını, davacı şirketin, müvekkilinin iyi niyetli yaklaşımına ve uyarılarına rağmen, sözleşmesel edimi olan ödemeleri yapmamaya devam ettiğini, feshin son çare ilkesi olması uyarınca davacının iddialarının aksine müvekkili şirket tarafından sadece mal gönderiminin azaltıldığını, müvekkilinin uyuşmazlık konusu franchise sözleşmesini, sözleşmeden beklediği ticari faydanın sağlanmaması nedeniyle haklı nedenle feshettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; alınan bilirkişi raporunda yapılan tespitlere göre; davalının ticari defterlerinde yapılan incelemede 2017-2018 yılları arasındaki işlem hacminin düştüğü, tanık beyanlarına göre de ürün tedarikinin 2018 yılında oldukça daraldığı, bu tarihten itibaren de davacının sipariş taleplerinin karşılanmasının güçleştiği, davacı tarafından davalıya 2017 yılında yaklaşık 4 ay boyunca ödeme yapılmadığı, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 14.2 maddesinde; "...franchise veren, aşağıdaki durumlarda franchise alana yazılı bildirimde bulunarak işbu sözleşmeyi tamamen veya kısmen (yalnızca Bölgenin belirli bölümlerinde geçerli olmak üzere) derhal feshetme hakkına sahip olacaktır: 14.2.1 franchise alanın işbu maddeye uygun olarak herhangi bir mağaza kurmaması ve işletmemesi halinde franchise verenin işbu maddede belirtilen haklarını kullanma hakkına sahip olmaması şartıyla, aşağıdaki durumlardan dolayı franchise alanın yükümlülüğünü ihlal etmesi ve ihlali belirten ve çözüme kavuşturulmasını talep eden yazılı bir bildirimin alınmasından sonraki 45 (kırk beş) gün içinde çözüme kavuşturulmaması halinde: (i) franchise alanı etkileyen mücbir sebep olayı, (ii) franchise alan tarafından franchise verene 90 gün önce yazılı olarak bildirilmesine rağmen, franchise verenin burada belirtilen sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmemesi, ihmali veya kusuru;..." şeklinde fesih şartlarının düzenlendiği, buna ek olarak doktrin ve uygulamadaki hukuki esaslara göre "davalı için akdi ilişkiyi sürdürmeyi çekilmez hale getiren bir (haklı) sebebin ortaya çıkması halinde" davalının sözleşmeyi haklı sebeple fesih hakkına sahip olacağı, somut olayda, davalının ürün tedarikinin ve işlem hacminin küçüldüğü, davacıya ihtarname gönderildiği, davacının ticari defter ve belgelerini belirtilen sürede dosyaya ibraz edemediği, davalı tarafından dosyaya sunulan diğer delillerden, davacının geç ödemelerde bulunduğu, davalının ürün tedariki güçlüğü içine düştüğü, yapılan yazışmalar ve tanık beyanları da göz önünde bulundurulduğunda; sözleşmenin bitimine kısa bir süre kala fesih yoluna giden davalının fesih iradesini zorlayıcı ve haklı nedene dayalı olduğunun kabulü gerektiği, davacının zararının dosya kapsamında sabit ve belirlenebilir nitelikte olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; alacak miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenemediği ya da imkansız olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılabileceği, davacı vekilinin 16.03.2023 tarihli açıklayıcı dilekçesinin incelenmesinde; müspet zarar başlığı altında talep ettiği, perakende mağaza, depo ve personel maliyetlerinden doğan zararlar ile işletme giderleri olan dekorasyon, reklam ve tanıtım ve sair işletme giderleri ile menfi zarar başlığı altında talep ettiği, sözleşmenin kurulması aşamasında sarf edilen seyahat ve konaklama giderlerinin, kendi ticari defter ve kayıtları üzerinde yapacağı inceleme ile belirlenebileceği, bu durumda davacı vekilinin müspet zarar ve menfi zarar kalemleri yönünden belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı, müspet zarar ve menfi zarara ilişkin davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddi gerektiği, davacı tarafın kâr kaybı talebinin ise bilirkişi incelemesi neticesinde ortaya çıkabileceği anlaşılmakla, kar kaybına ilişkin davanın HMK'nın 107. maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak açılabileceği, davacı tarafın kar kaybı talep edip edemeyeceğinin belirlenmesi yönünden, öncelikle davalı tarafın sözleşmeyi feshinin haklı olup olmadığının tespiti gerektiği, davalı tarafın, davacının franchise bedeli ödeme ve mağaza açma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve ödemelerini yapmadığı için sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, teminatın paraya çevrildiğini ileri sürdüğü, taraflar arasındaki sözleşmenin 14.2.2 maddesinde; geçerli ve doğru bir yazılı faturanın franchise alana ödeme tarihinde veya öncesinde teslim edilmesi şartıyla franchise alanın, franchise verene ödeme tarihinden itibaren 45 gün içinde geçerli bir şekille ödeme yapmamasının, fesih sebebi olduğu kabul edilmişse de, maddede; gecikmenin franchise verenin kusurlu veya kusurlu ürünlerin teslimi de dahil olmak üzere sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesinden kaynaklanmaması şartının düzenlendiği, sözleşmenin 14.2.1 maddesinde; franchise alanın işbu maddeye uygun olarak herhangi bir mağaza kurmaması ve işletmemesi halinde; franchise veren tarafından franchise alana 45 gün önce yazılı olarak bildirilmesine rağmen, franchise