İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/599 E. 2026/600 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/599
- Karar No
- 2026/600
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Dosya No: 2025/599 Esas - 2026/600 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili
T.C. ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/599 KARAR NO : 2026/600
.... DAVA : Alacak (Adi Ortaklık Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 26/05/2023 KARAR TARİHİ : 14/07/2026 G.K. YAZIM TARİHİ : 29/07/2026
Mahkememizde görülmekte olan Adi Ortaklık Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davasının yapılan açık yargılaması neticesinde, aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir. DAVA Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesi kapsamında özetle; davacı ile davalı arasındaki iş ilişkisinin, davalının kardeşi üzerinden vekâlet ile 2007 yılında .....'nin kurulması ile başladığı ve davacı ile davalının anılan şirketin %50-%50 ortağı olduğu; davalının 2007 yılında ...'ta sözleşmeli avukat (memur) olarak çalıştığı için kardeşi .... ayrıldığı ve akabinde kardeşinin memuriyete başlayacak olması sebebiyle 18/05/2015 tarihinde şirket hisselerini (vekâleten işlem yaparken) kendi üzerine aldığı; davalının, ....'tan ayrılmadan önce anılan şirketin faaliyette bulunduğu ofiste davacı ile birlikte çalışmaya başladığı; şirketin aldığı kamulaştırma ve gayrimenkul işlerinde müşavirlik ve hukuk hizmetlerinin davacı ile davalı tarafından birlikte ve ortak olarak yürütüldüğü; tarafların özellikle kamulaştırma, gayrimenkul hukuku, tüketici hakları ve işçi alacakları davalarını %50-%50 adi ortaklık ilişkisi içerisinde birlikte yürüttükleri; müşavirlik hizmetlerinin birlikte yürütülmesi ve elde edilecek gelirin paylaşımı konularının, karşılıklı güven esası yanında taraflar arasında imzalanan ortaklık sözleşmeleriyle düzenlendiği, ancak anılan sözleşmelerin 15/03/2014 tarihinde ofiste gerçekleşen hırsızlık olayında çelik kasanın alınıp götürülmesiyle çalındığı; taraflar arasındaki görev dağılımı ile gelir ve giderlerin paylaşımı hakkında fikir vermesi açısından örnek "Proje Bazlı Ortaklık Sözleşmesi"nin sunulduğu; davalının, hissedarı olduğu .... adlı şirketteki faaliyetleri kapsamında .... şikâyet edilmesi ve hakkında disiplin soruşturması açılmasına karar verilmesi akabinde ceza alma korkusuyla projelerde karşılıklı sözleşme düzenlemek ve imza atmak istemediği, bu nedenle her proje için ayrı sözleşme düzenlenmediği; taraflar arasındaki gelir ve gider paylaşımının, projelerden, dava dosyalarından ve icra takiplerinden elde edilen gelirlerden giderlerin çıkarılarak artan miktarın eşit oranda paylaşımı şeklinde olduğu; dava konusu alacakların şirket alacağı değil, davacının davalıdan olan alacakları olduğu; 2012-2016 tarihleri arasında ortak yürütülen projelerde ofisin idari masrafları, yönetim giderleri, projelerin finansmanı, teknik çalışmalar, kamulaştırma davalarında dosya hazırlanması, saha masrafları ve ofis çalışanlarının maaşları dâhil her türlü harcamanın davacı tarafından karşılandığı; ... Projesi sonrasında elde edilen gelirin paylaşımı konusunda anlaşmazlık yaşanmaya başlandığı ve davalının davacıya ödeme yapmadığı; ortaklık ilişkisini zedeleyen olaylar sebebiyle 2016 yılında .....'nin kapatılarak ortaklık ilişkisine son verildiği, akabinde davacı tarafından %100 hissesi kendisine ait .....numaralı hesabına yatması sebebiyle davacının bu paraları bilmediği; davacının gelir ve giderlerin hesaplanması ile gelir paylaşımı yapılması talebinin davalı tarafından sürekli geçiştirildiği ve davalının mahsuplaşmaya konu bilgi ve belgeleri sunmaktan kaçındığı; gelir