İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/237 E. 2026/647 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/237
- Karar No
- 2026/647
- Karar Tarihi
T.C.
İZMİR
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/237 Esas
KARAR NO : 2026/647
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/03/2026
KARAR TARİHİ : 08/07/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı/borçlunun, İzmir İcra Müdürlüğü'nün .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında borçlu sıfatıyla yer aldığını, müvekkili alacaklı Dr. ...'in davalıdan eğitici ücretinin alacaklı olduğunu, ancak davalı-borçlunun takibe konu 300.000 TL (250.000 TL + %20 KDV) tutarındaki borcunu ödemediğini, davalı/borçlunun, dava konusu borcuna işlemiş ve işleyecek faiziyle birlikte tahsili için İzmir .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine, davalı borçlunun itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, arabuluculuk şartının yerine getirildiğini, ancak taraflar arasında bir uzlaşma sağlanamadığını, davalı/borçlunun 21/04/2025 tarihinde tamamlanan eğitim için bakanlıkça ayrılan ödenekten, müvekkiline ödemesi gereken kısmı 20.06.2025 tarihinde ilgili bakanlıktan tahsil ettiğini, ödeme vadesinin üzerinden 5 ay geçen eğitici bedelini, yapılan ihtara rağmen ödememezlikte ısrar ettiğini, davalı/borçlunun itirazlarının hukuken dayanaksız ve kötü niyetli olduğunu, borçlunun eğiticiye ödenmesi gereken parayı tahsil ettiği ancak takibe konu borcu eğitici sıfatıyla anılı eğitimde yer alan müvekkiline ödenmediği dosyada mevcut belgelerle sabit olduğunu, davalının alacağın tahsilini geciktirmek amacını taşıdığını, alacağın likit bir alacak olduğunu, davalının kötü niyetli itirazı sonucu takibin durduğunu, müvekkilinin mağdur olduğunu, bu nedenle alacağın %20’sinden az olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek, ileri sürülen haklı ve hukuka uygun davanın kabulüne karar verilerek, davalı/borçlu olan ... Şti 'nin İzmir .... İcra Müdürlüğü'nün ... E numaralı dosyasında gerçekleştirdiği haksız ve kötü niyetli itirazın iptaliyle birlikte takibin devamına, takibin durduğu ve alacağın likit olduğu göz önüne alındığında, asıl alacağa işlemiş faize ve kötüniyetli davalıya %20 oranından az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatının ödenmesine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesini ve fazlaya dair hakların ise saklı kalmasını talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 10.04.2025 ile 21.04.2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen Sağlık Bakanlığı SEP Sertifikalı Eğitim Programı kapsamında müvekkili şirketin yetki belgesi bulunan kurumlardan biri olarak söz konusu eğitim organizasyonunu yürüttüğünü, bu program çerçevesinde davacı ...'in yalnızca program sorumlusu sıfatıyla görev aldığını, eğitmen olarak ise Dr. ..., Dr. ... ve Dr. ... belirlendiğini, bunun yanı sıra eğitim sürecine program koordinatörü Dr. ... ile birlikte Dr. ..., Dr. ... ve ...'ın, medikal estetikte hukuk, sterilizasyon, iletişim, lokal anestezikler, acil durum yönetimi ve sosyal medya gibi farklı konularda katkı sağladığını, ayrıca lazer, PRP, USG ve benzeri alanlarda faaliyet gösteren dört ayrı firmanın da eğitim, tanıtım ve uygulama desteği sunmak üzere programa iştirak ettiğini, eğitim programının tamamlanmasının ardından ... ile taahhütname yenilendiğini, taraflar arasında gerekli sözleşmesel süreç tamamlanarak ilgili kuruma fatura düzenlendiğini ve bu fatura karşılığında ... tarafından program sorumlusu için 125.000 TL, eğitmenler için ise toplam 550.000 TL ödeme yapıldığını, bu kapsamda davacıya, program sorumlusu sıfatıyla program koordinatörü DR. ... tarafından müvekkili şirket adına 150.000 TL ödeme gerçekleştirildiğini,, bu tutarın dahi ... tarafından program sorumlusu için ödenen bedelin üzerinde olduğunu, nitekim söz konusu 125.000 TL'lik ödemenin %25 gelir vergisi kesintisi sonrası net karşılığın yaklaşık 93.750 TL olup, davacıya bu tutarın da üzerinde ödeme yapıldığını, davacının esasen, eğitmen sıfatına dayalı olarak ücret talebinde bulunduğunu, ancak davacının eğitmen sıfatı bulunmadığını, davacının yetkisini kötüye kullanarak kendisini gerçekte eğitmen olmadığı halde eğitmenler arasında gösterdiğini, müvekkili şirketin, davacının kendisini eğitmen olarak sisteme dahil ettiğine dair herhangi bir bilgisi veya onayı bulunmadığını, müvekkili şirketin davacıya herhangi bir şekilde borcu bulunmadığını belirterek, her türlü başvuru, hak ve alacakları saklı kalmak üzere; davanı reddine, kasıtlı olarak icra işlemlerinin geciktirilmesi veya engellenmesi durumu söz konusu olmadığından, aynı zamanda alacak likit bulunmadığından aleyhe icra inkar tazminatı talebinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, hizmet sözleşmesine dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasıdır.
