Danıştay · 10. Daire

Danıştay 10. Daire 2023/3926 E. 2026/202 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
10. Daire
Esas No
2023/3926
Karar No
2026/202
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/3926 Karar No : 2026/202

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü / ... VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 17/11/2016 tarihinde Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan boy uzatma ameliyatı sonrasında %24 oranında engelli hale geldiği ve bahse konu ameliyatta davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararların karşılığı olarak 1.000,00 TL (miktar artırımı sonrası 582.200,55 TL) maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosya kapsamında yer alan tüm bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan bilirkişi raporlarında yer alan belirlemeler birlikte değerlendirildiğinde, uyuşmazlık konusu ameliyat sonrası muhtemel komplikasyonları hususunda önceden usulüne uygun ve tam olarak bilgilendirilmemesi ve bu nedenle (sağlık personelinin uygulamasından bağımsız olarak) hastanın aydınlatılması hususunda personeline yeterli eğitimi ve hukuki desteği vermemesi nedeniyle hizmet kusuru bulunduğu değerlendirilen davalı idarenin tazmin sorumluluğunun bulunduğu sonucuna varıldığı, bu durumda maddi tazminat istemi yönünden, davacıya uygulanan uyuşmazlık konusu tıbbi müdahale sonucunda, davacıda meslekte kazanma gücü kaybı oluştuğu, hizmet kusuru nedeniyle meydana gelen zararın da idarece karşılanması gerektiği gerekçesiyle Mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hesaplanan 582.200,55 TL tutarında maddi zararın davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği; manevi tazminat istemi yönünden ise, olay nedeniyle davacıda oluşan iş gücü kaybı oranı ve olayın niteliği de dikkate alındığında, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idare tarafından davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince; Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca tanzim edilen... karar sayılı raporda, açıkça bacak uzatma operasyonlarının yapılış sebebi, yapılma biçimleri ve hastane tedavisinin tıbbi kurallara uygun olduğunun belirlendiği, anılan raporda onam formlarının kullanılış biçiminin beklenen tıbbi standardı karşılamadığına işaret edildiği, davacının uğradığını ileri sürdüğü zarar açısından hizmet kusuru bulunmadığı, davacının onam formu ile oluşan durum nedeniyle hizmetin iyi işletilip/işletilmediği konusunda yeterince aydınlatılmamış olması nedeniyle duyduğu şüphe, üzüntü ve endişeye bağlı olarak manevi bir zarara uğramış olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, bu durumda, Adli Tıp raporunda da ortaya konulduğu üzere davalı idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulü, kısmen reddi ile İdare Mahkemesi kararının davacının maddi tazminat talebinin kabulüne ilişkin kısmının kaldırılmasına, davacının maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, idarenin sadece aydınlatılmış onam eksikliği nedeniyle değil, aynı zamanda tıbbi müdahale ve takip sürecindeki hataları nedeniyle de hizmet kusuru işlediği, ameliyat sonrasındaki süreçte yaşanan takip eksikliği nedeniyle bacakta takılı olan aparatın zamanında çıkarılmadığı ve başlangıçta kısa olan bacağın diğer bacağa göre daha uzun hale gelmesi (2 cm fark) sonucunun ortaya çıktığı, 18 yıl boyunca vücudunu kısa olan bacağına göre dengelediği, ancak bu hatalı operasyonla mevcut adaptasyonun ve savunma mekanizmasının tamamen bozulduğu ve böylelikle ameliyat öncesinden daha kötü bir hale geldiği, Adli Tıp Kurumu raporunun iddialarını karşılamaktan uzak ve eksik olduğu; Davalı idare tarafından, Türk hukukunda aydınlatma yükümlülüğünün mutlaka yazılı olarak yapılması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmadığı, bu yükümlülüğün sözlü veya yazılı şekilde yerine getirilebileceği, mevzuatta onam formuna dair yeknesak bir tıbbi standart veya özel bir şekil şartı bulunmadığı, davacının dava dilekçesinde doktorların talimatlarından çıkmadığını, tedaviye sadık kaldığını ve gerekli özeni gösterdiğini beyan etmesinin, mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu, yeterli şekilde aydınlatılmayan bir hastanın doktor talimatlarına bu denli titizlikle uymasının mümkün olamayacağı, davacının operasyonun sebepleri, sonuçları, olası komplikasyonları ve tedavi süreci dahil olmak üzere tüm riskler hakkında aydınlatıldığı ve onamının alındığı, davanın tamamen reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kabulü, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının; maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulması, manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının gerekçeli olarak onanması, hükmedilen manevi tazminata işletilen yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmının düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, 17/11/2016 tarihinde Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan boy uzatma ameliyatı sonrasında %24 oranında engelli hale geldiği ve bahse konu ameliyatta davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararların karşılığı olarak 1.000,00 TL (miktar artırımı sonrası 582.200,55 TL) maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının Davacının Maddi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi:

