İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2020/421 E. 2021/75 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2020/421
- Karar No
- 2021/75
- Karar Tarihi
T.C.
İZMİR
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/421
KARAR NO : 2021/75
DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 14/11/2018
KARAR TARİHİ: 28/01/2021
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı taraf vekili dava dilekçesi ile özetle; tarafların aralarında akdettikleri 10/03/2017 tarihli İnşaat Yapım Sözleşmesi başlıklı Eser Sözleşmesi ile ... ili, ... ilçesi, ... mahallesi ... Ada ... Parsel sayılı taşınmaz üzerinde inşa edilecek olan ve Seferihisar Belediyesi İmar Müdürlüğü tarafından verilmiş onaylı mimari, betonarme, sıhhi tesisat ve elektrik tesisatı projelerine, imar yönetmeliklerine ve fen kuralları ile sözleşme şartlarına uygun olarak; "betonarme kaba inşaat, tuğla duvar, çatı, su ve ısı yalıtım imalatları işçiliğinin yapılması" konusunda protokol imzaladıklarını, 10/03/2017 tarihli inşaat sözleşmesinde işin nelerden ibaret olduğunun, ne şekilde yapılacağının, süresinin ve işi gerçekleştirecek olan davacıya yapılacak ödeme miktarlarının açıkça yazıldığını, ancak müvekkilinin sözleşmede kararlaştırılan tüm edimleri zamanında ve hakkı ile yerine getirmiş olmasına rağmen; davalı firma tarafından müvekkiline ödenmesi gereken 95.000-TL taşeronluk hizmet bedeli ödenmediği gibi; yine sözleşmede yer alan elektrik ve mekanik işçiliği hizmetine karşılık 27.600- TL ödeme de yapılmadığını, böylelikle davalı firmanın, davaya konu Eser Sözleşmesi nedeni ile müvekkiline ödemesi gereken toplam 122.000-TL.yi ödemekten kaçındığını, her ne kadar sözleşmenin 3. Maddesinde "anlaşmazlıkların çözümünde İzmir mahkemeleri yetkilidir" şeklinde bir hüküm yazılmışsa da; HMK md.17 uyarınca tacir konumundaki davalı şirket ile gerçek kişi konumundaki müvekkili arasında "yetki sözleşmesi" nin yapılamayacağının açık olduğunu, yetkiye dair sözleşmede yer alan bu maddenin anılan yasa maddesi gereğince "yok" hükmünde olduğunu, HMK 17.maddesinin ancak; "tacir kişiler ile kamu tüzel kişileri arasında mahkeme yetkisini sınırlandırıcı sözleşme yapabileceklerini; tacir kişiler ile özel şahıslar arasında böyle bir yetki sözleşmesinin düzenlenemeyeceğinin" hüküm altına aldığını, bu nedenle davayı 6100 sayılı HMK 10. Maddesi uyarınca "sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde" açmayı uygun gördüklerini, tüm bu nedenler ile bugüne kadar ödenmeyen, müvekkilinin 122.000-TL alacağının işin teslim tarihi olan 10/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek olan banka mevduatlarına hesaplanan en yüksek ticari faiz oranındaki faizi ile birlikte tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesi için müracaat etmek zorunda kaldıklarını, açıklanan nedenlerle davanın kabulü ile öncelikle dava sonuna kadar hüküm ifade etmek üzere, davalı adına kayıtlı yeteri kadar taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konularak davalı tarafın mal kaçırma amacı ile 3. şahıslara yapacağı kötü niyetli devirlerin engellenmesine karar verilmesini, sözleşmeye konu toplam 122.000-TL.nin işin teslim tarihi olan 10/06/2017 tarihinden itibaren banka mevduatlarına uygulanan en yüksek oranda hesaplanacak ticari mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesini, yargılama harç ve giderleriyle, Avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı taraf vekili (Asliye Hukuk Mahkemesine açılan davada) cevap dilekçesi ile özetle; öncelikle yetki ve görev itirazında bulunduklarını, zira dava konusu protokol incelendiğinde, protokolün 3. maddesinde yetki sözleşmesi bulunduğunu, ilgili madde uyarınca İzmir Mahkemelerinin taraflarca