paylaşımı yapılamayan projelerin .....kamulaştırma ve gayrimenkul davaları projesi, .... projesi kapsamında .... ilçesine bağlı ..... köyü ve diğer köylere ilişkin bedel tespiti artışı davaları projesi, bankalardan kullanılan tüketici kredilerinin dosya masraflarının iadesine yönelik..... başvurusu ve icra takibi projesi, işçi ve işveren anlaşmazlığından kaynaklı iş davaları projesi,...... davası olduğu; davalının, davacının ödeme taleplerini başta kabul ettiği, akabinde çeşitli bahaneler ileri sürerek ödemekten imtina ettiği; davalının, gerek kendi müvekkillerine gerekse üçüncü kişilere ödeme yapmaması sebebiyle .... avukatlarından Av. .... tarafından 03/06/2021 tarihinde baroya ve .....şikâyet edildiği; davalının, şirket ortaklığı sona erdikten sonra davacıya ortaklık faaliyetlerinden elde edilen gelir, hak ve paylarını ödemediği gibi davacıyı ölümle tehdit ettiği ve hakarette bulunduğu; taraflar arasındaki anlaşmazlığın çözümü için .....uzlaşmacı olarak belirlendiği ve iki kez toplantı yapıldığı, ancak davalının mahsuplaşmaya esas bilgi, belge ve hesap dökümünü sunmaması nedeniyle uzlaştırma toplantılarının anlaşma sağlanamadan sona erdiği; davalının kötü niyetli ve zaman kazanmaya yönelik eylemlerinin son bulmayacağı anlaşıldığından alacakların zamanaşımına uğramaması için işbu davanın açılması zaruretinin doğduğu beyan edilmiş olup; yazılı ve sözlü anlaşmalara konu projelerden elde edilen, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 19.000,00.-TL alacağın (bilirkişi incelemesi sonrası ıslah edilmek üzere) faizi ile birlikte davacıya ödenmesine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. CEVAP Davalı vekili tarafından sunulan 14/06/2023 tarihli cevap dilekçesi kapsamında özetle; davalının avukatlık mesleğini ifa etmekte olduğu ve davacı ile yalnızca .... 18/05/2015 tarihinde şirket ortağı olarak faaliyet gösterdiği, bunun dışında taraflar arasında herhangi bir adi ortaklık söz konusu olmadığı; adi ortaklığın gerçekleşmesi için sözleşmesel bir ilişkinin ve hedeflenen nihai amacın ortaklığının söz konusu olması gerektiği, davacının avukat olmadığı, kendisine 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'ndan kaynaklı nitelikli temsil yetkisi verilmediği ve davalı ile müşterek bir amaca yönelik hizmet edemeyeceği; davacı tarafından adi ortaklığa ilişkin herhangi bir şahıs şirketi yahut ortaklık sözleşmesi ibraz edilmediği; şirket ortaklığı döneminde dahi davalının, şirketin faaliyetleri ve yönetimini bütünüyle davacıya bıraktığı; davacının, davalının ortağı bulunduğu şirketin faaliyetlerine son vererek davalının bilgisi dışında aynı isimle yeni bir şirket kurduğu ve davalının ofisinde kendisine tesis edilen odayı kullanmak suretiyle şirket faaliyetlerine devam ettiği; 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun 12/f maddesi uyarınca limited şirket ortaklığının avukatlıkla bağdaşan işlerden olduğu ve davalının, ortağı bulunduğu şirket dışında davacıya ait diğer şirketin yalnızca vekili olduğu; davalının, davacıya ait şirkete hukuki danışmanlık hizmeti sunduğu ve bu hususun davacı tarafından da ikrar edildiği; davacının, davalının ofisinde bir odayı kiralayan olarak kullanmış olması nedeniyle ofis içerisinde bulunan dosyalar hakkında gizlice bilgi sahibi olduğu; davalının mesleği gereği gösterdiği faaliyetlerin tümünü bizzat kendisinin ifa ettiği ve bu işlerin avukatlığa hasredilmiş eylemler olduğu, dolayısıyla davacının davalının kazandığı vekâlet ücretlerinden hak talep etmesinin hukuka aykırı olduğu; davacının vekâlet ücretini ödememesi, kullandığı odaya ilişkin ödemelerden imtina etmesi, avukat olmamasına rağmen kendisini bu şekilde lanse etmesi ve ofis düzenine uygun davranmaması sebebiyle ofisi tahliye etmesinin istendiği ve davacının ofisi tahliye ettiği; davacının %50-50 adi ortaklık ilişkisini ispata elverişli bir delilinin bulunmadığı; davacının, davalının vekil sıfatını haiz olduğu görevini ..... