Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/4082 E. 2026/2857 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4082
- Karar No
- 2026/2857
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1249 E., 2025/1535 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Terme 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/307 E., 2025/64 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı; maliki olduğu 1 05... parsel sayılı taşınmazın iradesi sakatlanmak suretiyle davalı oğluna devredildiğini, taşınmazı satma iradesi bulunmadığını, taşınmazın yarı yarıya davalı ve diğer oğlunun eşine devrine ilişkin adi yazılı sözleşmenin okutulmadan acelece ve zorla imzalatıldığını, okur-yazar olmadığını, 83 yaşında olup yaptığı işlemin anlam ve önemini anlayamadığını, kendisine ölene kadar bakılacağı inancı ile taşınmazı paylaştırmak istediğini, sağlık raporu alınmadığını, bedel ödenmediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemiştir.
Davalı; devrin muvazaalı olmadığını, kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağını, adi yazılı sözleşmenin satıştan sonra yapıldığını, akıl sağlığının yerinde olduğunu, davacının okuryazarlık belgesi bulunduğunu, taşınmazın Orman Kanunu 2/B maddesi gereği bedeli kendisi tarafından ödenerek annesi adına alındığını, devrin iradesine uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının, taşınmazı davalı ve diğer oğlunun eşine hibe etme saikiyle hareket ettiği halde okuma-yazma bilmemesinden de yararlanılarak iradesi sakata uğramak sureti devrinin gerçekleştirildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kararda isabetsizlik bulunmadığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.1. maddesi gereğince istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 1 05... parsel sayılı 15.202, 56... miktarlı tarla nitelikli taşınmazın tamamı davacı ... adına kayıtlı iken 22.08.2023 tarihinde 46.700,00 TL bedelle satış suretiye davalı oğlu Zekeriya’ya temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK'nın 140. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” hükmü düzenlenmiştir.
Mahkemece, ön inceleme duruşmasında "Uyuşmazlığın dava dilekçesinde belirtilen irade bozukluğu ve muvazaa nedenine dayalı tapu iptal ve tescil talebine ilişkin olduğu görüldü.” denilmek suretiyle, davada irade sakatlığı nedenine dayanıldığı belirtilerek nitelendirme yapıldığı, ehliyetsizlik hukuki nedenine ilişkin bir belirleme de bulunmadığı, HMK’nın 140/3. hükmü gereğince tahkikatın bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütüleceği, uyuşmazlığın da anılan hukuki sebep esas alınmak suretiyle çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Öte yandan; iddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) hukuki dinlenilme hakkı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın "açıklama ve ispat hakkını" da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır.
Diğer taraftan; tanık delili, HMK’nın 2 40... . maddeleri arasında düzenlenmiş olup HMK’nın 240/2. maddesinde; ''Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar...” hükmüne yer verilmiştir. Her ne kadar, HMK’nın 240. maddesinde tanık deliline dayanan tarafın tanık listesini sunması gerektiği belirtilmiş ise de tanık listesinin verilmesi gereken aşama açık olarak düzenlenmemiştir.
Bu durumda, HMK’nın 140. maddesi gereğince tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar ön inceleme aşamasında tespit edileceğinden, ancak bu tespit yapıldıktan sonra çekişmeli vakıaların ispatı için tanık deliline başvurulmasının gerekip gerekmediği taraflarca değerlendirilebilecektir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.03.2021 tarihli 2017/(7)9-1564 Esas, 2021/235 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, dilekçelerinde soyut olarak tanık deliline dayanan taraf, ön incelemede hakimin tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit etmesinden sonra, hangi konulara ilişkin ve hangi vakıayı ispat için hangi tanığı delil olarak bildirebileceğini belirleyebilecektir.
Somut olayda; davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde açıkça tanık deliline dayanıldığı, Mahkemece 12.02.2024 tarihli ön inceleme tutanağı ile taraflara tanık deliline dayanmaları halinde tanıklarını ve adreslerini bildirmeleri için 2 haftalık kesin süre verildiği, davalı vekiline tutanağın 20.02.2024 tarihinde tebliğ edildiği, Mahkemece 28.05.2024 tarihli ön inceleme duruşmasında davalı vekilinin tanıklarını bildirmek için süre talep ettiği, ancak ön inceleme tutanağının 1 nolu ara kararı uyarınca talebin reddine karar verildiği, davalı vekilinin 06.06.2024 havale tarihli dilekçe ile “Kemal Ormancı ve Aydın Ormancı” olmak üzere 2 tanık bildirdiği, davacı tanıklarının 10.07.2024 tarihli keşif mahallinde dinlendiği, davalı tanıklarının da hazır edilip dinlenmesini talebinde bulunulduğu halde Mahkemece 28.05.2024 tarihli duruşmadaki ara karar uyarınca talebin reddine karar verildiği, davalının vekilinin 15.01.2025 tarihli 3. celse davacı tanığı ...’in dinlenilmesi üzerine davalı tanıklarının da dinlenmesini istediği, yine talebin reddedildiği gözetildiğinde, Mahkemece davalının yasal süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde tanık deliline dayandığı ve 06.06.2024 havale tarihli dilekçesinde isimlerini bildirdiği tanıklarının dinlenilmesi gerekirken, tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi, hukuki dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “iddia ve savunma hakkı” ile “açıklama ve ispat hakkı”nın ihlâli niteliğinde olup adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır.
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilke ve olgular doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, tarafların dayandıkları tüm delillerin eksiksiz toplanması, bu kapsamda davalı tanıklarının dinlenmesi ile davacı tanıkları da yeniden dinlenmek suretiyle olaya ilişkin olarak ayrıntılı beyanlarının alınması, toplanacak delillerin toplanan delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerinde görüldüğünden kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, Bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.