Danıştay · 10. Daire

Danıştay 10. Daire 2023/3806 E. 2026/206 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
10. Daire
Esas No
2023/3806
Karar No
2026/206
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/3806 Karar No : 2026/206

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLLERİ : Huk. Müş. ... Huk. Müş. ...

MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : 1- ... 2- ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 14/12/2018 tarihinde İstanbul ili Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan sezaryen doğumun öncesi, sırası ve sonrasında davacılardan ...'a hatalı tıbbi müdahalede bulunulduğundan bahisle bebeklerini kaybetikleri ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararların karşılığı olarak her bir davacı için 1.000,00 TL maddi, 1.000.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 2.002.000,00 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 31/12/2021 tarih ve E:2020/1854, K:2021/2208 sayılı kararıyla; Adli Tıp 8. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 29/09/2021 tarih ve 2677 karar numaralı raporda özet ve sonuç olarak; "1- Tıbbi belgelerde kayıtlı bilgi ve bulgulara göre; Down Sendromu sitigmaları olan bebeğin ağır perinatal asfiksi nedeniyle hipoksik iskemik ensefalopati ve gelişen komplikasyonlar (Sepsis, Karaciğer Fonksiyon Bozukluğu, Koagülasyon Bozukluğu-DİC, Böbrek Yetmezliği, Hipoglisemi) nedeniyle öldüğü, 2- Annenin 14/12/2018 tarihinde bebek hareketlerinde azalma şikayeti ile Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesine müracaat ettiği, yapılan doppler USG'de 35-36 haftalık gelişimde tek canlı gebelik saptandığı, umblikal arterde diastolik akım kaybı saptanması üzerine acil sezeryana karar verildiği, sezeryanla tek, canlı bebek doğurtulduğu, Amnious mai koyu mekonyumlu olduğu, Kordon pulsasyonu mevcut olduğu, 1. dakika APGAR 1; 5. dakika APGAR 4; 10. dakika APGAR skoru 8 olan bebeğin Hipoksik iskemik ensefalopati tanısı ile yenidoğan yoğunbakım ünitesine yatışı yapıldığı, gerekli medikal ve destek tedavilerinin düzenlendiği, dolayısıyla; Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Annenin Kadın Doğum Uzmanı tarafından yapılan takip ve tedavilerinin ve Bebeğin Çocuk Yoğun Bakım Kliniği tarafından yapılan takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, 3- Hizmeti sağlık çalışanları vasıtasıyla yürüten idarenin uygulama hatası bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." yönünde görüş belirtildiğinin görüldüğü ve söz konusu bilirkişi raporunun Mahkemelerince hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu, bu durumda, başta Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunun raporu ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden, dava konusu olayda idareyi tazminata ödeme yükümlülüğü ve sorumlu tutmaya elverişli maddi ve hukuksal bir durumun var olmadığı, gerçekleşen zararda idareye yüklenebilecek kusurlu bir halin bulunmadığı, gerek yapılan tıbbi müdahale gerekse hastanenin kamu hizmetinin yürütülmesi bağlamında genel işleyişi açısından kusurlu bir tutum ve davranıştan söz etme imkanı da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 7. İdare Dava Dairesince, davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, davacı annenin saat 12.00 sularında hastaneye başvurmasına rağmen sezaryen operasyonuna ancak 14.40'ta alınmış olmasının (yaklaşık 2 saat 40 dakika bekletilmesi) tıp kurallarına aykırı olduğu ve bu gecikmenin bebeğin anne karnında oksijensiz kalmasına (asfiksi) yol açtığı, ameliyat notunda herhangi bir komplikasyon veya anomali belirtilmemesine rağmen, bebeğin "yenidoğan bakteriyel sepsisi", "hipoksik iskemik ansefalopati" ve "sendromik bebek" gibi ağır tanılarla yoğun bakıma alınmasının büyük bir çelişki olduğu, bebeğin ölüm nedeninin "bulaşıcı hastalık" olarak kaydedildiği, ancak bebekte gelişen sepsisin bir hastane enfeksiyonundan kaynaklandığı ve bu konuda enfeksiyon hastalıkları uzmanından konsültasyon istenmeyerek tıbbi ihmal yapıldığı, anne ve bebeğin bilekliklerindeki dosya numaralarının uyuşmadığı, ayrıca evraklarda "bebek 1" ifadesinin kullanıldığı (bu ifadenin genellikle ikiz gebeliklerde kullanıldığı), bu durumun bebeğin veya ilaçların karıştırılmış olabileceği şüphesini doğurduğu, iddialarının Adli Tıp Kurumu tarafından ayrı ayrı incelenmediği, raporun sadece genel ifadelerle ve toptancı bir anlayışla hazırlandığı ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup, davalı yanında müdahiller tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; 14/12/2018 tarihinde İstanbul ilinde bulunan Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan sezaryen doğumun öncesi, sırası ve sonrasında davacılardan ...'a hatalı tıbbi müdahalede bulunulduğundan bahisle davacıların bebeklerini kaybetikleri ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararların karşılığı olarak her biri için 1.000,00 TL maddi, 1.000.