Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2022/3589 E. 2026/313 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2022/3589
- Karar No
- 2026/313
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/3589 Karar No : 2026/313
DAVACI :...
DAVALILAR : 1- ... / ... 2- ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ: Av. ...
DAVANIN_KONUSU : 01/06/1991 tarihli ve 20888 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in, 11/09/2021 tarihli ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/09/2021 tarihli ve 4503 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Yönetmelikle değişik/ek; 1- 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin, 2- 85. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri," ibaresi ile 4. fıkrasının, İptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI : Serbest avukatlık yapan davacı tarafından; Yönetmeliğin 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ibare yönünden, ceza yargılama sisteminde, hükümlülerin ömür boyu hak mahrumiyetini düzenleyen hiçbir kanun hükmünün bulunmadığı, hak mahrumiyetlerinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde düzenlendiği, bu düzenleme gereğince, kısıtlılık veya belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hükümlerin, cezanın infazı süresince uygulamada yer bulduğu, ancak 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ve 298 sayılı Seçim Kanunu hükümlerinin; 5392 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesine atıfta bulunduğu hallerin saklı olduğu, 5392 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesinde, cezanın infazından sonra yasaklı hakların iade edilmesi için aranan 3 yıllık sürenin görmezden gelinerek dava konusu Yönetmelikle 5 yıllık süre getirilmesinin ve 2 yıl daha adli, idari ve hukuki açıdan açıklanması mümkün olmayacak şekilde denetim ve kontrole tabi tutulmasının hukuken kabul edilemez olduğu, Kanun değişikliği ile yapılması gereken hak mahrumiyeti içerir düzenlemelerin Yönetmelik değişikliği ile yapılmasının usulsüz olduğu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu ve 5392 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesine aykırılık teşkil ettiği, geçmişte hükümlülük kaydı bulunan silah taşıma ve bulundurma ruhsatı almaya çalışan vatandaşların can ve mal güvenliğinin tehlike altına girmesi ve hukuken üstün olan ve korunması gereken yaşama haklarına zeval gelmesi halinde telafisi imkansız boyutlara varacak bir durumun oluşacağı, idareye tanınan bağlı yetkinin aşıldığı, düzenlemelerin sosyal hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu; 85. maddesinde yer alan düzenlemeler yönünden, ruhsatların basımı ve dağıtımı için hizmet bedeli adı altında para tahsilatı yapılmak istenildiği, Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı hesapları üzerinden haksız kazanç ele edilmesine yasal kılıf ve meşruluk kazandırılmaya çalışıldığı, düzenlemenin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALILARIN_SAVUNMASI : Cumhurbaşkanlığı tarafından savunma verilmemiştir. İçişleri Bakanlığı tarafından, bir temel hak ve özgürlük olarak tanımlanamayacak olan silah taşıma ya da bulundurma ruhsatı almanın herkese tanınmış bir hak olarak ifade edilmesi mümkün olmadığı gibi kimlerin hangi hal ve şart altında ruhsatlı silah alabileceğinin 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Alet Hakkında Kanun ve Yönetmelik ile belirlendiği, ayrıca herkesin silah almasında da zorunluluk bulunmadığı, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 7. maddesinin 5. fıkrasında, ateşli silahla işlenen suçlardan hükümlü bulunanlar ile taksirli suçlar hariç olmak üzere bir yıldan fazla hapis cezasına mahkûm olanlara, mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmedikçe ve haklarında yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar verilmedikçe, ateşli silah taşıma ve bulundurma izni verilemeyeceğinin düzenlendiği, "...cezanın infazının tamamlandiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin mevzuata uygun olarak eklendiğinin açık olduğu, dava konusu maddelerin usule ve hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava,11/09/2021 tarih ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 8. maddesi ile değiştirilen ana Yönetmelik'in 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin, 18. maddesi ile ana Yönetmelik'in 85. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri" ibaresi ile aynı maddeye eklenen 4. fıkranın iptali istemiyle açılmıştır. 