İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/153 E. 2026/491 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/153
Karar No
2026/491
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ Adına Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili T.C. ANKARA GEREKÇELİ KARAR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/153 KARAR NO : 2026/491

.... .... DAVA : Menfi Tespit/Kambiyo Senedinden Kaynaklı DAVA TARİHİ : 04/05/2023 KARAR TARİHİ : 18/06/2026 KARAR Y.TARİHİ : 29/06/2026

Mahkememizde görülmekte olan "Menfi Tespit" davasının yapılan açık yargılaması sonucunda, aşağıdaki karar tesis edilmiştir. I-İDDİALAR 1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili aleyhine başlatılan .... sayılı kambiyo senetlerine özgü icra takibine dayanak kambiyo evrağının TTK'nın 741. maddesine göre zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı nedeniyle.... Esas sayılı dosyasında ise müvekkili ... yönünden icranın geri bırakılmasının talep edildiğini, davaların derdest bulunduğunu ileri sürerek, İİK'nın 33/a-2 maddesi uyarınca müvekkillerinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II-SAVUNMALAR 2. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın arabuluculuğa tabi olduğundan davacının öncelikle arabuluculuk süreci tamamlandıktan sonra dava açması gerektiğini, icranın geri bırakılması talepli davaların, icra mahkemesi tarafından zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına karar verilmesi halinde alacaklı tarafından 7 gün içerisinde dava açılmadığı takdirde kesin hüküm teşkil edeceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III-TARAFLARIN ANLAŞTIKLARI ve ANLAŞAMADIKLARI HUSUSLAR A. Taraflar Arasında Uyuşmazlık Bulunmayan Hususlar 3. Tarafların anlaştığı ve uyuşmazlık konusu olmaktan çıkan herhangi bir vakıanın bulunmadığı anlaşılmaktadır. B. Taraflar Arasındaki Uyuşmazlık Konuları 4. i. İcra mahkemelerince takibin zamanaşımı nedeniyle icrasının geri bırakılmasına karar verilmiş olması karşısında; davacıların aynı vakıaya (senedin zamanaşımına uğradığı iddiasına) dayanarak genel mahkemede menfi tespit davası açmakta hukuki yararlarının bulunup bulunmadığı; ii. Salt kambiyo senedinin zamanaşımına uğramış olması olgusunun; maddi hukuk anlamında borcu sona erdirip erdirmediği ve bu durumun menfi tespit davasına konu edilip edilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır. IV-ÇEKİŞMELİ VAKILAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER 5. ... (Eski: ...., ..., ... olduğu, 1.005.423,78.-TL senet alacağı, 4.332,24.-TL işlemiş faiz, 68,05.-TL ihtiyati haciz harcı alacağı, 245,00.-TL ihtiyati haciz vekalet ücreti alacağı olmak üzere toplam 1.010.069,07.-TL alacağın tahsili amacıyla 03.06.2013 tarihinde icra takibi başlatıldığı, ihtiyati haciz ve esas hakkındaki takibe birlikte başlandığı, ihtiyati haciz yönünden 7-10 günlük sürelerin geçirilmemiş olmadığı, örnek no 10 ödeme emrinin davacı-borçluya 05/06/2013 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Takibin kesinleşmesi üzerine alacaklı vekili 25/09/2013 tarihinde 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesini talep etmiştir. Alacaklı vekili 23/05/2017, 23/11/2017 ve 19/11/2018 tarihlerinde takip borçlularına ait araç ve posta çeki hesaplarına haciz konulmasını talep etmiştir. Alacaklı vekili 25/07/2019 tarihinde davacı hakkında maaş haczi uygulanmasını talep etmiştir. 02/07/2021 ve 25/08/2021 tarihlerinde takipsizlikle düşen dosyanın yenilenmesi talep edilmiştir. 6. .... Esas sayılı sayılı dosyasının incelenmesinde; davacının ..., davalının ..., davanın, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılması istemine yönelik olduğu, mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulüne, ... sayılı dosyasında başlatılan takibin İİK 33/a ve 71/2 maddeleri uyarınca takip sonrası zamanaşımı nedeniyle davacı yönünden icranın geri bırakılmasına dair karar verildiği görülmüştür. 