yetkili kılındığını ve her iki tarafın da tacir olduğunu bu nedenle de yetki sözleşmesinin geçerli olduğunu ve de İzmir Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili kılındığının görüleceğini, yetki sözleşmesinin, tarafların belirli veya belirlenebilir bir uyuşmazlıkta kanunen yetkisiz olan bir veya birden fazla mahkemeyi yetkili kılmak için yaptıkları sözleşme olduğunu, yetki sözleşmesinin, belirli bir hukuki ilişkiyle ilgili uyuşmazlıkta, belirli bir mahkemenin yetkilendirilmesi veya yetkisinin kaldırılması için taraflarca yapılan bir sözleşme olduğunu, her ne kadar davacı taraf dava dilekçesinde davacının gerçek kişi olduğundan bahisle yetki sözleşmesinin yok hükmünde olacağı şeklinde bir yorumda bulunmuşsa da bu yorumun kabulünün mümkün olmadığını, zira dava konusu sözleşmenin inşaat yapım sözleşmesi olup işin ticari bir iş olduğunu ve tarafların da tacir olduğunu, taraflar tacir olduğundan, Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu, Seferihisar bölgesi İzmir Büyükşehir sınırları içerisinde kaldığından ve Seferihisar Adliyesinde de Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmadığından, İzmir Asliye Ticaret Mahkemeleri’nin yetkili ve görevli olacağını, esasa ilişkin olarak ise ; Davalı müvekkili şirket aleyhine açılmış olan iş bu davanın haksız ve yersiz olduğunu, açılan davayı kabul etmediklerini, müvekkili şirket ile davacı taraf arasında akdedilen “Protokol İnşaat Yapım Sözleşmesi “ isimli sözleşme gereğince sözleşmede yer alan hususların davacı tarafça 3 ay içerisinde yapılması ve bunun karşılığında da davalı müvekkili şirket tarafından davacı tarafa sözleşmede yer alan bedellerin ödenmesinin kararlaştırıldığını, ancak dava dilekçesinde yer alan iddiaların aksine davacı tarafın sözleşmede yer alan tüm edimleri eksiksiz ve zamanında yerine getirmediğini ayrıca yine dava dilekçesinde yer alan ve “davacının hiçbir ödeme almadığı” iddiasının gerçek dışı ve kötü niyetli olduğunu, davalı müvekkili şirketin, davacı tarafa birçok ödeme yaptığını, davalı müvekkili şirketin banka kanalı ile davacıya yaptığı ödemelerin ve davacı tarafın kendi el ürünü olan imzası ile almış olduğu ödemelere ilişkin belgenin cevap dilekçeleri ekinde sunulduğunu, bu hususun dahi davacı tarafın kötü niyetini ortaya koyduğunu, yine dava dilekçesinde yer alan iddiaların aksine, davacı tarafın sözleşmede yer alan edimlerini sözleşmenin tanziminden 3 ay sonra değil, sözleşmenin tanziminden 2 yıl sonra, eksik ve hatalı olarak yerine getirdiğini, mahkemeye de sözleşme konusu işi zamanında teslim ettiğine dair herhangi bir belge sunmadığını, yapılan işlerin eksik ve hatalı olduğunun da Sayın Mahkemece yaptırılacak Bilirkişi incelemesi neticesinde ortaya çıkacağını, ayrıca, dava konusu inşaatın yapı denetimini üstlenen ... Şti’ne müzekkere yazılarak, inşaatın, kaba inşaat, duvar ve izolasyon işlerinin bitiş tarihinin resmi olarak tespit edilebileceğini, ... Şti tarafından tanzim edilen “Yılsonu seviye Tespit Tutanağı” başlıklı belgeden de anlaşılacağı üzere“31.12.2017 tarihi itibari ile belirtilen yapının gerçekleşme oranının %75’olduğunu” yine davacı tarafın davalı müvekkili şirkete herhangi bir fatura da tanzim etmediğini, Vergi mevzuatında fatura düzenlenmesi için genel prensibin malın satıldığı veya hizmetin tamamlandığı an olduğunu, Vergi Usul Kanunu'nun fatura nizamına ilişkin 231/5'inci maddesinde; “Fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azamî 7 gün içinde düzenlenir” dendiğini, kısacası davacı tarafın işi tamamlamadığını, davalı şirketin ise davacının üstüne düşen işleri başkaca firmalara yaptırmak zorunda kaldığını, davalı şirketin, davacıya ödediği meblağların dahi, yapılan işin çok üzerinde