Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/3529 E. 2026/254 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/3529
- Karar No
- 2026/254
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/3529 Karar No : 2026/254
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendisine asaleten, ... ve Batuhan İlhan'a velayeten ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar yakını ...'ın Gemlik Devlet Hastanesi'nde yaşanan tıbbi uygulama hatası nedeniyle vefat ettiği ileri sürülerek olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık toplam 3.000,00 TL maddi, 750.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurularının reddine, davalı idarenin vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının Gemlik Devlet Hastanesine 3 kez başvurmasına rağmen doğru teşhis konulamadan taburcu edildiği, zaman kaybedildiği, gerekli müdahalelerin zamanında yapılamadığı, yoğun bakımda yer olmadığından Bursa'ya sevk edildiği, geç müdahale nedeniyle hayatını kaybettiği ileri sürülerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY : Davacılar yakını ..., 28/06/2019 tarihinde boğaz, sağ kulak ve vücut ağrısı şikayetleri ile Gemlik Devlet Hastanesi acil servisine başvurmuş ve üst solunum yolu enfeksiyonu tanısıyla adına reçete düzenlenmiş, 29/06/2019 tarihinde benzer şikayetler ile tekrar aynı hastaneye başvurması üzerine üst solunum yolu enfeksiyonu ve akut otisis media tanılarıyla mevcut reçeteye devam etmesi önerilmiştir. Daha sonra, 02/07/2019 tarihinde bilinci kapalı vaziyette 112 Acil Sağlık Hizmetleri vasıtasıyla Gemlik Devlet Hastanesine getirilmiş ve birtakım tetkikler yapıldıktan sonra yoğun bakım ihtiyacı nedeniyle ...Hastanesine sevki sağlanmışsa da burada yapılan tedaviye rağmen 03/07/2019 tarihinde vefat etmiştir. Davacılardan... tarafından Gemlik Devlet Hastanesinde eşinin tedavisinin ihmal edildiği ileri sürülerek ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ancak Bursa Valiliği İl İdare Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla soruşturma izni verilmemesi nedeniyle Gemlik Cumhuriyet Başsavcılığının...tarih ve ...soruşturma sayılı kararıyla işlem yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Anılan karara karşı yapılan itiraz ise, Bursa Sulh Ceza Hakimliğinin ...tarih ve ... D.İş. sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bunun yanı sıra, Gemlik Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma aşamasında alınan Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan mütalaada, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, Gemlik Devlet Hastanesinde görevli sağlık personelinin tıbbi uygulama hatasının bulunmadığı belirtilmiştir. Öte yandan, davacılar tarafından, olayda hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat talebiyle 14/05/2020 tarihli dilekçe ile davalı idareye yapılan başvuru, cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmiştir. Bakılan dava; olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık toplam 3.000,00 TL maddi, 750.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Bakılan davada, İdare Mahkemesince uyuşmazlığın çözümlenebilmesinin özel bilgiyi gerektirdiği anlaşılmakla birlikte, tazminat istemine esas teşkil eden olayla ilgili Gemlik Cumhuriyet Başsavcılığının ...sayılı dosyasında yürütülen soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından ...tarih ve ... sayılı bilirkişi raporunun düzenlendiği görüldüğünden usul ekonomisi gereğince yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmeyerek anılan rapor hükme esas alınmış ve hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda; "kişinin ölümünün travmatik olmayan ancak etyolojisi kesin olarak belirlenemeyen akut intraserebral kanama (beyin kanaması) ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin 28/06/2019 tarihinde boğaz, kulak ve vücut ağrısı şikayetleri ile başvurduğu Gemlik Devlet Hastanesinde fizik muayenesinin yapıldığı, muayene bulgularına göre uygun tanı konularak tedaviye başlandığı, 29/06/2019 tarihinde benzer şikayetler ile başvurduğu, detaylı muayenesinin yapıldığı, nörolojik muayenesinin normal olduğu, üst solunum yolu enfeksiyonu ve akut otisis media tanılarının konulmasının doğru olduğu, 02/07/2019 tarihinde 112 Acil Sağlık Hizmetleri vasıtasıyla bilinci kapalı olarak getirildiği, tetkiklerinde beyin kanaması tespit edildiği, uygun tedavi verilerek yoğun bakım ihtiyacı nedeniyle sevk edildiği, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, Gemlik Devlet Hastanesinde görevli sağlık personelinin tıbbi uygulama hatası bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde görüş bildirilmiş ise de; anılan raporun idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır. Dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacılar murisinin 28/06/2019 tarihinde boğaz, kulak ve vücut ağrısı şikayetleri ile başvurduğu Gemlik Devlet Hastanesinde fizik muayenesinin yapılarak taburcu edildiği, 29/06/2019 tarihinde benzer şikayetler ile tekrar hastaneye başvurduğu, daha sonra ise 02/07/2019 tarihinde 112 Acil Sağlık Hizmetleri vasıtasıyla bilinci kapalı olarak hastaneye getirildiği, bir takım tetkikler yapıldıktan sonra yoğun bakım ihtiyacı nedeniyle özel bir hastaneye sevki sağlanmışsa da burada yapılan tedaviye rağmen 03/07/2019 tarihinde akut intraserebral kanama (beyin kanaması) ve gelişen komplikasyonlar sonucu vefat ettiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, davacılar murisinin 28/06/2019 tarihinde hastaneye ilk başvurusunda yapılan muayenesinde üst solunum yolu enfeksiyonu tanısı ile reçete düzenlenerek taburcu edildiği, 29/06/2019 tarihinde tekrar başvurması üzerine üst solunum yolu enfeksiyonu ve akut otitis media tanıları ile Novaljin 1x1, Metpamid 1x1 yapılarak mevcut reçeteye devam edilmesinin önerildiği, anılan şikayetlerle gelen davacılar murisine EKG, ileri kan tetkiki, ileri görüntüleme tetkiklerinin uygulanmadığı, ayrıntılı teşhis, tetkik ve tedavi uygulanmadan taburcu edildiği görüldüğünden, davacılar murisinin muayene bulgularına göre şikayetlerine yönelik olarak yapılması gerekenlerin (tahlil, tetkik, müdahale, ileri kan tetkiki, ileri görüntüleme tetkiki vb.) somut olayda yapılıp yapılmadığı, beyin kanamasının tespitinde geç kalınıp kalınmadığı, duruma yönelik zamanında etkili ve yeterli müdahalede bulunulup bulunulmadığı, bu durumun tıp kuralları bakımından kabul edilebilir olup olmadığı, zamanında uygun tanı konulup yeterli tedavi uygulansaydı ölümünün önüne geçilip geçilmeyeceği hususlarının değerlendirilerek davacılar murisinin davalı idareye bağlı hastanede takip, tetkik ve tedavi sürecinde hata, ihmal, dikkatsizlik, tecrübesizlik, özensizlik bulunup bulunmadığı konularının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu ve yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davanın reddi yönündeki Bursa 2. İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf istemlerinin reddine, davalı idarenin istinaf isteminin kabulüne ilişkin temyize konu Bursa Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 15/01/2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına dair Daire kararına katılmıyoruz.