7. ... Esas sayılı sayılı dosyasının incelenmesinde; davacının ..., davalının ..., davanın, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılması istemine yönelik olduğu, mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulüne, .... sayılı dosyasında başlatılan takibin İİK 33/a ve 71/2 maddeleri uyarınca takip sonrası zamanaşımı nedeniyle davacı yönünden icranın geri bırakılmasına dair karar verildiği görülmüştür. 8. .... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacının ..., davalının ..., davanın, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılması istemine yönelik olduğu, mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulüne, .... sayılı dosyasında başlatılan takibin İİK 33/a ve 71/2 maddeleri uyarınca takip sonrası zamanaşımı nedeniyle davacı yönünden icranın geri bırakılmasına dair karar verildiği, kararın 09.04.2024 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. V- DELİLLERİN TARTIŞILMASI, YARGILAMA ve GEREKÇE 9. Dava, kambiyo senedine dayalı olarak başlatılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptali istemine ilişkindir. 10. Dosya, ... sayılı gönderme kararı üzerine Mahkememize gönderilmiş olup, yukarıdaki esas sırasına kaydı yapılmıştır. 11. Mahkememiz nezdinde ikame olunan dava kapsamında; davacılar vekili, müvekkilleri aleyhine davalı tarafından başlatılan .... Esas sayılı icra takibine dayanak kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanunu'nun 741. maddesi uyarınca zamanaşımına uğramış olması nedeniyle müvekkillerinin borçlu olmadıklarının tespitine ve icra takibinin iptaline karar verilmesinin talep edilmiş olduğu anlaşılmıştır. 12. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesi kapsamında ise özetle; davacıların borçlu olmadıklarının tespiti talebiyle açtıkları davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini; nitekim davacıların dayandığı zamanaşımı iddiasının zaten icra mahkemesinde incelenerek karara bağlandığını; .... Karar sayılı kararı ile icra takibinin davacı ... yönünden zamanaşımı nedeniyle geri bırakılmasına karar verildiğini ve kesinleştiğini; diğer davacılar yönünden de icra mahkemelerinde şikayetlerin kabul edilerek icranın geri bırakılması kararları tesis edildiğini; icra mahkemesinde ileri sürülüp sonuçlandırılan zamanaşımı iddiasına dayanılarak genel mahkemede menfi tespit davası açılmasında davacıların hukuki yararının bulunmadığını savunarak; davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesinin talep edilmiş olduğu anlaşılmıştır. 13. Uyuşmazlık; kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan ve kesinleşen icra takibinde, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde takip konusu bononun zamanaşımına uğradığı vakıasına münhasıran dayanılarak açılan menfi tespit davasında, davacıların hukuken korunmaya değer güncel bir yararlarının; bir başka anlatımla HMK m. 114/1-h anlamında hukuki yarar dava şartının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 14. Dava, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 72. maddesinde düzenlenen, icra takibinden sonra açılmış menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davası, 6100 sayılı HMK'nın 106. maddesinde düzenlenen tespit davasının özel bir görünümü olup; davacı, bir hukuki ilişkinin (borcun) mevcut olmadığının tespitini talep etmektedir. HMK m. 106/2 uyarınca tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunması şarttır. HMK m. 114/1-h hükmü ile "davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması" genel bir dava şartı olarak düzenlenmiş; HMK m. 115/1 uyarınca mahkemenin, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlü olduğu, m. 115/2 uyarınca ise dava şartı noksanlığının tespiti hâlinde davanın usulden reddine karar verileceği, ancak dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verileceği hükme bağlanmıştır. Hukuki yarar şartındaki noksanlık, niteliği gereği sonradan tamamlanabilir bir eksiklik değildir; bu nedenle noksanlığın tespiti hâlinde süre verilmeksizin davanın usulden reddi gerekir. 