Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/446 E. 2026/1180 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/446
- Karar No
- 2026/1180
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/446
KARAR NO : 2026/1180
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: (KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/12/2021
NUMARASI : 2021/322 Esas - 2021/1060 Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 30/09/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacılar tarafından davalı şirketin kuracağı ... Santrali işinin yapımı sırasında santralin işletmeye alındıktan sonraki davalı şirketin %5 hissesinin rayiç bedeli karşılığında, danışmanlık, müşavirlik ve kontrolörlük hizmetlerinin verildiğini, davacılar tarafından yapılan hizmetlerin bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, 25.000,00 TL'nin davalıya 29.11.2016 tarihinde çekilen ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren davalı şirketten tahsili ile davacılara ödenmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacının kendi keşide ettiği ihtarnamede akdi ilişkinin davacı şirket ile dava dışı ... Aş ile gerçekleştiğinin belirtildiği, davacı şirketin üstlendiği vekalet görevinin 12.12.2013 tarihinde sona erdiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, davacılara şirketin %5 hissesinin devredileceğine dair anlaşma bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; ''....Davacıların Aktif Husumeti Değerlendirildiğinde;
Davacılar vekili tarafından taraflar arasındaki akdi ilişkiye ilişkiye ilişkin yazılı bir delil ibraz edilmemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinden aktif ve pasif husumet itirazında bulunmuştur. Davalı vekili 05.10.2021 tarihinde UYAP sistemi üzerinden gönderdiği beyan dilekçesinde, müvekkili ile davacılardan ... Şirketi arasında, müvekkil Şirketin ...’da inşa ettiği... Santrali inşaatında, mühendislik konularında müşavirlik hizmeti verilmesi hususunda vekalet ilişkisi kurulduğunu kabul etmiş olduğundan, davacı ....Şti ile davalı şirket arasında tarafların aktif ve pasif husumetinin mevcut olduğu anlaşılmıştır.
Ancak davalı vekili, vekalet ilişkisinin davacı ... ile kurulduğunu, davacı ...’in faaliyeti kendi nam ve hesabına değil kurucu ortağı olduğu ...’nın müşavir mühendislik nam ve hesabına hareket ettiğini ileri sürerek, davacı ... yönünden husumet itirazını devam ettirmiştir. Davacı ...’in kendi nam ve hesabına davalı şirket ile aralarında akdi ilişki bulunduğuna dair yazılı sözleşme ibraz edilmediği gibi, davacılardan ....Şti tarafından davalıya ve dava dışı ... Aş'ye gönderilen Beşiktaş 6.Noterliği'nin 29.11.2016 tarih ve ... yevmiye no'lu ihtarnamesinde muhataplardan ... ile yapılan mutabakat çerçevesinde davacı ... Lt.Şti'nin birkısım hizmetler verdiği ileri sürülerek muhatap şirketlerin %5 hissesinin aynen ifası veya rayiç değerinin davacı şirkete ödenmesi istenmiştir. Söz konusu ihtarname ile davalı vekilinin beyanlarının uyumlu olup, davacı ... ile davalı şirket arasında akdi ilişki kurulduğuna dair yazılı sözleşme bulunduğunun ispatlanamaması, akdi ilişkinin varlığına dair HMK'nın 200.maddesi uyarınca miktar itibariyle tanık dinlenmesinin de mümkün olmaması nedeniyle davacı ... tarafından açılan davanın sıfat yokluğu (aktif husumet) nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalının Zamanaşımı Def'i Değerlendirildiğinde;
Davacılar vekili taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi olduğunu, davalı vekili ise vekalet ilişkisi olduğunu ileri sürmüştür.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 147.maddesi (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 126.maddesi) gereğince vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, bu sürenin geçmesi ile zamanaşımına uğrarlar.
Eser sözleşmelerinden doğan alacak talebi sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu 126/4 ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/6. maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, zamaşımının başlangıcı ise eserin teslim tarihinden itibaren başlayacaktır.
Davacı vekili tarafından dava dilekçesi ekinde ibraz edilen davacı şirketin danışmanlık vb.hizmet verdiği santralin geçici kabulünün 22.11.2013 tarihinde yapıldığı görülmektedir.