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun "idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin, birinci fıkrasının, (a) bendinde, idari dava türleri arasında sayılan iptal davası; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan dava olarak tanımlanmış; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin 3/c bendinde; dava dilekçesinin, ehliyet yönünden inceleneceği belirtilmiş, "ilk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1/b bendinde ise; 14. maddenin 3/c maddenin bendine aykırılığın mevcut olması durumunda davanın reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. İptal davalarında dava açma koşullarından biri olan menfaat ihlali; kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşmektedir. Dosyanın incelenmesinden, Danıştay 10. Dairesince verilen ara kararlarıyla, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 8. maddesi ile değiştirilen ana Yönetmelik'in dava konusu 16. maddesinin 2. fıkrasında, 16. maddenin 1. fıkrası (a), (b), (c), (d), (f), (g), (h) ve (i) bentleri kapsamına girenler için yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alması ve mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi halinde silah taşıma veya bulundurma ruhsat işlemlerinin yapılabileceği öngörülmüş olup davacının bu hüküm kapsamında herhangi bir mahkumiyet ve infazının bulunup bulunmadığı ya da bu mevzuat hükmü uyarınca silah taşıma veya bulundurma ruhsatına yönelik talebinin reddedilip edilmediği; Ayrıca, 11/09/2021 tarihli ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 18. maddesi ile ana Yönetmelik'in 85. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri" ibaresi ile aynı maddeye eklenen 4. fıkranın iptali istenilmiş ise de, dava dilekçesi ekinde Yönetmelik değişikliğinden önce 03/03/2021 tarihinde silah ruhsatı kart bedelinin ödendiğine ilişkin dekontların bulunduğu, dolayısıyla Yönetmelik değişikliğinden sonra (11/09/2021 tarihinden sonra) söz konusu taşıma veya bulundurma ruhsatları için herhangi bir hizmet bedeli ödendiğine dair bilgi ve belgeye yer verilmediğinin görüldüğü gerekçesiyle bu hususlar davacıdan sorularak bu hususa ilişkin tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin iki kez istenilmesi üzerine verilen cevapta, 6136 sayılı yasada sayılan suçlardan dolayı her hangi bir cezasının bulunmadığı belirtilmiş, dava açıldıktan çok sonrasına ait olan ve ara kararının tebliğinden sonraki bir tarihte yapılan ödemelere ait dekontların ibraz edildiği görülmüştür. Bu durumda, davanın açıldığı tarihte davacının Dava konusu Yönetmelik'in 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin uygulanmasında kişisel, güncel ve meşru bir menfaatinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle, davacının bu maddeye yönelik dava açma ehliyeti bulunmamaktadır. Davanın dava konusu yönetmeliğin 18. maddesi ile ana Yönetmelik'in 85. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri" ibaresi ile aynı maddeye eklenen 4. fıkranın iptali istemine ilişkin kısmına gelince; 6136 sayılı Yasanın 6 . maddesinde," Bu Kanun kapsamına giren silahlar için verilen taşıma ve bulundurma ruhsatları yenileme harcı alınmak şartı ile beş yıl için geçerlidir. Ruhsatların veriliş sebeplerinin ortadan kalkması halinde ruhsat sahibi durumu ruhsatı veren makama altı ay içinde bildirmekle yükümlüdür. Aksine hareket edenler ile süresi dolduğu halde altı ay içerisinde ruhsatını yeniletmeyenlerin ruhsatları iptal edilir. Ancak, gerekli şartları haiz olan kişilere üçbin Türk Lirası idari para cezası ödemeleri kaydıyla tekrar ruhsat verilebilir. Bu fıkra hükmüne göre idari para cezası vermeye mülki amir yetkilidir, Ruhsatların renk, şekil, muhtevası ile diğer hususlar yönetmelikte belirlenir." Hükmü yer almıştır. 6136 sayılı Kanunun uygulanmasını gösteren 91/1179 sayılı "Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik"in Ruhsat işlemleri, ruhsatların şekli başlıklı 85. maddesinde, (Değişik: 16/2/1999 - 99/12448 K.) "Bu Yönetmelikle düzenlenen, Genel Müdürlükçe yerine getirilen işlemlerden jandarma sorumluluk bölgesinde ikamet etmekte olan gerçek ve tüzel kişilere ilişkin işlemler aynı esaslara göre Genel Komutanlıkça yerine getirilir. Birinci fıkradaki esaslar doğrultusunda jandarma tarafından yerine getirilecek işlemlere ilişkin olarak, polis laboratuvarınca yerine getirilen görevler jandarma kriminal laboratuvarınca yerine getirilir. (Değişik fıkra: 2/12/1999 - 99/13749 K.) Ruhsatların rengi, şekli, muhtevası, basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri, ruhsatlı silahlar ile silahların sahibine ait bilgilerin kaydedileceği defterlerin şekil ve kayıt usulleri Genel Müdürlük ve Genel Komutanlığın müşterek çalışmaları ve koordinasyona ilişkin esaslar ile diğer hususlar Bakanlıkça tespit edilir.(2) (Ek dördüncü fıkra:RG-11/9/2021-31595-CK-4503/18 md.) Bu Yönetmelik kapsamında düzenlenen ruhsatların basımı ve dağıtımı için hizmet bedeli alınır. Alınacak hizmet bedelleri ile tahsili ve harcamaya ilişkin hususlar Bakanlıkça belirlenir." Hükmü yer almıştır. 