Asliye Ticaret Mahkemeleri, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. Maddesi gereğince ticari davalara bakmakla görevlidir. Ticarî davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinde sayılmış olup, buna göre, “Her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin a), b), c), d), e) ve f) bentlerinde sayılan davalar” ticari dava olarak adlandırılmıştır.
TTK’nun 4. maddesine göre; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticarî nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticarî dava olarak sayılan dava türleri mutlak ticarî davalar, tarafları tacir olan ve tarafların ticarî işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nispi ticari davalardır. Bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için; uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticarî işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesini değiştiren 6335 sayılı Kanun ile Asliye hukuk mahkemeleri ile Asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki, iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp, görev ilişkisi haline getirilmiştir. Görev ilişkisi mahkemece re'sen davanın her aşamasında nazara alınan ve kamu düzeninden sayılan bir dava şartıdır. Ancak, 6335 sayılı Yasa’nın 38. maddesi uyarınca 6102 sayılı TTK’na eklenen geçici 9. madde ile bu kanunun göreve ilişkin hükümlerinin, bu kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce açılan davalarda uygulanmayacağı, bu davaların açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemenin görevi dava şartlarından olup göreve ilişkin dava şartı olup olmadığı mahkemece resen her aşamada dikkate alınması gerekir.
Tacir'in tanımının yapıldığı 6102 sayılı TTK md.12'ye göre, "(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. (2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. (3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur."
Esnaf'ın tanımının yapıldığı TTK m.15'e göre, "(1) İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak, tacirlere özgü 20 ve 53 üncü maddeler ile Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır."
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'unun 3/1-a maddesinde, ''Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri'' olarak ifade edilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 11/2 hükmü ''Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.'' şeklindedir.
21/07/2007 tarih 26589 sayılı R.G nin 2007/12362 sayılı Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayicinin ayrımına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı :
'' a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri,
Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması,
b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri, ''şeklindedir.
Somut olayda; davanın, davacı tarafından davalı şirkette verilen hizmet karşılığı ödenmesi gereken eğitici bedelinin ödenmediği iddiası ile başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davası olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı alacağın hizmet sözleşmesine dayalı olması ve bu sözleşmenin TTK'da düzenlenmemesi nedeniyle ve bu yönde de bir atıf bulunmadığından davanın mutlak ticari dava olmadığı, her ne kadar davalı tacir ise de davacının, vergi dairesi müdürlüğü kayıtlarına göre uyuşmazlık dönemlerine ilişkin bilanço esasına göre defter tutmadığı, Serbest Meslek Kazancı defteri tuttuğu, bu dönemlere ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamesine göre yıllık alım satım ve gayri safi gelir durumuna göre... sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca esnaf sınırını aşmadığı, uyuşmazlık dönemi olan 2025 yılı itibariyle davacının tacir olarak kabul edilebilmesi için yıllık alımlarının 2.000.000,00 TL, satışlarının ise 2.800.000,00 TL'yi aşması gerektiği, ayrıca alım-satım işi dışında işle uğraşanların yıllık gayri safi iş hasılatının 990.000,00 TL'yi aşması gerektiği, davacının 2025 yılı itibariyle gayri safi hasılatının 488.319,81 TL olduğu, bu nedenle davacının tacir olmadığı ve davanın nispi ticari dava da olmadığı, davanın mutlak ve nispi ticari dava olmaması nedeniyle ticaret mahkemesinin görevli olmadığı, davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kanaatine varılmakla davanın usulden reddine ve mahkememizin görevsizliğine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın GÖREVSİZLİK NEDENİ ile 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
2- Görevli Mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna,
3- Karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli ve yetkili İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine,
4-6100 sayılı HMK'nın 20. maddesi gereği karar istinaf edilmeksizin kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde; kararın istinaf incelemesi sonucu kesinleşmesi halinde ise Bölge Adliye Mahkemesi Kararının tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde iş bu dosya resen ele alınarak Mahkememizce davanın AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİNE,
5- Yargılama giderleri konusunda görevli ve yetkili mahkemece karar verilmesine, davanın açılmamış sayılma şartları oluştuğu takdirde yargılama giderleri konusunda MAHKEMEMİZCE KARAR VERİLMESİNE,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İzmir Bölge Adliye mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 08/07/2026
Katip ...
e-imzalı
Hakim ...
e-imzalı