1- Davalı idarenin dava konusu olaydan sorumluluğu yönünden; İdare, yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerini yerine getirirken gerekli teşkilatı kurmak, bu teşkilatın ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarını hizmete hazır tutmak, hizmetin ifası sırasında hizmetin zamanında ve gereği gibi işlemesine devamlı olarak nezaret etmek ve hizmetin işleyişini kontrol etmekle sorumludur. Bu kapsamda sağlık hizmetinin sunumunda da özen yükümlülüğünün bir uzantısı olarak hizmet verilen hastanenin belli standartları taşıması, sağlık hizmetinin gereği gibi verilebilmesi için gerekli olan asgari unsurların bulundurulması, tesislerin çağın gereklerine uygun tıbbi araç ve gereçlerle hizmet vermesi sağlanmalıdır. Gerek hizmetin ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarının temin ve ifasındaki kusur, gerekse temin edilen bu araçlarla ifa olunan hizmetin geç işlemesi, gereği gibi veya hiç işlememesi; idareye zarar gören kimselerin bu nedenlerle doğan zararlarını tazmin sorumluluğunu yükler. Uyuşmazlıkta, her ne kadar Adli Tıp Kurumu raporunun; bacak uzunluğunu kısmen düzeltmek için 2016 yılı Kasım ayında bacak uzatma 2017 yılı Temmuz ayında da uzatma aparatlarının çıkartılması ameliyatları yapıldığı, her iki ameliyatın da yapılma sebepleri, yapılış biçimleri ve yatış sırasındaki tedavi süreçlerin beklenen tıbbi standartlara uygun olduğu, davacının radyolojik değerlendirmesinde öncesinde karşı tarafa göre kısa olan tibia kemiğinin (bacağın diz altı kısmı kemiği) operasyon süreci sonunda mevcut hali ile karşı tarafa göre uzun hale geldiğinin görüldüğü, ...uzatma operasyonları sırasında bir miktar uzunluk farkı kalması, eklem hareketlerinde kısıtlıklar olması bu operasyonların istenmeyen olası sonuçları (komplikasyonları) arasında olduğu, ...ameliyat öncesi aydınlatma süreci olduğu, sözel olarak yeterli aydınlatma yapılmış olma ihtimali halen bulunmakla birlikte, yazılı onam formlarının kullanılma biçimi beklenen tıbbi standartları karşılamadığı, dosya kapsamında bulunan aydınlatılmış onam formlarında biri ameliyat öncesi anestezi süreci ile ilgili olup cerrahi açıdan imzalatılan 2 adet onam formu operasyona özgü formlar olmaktan ziyade genel ameliyat formlarının olduğunun görüldüğü, üstlerinde hekim imzası ve tarih bulunmadığından dolayı hangi operasyonlara ait olduklarının belirlenemediği yönündeki değerlendirmesi esas alınarak İdare Mahkemesi kararında, uyuşmazlık konusu ameliyat sonrası muhtemel komplikasyonlar hususunda önceden usulüne uygun ve tam olarak bilgilendirilmemesi ve bu nedenle (sağlık personelinin uygulamasından bağımsız olarak) davacının aydınlatılması hususunda personeline yeterli eğitimi ve hukuki desteği vermemesi nedeniyle davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu belirtilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında, davalı idarenin tıbbi standartlara uygun bir onam formu düzenlememesinin hizmet kusuru olmadığı, davacının onam formu ile oluşan durum nedeniyle hizmetin iyi işletilip/işletilmediği konusunda yeterince aydınlatılmamış olması nedeniyle duyduğu şüphe, üzüntü ve endişeye bağlı olarak yalnızca manevi bir zarara uğramış olduğu ve bu nedenle İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat talebinin kabulüne ilişkin kısmının kaldırılmasına ve davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş ise de, bacak uzatma ameliyatında hekimin sorumluluğunun, yalnızca cerrahi müdahalenin doğru şekilde yapılmasıyla sınırlı olmadığı, aynı zamanda ameliyat sonrası dönemde hastanın düzenli ve dikkatli takibinin gerçekleştirilmesinin de gerektiği, bu süreçte doktorun, uzatma miktarını ve iki bacak arasındaki dengeyi sürekli kontrol etmesi, yaşanabilecek olumsuzlukları önlemek için gerekli müdahaleleri zamanında yapması gerektiği, takip yükümlülüğünün eksik bir şekilde yerine getirilmesinden dolayı davacının ameliyat öncesinde diğerine göre daha kısa olan bacağının ameliyat sonrasında diğerinden daha uzun hale gelmesinin hekimin özen yükümlülüğünü ihlal etmesinden kaynaklandığı, bu açıdan da hekimin kusurlu davranışı sonucu ortaya çıkan zarardan davalı idarenin hizmet kusuru ilkeleri uyarınca sorumlu olduğu ve oluşan zararların davalı idare tarafından tazmini