Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/3530 E. 2026/251 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/3530
- Karar No
- 2026/251
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/3530 Karar No : 2026/251
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri Av. ... Hukuk Müşaviri Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 28/11/2016 tarihinde doğum yapmak üzere Siverek Devlet Hastanesi'ne başvuran davacı ...'un, gerekli müdahalelerin zamanında ve yerinde yapılmadığından bebeğinin anne karnında öldüğü ve rahminin alındığından bahisle sağlık hizmetinin sunumunda idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek davacı ... için 10.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi ve eşi ... için 1.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 711.000,00 TL tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, doğumun sezeryanla gerçekleşmesini beyan etmelerine rağmen görevlilerinin normal doğum yapılmasında ısrar ettiği, annenin sancıları artınca ameliyata alındığı ancak bebeklerinin vefat ettiği, sağlık hizmetinin gereği gibi yürütülmemesi nedeniyle ağır hizmet kusuru bulunduğu, davacı annenin rahminin alındığı ve artık çocuk sahibi olmasının imkansız hale geldiği, alınan raporun çelişkili olduğu, dosyanın Adli Tıp Genel Kurulu'na gönderilmesi ve ayrıntılı ve çelişkileri giderir şekilde rapor tanzim edilmesi gerektiği ileri sürülerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ :... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY : Davacı ... 28/11/2016 tarihinde doğum yapmak üzere Siverek Devlet Hastanesi'ne başvurmuştur. Doğum için yatışı yapılan davacının takibinde 28/11/2016 tarihinde saat 05:20 civarında bebeğin ıntrauterin ex olduğu tespit edilmiş, doğum sonrası atoni kanamasına giren davacı acil histerektomiye alınmış, yapılan müdahalenin ardından da Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne sevk edilmiştir. Burada yapılan tedavi sonucunda da taburcu edilmiştir. Davacılar tarafından, ...'a gerekli müdahalelerin zamanında ve yerinde yapılmadığından bebeğin anne karnında öldüğü ve annenin rahminin alındığı ileri sürülerek sağlık hizmetinin sunumunda idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle 14/08/2017 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ve adli birimler ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Bakılan davada, İdare Mahkemesince, uyuşmazlığın çözümlenebilmesinin özel bilgiyi gerektirdiği anlaşılarak gerekli görüldüğünden, olay sebebiyle davacı ...'a uygulanan tedavinin ve tıbbi müdahalelerin tıp kurallarına uygun olup olmadığının, tıbbi müdahalede bulunan sağlık personelinin kusurunun bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa kusur oranının ne olduğunun ve herhangi bir güç (efor) kaybı bulunup bulunmadığının; eğer olay nedeniyle oluşan bir çalışma gücü kaybı ve güç (efor) durumu bulunuyorsa bu işgücü kaybı oranının tespiti maksadıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi üzerine Adlî Tıp Kurumu 7 nci İhtisas Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile özetle "(...)Doğum için başvurduğu hastanede sezaryan istemesine rağmen normal doğum için travay takibine alınan, travay takibi esnasında fetüsün anne karnında ex olduğu ve normal yolla doğurtulması esnasında aşırı kanama nedeniyle acil histerektomiye alındığı bildirilen ... kızı, 12/03/1978 doğumlu ... hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; Kişinin doğum sancısının başlaması ve nişan gelmesi üzerine 28/11/2017 tarihinde Siverek Devlet Hastanesi’ne başvurduğu, normal doğum için travay takiplerine alınan kişinin intrauterin FKA alınamaması nedeniyle normal doğum için beklenildiği, 4000 gr erkek ex fetüsün doğurtulduğu, normal doğum esnasında kanama ve atonisi olması üzerine synpthan, metiler uterin masaj tedavisine yanıt vermeyen hastaya acil histerektomi ve sağ ooferektomi yapıldığı, Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne sevk edildiği, GKS: 4, nabız 120 ve filiform olduğu, tekrar histerektomi işleminin uygulandığı, aynı hastanede takiplerinin yapıldığı, kişinin Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde 04.12.2018 tarihli nörolojik muayenesinde; kranial MR ve EMG’nin normal olduğu, Kadın Hastalıkları ve Doğum Muayenesinde; serviks ve uterusun izlenmediği anlaşılmakla; Postpartum kanamalarda kanamayı durdurmak ve gevşek uterusun tonusunu sağlamak amacıyla önce ilaç tedavisi (synpitan, metiler) ve sonra uterus masajının yapılacağı, kanamanın devam etmesi durumunda histerektomi gibi cerrahi yöntemlerin tercih edilebileceğinin tıbben bilindiği, mevcut tıbbi belgelere göre fetal kalp atımı alınamaması üzerine kadın