... Bakanlığına müzekkere yazılarak ... Santrali işinin hangi tarihte tamamlandığı sorulmuş, 24.09.2021 tarihli cevabi yazıda, santralin elektrik üretimine yönelik kısmının 12.12.2013 tarihinde kabulünün yapılarak tesisin ticari işletmeye girdiği, ilgili yönetmelik gereği özel hukuk tüzel kişilerine ait elektrik üretim tesisleri için kesin kabul uygulaması bulunmadığı bildirilmiştir.
Dolayısıyla dava davacı şirketin davalıya danışmanlık, müşavirlik ve kontrolörlük yaptığı iş 22.11.2013 tarihinde teslim edilmiştir. Davacılar vekili ise müvekkilinin 31.11.2014 tarihine kadar hizmetinin devam ettiğini bildirmiştir. Davacılar vekilinin 17.09.2020 tarihinde zorunlu arabuluculuğa başvurmuş olup, arabuluculuk son tutanağı 12.10.2020 tarihinde imzalanmış, dava ise 05.05.2021 tarihinde açılmıştır.
Davacı şirket ile davalı şirket arasında eser sözleşmesi bulunduğuna dair yazılı sözleşme bulunmadığı, davalı vekilinin davacı şirketin ...’da inşa ettiği... Santrali inşaatında, mühendislik konularında müşavirlik hizmeti verilmesi hususunda davacı ....Şti.ile davalı vekalet ilişkisi kurulduğunu kabul ettiği bu nedenle mevcut delil durumu itibariyle davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerektiği, davacı şirketin danışmanlık vb.hizmet verdiği santralin geçici kabulünün 22.11.2013 tarihinde yapıldığı, davacı vekilinin ise 31.11.2014 tarihine kadar hizmet verdiğini ileri sürdüğü, her iki durumda da davanın ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/6. maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı anlaşılmakla, davacı ....Şti'nin davalı şirket aleyhine açtığı davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacılar vekili aradaki ilişkiyi eser sözleşmesi olarak nitelemekte, kesin kabulün yapılmaması nedeniyle zamanaşımı süresinin başlamadığını ileri sürmektedir. Davacı şirket, davalının yapımını üstlendiği ve geçici kabulü yapılan santral yapımı işinin tarafı olmadığı, bu nedenle ileri sürülen alacakların kesin kabulle ilgisi olmadığı gibi, davacılar vekili verdikleri hizmetin 31.11.2014 tarihinde son bulduğunu beyan etmiştir. Dolayısıyla davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ilişki eser sözleşmesi olarak nitelendirilse bile, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/6. maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan alacak zamanaşımına uğramıştır.
Açıklanan nedenlerle davacı ...'in açtığı davanın sıfat yokluğu (aktif husumet) nedeniyle, .... Ldt. Şti'nin açtığı davacının zamanaşımı nedeniyle reddine '' dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ilişkinin vekâlet değil Türk Borçlar Kanunu'nun 393. maddesi anlamında hizmet sözleşmesi olduğunu, bu nedenle anılan Kanun'un 146. maddesindeki on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, davalı tarafından davacı şirkete verilmiş bir vekâletname bulunmadığını, dosyaya sunulan vekâletnamenin davacı şirket ortakları ile davalı çalışanlarına birlikte verildiğini ve resmî kurumlardan evrak alınıp verilmesiyle sınırlı olduğunu, hakediş ve geçici kabul tutanaklarındaki imzaların "vekâleten" değil mühendis, üye ve danışman sıfatıyla asaleten atıldığını, müvekkili ... yönünden geçici kabul tutanağının davalıyı temsilen değil mühendis olarak imzalandığını, banka kayıtlarına göre 07/05/2013 tarihinde bu davacıya davalı tarafından 600.000,00 USD ödeme yapıldığını ve bu ödemenin akdi ilişkiyi ispatladığını, akdi ilişki yönünden yemin deliline dayanılmış olmasına karşın yemin teklif etme hakkının hatırlatılmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla ilişki eser sözleşmesi sayılsa bile zamanaşımının geçici kabulden değil kesin kabulden başlayacağını, ... Bakanlığı cevabının kesin kabule gerek olmadığı şeklinde yorumlanmasının hatalı olduğunu belirterek, kararın her iki davacı yönünden kaldırılmasına ve gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;
