İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/455 E. 2026/619 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/455
Karar No
2026/619
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ Adına Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili T.C. ANKARA GEREKÇELİ KARAR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/455 KARAR NO : 2026/619

BAŞKAN : Dr. ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...

DAVACI : ... - ... ... DAVALI : ... - ... ... VEKİLİ : Av. ... - [15566-65186-98712] UETS

DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 23/05/2025 KARAR TARİHİ : 16/07/2026 KARAR Y.TARİHİ : 23/07/2026

Mahkememizde görülmekte olan "itirazın iptali" davasının yapılan açık yargılaması sonucunda, aşağıdaki karar tesis edilmiştir. I-İDDİALAR 1. Davacı vekili dava dilekçesinde; Davacı ...'ın, borçlu ...'in sahibi olduğu .... 02.07.2024 ile 27.02.2025 tarihleri arasında toplamda 3.791.076,38 TL borç para verdiğini, davalının borcu ödememesi üzerine .... esas sayılı dosya ile ilamsız icra takibi başlattıklarını, icra takibinin davalının itirazı üzerine durdurulduğunu, haksız şekilde icra takibinin durdurulması neticesinde bu davayı açtıklarını, davalının borcun ödenmesini zorlaştırmak adına taşınır taşınmaz malları satma eylemine giriştiğini, hesaplarındaki bedellerin de boşaltıldığını, kaçırma çabası içerisine girdiğini haricen öğrendiklerini, alacak miktarının yüksek olması göz önüne alındığında ilgili bedelin tahsili gerçekleşmez ise davacının maddi problemler yaşayacağını, öncelikle teminatsız aksi kanaat var ise teminatlı şekilde ihtiyati tedbir kararı alınmasını, davalının borca itiraz dilekçesinde icra takibinin yetkili icra dairesinde açılmadığını, yetkili icra dairesinin Adana olduğunu beyan ettiğini, davacının yerleşim yerinin Ankara olması sebebiyle icra takibinin Ankara'da açılması gerektiğini, davalının yetki itirazlarına itibar edilmemesini, davacının davalı şirkete para göndermiş olduğunun banka muhasebe fişlerinde açıkça görüldüğünü, davacının 02.07.2024- 27.02.2025 tarihleri arasında davalının sahibi olduğu icra takibinde borçlu olarak görünen dava dışı .... dosyası ödemesine ilişkin alacağın rücusu olacak şekilde havale yoluyla toplamda 3.791.076,38 TL borç para gönderdiğini, davalı tarafından bu borç ödenmediği için icra takibi açtıklarını, davanın kabulüne, davacı taraf lehine icra inkar tazminatına karar verilmesini, alacağı olan 3.791.076,38 TL miktarda borçluya ait ... numaralı bağımsız bölüm üzerine diğer taşınmazlar ve banka hesaplarına duruşma yapılmaksızın ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalının itirazlarının iptali ile takibin devamını, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II-SAVUNMALAR 2. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafça dava dilekçesinde davaya konu hukuki ihtilafın davalının sahibi olduğu .... gönderilen paralarla ilgili olduğu dolayısıyla TTK hükümlerine tabi bir şirketle alakalı ihtilaf olduğunun belirtilmesine rağmen iş bu dava .... açılması gerekirken Asliye Hukuk Mahkemelerinde açıldığını, öncelikle davanın ''Görevli Mahkeme'' yönünden incelenerek usulden reddini, davacı hakkında açılmış bulunan işbu itirazın iptali davasının esastan reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III-TARAFLARIN ANLAŞTIKLARI ve ANLAŞAMADIKLARI HUSUSLAR A. Taraflar Arasında Uyuşmazlık Bulunmayan Hususlar 3. Tarafların ileri sürdüğü, üzerinde anlaştıkları ve çekişme konusu olmaktan çıkan her hangi bir vakıa bulunmadığı anlaşılmaktadır. B. Taraflar Arasındaki Uyuşmazlık Konuları 4. Taraflar arasındaki uyuşmazlık taraflar arasında tüketim ödüncü sözleşmesi akdedilip akdedilmediği ile buradan varılacak sonuca göre davacının davalıya bir miktar paranın borç olarak verip vermediği, bu nitelendirmeye göre davada görevli mahkemenin Ticaret Mahkemesi mi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi mi olduğu noktalarında toplanmaktadır. IV-ÇEKİŞMELİ VAKILAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER 5. Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları 6. Ankara Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birliği kayıtları 7. Gelir İdaresi Başkanlığı kayıtları V- DELİLLERİN TARTIŞILMASI, YARGILAMA ve GEREKÇE 8. Dava, davalıya borç verildiği iddia edilen miktarın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 9. Dosya, ..., sayılı görevsizlik kararı ile mahkememize gönderilmiştir. 10. Davanın esasının incelenmesinden önce mahkememizin görevli olup olmadığı hususu üzerinde durulması gerekmektedir. 11. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) yürürlüğe girdiği 01.11.2011 tarihinden sonra 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 5. maddesinde 6335 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olmasının yanında HMK'nın 114. maddesinde açıkça dava şartı olarak düzenlenmiş olduğundan, mahkemelerce ve istinaf incelemesi aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez. 12. Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendi "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." hükmünü içermektedir. 13. Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir. 14. TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. 15. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. 16. Az yukarıda açıklandığı gibi ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. 17. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. 18. Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. 19. Bir davanın nispi nitelikte ticari bir dava olup olmadığı hususundaki belirlemede esas alınması gereken ölçütler olan tacir, ticari işletme ve esnaf kavramları yönünden TTK'da ki düzenlemeler ve diğer özel Kanunlardaki düzenlemeler dikkate alınmalıdır. 20. TTK m. 12. hükmü "Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret sicilde tescil ederek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlatmamış olsa bile tacir sayılır." şeklindedir. 21. Aynı kanunun 11. maddesi; "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca (değişiklikle C.Başkanlığınca) çıkartılacak kararnamede gösterilir." düzenlemesini içermektedir. 22. Yine sözkonusu Kanunun 15. maddesi de esnafı tanımlamakta olup; "İster gezici olsun ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddesinin 2.fıkrasında çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." hükmünü içermektedir. 23. Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür. 24. Mahkemelerin görevi, ancak kanunla (6100 s. HMK m.1) düzenlenir. Görev ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından re’sen nazara alınması gerekir (HMK 20,114,115). Görev konusunda taraflar için kazanılmış hak doğmaz ve yeni bir Kanunla kabul edilen görev kuralları kanunda aksine düzenleme yapılmadığı sürece geçmişe de etkilidir (.... Karar). 25. Yapılan açıklamalar kapsamında somut olay ele alındığında; somut olayda, davacı tarafından davalıya borç verdiği iddia edilen miktarın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin işbu davanın açıldığı, uyuşmazlık konusunun, mutlak ticari davalardan olmadığı gibi, ....cevabi yazılarına göre de davacı ve davalının tacir olmadığı, herhangi bir ticari işletme faaliyeti kapsamında uyuşmazlık konusu işlemin yapılmadığı da anlaşılmaktadır. 26. .... tarafından, TTK'nın 4/1-f maddesinin “Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde…öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava…sayılır.” düzenlemesine dayanarak, dava konusunun bir ödünç para verme işi olması sebebiyle mahkememizin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararı verilmiştir. 27. Dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerden, davacının arkadaşı olan davalıya şahsi olarak ödünç para verdiğini iddia ettiği ve bu işlemi ticari borç olarak nitelendirdiği anlaşılmaktadır. 28. Türk Borçlar Kanunu'nun 386. maddesinde; “Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde düzenleme yapıldığı görülmüştür. 29. Bu kapsamda; davacının tacir olmayan gerçek kişi olması, işlemin TTK'nın 4. maddesi kapsamında bir ödünç para verme işi olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmaması, diğer bir deyişle mutlak nitelikte bir ticari dava kapsamında ödünç verme işi olmamaması karşısında taraflar arasındaki ilişkinin TBK'nın 386. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. 30. Eldeki uyuşmazlığın TTK 4. maddesinde düzenlenmiş olan mutlak ya da nispi nitelikte ticari dava olmadığı, bizatihi Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gereken davalardan olmadığı uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkemenin ... maddesi gereğince dava dilekçesinin görev nedeni ile usulden reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. 31. Yapılan bu açıklamalara göre, eldeki davaya bakma görevi 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait olup, davanın görev dava şartı yokluğundan reddine, dosyanın.... gönderilmesine, mahkememizce karşı görevsizlik verildiğinden süresi içerisinde istinaf edilmeden kararın kesinleşmesi halinde olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın .... gönderilmesine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. VI-HÜKÜM 1-Davanın, Mahkememizin görevli olmaması nedeni ile HMK m. 114/1-c ve 115/1 hükmü uyarınca USULDEN REDDİNE, 2-Görevli Mahkemenin ... olduğunun TESPİTİNE, 3-HMK m. 20/1 hükmü uyarınca Mahkememiz kararı "kesin nitelikte" ise tebliğ tarihinden, "süresi içinde kanun yoluna başvurulmaması" nedeniyle kararın kesinleşmesi halinde, kararın kesinleştiği tarihten; "süresi içinde kanun yoluna başvurulmakla birlikte, kanun yoluna başvurunun reddi kararı verilmesi" halinde, işbu kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) hafta içerisinde "Dava Dosyasının Görevli Mahkemeye Gönderilmesi" talebinde bulunulması halinde dosyanın görevli olan ,,,, arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğundan kararın istinaf edilmeden kesinleşmesi halinde uyuşmazlığın halli için dosyanın .... Dairesine gönderilmesine, 5-Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin HMK 323 ve 331. maddeleri uyarınca görevli ve yetkili mahkeme tarafından değerlendirilmesine, Dair tarafların yokluğunda, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK 345. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren .... ya da buraya gönderilmek üzere istinaf edenin bulunduğu yer İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile .... yasa yolu açık olmak üzere 16/07/2026 tarihinde oy birliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 16/07/2026

Başkan ... E-İmza Üye ... E-İmza Üye ... E-İmza Katip ... E-İmza

BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15 uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur"

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/455, K. 2026/619, T. 16.07.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-455-e-2026-619-k-4ed962564be5