gerektiği, aksi yöndeki Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 2- Davacının maddi zararının hesaplanması yönünden; 17/11/2016 tarihinde Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde gerçekleştirilen boy uzatma ameliyatı öncesinde davacının engel oranının Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesinin ...tarih ve ... sayılı raporunda %8 olarak belirlendiği, anılan ameliyat sonrasındaki engel durumunun tespiti için İdare Mahkemesince Kayseri Şehir Hastanesinden alınan ...tarih ve ... sayılı sağlık raporunda, "sol ayak bileği kırık sekeli ayak bileği ankil öze, ileri dejeneratif değişiklikler mevcut, peroneal sinir hasarına bağlı düşük ayak mevcut, sol alt ekstremitede 1 cm uzunluk mevcut:%24 engel oranı toplam: %28" ifadelerine yer verildiği, ancak 17/03/2022 tarihli sağlık raporunun, davacının engel halinin davaya konu boy uzatma ameliyatı neticesindeki takip eksikliği nedeniyle geldiği seviyeyi ortaya koymaya elverişli olmadığı gibi davacının mevcut engel oranı konusunda da tereddüt oluşturduğu görüldüğünden, anılan raporun hükme esas alınamayacağı ve işbu bozma kararı sonrasında yeniden yapılacak incelemede öncelikle davacının tekrardan hastaneye gönderilmesi ve davacı hakkındaki ameliyat öncesi ve sonrası raporların da değerlendirmesi suretiyle davacıdaki mevcut kalıcı iş gücü kaybı oranının 03/08/2013 tarih ve 28727 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve olay tarihinde yürürlükte olan Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği uyarınca belirlenmesinin, ayrıca bu şekilde hazırlanacak sağlık raporunda dava konusu ameliyat öncesi davacıda var olan engel halinin mevcut engel haline ilerlemesinde boy uzatma ameliyatı neticesindeki takip eksikliğinin ne kadar etkisi olduğunun da belirtilmesinin gerektiği anlaşılmıştır. Belirtilen şekilde tanzim edilen sağlık raporunda, dava konusu boy uzatma ameliyatı neticesindeki takip eksikliğinin, davacıda ameliyat öncesinde var olan engel halinin mevcut engel haline ilerlemesine olan etkisine ilişkin tespit esas alınarak, davacının maddi zarar taleplerini, geçici ve sürekli iş göremezlik (efor kaybı) ile gelir kaybı ve tedavi giderleri kalemleri oluşturduğundan, her dört kaleme yönelik ayrı inceleme yapılması ve davacının ortaya çıkan kalıcı sakatlık nedeniyle gelirinde/kazancında bir azalma meydana gelmişse, uğradığı bu kazanç kaybının yanı sıra çalışma gücü kaybından kaynaklanan efor (güç) kaybı tazminatının, ayrıca tedavi ve iyileşme giderleri ile bu süreçte hiçbir şekilde çalışamaması nedeniyle ortaya çıkan geçici iş göremezlik tazminatının ödenmesi gerekmektedir. Bu durumda, kişinin beden bütünlüğünü etkileyen olay sonrası tedavi ve iyileşme süresince hiçbir şekilde çalışamaması (çalışma gücünü geçici olarak %100 oranında kaybetmesi) nedeniyle uğradığı gelir kaybı zararını ifade etmekte olan geçici iş göremezlik zararı açısından, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarının incelenmesinden, davacının 17/11/2016 tarihindeki dava konusu ameliyat sonrasında 12/2016-03/2019 tarihleri arasında çalışmadığı ve eksik gün nedeni "1" kodunun girildiği ve bu kodun karşılığının istirahat (raporlu günler) olduğu görüldüğünden, Bölge İdare Mahkemesince davacının geçici iş göremezlik süresinin belirlenerek SGK nezdinde yapılacak araştırma doğrultusunda ilgili dönemdeki geliri üzerinden çalışma gücünün %100 oranında kaybedildiğinin kabul edilmesiyle geçici iş göremezlik zararının (davacının gerçek geliri x % 100 - geçici iş göremezlik ödeneği formülünün uygulanması suretiyle) hesaplanması gerektiği, gelir kaybı zararı açısından, davacının ameliyat öncesinde çalıştığı iş yerindeki iş akdinin haklı neden olmaksızın işveren tarafından sona erdirildiği 04/03/2019 tarihinde 07/2020 dönemine kadar çalışmasının olmadığı, sonrasında ise farklı iş yerlerinde devamlı bir çalışması olduğu dikkate alınarak davacının gelirinde/kazancında bir azalma meydana geldiğinin tespiti halinde gelir kaybı tazminatına hükmedilmesi gerektiği, tedavi giderleri açısından ise, dava konusu takip eksikliğinden dolayı davacının bacağının uzaması nedeniyle yapılan tedavi giderleri varsa ara kararı ile dosyaya kazandırılmak suretiyle bu giderlere de hükmedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Son olarak, davacının sürekli iş göremezlik (efor kaybı) zararı açsından, dava konusu olay neticesinde davacının günlük yaşamını ve işini daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdüreceği kuşkusuzdur. Ancak, bu fazladan sarf edilen efordan kaynaklanan maddi zararının en fazla net asgari ücret tutarı kadar olacağı, Dairemizin içtihatlarıyla kabul edilmiş bulunmaktadır. Buna göre, davacının aktif dönemdeki, (geçici iş göremezlik süresinin bitip kalıcı iş göremezliğin başladığı tarihten yasal