Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/877 E. 2026/188 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/877
- Karar No
- 2026/188
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/877 Karar No : 2026/188
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1-... 2- ... VEKİLLERİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü /...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılardan ...'nin 28/07/2019 tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Uygulama ve Araştırma Hastanesinde yaptığı doğum sürecinin hastane çalışanlarınca tıp biliminin genel kabul görmüş kurallarına uygun yönetilmeyerek ölü doğuma sebep olunmasında idarenin hizmet kusuru bulunduğu davacılar tarafından ileri sürülerek ... ve ... için ayrı ayrı 5.000,00 TL maddi tazminat ile 250.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinde itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, dava konusu olayda, uygulanan teşhis ve tedavi işlemlerinin tıp ilmine uygun olduğu ve sağlık çalışanlarına herhangi bir kusur atfedilemeyeceğinin Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporuyla sabit olduğu, uyuşmazlık konusu olay bakımından idarenin kusursuz sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir durumun oluşmadığı gibi hukuka uygun eylem ve işlemlerde idarenin mali sorumluluğunu gerektiren fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin uygulanmasının da mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, eksik inceleme ve araştırma neticesinde davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararını hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY : ...'nin 28/07/2019 tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Uygulama ve Araştırma Hastanesinde yaptığı doğum sürecinin, hastane çalışanlarınca tıp biliminin genel kabul görmüş kurallarına uygun yönetilmeyerek ölü doğuma sebep olunduğu davacılar tarafından ileri sürülerek davacılar için ayrı ayrı 5.000,00 TL maddi tazminat ile 250.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinde itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden, İdare Mahkemesince davacılardan ...'ye sağlanan sağlık hizmetinde idarenin kusurlu olup olmadığının belirlenmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. İhtisas Kurulundan alınan ... tarih ve ... sayılı raporda; "Kişinin 04/07/2019 tarihinde kasık ağrısı şikayeti müracaatında gebelik USG tetkikinde fetal kalp atışı pozitif, amniyos mayi yeterli, tahmini fetal ağırlık 3333 gr olan 37 hafta 5 günlük gebelik tespit edildiği, NST çekildiği, reaktif olarak değerlendirildiği, kontraksiyonların olmadığı, vajinal muayenede kollum kapalı olduğu, takiplerinde kollum açıklığında bir ilerleme tespit edilmediği, gebenin 05/07/2019 tarihinde önerilerle taburcu edilmesinde herhangi bir klinik engel bulunmadığı, gebenin 26/07/2019 tarihinde 40 hafta 6 günlük primipar tanısı doğum induksiyonu planlanarak yatırılmasının uygun olduğu, vajinal muayenede kollum 1 parmak açık, olduğu, kişiye yattığı tarihlerde uygun aralıklara NST çekildiği, çekilen NST’lerde bebeğin intrauterin sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların olmadığı, deselerasyonların olmadığı, gebeye her gün USG tetkiki yapıldığı, 28/07/19 tarihinde saat 01:00 NST çekildiği, çekilen NST reaktif izlendiği, yapılan vajinal muayenede kollum açıklığı 2-3cm, su kesesi pozitif olduğu, aktif vaginal kanamasının olmadığı izlendiği, saat 04:55 gebenin şiddetli karın ağrısı tariflemesi üzerine dogumhanede takibi planlandığı, NST sırasında yapılan USG'de plasenta arkasında hematom alanı izlendiği, eş zamanlı fetal bradikardi görülmesi üzerine hastaya plasenta dekolmanı şüphesiyle acil sezeryan ameliyatına alındığı, dekolman plasenta endikasyonu ile sezaryen kararının doğru olduğu, ameliyat gözlemde plasenta dekole izlendiği, dekolman plasenta öngörülemez, önlenemez bir klinik tablo olduğu,dekolman plasenta da kanamaya bağlı olarak bebekte ani gelişen intrauterin hipoksi sonucu intrauterin ölümlerinin yüksek olduğu, dikkate alındığında kişinin doğum eylemine katılan ilgili Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları ve İdarenin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu" yönünde oy birliği ile hazırlanan mütalaa dosyaya sunulmuştur