olduğunu, ayrıca davalı şirketin eksik ve hatalı işleri başkaca firmalara yaptırmak zorunda kaldığından zarar ettiğini, davacı yanın, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, aldığı ödemeleri yok sayarak iş bu davayı açtığını, taraflar arasındaki protokol gereği, davacı tarafın çalışanlarının davalı müvekkili şirkette sigortalı olarak gösterildiğini, davacıya, davacının oğlu olan ...’e, yine davacının oğlu ...’e, davacının çalışanları ... ve de ... hesaplarına davalı müvekkili şirketin hesabından, sözleşme bedelinden düşülmek üzere bir çok ödeme yapıldığını, iş bu hususun ... Bankası A.Ş. ... Şubesine yazılacak müzekkere ile ispatlanacağını, ayrıca isimleri belirtilen şahısların aslında davacı ...’in çalışanları olduğunu, protokol gereği SGK Primleri ödenmek üzere davalı şirket bünyesinde çalıştıklarını gösterir Firma Personel listesinin de sunulduğunu, davalıya ve oğulları ve de davacı personeline banka kanalı ile yapılan ödemelerin toplamının 20.904,93 TL olduğunu, ... imzalı belgeden de anlaşılacağı üzere davalı şirket tarafından davacıya elden yapılan ödemelerin toplamının 48.862,00 TL olduğunu, davalı şirketin, davacıya toplamda 69.766,63 TL ödemiş olduğunu, bunun davacı tarafından yapılan işlerin çok üzerinde bir bedel olduğunu, davalı şirketin eksik ve yarım işleri tamamlatmak üzere başkaca firmalarla anlaştığını ve davacı ile yapılan protokolde belirtilen meblağların çok üstünde ödemeler yapmak zorunda kaldığını, işbu nedenlerle davacı tarafın, davalı müvekkili şirket aleyhine açmış olduğu haksız ve hukuka aykırı işbu davanın tüm talep ve sonuçları ile birlikte reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin dahi davacı karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
CEVABA CEVAP: Davacı taraf cevaba cevap dilekçesi ile özetle; Davalı tarafın yetki konusundaki itirazlarının tamamen haksız ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, dava dilekçesinde de beyan ettikleri üzere HMK 17. maddesinin bu konuda son derece açık olduğunu, yetki sözleşmesinin eski HUMK daki gibi olmadığını, HMK 'nun 17. md. sinin bu konuda köklü bir değişiklik getirdiğini, özel yetkili mahkemenin belirlenebilmesi için artık “sadece tacir kişiler ile kamu tüzel kişileri arasında yapılan yetki sözleşmelerinin geçerli olabileceğinin” hüküm altına alındığını, davalı tarafın müvekkilerinin “tacir kişi” olduğunu iddia ettiğini, oysa sözleşme içeriğinde her ne kadar taşeronluk hizmetinden bahsedilmiş ise de; müvekkilinin tacir olmayıp; gerçek kişi olarak davaya konu sözleşmeyi imzalamış ve sözleşmedeki edimleri yüklenmiş olduğunu, zaten davalı firmanın delil olarak sunduğu evraklardan Firma Personel Listesi başlıklı belgede de görüleceği üzere müvekkilinin davalı firmanın SGK primlerini ödediği “İnşaat Elemanı - Kalıpçı işçi” olarak kayıtlı personeli olduğunu, bir firmaya bağlı sigortalı işçi statüsündeki bir “duvarcı ustasının” tacir olarak nitelendirilmesinin usul ve yasaya; hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, davalı tarafın, müvekkilinin sözleşmede belirtilen 3 ay içinde üzerine düşen edimleri yerine getirmediğini; edimleri yerine getirmekte geciktiğini hatta 2 yıl sonra eksik ve hatalı olarak yerine getirdiğini ileri sürdüğünü, oysa müvekkilinin sözleşme başlangıç tarihinden itibaren 3 ay içinde sözleşmede yazılı olan kaba inşaatı tamamladığını, teslim ettiğini; sözleşmenin elektrik aksamı kısmını ise sözleşme tarihinden itibaren 5. ayın sonunda, yani sadece iki ay gecikme ile edimlerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, bunun da sebebinin müvekkilinin kusurundan değil; bizzat davalının teslim etmesi gereken malzemeleri zamanında teslim etmemesinden, inşaat mimari