6136 sayılı yasanın 6 ncı maddesindeki düzenleme ruhsatların renk, şekil ve muhtevası ile buna ilişkin diğer hususları kapsamaktadır. Başka bir deyişle yasal düzenleme herhangi bir mali yüküm getirmemektedir. Oysa, dava konusu Yönetmelik hükmüyle, Yasayı aşar şekilde "Yönetmelik kapsamında düzenlenen ruhsatların basımı ve dağıtımı için hizmet bedeli alınır. Alınacak hizmet bedelleri ile tahsili ve harcamaya ilişkin hususlar Bakanlıkça belirlenir." düzenlemesi yapılarak mali yükümlülük getirilmiştir. Bu yönüyle anılan düzenleme dayanağı yasa hükmüne uygun olmadığından anılan madde hükmünde hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın, 11/09/2021 tarih ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 8. maddesi ile değiştirilen ana Yönetmelik'in 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin ehliyet yönünden reddi, 18. maddesi ile ana Yönetmelik'in 85. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri" ibaresi ile aynı maddeye eklenen 4. fıkranın ise iptali yolunda karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Davacı tarafından; 01/06/1991 tarihli ve 20888 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in, 11/09/2021 tarihli ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/09/2021 tarihli ve 4503 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Yönetmelikle değişik/ek 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin; 85. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri," ibaresi ile 4. fıkrasının iptaline ve yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Öte yandan, Dairemizin 07/03/2023 ve 07/06/2023 tarihli ara kararları ile davacıdan "1- Anılan Yönetmeliğin 16. maddesinin 2. fıkrası kapsamında herhangi bir mahkumiyeti ya da tamamlanmış bir infazının bulunup bulunmadığı, mahkumiyeti ya da infazı gerekçe gösterilerek silah taşıma veya bulundurma ruhsatı almasına yönelik talebinin reddedilip edilmediği sorularak bu hususlara ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmasının istenilmesine, 2- Yönetmelik değişikliğinden sonra (11/09/2021 tarihinden sonra) davacıdan silah taşıma veya bulundurma ruhsatının basımı, düzenlenmesi veya dağıtımı için hizmet bedeli alınıp alınmadığı sorularak bu hususa ilişkin tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine,.." karar verilmiş; davacı tarafından 29/08/2023 tarihinde kayda giren ara kararına cevap dilekçesinde, hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmadığı, dava konusu Yönetmeliğin yayımı tarihinden (11/09/2021) sonra davalı idareye başvurarak iki adet silah ruhsatı aldığı ve silah ruhsatı kart parası ödediği belirtilmiş; dilekçe ekinde yer alan belgelerin incelenmesinden, davacının silah ruhsatı kart bedeli olarak 18/08/2023 tarihinde 300,00 TL ödediği, dava dilekçesi ekinde yer alan banka dekontuna göre ise 03/03/2021 tarihinde 60,00 TL silah ruhsatı kart bedeli ödediği, davanın 07/11/2021 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE : USÛL YÖNÜNDEN: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir. İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören kanun koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir. İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. Bununla birlikte, iptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan, meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Aksi halde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmek, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğurur. İşbu davanın, 01/06/1991 tarihli ve 20888 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in, 11/09/2021 tarihli ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/09/2021 tarihli ve 4503 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Yönetmelikle değişik 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin iptali istemine ilişkin kısmı yönünden; dava tarihi itibarıyla, anılan Yönetmeliğin "Silah ruhsatı verilmesini engelleyen haller" başlıklı 16. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (c), (d), (f), (g), (h) ve (i) bentleri kapsamına giren suçlardan davacı hakkında verilmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, dolayısıyla bu bentlere istinaden davacı hakkında silah taşıma ve bulundurma ruhsatı işlemi yapılabilmesi için hükmedilen cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi koşulunun arandığı bir işlem de tesis edilmediği görüldüğünden; 01/06/1991 tarihli ve 20888 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in, 11/09/2021 tarihli ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/09/2021 tarihli ve 4503 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Yönetmelikle değişik 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin davacının kişisel ve güncel menfaatini etkilemesinin söz konusu olmadığı ve hükmün iptalini istemekte dava tarihi itibarıyla kişisel ve güncel bir menfaatinin bulunmadığı, bu haliyle davanın bu kısmının ehliyet yönünden reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Davanın, 01/06/1991 tarihli ve 20888 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in, 11/09/2021 tarihli ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/09/2021 tarihli ve 4503 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Yönetmelikle 85. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri," ibaresi ile 4. fıkrasının iptali istemine gelince; Dairemizin 07/03/2023 ve 07/06/2023 tarihli ara kararları ile Yönetmelik değişikliğinden sonra (11/09/2021 tarihinden sonra) davacıdan silah taşıma veya bulundurma ruhsatının basımı, düzenlenmesi veya dağıtımı için hizmet bedeli alınıp alınmadığı sorularak bu hususa ilişkin tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenildiği, davacı tarafından ara kararına verilen cevapta, dava konusu Yönetmeliğin yayımı tarihinden (11/09/2021) sonra davalı idareye başvurarak iki adet silah ruhsatı aldığı ve silah ruhsatı kart parası ödediğinin belirtildiği, dilekçe ekinde yer alan belgelerin incelenmesinden, davacı tarafından silah ruhsatı kart bedeli olarak 18/08/2023 tarihinde (Yönetmelik değişikliğinden ve dava tarihinden çok sonra) 300,00 TL ödendiği, dava dilekçesi ekinde yer alan banka dekontuna göre ise 03/03/2021 tarihinde (Yönetmelik değişikliğinden önce) 60,00 TL silah ruhsatı kart bedeli ödendiği, dava konusu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 11/09/2021 tarihi ile dava tarihi olan 07/11/2021 tarihleri arasında davacı tarafından yapılmış yeni bir silah ruhsat başvurusu da olmadığı, dolayısıyla söz konusu tarihler arasında silah ruhsatı kart bedeli de ödenmediği görüldüğünden; 01/06/1991 tarihli ve 20888 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in, 11/09/2021 tarihli ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/09/2021 tarihli ve 4503 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Yönetmelikle 85. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri," ibaresi ile 4. fıkrasının, davacının kişisel ve güncel menfaatini doğrudan etkilemesinin söz konusu olmadığı ve hükümlerin iptalini istemekte dava tarihi itibarıyla kişisel ve güncel bir menfaatinin bulunmadığı, bu haliyle davanın bu kısmının da ehliyet yönünden reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, davacının bakılan davayı açmakta subjektif ehliyeti bulunmadığından davanın esasının incelenmesine hukuki olanak bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca davanın EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE, 2- Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin isteği halinde davacıya iadesine, 3- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelerden İçişleri Bakanlığına verilmesine, 4- Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 04/02/2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Davacı tarafından, 01/06/1991 tarihli ve 20888 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in, 11/09/2021 tarihli ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/09/2021 tarihli ve 4503 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Yönetmelikle değişik 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin, 85. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri," ibaresi ile 4. fıkrasının iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin 16. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren beş yıl geçmesi" ibaresinin davacının kişisel ve güncel menfaatini etkilemediği ve davacının bu kuralın iptalini istemekte dava tarihi itibarıyla kişisel ve güncel bir menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın bu kısmının ehliyet yönünden reddi yolundaki Daire kararımıza aynen katılıyorum. Davanın, Yönetmeliğin 85. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri," ibaresi ile 4. fıkrasının iptali istemine ilişkin kısmına gelince; Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği gibi, hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Yine Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı organları önünde davacı ya da davalı olarak iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, iptal davalarının; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olduğu belirtilmiştir. İptal davasının gerek anılan maddelerde, gerekse içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunlu bulunmaktadır. Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat alâkasının varlığı ise, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin bulunduğunun anlaşılması, dava açma ehliyeti için yeterli sayılmaktadır.