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle sona erdirdiği; davacının sunduğu 27/06/2014 tarihli sözleşmede davalının açıkça "Çözüm Ortağı" olarak addedildiği ve vekil sıfatıyla imza attığı, dolayısıyla herhangi bir ortaklık ilişkisi içerisinde olmadığı; davalının mesleğine hasredilmiş alacaklarını adi bir şahısla paylaşmasının hukuka aykırı olduğu ve bu nitelikteki sözleşmelerin mutlak butlan ile hükümsüz bulunduğu; davacının, davalıya ait dava ve icra takip dosyalarının listesini hukuka aykırı olarak ele geçirdiği ve bunlara kendince "proje" isimleri vererek talepte bulunduğu; davacının bu dosyalarda ne tür bir faaliyet gösterdiğini, iddia edilen adi ortaklık kapsamında nasıl bir hizmet sunduğunu ve ne tür bir emek yahut sermaye koyduğunu ortaya koyamadığı; 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesi ile 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun 48. maddesi uyarınca davacının taleplerini konu alan herhangi bir sözleşmenin kanunun emredici hükümlerine aykırı olması nedeniyle kesin olarak hükümsüz olduğu ve bu sözleşmeye dayalı bir alacak talebinde bulunulmasının mümkün olmadığı beyan edilmiş olup; davanın reddine ve yargılama gideri ile vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Mahkememiz nezdinde ikame olunan davanın; davacı ..... yönelik açılan, Adi Ortaklık Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davası olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında; "tarafların, 2007 yılında kurulan .... ortak oldukları; davalının anılan şirketteki hisseleri 18/05/2015 tarihinde kendi üzerine aldığı" hususlarında, herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu doğrultuda uyuşmazlığın konusunun; taraflar arasında şirket ortaklığından bağımsız olarak %50-50 oranında bir adi ortaklık ilişkisi kurulup kurulmadığı; davacının, davalının avukatlık faaliyetinden elde ettiği vekâlet ücretlerinden pay isteyip isteyemeyeceği ve bu yöndeki bir sözleşmenin 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesi ile 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun 48. maddesi uyarınca kesin hükümsüz olup olmadığı; davacının talebinin, davalının ofisinde sigortalı olarak çalıştığı döneme ilişkin prim alacağı niteliğinde olup olmadığı; dava konusu alacaklar yönünden 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/4. maddesindeki beş yıllık zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı; davacının talebinin 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesi uyarınca somutlaştırılmasının gerekip gerekmediği; dava açılmasından sonra tamamlanan arabuluculuk sürecinin, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesinde düzenlenen dava şartını 6100 Sayılı HMK.'nın 115/3. maddesi uyarınca giderir nitelikte olup olmadığı hususlarından ibaret olduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce, dava konusu uyuşmazlık ile ilgili olarak yapılan nihai değerlendirmede davanın; 26/05/2023 tarihinde ..... Karar sayılı kararı ile "İş bu davanın TTK'nun 3, 4 ve 5. Maddeleri kapsamında HMK'nun 114-1/c ve 115. Maddeleri gereğince .... Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden görevsizlik nedeni ile dava şartı yokluğundan usulden davanın reddine" karar verildiği; anılan karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu; .....'nin ticari faaliyetinden elde edilen kazancın paylaşımına ilişkin olduğu, ortaklar arasında şirket ortaklığından kaynaklanan alacak talepli davanın TTK'da düzenlenen limited şirket hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, davanın mutlak ticari dava niteliğinde olduğu" gerekçesiyle istinaf talebinin 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verildiği ve .... kararının 03/07/2025 tarihinde kesinleştiği ve dosyanın, davacı vekilinin 01/08/2025 tarihli talebi üzerine Mahkememize gönderildiği anlaşılmıştır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesinin birinci fıkrasında; "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmü yer almaktadır. Dava konusu uyuşmazlık, konusu bir miktar para olan alacak istemine ilişkin olduğundan anılan hüküm kapsamındadır. Dosya kapsamında yapılan incelemede; davanın 26/05/2023 tarihinde açılmış olmasına rağmen, arabuluculuk yoluna ancak 13/05/2026 tarihinde başvurulduğu ve arabuluculuk sürecinin 08/06/2026 tarihli son tutanak ile anlaşmama sonucuyla neticelendiği anlaşılmıştır. Başka bir anlatımla, dava açılmadan önce (ve hatta görevsizlik kararı akabinde dosyanın Mahkememize gönderilmesi akabinde ve dosyanın Mahkememizce intikalinden önce) arabulucuya başvurulmamıştır. 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin ikinci fıkrasında; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi bulunmaktadır. Anılan hüküm, birbirinden nitelik itibariyle ayrılan iki durumu düzenlemektedir: arabulucuya başvurulmuş ancak son tutanak dava dilekçesine eklenmemişse, tamamlanabilir nitelikte bir eksiklik söz konusu olup davacıya bir haftalık kesin süre verilir; buna karşılık arabulucuya hiç başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde ise, herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. Bu doğrultuda, Mahkememizin 08/05/2026 tarihli celsesinde davacı vekiline arabuluculuk son tutanağının bir sureti veya arabuluculuk dosya bilgilerinin sunulması için 6325 Sayılı Kanun'un 18/A-2. maddesi uyarınca bir haftalık kesin süre verilmiş olması, dava şartının sonradan tamamlanmasına imkân tanıyan bir işlem olarak değerlendirilemez. Zira anılan ara karar; dava açılmadan önce yapılmış bir arabuluculuk başvurusunun bulunup bulunmadığının tespitine yöneliktir ve yapılan inceleme neticesinde, dava tarihinden önce herhangi bir arabuluculuk başvurusunun bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı vekilinin, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115/3. maddesi uyarınca eksikliğin hüküm anından önce giderilmiş sayılması gerektiği yönündeki beyanı ile bu doğrultuda olduğunu belirttiği yargı kararlarına ilişkin yapılan değerlendirmede; Anılan hükümde "Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez." denilmektedir. Anılan hükmün uygulanabilmesi için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: dava şartı noksanlığının Mahkemece davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş olması, taraflarca ileri sürülmemiş olması ve hüküm anında giderilmiş bulunması. Dava konusu uyuşmazlıkta ise; dava şartı arabuluculuk noksanlığı, davalı vekili tarafından 08/05/2026 ve 14/07/2026 tarihli celselerde açıkça ileri sürülmüş, ayrıca 14/05/2026 tarihli beyan dilekçesiyle de yazılı olarak dile getirilmiştir. Bu itibarla, 6100 Sayılı HMK.'nın 115/3. maddesindeki "taraflarca ileri sürülmemiş olma" koşulu gerçekleşmediğinden, anılan hükmün dava konusu uyuşmazlıkta uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki; dava şartı arabuluculuk, 6325 Sayılı Kanun'un 18/A-2. maddesinin son cümlesi ile açıkça özel bir düzenlemeye bağlanmış olup, arabulucuya hiç başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde "herhangi bir işlem yapılmaksızın" usulden red kararı verilmesi öngörülmüştür. Nitekim .... Karar sayılı ilamı ile