olarak emekliye ayrılacağı tarihe kadar olan dönemdeki) maddi zararının, 2022 yılına kadar asgari geçim indirimi (AGİ dahil) net asgari ücrete dava konusu ameliyata dair takip eksikliğinin davacıda ameliyat öncesinde var olan engel halinin mevcut engel haline ilerlemesine olan etkisine ilişkin oran uygulanmak suretiyle hesaplanması gerekmektedir. Ayrıca, güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminatın hesabında, davacının yasal olarak emekliye ayrılacağı tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel bakiye yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif devrede de bedensel kaybı nedeniyle daha fazla efor sarf ederek yaşamını devam ettirmesi söz konusu olacağından, pasif dönem zararının da aynı usulle (AGİ hariç net asgari ücret tutarına dava konusu ameliyata dair takip eksikliğinin davacıda ameliyat öncesinde var olan engel halinin mevcut engel haline ilerlemesine olan etkisine ilişkin oranın uygulanması suretiyle) hesaplanması gerekmektedir. Aktif dönemin işleyecek devre zararı ile pasif dönem zararı hesaplanırken, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarı her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesince yukarıdaki açıklamalara uygun şekilde davacının maddi zararının bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken, maddi tazminat isteminin kabulü yolunda verilen karara karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile davacının maddi tazminat isteminin reddine yönelik temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının Davacının Manevi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere davacının bir bacağının diğerine göre daha uzun hale gelmesine ilişkin olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan, davacının manevi zararının tazmin edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, davacının manevi tazminat isteminin yalnızca aydınlatılmış onamın bulunmamasından dolayı değil, bunun yanında takip eksikliğinden kaynaklı kusur sorumluluğu ilkesine göre karşılanması gerekmekte ise de temyize konu kararın anılan kısmında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.

C) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının Hükmedilen Manevi Tazminata İşletilen Yasal Faizin Başlangıç Tarihine İlişkin Kısmının İncelenmesi: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasında, "Temyiz incelemesi sonunda Danıştay; ... b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar." hükmü yer almaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." kuralı yer almıştır. Anılan hükümde usul hukuku kuralı olan taleple bağlılık ilkesi düzenlenmiştir. İdare hukukunun yerleşik içtihatlarından olan "taleple bağlılık" ilkesi uyarınca, idari yargı mercilerinde açılan davalarda, idare mahkemelerinin davacının istemi ile bağlı olduğu, bu istemi genişletecek biçimde bir karar veremeyeceği açıktır. Uyuşmazlıkta; davacı tarafından, dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat istemlerine dava tarihinden tarihinden itibaren faiz işletilmesi isteminde bulunulduğu anlaşılmakta olup, taleple bağlılık ilkesi gereğince manevi tazminat istemine dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekmekte iken İdare Mahkemesi kararının Bölge İdare Mahkemesince hukuka uygun bulunan davacının manevi tazminat talebinin kabulüne ilişkin kısmında sehven idareye başvuru tarihinden itibaren faize hükmedileceği ifadesi kullanılmışsa da tarih olarak dava tarihi olan 29/08/2019 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği anlaşıldığından "idareye başvuru tarihi olan 14/05/2019 tarihinden" ibaresinin "dava tarihi olan 29/08/2019 tarihinden" olarak düzeltilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasında yer alan "...İdare Mahkemesi kararının, davacının manevi tazminat talebinin kabulü ile, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 14/05/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin kısmının onanmasına" ibaresinin, "Kayseri 1. İdare Mahkemesi kararının, davacının manevi tazminat talebinin kabulü ile, 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 29/08/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin kısmının onanmasına" şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, 2. Davanın kabulüne ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacının manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, hükmedilen manevi tazminata işletilen yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmının yukarıda belirtildiği şekilde düzeltilerek ONANMASINA, davacının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 13/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Danıştay 10. Daire, E. 2023/3926, K. 2026/202, T. 13.01.2026, www.arakarar.com/karar/danistay-10-daire-2023-3926-e-2026-202-k-5b5f8299157d