doğum hekimine haber verilmesine rağmen kadın doğum hekiminin değerlendirme yapmak için icap etmemesinin uygun olmadığı, ancak bu durumun histerektomiye neden olan patolojinin gelişmesinin engellenmesi ve sürecin yönetilmesi üzerine bir etkisinin olmadığı, fetal kalp atımı tespit edilmeyen fetüsün normal vajinal yolla doğurtulması sonrası kanama ve atoni gelişmesi üzerine histerektomi ve sağ ooferektomi yapılmasının endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, postop dönem bulgularına göre ileri bir merkeze sevkinin tıbben uygun olduğu, Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin 04/12/2018 tarihli son durum muayenesindeki bulgular da dikkate alındığında; kişinin tedavisine katılan sağlık personelinin uygulamalarına tıbbi hata atfedilemeyeceği, sağlık hizmetlerini sağlık personeli aracılığıyla yürüten hastane idaresinin sağlık hizmetlerinin işleyişinde hatası tespit edilmediği, Adli Tıp uygulamalarında yapılan işlemlerde herhangi bir ihmal dikkat ve/veya özen eksikliği ya da tıbbi hata tespit edilmediği durumlarda dava konusu olaya bağlı geçici veya kalıcı maluliyet tayini yapılmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." açıklamalarına yer verilmiş ise de; anılan raporun idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır. Dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacı ...'un 28/11/2016 tarihinde doğum yapmak üzere Siverek Devlet Hastanesi'ne başvurduğu, doğum için yatışı yapılan davacının takibinde 28/11/2016 tarihinde saat 05:20 civarında bebeğin ıntrauterin ex olduğunun tespit edildiği, doğum sonrası atoni kanamasına giren davacının acil histerektomiye alındığı, yapılan müdahalenin ardından da Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne sevk edilip, burada yapılan tedavi sonucunda da taburcu edildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, davacı ...'un doğum için başvurduğu hastanede sezaryan istemesine rağmen normal doğum için travay takibine alındığı, travay takibi esnasında fetüsün anne karnında ex olduğu ve normal yolla doğurtulması esnasında aşırı kanama nedeniyle acil histerektomiye alındığı hususlarının davacılar tarafından ileri sürüldüğü görüldüğünden, davacı ...'un doğum için hastaneye başvurduğunda ilk muayene bulgularına göre sezaryen kararı alınmasının gerekip gerekmediği, normal doğum için travay takibine alınmasının uygun olup olmadığı, hastanın ve bebeğin bu sürede takibinin yeterli şekilde yapılıp yapılmadığı, bebeğin sıkıntıda olduğu düşünülüp acil sezaryen kararı alınmasının gerekip gerekmediği veya bebeğin sıkıntıda olduğu düşünülerek normal doğumu hızlandırıcı (epizyotomi, forseps, vakum vb.) faaliyette bulunulmasının gerekip gerekmediği, bebeğin hayatını kaybetmesinin anne karnında fazla kalması sebebiyle olup olmadığı, bebeğin hayatını kaybettiği tespit edildikten sonra anneye gerekli müdahalenin zamanında yapılıp yapılmadığı, Adli Tıp raporunda ifade edildiği üzere icapçı kadın doğum uzmanının çağrılmasına rağmen gelmemesinin doğum hastası olan davacının sonraki süreçlerine ve rahminin alınmasına etki edip etmediğinin, bunun zamanında veya gecikmiş bir müdahale oluşturup oluşturmadığı, bu aşamada normal doğum yapmaya zorlanmasının uygun olup olmadığı, doğum gerçekleştikten sonra annede meydana gelen aşırı kanama üzerine yapılan teşhis, tespit ve tedavilerde gecikme ve ihmal bulunup bulunmadığı, rahmin alınması kararının tıp kurallarına uygun olup olmadığı, tüm bu süreçlerde gerçekleştirilen işlemlerin yerinde ve yeterli olup olmadığı hususlarının değerlendirilerek davacı ...'un davalı idareye bağlı hastanede takip, tetkik ve tedavi sürecinde hata, ihmal, dikkatsizlik, tecrübesizlik, özensizlik bulunup bulunmadığı konularının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacıların iddialarının ve dosyada bulunan bilgi ve belgelerin göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Öte yandan, Siverek Kaymakamlığı'nın ... tarih ve ...sayılı soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararına yapılan itiraz üzerine ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarihli ve E:..., K:... sayılı kararı ile şikayetçilerin yaptığı itirazın kabulü ile ...tarih ve ... sayılı kararın kaldırılmasına, adı geçenler hakkında soruşturma izni verilmesine karar verildiği görüldüğünden, olaya ilişkin soruşturma sonucunda ceza davası açılıp açılmadığı, dava açılmış ise davada esas hakkında karara verilip verilmediği hususunun da araştırılması gerekmektedir. Bu itibarla, davanın reddi yönündeki ... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin...İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 15/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.