İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/383 E. 2025/696 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/383
- Karar No
- 2025/696
- Karar Tarihi
T.C. ... 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. ... TÜRK MİLLETİ ADINA 6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/383 Esas KARAR NO : 2025/696
HAKİM : ... ... KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ... ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... - ... ... 2- ... -..
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 20/05/2025 KARAR TARİHİ : 14/10/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 11/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait ... plaka sayılı araç ile ...'e ait ... idaresindeki ... plaka sayılı araç arasında 14.06.2024 tarihinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, söz konusu kaza neticesinde ... plaka sayılı aracın %100 kusurlu olduğu tespit edildiğini, İlgili kazada müvekkiline ait aracın bir kısım parçaları değiştiğini, bir kısım parçaları tamir edilerek onarıldığını, bir kısım parçaları ise boyandığını, Müvekkilinin aracında meydana gelen hasar giderimi için 220,000.00 TL onarım bedeli harcandığını, Z.M.M.S teminat limitinin dolduğunu, aracın gördüğü işbu tamir/onarım/boya ve TRAMER kayıtlarına işlenen hasar kaydı sebebiyle ikinci el piyasa rayiç değerinde ciddi bir düşüş yaşandığını, aracın uzun süre onarımda kaldığını ve şirket kullanımından mahrum kaldığını, şimdilik 1.000,00 TL değer kaybı bedelinin, kaza tarihi olan 14.06.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müşterek ve müteselsil sorumlu davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline ödenmesine, 1.000,00 TL kullanım kaybı bedelinin, kaza tarihi olan 14.06.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müşterek ve müteselsil sorumlu davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava; trafik kazası nedeniyle araç değer kaybı ve araç mahrumiyetinden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı tarafından husumetin kazaya kusuruyla sebebiyet verdiği belirtilen karşı araç malikine(işletenine) ve sürücüsüne yöneltildiği görülmüştür. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasından önce dava şartları ve görev hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında tüm dava şartlarının oluşup oluşmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumundadır. 6100 sayılı HMK'nın "dava şartları" başlıklı 114. Maddesinin 1-c bendinde "mahkemenin görevli olması" hususu da dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görüleceği üzere dava şartlarından olan görev hususunun kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınması gerektiği açıktır. Eldeki dava, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarih olan 01/07/2012 tarihinden sonra açılmış olup, davanın ticari niteliği ve görevli mahkemenin belirlenmesinde 6102 Sayılı TTK ile getirilen düzenlemelerin değerlendirilmesi gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 4. Maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer Kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. 6335 Sayılı Kanununun 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı TTK 'nın 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleriyle diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunununda ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 Sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1.maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve istinaf aşamasında Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından, temyiz aşamasında Yargıtay tarafından re'sen incelenir. Somut olayda; uyuşmazlık haksız fiilden(trafik kazasından) kaynaklanmakta olup, bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. O halde, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü ve asliye ticaret mahkemesinin görevli olması için her iki tarafın tacir ve uyuşmazlık konusu işin her iki tarafın birden ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur. Davacı şirketin tacir olduğu ve tüm iş ve eylemlerini ticari işletmesiyle ilgili olarak yaptığında tereddüt bulunmamaktadır. Buna karşılık davalılar gerçek kişi olup, tacir olduğu ileri sürülmemiş, davalıların tacir sıfatını haiz olup olmadığı yönünden mahkememizce resen araştırma yapılmıştır. Vergi Dairesi ve Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden temin edilen bilgi, belgeler ve yine kolluk marifetiyle yaptırılan araştırma kapsamında; davalı ...'nın dava dışı belediye nezdinde sigortalı (işçi) çalışan olduğu, kendi adına işlettiği bir işletmenin veya sicil kaydının bulunmadığı ve neticeten tacir sıfatını haiz olmadığı anlaşılmıştır. Diğer davalı ...'in "Bakkal ve Marketlerde Yapılan Perakende Ticaret" ile "Oturacak Yeri Olan Fast-Food Satış Yerleri(Büfeler Dahil)" faaliyetinden dolayı vergi mükellefi olduğu, işletme hesabına göre defter tuttuğu görülmüştür. Bu noktada tacir ve esnaf kavramları ile bu kavramların ayrımlarına değinmek gereklidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2008 tarih ve 2007/7851 E., 2008/10258 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TTK.nun 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnafın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnafın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır. TTK.nun 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11/06/2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nun 11 numaralı Kararı’nın 2. maddesinde, imalatla iştigal etmekle beraber, 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir. Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 Sayılı Kanun hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra "Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19/02/1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. (21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.) Buna göre; a-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, b-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Anlatılan ilkeler ışığında somut olay ele alındığında; davalı ...'in iktisadi faaliyetinin nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayandığı ve kazancının geçimini sağlamaya yetecek derecede bulunduğu, sanayici tanımının da kapsamına girmediği, yaptığı işin hacim ve ehemmiyetinin ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti vermediği, kazancının bakanlar kurulunca belirlenen parasal ayrım sınırının altında kaldığı, işletme hesabına göre defter tutmakta olduğu hususları hep birlikte nazara alındığında; dosya kapsamı itibariyle davalı ...'in de Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tacir sıfatını haiz olmadığı, esnaf sıfatını haiz olduğu anlaşılmıştır. Açıklandığı üzere eldeki davanın mutlak ticari dava niteliği söz konusu olmayıp, davalılar tacir olmadığından nisbi ticari dava niteliğinin de bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu hâlde, eldeki davaya bakma görevi 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesine aittir. Yapılan açıklamalar doğrultusunda davanın görevsizlik nedeni ile dava şartı yokluğundan usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle 1-Davanın GÖREVSİZLİK nedeniyle 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle USULDEN REDDİNE, 2-HMK'nın 20. Maddesi gereğince, kararın kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurularak talep edilmesi halinde dosyanın görevli ... (NÖBETÇİ) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE gönderilmesine, aksi takdirde davanın açılmamış sayılacağının ihtarına, (ihtaratın gerekçeli kararın tebliği ile yapılmış sayılmasına) 3-HMK'nın 331/2. maddesi uyarınca harç ve yargılama giderinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise, talep halinde mahkememizce dosya üzerinden bu durumun tespiti ile davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, diğerlerinin yokluğunda gerekçeli kararın tebliğden itibaren iki hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 14/10/2025
Katip ... E-imzalıdır
Hakim ... E-imzalıdır