Dava, davalının yatırımcısı olduğu hidroelektrik santral projesinde verildiği ileri sürülen danışmanlık, müşavirlik ve kontrolörlük hizmet bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Dosya kapsamına göre; davalının davaya konu ... Santralinin yatırımcısı ve üretim lisansı sahibi olduğu, tesisin yapımının dava dışı ... (...) Şirketi tarafından üstlenildiği, yine elektromekanik ve hidromekanik işlerinin dava dışı firmalar tarafından üstlenildiği, ... Bakanlığı tarafından düzenlenen Aralık 2013 tarihli Geçici Kabul Tutanağında tesisin bitirildiği tarihin 25/11/2013 olarak gösterildiği, santralin elektrik üretimine yönelik kısmının 12/12/2013 tarihinde kabulünün yapılarak tesisin ticari işletmeye girdiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmayıp, davacıların kendi anlatımına göre edimleri; proje tarama ve geliştirme, izin-lisans-ÇED-kamulaştırma işlemlerinin yürütülmesi, ihale hazırlığı, müteahhit seçimi ve sözleşme yapılması, hakedişlerin kontrolü, kontrollük teşkilatı kurulması ve işletmeye alma süreçlerinin koordinasyonudur. Davalı şirket tarafından davacı şirketin ortakları ... ve ...'a Kadıköy 13. Noterliğinin 05/04/2011 tarih ve 06896 yevmiye sayılı vekâletnamesi verildiği, geçici kabul heyetinde davacı ...'in inşaat mühendisi olarak ve davalı şirketi temsilen üye olarak yer aldığı görülmektedir. Davacılar vekili, ilk derece mahkemesinin HMK'nın 31. maddesi uyarınca verdiği kesin süre üzerine sunduğu 05/10/2021 tarihli dilekçesinde, hizmetin 30/10/2009 tarihinde başladığını ve tesisin işletmeye alınmasından sonraki eksikliklerin giderilmesi, personelin eğitimi ve üretim altyapısının oluşturulması işlerinin tamamlandığı 30/11/2014 tarihine kadar devam ettiğini beyan etmiştir. Davacılar tarafından 17/09/2020 tarihinde dava şartı arabuluculuğa başvurulduğu, davanın 05/05/2021 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince; davacı ...'in sözleşmenin tarafı olmaması nedeniyle açılan davanın sıfat yokluğu (aktif husumet) nedeniyle reddine, davacı ....Şti'nin açtığı davayı ise; davalı vekilinin davacı şirketin ...’da inşa ettiği... Santrali inşaatında, mühendislik konularında müşavirlik hizmeti verilmesi hususunda davacı ....Şti.ile davalı vekalet ilişkisi kurulduğunu kabul ettiği bu nedenle mevcut delil durumu itibariyle davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerektiği, davacı şirketin danışmanlık vb.hizmet verdiği santralin geçici kabulünün 22.11.2013 tarihinde yapıldığı, davacı vekilinin ise 31.11.2014 tarihine kadar hizmet verdiğini ileri sürdüğü, her iki durumda da davanın ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/6. maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı anlaşılmakla, davacı ....Şti'nin davalı şirket aleyhine açtığı davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verdiği görülmüştür.
İstinaf Nedenlerinin İncelenmesi:
1-Davacı ....Şti. yönünden değerlendirme:
Türk Borçlar Kanununa göre bir tarafın diğerinin yararına iş görmeyi üstlendiği sözleşmeler tipe ayrılmaktadır:
Hizmet sözleşmesi, Kanun'un 393. maddesinin birinci fıkrasında "işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme" olarak tanımlanmıştır. Bu sözleşmenin ayırt edici unsuru bağımlılık olup, işçi, işverenin iş organizasyonuna dâhil olarak, onun yönetimi, gözetimi ve talimatları altında çalışır.