15. Takip dayanağı belge, 6102 sayılı TTK'nın üçüncü kitabında düzenlenen bono niteliğinde bir kambiyo senedi olduğundan dava, TTK m. 4/1-a uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olup .... görevlidir. Öte yandan; her ne kadar davanın niteliği itibariyle dava şartı arabuluculuk yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmekte ise de; işbu dava 04/05/2023 tarihinde açılmış olup, menfi tespit davalarını dava şartı arabuluculuk kapsamına alan 7445 sayılı Kanun ile İİK m. 72'ye eklenen hüküm 01/09/2023 tarihinden sonra açılan davalarda uygulanmaktadır. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat ve yerleşik içtihat uyarınca, konusu bir miktar paranın ödenmesine ilişkin alacak veya tazminat davası niteliğinde bulunmayan menfi tespit davaları, TTK m. 5/A kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabi değildir .... Karar). Bu itibarla somut davada arabuluculuk dava şartı aranmamıştır. Mahkememizce re'sen gözetilen diğer dava şartları yönünden de (hukuki yarar hariç) herhangi bir noksanlık ve taraflarca ileri sürülmüş bir ilk itiraz bulunmamaktadır. 16. İİK m. 72 anlamında menfi tespit davası, borçlunun iki farklı kategorideki sebebe dayanılarak açılabilir. Borçlu ya taraflar arasındaki asıl (maddi) borç ilişkisinden ötürü borçlu olmadığını ileri sürer; bu kapsamda borcun hiç doğmadığı (örneğin sözleşmenin geçersizliği, senedin bedelsizliği, sahtecilik, hata-hile-korkutma), borcun sona erdiği (ödeme, takas, ibra) veya kendisinin borçlu sıfatını taşımadığı gibi maddi hukuka ilişkin vakıalara dayanır ya da takipten ötürü borçlu olmadığını, yani takip hukukuna özgü sebeplerle takibe konu borcun kendisinden talep edilemeyeceğini ileri sürer. Menfi tespit davasının amacı ve işlevi, maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının kesin hükümle tespitidir; bu nedenle davanın dinlenebilmesi için ileri sürülen vakıanın, maddi hukuk bakımından borcun yokluğu sonucunu doğurmaya elverişli olması yahut takip hukuku bakımından başka ve daha kolay bir hukuki koruma yolunun bulunmaması gerekir. Nitekim HMK m. 25 uyarınca hâkim, tarafların ileri sürmediği vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağından, hukuki yarar denetimi de münhasıran davacıların dayandıkları vakıalar çerçevesinde yapılmak zorundadır. 17. Dava dilekçesinin bütünü incelendiğinde; davacıların borçlu olmadıkları iddiasına dayanak olarak gösterdikleri tek vakıanın, takibe konu kambiyo senedinin (bononun) takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde TTK hükümleri uyarınca zamanaşımına uğramış olması olduğu görülmektedir. Davacılar; asıl borç ilişkisine yönelik olarak borcun doğmadığına, senedin bedelsiz kaldığına, teminat senedi olduğuna, sahteciliğe, imza inkârına, ödemeye, takasa veya borcu sona erdiren başkaca herhangi bir maddi hukuk vakıasına dava dilekçesinde dayanmamışlardır. Bu husus davalı tarafça da cevap dilekçesinde açıkça vurgulanmış; 18/06/2026 tarihli ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık bu çerçevede tespit edilmiş ve davacılar vekili de aynı celsedeki beyanında "takip dayanağı senet zamanaşımına uğramıştır, davamızın kabulüne karar verilmesini talep ederiz" demek suretiyle davanın münhasıran zamanaşımı vakıasına dayandığını tekrar etmiştir. 18. 6098 sayılı TBK m. 146 vd. hükümlerinde düzenlenen zamanaşımı, borcu sona erdiren bir sebep olmayıp, alacaklının alacağını dava ve cebri icra yoluyla elde etme imkânını ortadan kaldıran, borçluya ileri sürülüp sürülmemesi kendi iradesine bırakılmış bir def'i hakkı verir. Zamanaşımına uğrayan borç sona ermez; hukuk düzeninde "eksik borç" (obligatio naturalis) olarak varlığını sürdürür. Nitekim TBK m. 78/2 uyarınca zamanaşımına uğramış bir borcun ifası, borç olmayan şeyin ödenmesi sayılmaz ve geri istenemez. Bu ilkenin somut dava bakımından sonucu ise takip konusu bononun zamanaşımına uğramış olması, davacıların maddi hukuk anlamında (asıl borç ilişkisi kapsamında) borçlu olmadıkları sonucunu doğurmaz; yalnızca borcun davacılara karşı cebri icra yoluyla takip edilebilirliğini ortadan kaldırır. O hâlde münhasıran zamanaşımı vakıasına dayanan bir menfi tespit davasında mahkemenin, davanın kabulü hâlinde dahi kurabileceği hüküm "borcun mevcut olmadığının" tespiti olamaz; olsa olsa borcun zamanaşımına uğradığının, yani takip edilemezliğinin tespiti olabilir ki bu tespit maddi hukuka değil, takip hukukuna ilişkindir ve aşağıda açıklanacağı üzere davacılar bu korumayı kanunun kendilerine tanıdığı özel yol ile zaten elde etmişlerdir. Yargıtay uygulamasında da benimsenmiş olup; borçlunun, borcun zamanaşımına uğradığının tespitine yönelik menfi tespit davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı kabul edilmektedir .... 