projesinde sonradan davalı tarafın yapmış olduğu değişiklikleri Belediyeye geç onaylattırmasından ve müvekkiline davalı tarafından sözleşme ekinde yazılı ödemelerin yapılmamasından kaynaklandığını, 2 yıl içinde müvekkilinin üzerine düşen edimi yerine getirdiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, kaba inşaat bitmeden sıva işlerinin başlatılamayacağını, davalının sunduğu Firma Personel Listesinde açıkça görüldüğü üzere sıvacı ustalarının inşaatta işe başlama ve sigorta primlerinin yatırılmaya başlama tarihinin 18/09/2017 olduğunu, davalı tarafın dosyaya sunduğu Sözleşme Ek-1 sahifesinde yazılı olan ödeme çizelgesinde müvekkiline yaptığı ödemeler listesi olarak sunduğu belgede yer alan imzalardan biri hariç hiçbirinin müvekkiline ait olmadığını, sadece 7.500-TL tutar karşısında bulunan ve ödeme tarihi kolonuna atılmış olan imzanın kendisine ait olabileceğini; bundan da emin olmadığını, zira böyle bir imza attığını hatırlamadığını ancak imzasına benzediğini beyan ettiğini, bu nedenle davalının Ek-1 olarak mahkemeye sunmuş olduğu ödeme listesindeki müvekkiline ait olduğu iddia edilen imzaların müvekkiline ait olmadığını, bu konuda uzman bilirkişi vasıtası ile yapılacak imza incelemesi sonucunda gerçek durumun ortaya çıkacağını, cevap dilekçesinde “inşaatın bitiş süresi, yapı denetimini üstlenen ...Şti.nden sorulabilir” dendiğini, oysa bu firma tarafından düzenlenen yılsonu seviye tespit tutanağının gerçek durumu yansıtmadığını, zira davaya konu inşaatın yapı denetimini gerçekleştiren adı geçen ...Şti. de davalı firma gibi aynı şahsa ... isimli kimseye ait olduğunu, inşaatı üstlenen davalı şirket de; bu inşaatın Yapı Denetimini gerçekleştiren şirketin de aynı kişiye ait olduğunu, davalı tarafın, müvekkili tarafından kendilerine bir fatura tanzim edilip verilmediğini; bu durumdan da işin tamamlanmayıp, eksik bırakılmış olduğu sonucunun çıkartılabileceğini ileri sürdüğünü, oysa davaya konu sözleşmede imzası bulunan müvekkilinin tacir olmadığı için fatura kesme gibi bir zorunluluğunun bulunmadığını, kaldı ki çalışan işçiler ile birlikte müvekkilinin de sigorta ücretleri dahi sözleşme işvereni olan davalı firma tarafından ödendiğini, müvekkili ...'in 01/04/2017 ile 02/05/2018 tarihleri arasında davalı firmanın sigortalı bağlı çalışanı olduğunu, davalı tarafın delil olarak sunduğu ... Bankası ... Şubesi /... onaylı banka hesap hareketlerinde ..., ..., ... ve sair bir kısım kimse için banka hesaplarına yapmış olduğu ödemeleri delil olarak gösterdiğinin görüldüğünü ancak bu ödemelerin işbu davaya konu iş ile bir ilgisinin olmadığını, kendilerine ödeme yapılan kimselerin davalı firma için yapmış oldukları fazla mesai ve ekstra işlerin bedeli olarak davalı firma tarafından yapılan ödemeler olduğunu, müvekkiline elden yapıldığı iddia edilen 48.862,00-TL ödemeye ilişkin davalının iddiasının da gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkiline böyle bir ödeme yapılmadığını, müvekkilinin sözleşme ile yüklendiği tüm işleri zamanında ve eksiksiz yerine getirdiğini davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Görevsizlik Kararı: Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... esas, ... karar sayılı 04.02.2020 tarihli kararı ile davacının ... A.Ş.'nin yetkilisi olduğu ve davalı tarafın da ticari şirket olduğu, aralarındaki sözleşmenin ticari faaliyetleriyle ilgili olduğu anlaşılmakla davanın, nisbi ticari dava olduğu değerlendirilerek davaya bakmakla görevli mahkeme, TTK'nun 5. maddesinde Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, bu kararın istinaf kanun yoluna başvurulmaksızın 01/07/2020 tarihinde kesinleştiği, mahkememize tevzi edilerek yukarıdaki esas numarasını aldığı anlaşılmıştır.