Ayrıca, iptal davaları ile idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının saptanmasına, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, böylece de idarenin hukuka bağlılığının belirlenmesine, sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilebilmesine olanak sağlandığından, bu davalarda menfaat ilişkisinin bu amaç doğrultusunda yorumlanması da gerekmektedir. Danıştay yerleşik içtihatlarında "menfaat ihlali" kavramı sübjektif hak ihlali şartına bağlanmamış; davacı ile dava konusu idari işlem arasında meşru, güncel ve makul bir menfaat bağının bulunması ehliyet için yeterli görülmüştür. Bu nedenle, düzenleyici işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda, ehliyet geniş yorumlanmakta; o düzenleme ile hakları, mesleki veya ticari faaliyetleri sınırlandırılan ya da ek külfetler getirilen herkesin dava açma ehliyetinin bulunduğu kabul edilmektedir. Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in 85. maddesinin 3. ve 4. fıkralarında, "(3) Ruhsatların rengi, şekli, muhtevası, basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri, ruhsatlı silahlar ile silahların sahibine ait bilgilerin kaydedileceği defterlerin şekil ve kayıt usulleri Genel Müdürlük ve Genel Komutanlığın müşterek çalışmaları ve koordinasyona ilişkin esaslar ile diğer hususlar Bakanlıkça tespit edilir. (4) Bu Yönetmelik kapsamında düzenlenen ruhsatların basımı ve dağıtımı için hizmet bedeli alınır. Alınacak hizmet bedelleri ile tahsili ve harcamaya ilişkin hususlar Bakanlıkça belirlenir." hükmü yer almakta olup; davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikle 3. fıkraya eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri," ibaresi ile 4. fıkrasının, ruhsatların basımı ve dağıtımı için hizmet bedeli adı altında para tahsilatı yapılmak istenildiği, Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı hesapları üzerinden haksız kazanç ele edilmesine yasal kılıf ve meşruluk kazandırılmaya çalışıldığı iddiasıyla anılan düzenlemelerin iptali istenilmektedir. Davacının, serbest avukat olduğu ve silah ruhsatı düzenlenebilecek kişiler arasında yer aldığı, ayrıca hem dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı 11/09/2021 tarihinden önce (03/03/2021 tarihinde) hem de dava konusu düzenlemeden sonra (18/08/2023) adına düzenlenecek silah taşıma ve bulundurma ruhsatı için kart bedeli adı altında ödeme yaptığı, dava konusu kuralla her ruhsat yenilemesinde aynı ödemeyi yapmakla mükellef kılındığı ve hizmet bedeli veya harç benzeri mali yükümlülükler getiren düzenlemelerde yükümlendirilen her muhatabın dava açma ehliyeti bulunduğunun kabulü gerektiği, öte yandan düzenleyici işlemlerin yayımı üzerine 60 günlük yasal sürede açılan davalarda davacının menfaatinin ihlali, uygulama işlemi varlığı koşuluna bağlı kılınamayacağından, uygulama işlemine gerek duyulmaksızın davaların esasına girilerek inceleme yapılmasının zorunlu bulunduğu, işbu davanın da dava konusu kuralın Resmi Gazete'de yayımı üzerine süresinde açıldığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; davacının bakılan davayı açmakta sübjektif menfaati olduğu, dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmaktadır.
Bu itibarla, 01/06/1991 tarihli ve 20888 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/03/1991 tarihli ve 91/1779 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in, 11/09/2021 tarihli ve 31595 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/09/2021 tarihli ve 4503 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Yönetmelikle 85. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "basımı, dağıtımı, hizmet bedelleri," ibaresi ile 4. fıkrasına yönelik uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.