Eser sözleşmesi, Kanun'un 470. maddesinde "yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme" olarak tanımlanmıştır. Bu sözleşmede borçlanılan, iş görme faaliyeti değil onun sonucudur; yüklenici sonucu garanti eder, eseri teslim borcu altındadır.
Vekâlet sözleşmesi ise Kanun'un 502. maddesinin birinci fıkrasında "vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme" olarak tanımlanmıştır. Vekil, sonucu değil özenli iş görmeyi borçlanır; işi vekâlet verenin menfaatine ve iradesine uygun biçimde, Kanun'un 506. maddesindeki özen borcu çerçevesinde ve kural olarak bizzat yürütür. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, "vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan iş görme sözleşmelerine de uygulanır" denilmek suretiyle, kanunda tipi düzenlenmemiş iş görme sözleşmelerinin tabi olduğu hukuki rejim gösterilmiştir.
Uygulamada "hizmet alım sözleşmesi" olarak adlandırılan sözleşmeler, Kanun'un 393. maddesindeki hizmet sözleşmesinden farklı olup, bu sözleşmelerde bir taraf, kendi personel ve organizasyonunu tahsis ederek diğer tarafa süreklilik arz eden, standartlaşmış ve ölçülebilir birimlere bağlanmış bir hizmet akışı sunmayı üstlenir; temizlik, güvenlik, yemek, nakliye, bakım ve benzeri hizmet alımları vb. Bunlarda ifa kişiye bağlı değildir, personel değiştirilebilir, ücret dönemsel ya da birim fiyat üzerinden hesaplanır ve hizmeti veren, iş sahibinin nam ve hesabına hukuki işlem yapmaz.
Birden fazla tipik sözleşmenin unsurlarını taşıyan karma nitelikteki sözleşmelerde, sözleşmenin niteliğinin tespitinde, hukuki ilişkinin ağırlık noktasını oluşturan edim esas alınır ve o tipe ilişkin hükümler uygulanır.
Bu ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Davacılar somut bir sonucu meydana getirip teslim etmeyi üstlenmemiş, santralin inşaatı, elektromekanik ve hidromekanik işleri dava dışı müteahhitlerce yapılmış; davacılara düşen edimler, yer seçimi ve fizibilite çalışmalarının yürütülmesi, izin, lisans, ÇED ve kamulaştırma süreçlerinin takibi, ihale dokümanlarının hazırlatılması ve tekliflerin değerlendirilmesi, müteahhitlerin belirlenmesi, hakedişlerin kontrolü, imalatın kontrollüğü, tesisin devreye alınması ve işletme düzeninin kurulması gibi yatırımcı adına iş görme ve denetim faaliyetlerinden oluşmaktadır. Bu edimler edim sonucunu değil, yatırımcının menfaatine özenli iş görmeyi konu almaktadır. Nitekim davacılar da dava dilekçesinde bir eser meydana getirmeyi üstlendiklerini değil, "danışmanlık, müşavirlik ve kontrolörlük hizmeti" verdiklerini ileri sürmüşlerdir.
İfa kişiye bağlı olup, hizmet, davacı şirketin ortakları ... ve ... tarafından bizzat yürütülmüş; davacılar da kendi dilekçelerinde işin bu iki kişi eliyle görüldüğünü açıklamışlardır. Bu durum, ilişkinin kişisel güvene dayandığını ve vekilin işi bizzat görme yükümlülüğünü düzenleyen hükümlerin kapsamına girdiğini göstermektedir.
İş, davalının nam ve hesabına yürütülmüştür. Davalı şirket, davacı şirketin ortaklarına noter vekâletnamesi vererek resmî kurumlar nezdinde kendi adına işlem yapma yetkisi tanımış; davacı ... idarece oluşturulan geçici kabul heyetinde davalı şirketi temsilen üye olarak görev yapmıştır. Vekâletnamenin verilmesi tek başına nitelendirmeyi belirleyici olmasa da, iş görmenin iş sahibinin nam ve hesabına, onun talimat ve menfaati doğrultusunda yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.