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 2.002.000,00 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. Olayla ilgili olarak Adli Tıp 8. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... sayılı bilirkişi raporunda; "1- Tıbbi belgelerde kayıtlı bilgi ve bulgulara göre; Down Sendromu sitigmaları olan bebeğin ağır perinatal asfiksi nedeniyle hipoksik iskemik ensefalopati ve gelişen komplikasyonlar (Sepsis, Karaciğer Fonksiyon Bozukluğu, Koagülasyon Bozukluğu-DİC, Böbrek Yetmezliği, Hipoglisemi) nedeniyle öldüğü, 2- Annenin 14/12/2018 tarihinde bebek hareketlerinde azalma şikayeti ile Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesine müracaat ettiği, yapılan doppler USG'de 35-36 haftalık gelişimde tek canlı gebelik saptandığı, umblikal arterde diastolik akım kaybı saptanması üzerine acil sezeryana karar verildiği, sezeryanla tek, canlı bebek doğurtulduğu, Amnious mai koyu mekonyumlu olduğu, Kordon pulsasyonu mevcut olduğu, 1. dakika APGAR 1; 5. dakika APGAR 4; 10. dakika APGAR skoru 8 olan bebeğin Hipoksik iskemik ensefalopati tanısı ile yenidoğan yoğunbakım ünitesine yatışı yapıldığı, gerekli medikal ve destek tedavilerinin düzenlendiği, dolayısıyla; Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Annenin Kadın Doğum Uzmanı tarafından yapılan takip ve tedavilerinin ve Bebeğin Çocuk Yoğun Bakım Kliniği tarafından yapılan takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, 3- Hizmeti sağlık çalışanları vasıtasıyla yürüten idarenin uygulama hatası bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." tespitlerine yer verilmiştir. İlk derece Mahkemesince, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu Bölge İdare Mahkemesince reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesi, 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken; 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış ise de, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda; yapılan takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları vasıtasıyla yürüten idarenin uygulama hatası bulunmadığı belirtilmişse de, tıp literatüründe acil sezaryen kararı (fetal distress) alındıktan sonra operasyonun başlaması için ideal sürenin 30 dakika olarak kabul edildiği, hastane kayıtlarına göre karar ile operasyona geçiş süresi (14.30'da sezaryen kararı alındığı ve operasyonun 14.45'te başladığı) bu standarda uygun görünmekle birlike, hastanın hastaneye başvurduğu 12.55 (veya iddia edilen 12.00) ile karar anı olan 14.30 arasındaki sürede takibin yeterli yapılıp yapılmadığının ve aradan geçen sürenin bebeğin oksijensiz kalmasına sebebiyet verip vermediğinin irdelenmediği, bebeğin "Sepsis" ve "Ağır Perinatal Asfiksi" komplikasyonları nedeniyle öldüğü kabul edilmekle birlikte enfeksiyonun kaynağına (hastane koşullarından mı yoksa bir başka sebepten mi kaynaklandığına) ve enfeksiyon hastalıkları uzmanından konsültasyon istenmeyerek antibiyotik tedavisi uygulanmasının bir eksiklik olup olmadığının değerlendirilmediği, ölüm belgesinde bebeğin kilosunun yanlış yazılmasının, ölüm sebebinin "bulaşıcı hastalık" olarak işaretlenmesinin, anne ve bebeğin bileklik numaralarının uyuşmamasının bir organizasyonel kusur olup olmadığının yeterince gerekçelendirilmediği, tüm bunların bir bütün halinde kusur arz edip etmediği hususlarında bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Halbuki davacıların hizmet kusuruna ilişkin olarak ileri sürdükleri iddiaların da anılan hususlarda toplandığı görülmektedir. Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi... İdare Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 13/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Danıştay 10. Daire, E. 2023/3806, K. 2026/206, T. 13.01.2026, www.arakarar.com/karar/danistay-10-daire-2023-3806-e-2026-206-k-f7d8bfd96216