Sözleşme: davacı ... ile davalı şirket arasında imazalanan 10/03/2017 tarihli "Protokol İnşaat Yapım Sözleşmesi" başlıklı sözleşmeye göre, Davacı ...'in inşaatta "kalfa (taşeron)" olarak, davalı şirketin "işveren" sıfatıyla sözleşmeyi imzaladıkları, ... ili ... ilçesi, ... Mahallesi ... ada ... parsel sayılı taşınmazdaki inşaatın betonarme kaba inşaat, tuğla duvar, çatı, su ve ısı yalıtım imalatları işçiliğinin davacı taşerona verildiği, davacının yetkilisi olduğu "... A.Ş." nin sözleşmede kaşe ve imzasının bulunmadığı, sözleşme içeriğinde davacı ...'in taşeron olarak işi dava dışı yetkilisi olduğu "... A.Ş."adına üstlendiği ve imzaladığına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı görülmüştür.
Esnaf tacir araştırması : Gerçek kişi olan davacı hakkında İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü, Vergi Dairesi ve Esnaf Sanatkarlar Odasına yazılan yazılara verilen cevaplarda; davacının şahıs olarak tacir kaydına rastlanmadığı, "... A.Ş."nin temsilcisi olduğu, İşletme Hesabı Esanına göre defter tuttuğu, en son gayrisafi milli hasılasının 4.939,83TL olduğu, esnaf odasına kaydının bulunmadığı tespit edilmiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan eser bedeli alacağının tahsiline ilişkin alacak davasıdır.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari ava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir.
TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce re'sen incelenir.
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.
19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Dosya kapsamından, davacının "İkamet amaçlı binaların inşaatı" işinde vergi mükellefi olduğu, gerçek kişi olan davacının gerçek usulde işletme esasına göre defter tuttuğu, en son vergi beyannemesindeki gayrisafi hasıla miktarı dikkate alındığında bilanço esasına göre defter tutma hadlerinin altında kaldığı, taraflar arasındaki eser sözleşmesi incelendiğinde sözleşmesinin taşeron sıfatıyla davacı ... tarafından imzalandığı, davacının yetkilisi olduğu dava dışı "... A.Ş." nin sözleşmede kaşe ve imzasının bulunmadığı, sözleşme içeriğinde davacı ...'in taşeron olarak işi yetkilisi olduğu "... A.Ş."adına üstlendiği ve imzaladığına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla davacının tacir sıfatını haiz olmayıp, esnaf olduğu, davacının tacir sıfatına sahip olmaması sebebiyle davanın ticari dava olarak kabul edilemeyeceği, ayrıca davanın TTK' nun 4. maddesinde düzenlenen mutlak ticari dava niteliğinde de olmadığı, TTK'nın 4. maddesindeki yasal düzenlenme karşısında uyuşmazlığın 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi uyarınca genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği, Yargıtay 20. HD:'nin 2015/10410 esas, 2015/1025 kara sayılı, 03/11/2015 tarihli, 2015/15241 esas, 2016/788 karar sayılı, 25/01/2016 tarihli yargı yeri belirleme kararlarının, Yargıtay 19. HD'nin 2015/15811 esas, 2016/5002 karar sayılı, 21/03/2016 tarihli kararının da aynı yönde olduğu anlaşılmakla mahkememizin görevsizliğine, mahkememiz ile Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi arasında görev uyuşmazlığı çıktığında, mahkememizin görevszilik kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmaması halinde, görevli mahkemenin tayini gerektiğinden HMK'nun 21. ve devamı maddeleri uyarınca yargı yeri belirlenmesi için dosyanın İzmir Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı tarafından açılan iş bu davada Mahkememizin görevli olmadığı, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu anlaşılmakla, HMK.nun 115/2.maddesi uyarınca davanın usulden REDDİNE,
2-Mahkememiz kararının istinaf yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde mahkememiz ile Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıktığından görevli mahkemenin tayini için HMK'nun 21. ve devamı maddeleri uyarınca yargı yeri belirlenmesi için dosyanın İzmir Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
3-HMK'nun 331. Maddesi uyarınca harç vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
ilişkin, taraflar vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde, mahkememize veya bulunduğu yerde varsa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne, yoksa Asliye Hukuk Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde, istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı. 28/01/2021
Katip ...
e-imzalı
Hakim ...
e-imzalı