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Dosya kapsamında yer alan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunun 20/10/2021 tarihli raporunda; 1991 doğumlu ...'nin, 04/07/2019 tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine kasık ağrısı şikayeti ile başvurduğu, ilk gebeliği olduğu, SAT:13/10/2018 olduğu, yapılan gebelik USG tetkikinde fetal kalp atışı pozitif, amniyos mayi yeterli, tahmini fetal ağırlık 3333 gr olan 37 hafta 5 günlük gebelik tespit edildiği, NST çekildiği, reaktif olarak değerlendirildiği, kontraksiyonların olmadığı, vajinal muayenede kollum kapalı olduğu, takiplerinde kollum açıklığında bir ilerleme tespit edilmediği, gebe 05/07/2019 tarihinde önerilerle taburcu edildiğinin kayıtlı olduğu, 26/07/2019 tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine 40 hafta 6 günlük primipar + hipotiroidi tanısı ile takipli gebe doğum induksiyonu planlanarak yatırıldığı, ilk gebeliği olduğu, SAT:13/10/2018 olduğu, ikili test ve 50 gr OGTT testi normal olduğu, vajinal muayenede kollum 1 parmak açık, silinme cüzi olduğu, yapılan gebelik USG tetkikinde fetal kalp atışı pozitif, amniyos mayi yeterli, tahmini fetal ağırlık 3376 gr olan 39 haftalık gebelik tespit edildiği, 26/07/2019 tarihinde doğum indiksiyonu başlandığı, aynı gün saat 11:00, 17:50, 20:17'de NST çekildiği, reaktif olarak değerlendirildiği, gebenin aktif doğum eyleminin başlamadığı, 27/07/2019'da tekrar doğum indiksiyonu planlandığı, yapılan gebelik USG'de tahmini fetal ağırlık 3600 gr olarak izlendiği, biyofizik profilinin 10 üzerinden 10 olarak saptandığı, aynı tarihte saat 12:30, 14:40, 15:00, 16:00, 22:10'da yapılan NST takibinde NST'leri reaktif izlendiği, hastanın aralıklı servikal muayenesinde herhangi bir değişiklik izlenmediği, 28/07/2019 tarihinde saat 01:00 NST çekildiği, çekilen NST reaktif izlendiği, yapılan vajinal muayenede kollum açıklığı 2-3 cm silinme yüzde 30, poş pozitif olduğu, hastanın aktif vajinal kanamasının olmadığı izlendiği, saat 04:55 gebenin şiddetli karın ağrısı tariflemesi üzerine doğumhanede takibi planlandığı, NST sırasında yapılan USG de plasenta arkasında hematom alanı izlendiği, eş zamanlı fetal bradikardi görülmesi üzerine hastaya plasenta dekolmanı şüphesiyle acil sezeryan planlandığı, saat 05:20'de sezeryan ile apgar 0/0 olan 3480 gr ağırlığında bir adet ölü erkek bebek doğurtulduğu, ameliyat gözlemde plasenta dekole izlendiği, fetal boyun çevresinde kordun iki tam tur dolanmış olduğu görüldüğü, amniyon mai mekonyumla kirli izlendiği, fetus doğurtulduktan sonra pediatri hekimleri tarafından müdahale edildiği, 15 sn PBV yapıldığı, kalp tepe atımı olmadığı, ventilasyon düzeltici adımlar yapılmasına rağmen kalp tepe atımının olmaması üzerine entübe edildiği, göğüs kompresyonuna başlandığı, 3 dk ara ile 0,3 cc/kg'dan 7 kez intratrakeal adrenalin verildiği, 1 saat boyunca yapılan solunum ve dolaşım desteğine rağmen kalp tepe atımı olmaması üzerine 06:20'de müdahalenin sonlandırıldığı, operasyon bitiminde annede taşikardik ve hipotansif seyretmesi üzerine hasta yakın takip amacıyla monitorize edildiği, hastanın yapılan hemogram kontrolünde hb:7,6 gr/dl olması üzerine 2 ünite eritorsit ve 2 ünite taze donmuş plazma replasmanı yapıldığı vital bulguları stabil seyrettiği, replasman sonrası kontrol hb:8,5 gr olarak görüldüğü, postop ek sıkıntısı olmayan hastanın reçete ve önerilerle taburcu edildiğinin kayıtlı olduğu belirtilmiştir. Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığının 02/10/2019 tarihli raporunda ise 29/07/2019 tarihinde Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi otopsi salonunda yapılan otopsiden, otopsi sırasında alınan örneklerin incelemeleri ile hastane evrakının tetkikinden elde edilerek kaydedilen bilgi ve bulgulara göre, bebeğin ölüm sebebi hakkında taraflarınca kanaate varılamadığı, kesin ölüm sebebinin tespiti amacı ile düzenlemiş oldukları otopsi raporu, tüm tıbbi evraklar, CD'ye aktarılmış halde otopsi fotoğrafları ile birlikte tüm tahkikat evrakının İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İlgili İhtisas Kuruluna gönderilerek buradan görüş alınmasının uygun olacağı kanaati bildirilmiştir. Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda; doğum eylemini gerçekleştiren hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu yönünde değerlendirme yapılmış ise de; hastaneye yatışı yapılan ve doğum süreci başlayan davacı ...'nin olay günü 01:00 ile şiddetli karın ağrısı şikayetini doktoruna bildirdiği 04:55'e kadar geçen süreçte NST çekilip çekilmediği ya da ultrason muayenesi yapılıp yapılmadığının belirlenmesi, doğumu başlayan hastanın bu süre zarfında muayene ve kontrollerinde ihmal olup olmadığı hususunun ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerekirken ayrıca bebeğin ölüm sebebi dosya kapsamında yer alan Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığının 02/10/2019 tarihli raporunda net bir şekilde ortaya konulamadığı, tüm tahkikat evrakının İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İlgili İhtisas Kuruluna gönderilerek buradan görüş alınmasının uygun olacağı bildirildiği halde bebeğin kesin ölüm sebebinin tespitine yönelik olarak da İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İlgili İhtisas Kurulundan rapor alınmaksızın davanın reddi yolunda verilen karara ilişkin davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının ve İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İlgili İhtisas Kurulundan bebeğin kesin ölüm sebebinin belirlenmesine yönelik rapor alınması gerekmektedir.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 13/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.