19. İİK m. 71/2 hükmü uyarınca "Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürecek olursa, 33/a maddesi hükmü kıyasen uygulanır." İİK m. 33/a-1 hükmü uyarınca da zamanaşımı iddiası icra mahkemesi tarafından resmî vesikalara müsteniden incelenerek icranın geri bırakılmasına veya devamına karar verilir. Takibin kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin zamanaşımı şikâyeti herhangi bir süreye tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebilir (... Görüldüğü üzere kanun koyucu, takip zamanaşımı iddiası bakımından borçluya, genel mahkemede uzun ve masraflı bir yargılamayı gerektirmeyen, basit, süratli ve süresiz bir hukuki koruma yolu tanımıştır. 20. Somut olayda davacıların her üçü de bu yolu fiilen kullanmış ve kendi lehlerine sonuçlandırmışlardır: Davacı ... hakkında ... sayılı kararları ile şikâyetin kabulüne ve her bir davacı yönünden icranın geri bırakılmasına karar verilmiştir. Böylece takip konusu bononun davacılar yönünden zamanaşımına uğradığı hususu, kanunun bu iddianın incelenmesi için öngördüğü ve münhasıran yetkili kıldığı merci olan icra mahkemesince tespit edilmiş; davacıların takip hukuku bakımından elde edebilecekleri koruma (takibin kendileri yönünden icra edilemez hâle gelmesi) bütünüyle gerçekleşmiştir. Davacıların işbu menfi tespit davası ile ulaşmak istedikleri sonuç, dayandıkları tek vakıa itibariyle, icra mahkemesi kararlarıyla zaten elde ettikleri korumanın tekrarından ibarettir; mükerrer hukuki koruma talebi ise usul ekonomisi ilkesiyle de (HMK m. 30; Anayasa m. 141/son) bağdaşmaz. 21. İİK m. 33/a-2 hükmü şöyledir: "Alacaklı, icranın geri bırakılması kararının kesinleştiğinin kendisine tebliğinden sonra, zamanaşımının vakı olmadığını ispat sadedinde ve 7 gün içinde umumi mahkemelerde dava açabilir. Aksi takdirde icrası istenen ilamın zamanaşımına uğradığı hususu kesin hüküm teşkil eder." Doktrindeki baskın görüşe göre bu dava, alacağın esasına ilişkin bir eda (tahsil) davası olmayıp, münhasıran zamanaşımının gerçekleşmediğinin tespitine yönelik bir davadır ve sonuçları takip hukuku alanıyla sınırlıdır. Alacaklı bu davayı kazanırsa icranın geri bırakılması kararı ortadan kalkar ve alacaklı, geri bırakılan takibe kaldığı yerden devam etme imkânını yeniden elde eder; davayı açmaz veya kaybederse, takibe konu alacağın zamanaşımına uğradığı hususu takip hukuku bakımından kesinleşir ve alacaklı artık o takibe devam edemez. 22. İcra mahkemesinin dar yetkili incelemesi maddi hukuk uyuşmazlığını kesin hükümle çözemeyeceğinden, borçlunun genel mahkemede tespit hükmü elde etmekte yararı elbette vardır. Somut olayda ise davacıların dayandığı tek vakıa olan takip zamanaşımı, bizatihi takip hukukuna özgü bir olgudur ve bu olgunun incelenmesi konusunda kanun, icra mahkemesini özel olarak görevlendirmiştir; İcra mahkemesi kararının maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaması, maddi hukuk bakımından zaten borcu sona erdirmeyen bir vakıaya dayanan davacılara, genel mahkemede ayrıca tespit davası açma konusunda güncel bir yarar sağlamaz. 