Açıklanan nedenlerle taraflar arasındaki ilişki, davacıların kendi personel ve organizasyonuyla sürdürdükleri standart bir hizmet akışı sunmayı üstlendikleri bir hizmet alımı olarak değil; yatırımcının nam ve hesabına, kişisel güvene dayalı olarak ve özen borcu çerçevesinde iş görmeyi konu alan, kanunda ayrı bir tip olarak düzenlenmemiş bir danışmanlık, müşavirlik ve kontrolörlük sözleşmesi olarak nitelendirilmiştir. Böyle bir sözleşme, Türk Borçlar Kanunu'nun 502. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, niteliğine uygun düştüğü ölçüde vekâlet hükümlerine tabidir. İlk derece mahkemesinin ilişkiyi vekâlet olarak nitelendirmesi bu yönüyle sonucu itibarıyla isabetlidir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 147. maddesinin 5. bendinde vekâlet, komisyon ve acentelik sözleşmelerinden (ticari simsarlık ücreti alacağı dışında simsarlık sözleşmesinden) doğan alacaklar; 6. bendinde ise yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi hâli dışında eser sözleşmesinden doğan alacaklar beş yıllık zamanaşımına tabidir. Aynı yasanın 149. maddesinin birinci fıkrası uyarınca zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar, davacıların iddiasına göre ücret, santralin işletmeye alınmasından sonra doğacak bir karşılıktır; santral 12/12/2013 tarihinde ticari işletmeye girmiş, davacılar, verdikleri hizmetin en geç 30/11/2014 tarihinde sona erdiğini beyan etmişlerdir. Davacılar için en elverişli tarih olan 30/11/2014 esas alındığında bile beş yıllık süre 30/11/2019 tarihinde dolmuş olup, dava şartı arabuluculuk başvurusu 17/09/2020, dava ise 05/05/2021 tarihinde açılmış olmakla zamanaşımına ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Kesin kabul, yapım işini üstlenen yüklenici ile iş sahibi arasındaki ilişkiye özgü bir kurum olup, davacılar santralin yapım sözleşmesinin tarafı olmayıp, kendi ücret alacaklarının muacceliyeti yapım işine ilişkin bir kesin kabul işlemine bağlanmadıkları, ayrıca ... Bakanlığının cevabına göre özel hukuk tüzel kişilerine ait elektrik üretim tesislerinde kesin kabul uygulaması bulunmadığı, tesisin 12/12/2013 tarihinde ticari işletmeye girdiği, bu durumda ilk derece mahkemesinin, ilişki eser sözleşmesi olarak nitelendirilse bile sonucun değişmeyeceği yönündeki değerlendirmesinde de isabetsizlik görülmemiştir.
2- Davacı ... yönünden değerlendirme
Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler.
Dosya kapsamına göre, hizmetin davacı .... Şti. adına ve hesabına yürütüldüğü, davacı şirketin 29/11/2016 tarihli ihtarnamesinde %5 payın yalnız bu şirket adına istendiği, davacıların %5 pay bedelini kendi aralarında yarı yarıya paylaşmalarının iki ayrı sözleşme ilişkisinin değil, aynı alacağın paylaşılma yöntemini gösterdiği, dosyaya sunulan banka hesap hareketlerinde, istinaf dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi 07/05/2013 tarihinde ya da başka bir tarihte davalı şirket tarafından davacı ...'e yapılmış bir ödeme bulunmadığı, bu durumda ilk derece mahkemesinin, bu davacının davalı ile kendi nam ve hesabına akdi ilişki kurduğunu ispatlayamadığı yönündeki kabulü dosya kapsamına uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan sebeplerle; incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna varılmış; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,
1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacılar tarafından ayrı ayrı yatırılan 220,70 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,
3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı ... tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile 651,30 TL harcın ilk derece mahkemesince işbu davacıdan tahsiline,
4-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı ... Şirketi tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile 651,30 TL harcın ilk derece mahkemesince işbu davacıdan tahsiline,
5-İstinaf yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
6-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacılara ilk derece mahkemesince iadesine,
7-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 30/09/2026