alanın burada belirtilen sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmemesi, ihmali veya kusurunun bulunması halinde fesih hakkı doğacağının düzenlendiği, taraflarca imzalanan sözleşmenin Ek 4 Geliştirme eki başlıklı kısmı 2.4 maddesinde, franchise alanın "Geliştirme Planı"'nda belirtilen mağazaları, planda belirtilen süre içerisinde açmaması ya da kapanan mağaza yerine 6 ay içerisinde mağaza açılmaması halinde, franchise verenin, franchise alanın kusurundan kaynaklanan nedenlerle, sözleşmeyi feshetme hakkını kullanma veya sözleşmenin münhasırlık olmaksızın devam etmesini tercih etme ve bölgede mağaza açmak için yeni bir ortak arama hakkına sahip olduğunun düzenlediği, sözleşmenin 2.b maddesinde, 2017 yılı için 2, 2018 yılı için 2, 2019 yılı için 2 mağaza açma yükümlülüğünün düzenlendiği, davacı tarafın mail içeriklerinden sözleşmenin feshedildiği 2019 yılına kadar iki mağaza açıldığı, dosya kapsamına sunulan bilirkişi raporunda; 2017/05, 06, 07, 08. aylarında yaklaşık 4 ay boyunca davacı tarafça hiç ödeme yapılmadığı, akabinde 29.08.2017 tarihinde cari hesap borcunun büyük kısmının ödendiği, bu tarihten sonra yine davacı şirket tarafından 2017/9, 10, 11, 12. aylarında yaklaşık 4 ay boyunca davalı tarafa hiçbir ödemenin yapılmadığının tespit edildiği, davacı tarafça davalının ürün siparişlerini eksik yerine getirdiği ileri sürülmüşse de, talep edilen ödemenin sözleşmenin 14.2.2 maddesinde düzenlendiği şekilde teslim edilmeyen ürünlere ilişkin olduğunun ileri sürülmediği, bu durumda davacının ödemelerini 45 günden fazla bir süre geciktirdiği ve haklı fesih koşullarının oluştuğu, sözleşme davalı tarafça haklı olarak feshedildiğinden davacı tarafın kâr kaybı talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, sonuç olarak düzeltilmiş gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A.Hukuki Nitelendirme ve Uyuşmazlık Dava, taraflar arasındaki franchise sözleşmesinin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği iddiasıyla, maddi tazminat istemine ilişkin olup, uyuşmazlık eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılamayacağı ve davalı franchise veren tarafından yapılan feshin haklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Bölge Adliye Mahkemesince, her ne kadar davacının kâr kaybı dışındaki talepleri yönünden yazılı gerekçe ile davacının kendi ticari defter ve kayıtları üzerinde yapacağı inceleme ile belirlenebileceğinden bahisle belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceğinden hukuki yarar dava şartı yokluğundan müspet zarar ve menfi zarara ilişkin davanın usulden reddi gerektiğine karar verilmiş ise de; Dairemizin 05.03.2026 tarihli, 2025/4390 E., 2026/1313 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında dahi öncelikle davacının dava dilekçesinde zikrettiği alacak miktarı dikkate alınarak bu miktar yönünden mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmesi ve duruma göre davaya kısmi dava olarak devam edilmesi gerekirken yazılı şekilde bir kısım talepler yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış ise de, sonucu itibarıyla davalı franchise verenin taraflar arasındaki sözleşmeyi haklı olarak feshettiğinin kabul edilmesi nedeniyle davacının tüm taleplerinin esastan reddi gerektiğine dair Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinin bu şekilde düzeltilmesi gerekir.

3.Davacı tarafından dava açılmadan önce arabuluculuğa müracaat edilmiş ve arabuluculuk son tutanağı tanzim edilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18/A-13, 18/A-14 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. hükümleri, HMK'nın 297/1-ç, 326. maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. Bakanlık bütçesinden ödenen arabuluculuk ücreti yargılama giderlerinden sayılır.

Dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşamaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan arabuluculuk ücreti, kamu düzenine ilişkin olduğundan re'sen gözetilmesi gerekir. Kamu düzeni, aleyhe bozma yasağı kuralının istisnalarındandır. Bu durumda 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin ondördüncü fıkrası uyarınca anlaşmaya varılamaması hâlinde Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan meblağın haksız çıkan taraftan re'sen yargılama gideri olarak tahsiline karar verilmesi gerekirken bu hususta bir hüküm kurulmamış olması bozmayı gerektirir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesi yukarda açıklanan biçimde değiştirilerek sonucu itibariyle doğru olan kararın gerekçesi DÜZELTİLEREK ONANMASINA, (3) numaralı bent uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 4/c bendinden sonra gelmek üzere “4/d-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin ondördüncü fıkrası uyarınca suçüstü ödeneğinden karşılanan 1.360,00 TL'nin davacıdan tahsil edilerek Hazineye gelir kaydına” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 14.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2026/91, K. 2026/4594, T. 14.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2026-91-e-2026-4594-k-96b4e23c3571