23. Davacılar; icranın geri bırakılması kararlarının takibin iptali sonucunu doğurmadığını, icra mahkemesi kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğini ve İİK m. 33/a-2 uyarınca davalının alacak davası açması "tehdidi" ile karşı karşıya bulunduklarını ileri sürerek hukuki yararlarının mevcut olduğunu savunmuşlardır. Bu iddialar aşağıdaki nedenlerle yerinde görülmemiştir: i. Hukuki yararın "güncel" olması gerekir; doğması muhtemel, varsayımsal veya müstakbel bir tehlike tespit davası açılması için yeterli değildir. Davalı alacaklının İİK m. 33/a-2 uyarınca dava açması, kanunun alacaklıya tanıdığı bir imkândan ibaret olup, dosya kapsamına göre davalı tarafından bu yönde açılmış bir dava bulunmamaktadır. Böyle bir dava açıldığı takdirde davacılar, zamanaşımı def'ini ve sair savunmalarını o davada eksiksiz biçimde ileri sürebilecekleri gibi, o yargılamada davalı (işbu davanın davacıları) konumunda olacaklarından hukuki dinlenilme hakları da tam olarak güvence altındadır. Henüz açılmamış bir davanın "önlenmesi" amacıyla menfi tespit davası açılması, salt zamanaşımı vakıasına dayanıldığı sürece, güncel bir yarara değil soyut bir endişeye dayanır. Kaldı ki alacaklının süresinde dava açmaması hâlinde zamanaşımının gerçekleştiği hususu İİK m. 33/a-2 uyarınca kendiliğinden kesinlik kazanacağından, kanun bu ihtimali de ayrıca düzenlemiş ve borçluyu koruma altına almıştır. Davacıların bu kanuni mekanizmanın sonucunu beklemek yerine aynı sonucu genel mahkemeden talep etmeleri, kendilerine kanunun tanıdığından daha ileri bir koruma sağlamaz. ii. İcranın geri bırakılması kararının takibin iptali sonucunu doğurmaması, davacılara hukuki yarar kazandırmaz. Zira menfi tespit davasının kabulü hâlinde takibin iptali sonucu ancak "borcun mevcut olmadığının" tespitine bağlı olarak doğar (İİK m. 72/5). Yukarıda açıklandığı üzere zamanaşımı borcu sona erdirmediğinden, münhasıran bu vakıaya dayalı davada borcun yokluğuna ilişkin bir tespit hükmü kurulması hukuken mümkün değildir. Davacıların elde edebilecekleri azami koruma olan "takibin kendileri yönünden icra edilemezliği" ise icra mahkemesi kararlarıyla sağlanmış durumdadır. 24. Tüm bu açıklamalar ışığında; davacıların borçlu olmadıkları iddiasına dayanak yaptıkları tek vakıanın takip konusu bononun takip sonrası zamanaşımına uğraması olduğu, zamanaşımının maddi hukuk bakımından borcu sona erdirmeyip borcu eksik borca dönüştürdüğü, bu nedenle salt bu vakıaya dayalı olarak maddi anlamda borçlu olunmadığının tespitinin istenemeyeceği, takip hukuku bakımından ise kanunun bu iddia için öngördüğü özel, basit ve süresiz koruma yolunun (İİK m. 71/2 ve m. 33/a) davacılarca kullanılarak her üç davacı yönünden de icranın geri bırakılması kararları elde edildiği, dolayısıyla işbu davanın davacılara sağlayabileceği güncel ve hukuken korunmaya değer hiçbir yarar kalmadığı; hukuki yararın HMK m. 114/1-h uyarınca dava şartı olduğu ve bu şarttaki noksanlığın tamamlanabilir nitelikte bulunmadığı anlaşılmakla; davanın HMK m. 115/2 uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. VI-HÜKÜM 1-Davanın HMK m. 114/1-h ve HMK m. 115/2 hükmü uyarınca dava şartı eksikliği nedeni ile USULDEN REDDİNE Karar ve İlam Harcı 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL harç peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına yer olmadığına, Yargılama Giderleri ve Gider Avansı 3- Yargılama sırasında yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Taraflarca depo edilen varsa gider avansı ile delil avansından bakiye tutarların karar kesinleştiğinde HMK m. 333 ve Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik m. 207 hükümleri uyarınca ilgilisine iadesine, Vekalet Ücreti 5-Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T. 3, 13. maddeleri gereğince hesaplanan takdiren 45.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı taraf yokluğunda yapılan inceleme sonucunda HMK 345. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren .... Ticaret Mahkemesine ya da buraya gönderilmek üzere istinaf edenin bulunduğu yer İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile .... yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 18/06/2026

Başkan ... E-imza Üye ... E-imza Üye ... E-imza Katip ... E-imza

BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15 uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur"

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/153, K. 2026/491, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-153-e-2026-491-k-bfb8622a36d5