onanan karar kapsamında da; dava şartı arabuluculuğun "re'sen gözetilmesi gereken ve sonradan tamamlanabilir nitelikte olmayan dava şartı" olduğu, zorunlu arabuluculuk süreci tamamlanmadan açılan davanın 6102 Sayılı Kanun'un 5/A maddesinin birinci fıkrası ile 6325 Sayılı Kanun'un 18/A maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddi gerektiği benimsenmiştir. Öte yandan, davanın genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldığı ve sonradan ticari nitelikte olduğu anlaşılan hâllerde dava şartı arabuluculuğun tamamlanması, ancak dosyanın görevli asliye ticaret mahkemesine intikalinden önce mümkündür. dava konusu uyuşmazlıkta ise dosya, kesinleşen görevsizlik kararı üzerine Mahkememize gönderilerek 12/08/2025 tarihinde esasa kaydedilmiş; arabuluculuk başvurusu ise bundan çok sonra, 13/05/2026 tarihinde yapılmıştır. Dolayısıyla arabuluculuk süreci, dosyanın görevli Mahkemeye intikalinden sonra tamamlanmış olup, dava şartı noksanlığı bu suretle giderilebilecek nitelikte değildir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin ikinci fıkrasında "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." denilmekte olup; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesindeki arabuluculuk dava şartı da bu kapsamdadır. Aynı Kanun'un 115. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır; ikinci fıkrası uyarınca da dava şartı noksanlığını tespit etmesi hâlinde davanın usulden reddine karar verir. Neticeten; Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; Mahkememiz nezdinde açılan davada, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi uyarınca arabuluculuk şartının yerine getirilmediği ve bu doğrultuda dava şartı noksanlığı bulunduğu anlaşıldığından, davanın usulden reddine dair aşağıda belirtildiği şekilde karar tesis edilmiştir. HÜKÜM 1) Mahkememiz nezdinde açılan davada; 6102 Sayılı TTK.'nın 5/A. maddesi uyarınca, arabuluculuk şartının yerine getirilmediği ve bu doğrultuda dava şartı noksanlığı bulunduğu anlaşıldığından; davanın USULDEN REDDİNE; 2) Karar ve İlâm Harcı : Alınması gerekli 732,00.-TL maktu harçtan, davacı tarafından yatırılmış bulunan 324,48.-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye kalan 407,52.-TL harcın; davacı taraftan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3) Yargılama Gideri ve Gider Avansı : a) Davacı tarafından yatırılmış bulunan yargılama giderlerinin, davacı taraf üzerinde BIRAKILMASINA, b) Yasal süresi sonrasında başvurulan arabuluculuk faaliyeti gideri ile ilgili olarak (taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı da dikkate alındığında); Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26/2. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 6.000,00.-TL arabuluculuk ücretinin, davacı taraftan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, c) Taraflarca yatırılan gider avansından bakiye kalan kısmın; kararın kesinleşmesini müteakiben talep edilmesi halinde, 6100 Sayılı HMK.'nın 333. maddesi uyarınca taraflara İADESİNE, 4) Vekâlet Ücreti : Davalı tarafın, kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/2. maddesi uyarınca (Mahkememizce reddine karar verilen 19.000,00.-TL üzerinden hesaplanan) 3.040,00.-TL vekâlet ücretinin, davacı taraftan tahsili ile davalıya ÖDENMESİNE, Dair; davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren (2) hafta içerisinde; (Mahkememize veya istinaf edenin bulunduğu yer İlk Derece Mahkemesine dilekçe sunmak ya da tutanağa geçirilmek koşuluyla Zabıt Katibine sözlü beyanda bulunmak suretiyle) 6100 Sayılı HMK.'nın 343. maddesi uyarınca ... kanun yolu açık olmak üzere, yapılan açık yargılamada karar verildi.14/07/2026
.... ¸ ¸ Gerekçeli Karar