Danıştay · 10. Daire

Danıştay 10. Daire 2023/3984 E. 2026/207 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
10. Daire
Esas No
2023/3984
Karar No
2026/207
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/3984 Karar No : 2026/207

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendilerine asaleten, ... ve ...'e velayeten ... ve ... VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...

MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA) : 1- ... Anonim Türk Sigorta Şirketi VEKİLİ : Av. ... 2- ... VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılardan ... ve ...'in müşterek çocukları olan diğer davacı ...'in 19/02/2017 tarihinde kusma nedeniyle akşam saatlerinde götürüldüğü İstanbul ilinde bulunan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yeterli muayene ve tetkik yapılmadan eve gönderildiğinden ve durumunun ağırlaşması üzerine götürüldüğü Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hastalığa yönelik konulan teşhise göre acil müdahale edilmesi gerekirken müdahale edilmediğinden dolayı ağır engelilik hali oluştuğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak ... için 1.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi, anne ... ve baba ... için ayrı ayrı 150.000,00 TL manevi, kardeş ... için 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 851.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birilikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunun resmi bilirkişi sıfatıyla verdiği rapor ile dosya içeriğindeki bilgi belgeler birlikte değerlendirildiğinde, gerek personel gerekse kurum işleyişi ve organizasyon bakımından davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı ve böylelikle davacıların maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi yolundaki taleplerinin hukuksal ve maddi dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesince, davacıların istinaf başvurusunun açıklamalı olarak reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde davacılardan ...'in müşahede altına dahi alınmadığı, "tuzlu ayran ve kraker" verilmesi gibi tıbbi olmayan önerilerle eve gönderildikleri ve hastalığın burada teşhis edilemediği, anılan davacının Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diyafragma hernisi (diyafram fıtığı) teşhisinin sabah saat 06.35'te konulmasına rağmen, hastanın saatlerce ameliyat edilmeden bekletildiği ve ancak kalbi durduktan (saat 12:50) sonra ameliyata alındığı, hekimlerin ifadeleri ve tıbbi kayıtların birbiriyle çeliştiği, kendilerinin anılan davacının durumu, ameliyatın riskleri, olası sonuçları ve midesinin delinmesi gibi süreçler hakkında hiçbir şekilde bilgilendirilmediği, Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporun sadece kalp durmasından sonraki süreci değerlendirdiği, kalbin durmasına yol açan saatlerce bekleme sürecini irdelemediği, anılan raporu hazırlayan heyette uzmanlık gereği bulunması gereken göğüs, kalp ve genel cerrahların yer almadığı, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare ve davalı idare yanında müdahil ... tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup, davalı idare yanında müdahil Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ :... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden, davacılardan ...'in 19/02/2017 tarihinde kusma nedeniyle akşam saatlerinde götürüldüğü İstanbul ilinde bulunan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yeterli muayene ve tetkik yapılmadan eve gönderildiğinden ve durumunun ağırlaşması üzerine götürüldüğü Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hastalığa yönelik konulan teşhise göre acil müdahale edilmesi gerekirken müdahale edilmediğinden dolayı ağır engelilik hali oluştuğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak ... için 1.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi, anne ... ve baba ... için ayrı ayrı 150.000,00'er TL manevi, kardeş ... için 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 851.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birilikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. Olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... sayılı bilirkişi raporunda; "19/02/2017 tarihinde kusma şikayetiyle başvurduğu Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yeterli muayene ve tetkik yapılmadan taburcu edildiği, aynı gün başvurduğu Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde operasyona geç alındığı iddia olunan Asker ve Hazime oğlu, 10/04/2015 doğumlu ... hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; Küçüğün kusma şikayetiyle 19/02/2017 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu, tetkik yapılarak aynı akşam taburcu edildiği, ancak şikayetleri devam eden küçüğün Özel Rumeli Hastanesine götürüldüğü, ifadelere göre bu Hastaneye giriş yapmadan ailesi tarafından şikayetleri artınca Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirildiği, muayenesi yapılarak tetkik istendiği, çekilen akciğer grafisi sonucunda diafragma hernisinden şüphelenilerek çocuk cerrahisine haber verildiği, çocuk cerrahisi tarafından toraks BT istendiği, BT sonucu diafragma hernisi saptandığı, ameliyat hazırlığına başlanan küçüğün takibi sırasında kardiak arrest geliştiği, CPR sonrası durumu stabilize olan hastanın ameliyathaneye alınarak opere edildiği, operasyonda diafragmada defekt olduğu, bu defekt alanından mide ve dalağın sol göğüs boşluğuna hernie olduğunun görüldüğü, midede perforasyon saptandığı ve batın organları batına alınıp tamir yapıldığı, postoperatif Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde takip edildiği, halen hipoksik iskemik ensefalopati, epilepsi tanılarıyla takipli olduğu anlaşılmakla; Dosya içerisindeki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin ilgili tıbbi belgelerin incelenmesi sonrasında küçüğün şikayetlerinin 19/02/2017 öğleden sonra saat 3 civarında kusma şeklinde başladığı, aynı gün saat 22:12’de Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurduğu, tetkiklerinde (23:16) kan şekeri yüksekliği (161) ve WBC yüksekliği (27,49) dışında belirgin patoloji olmadığı, ancak küçükten alınan kan gazı sonrası tam idrar tetkiki istendiği, bu şikayetler ile gelen bir hastada kan şekeri yüksek (161) olduğu için idrarda şeker atılımını değerlendirmenin yanında günlük yaklaşık bin hastanın bakıldığı bir acilde her hastanın müşahade takibi yapılamadığından idrar istenerek bu süre zarfında küçüğün yeme, içme, idrar çıkarma şeklindeki basit fonksiyonlarının gözlemlenebilmesine imkan sağladığı, küçükten tam idrar tetkiki istenmesinin uygun olduğu, ancak bu hasta idrar örneği vermeyerek hekimlere bu değerlendirme yapma şansını sunmadığı, küçüğün aynı gün Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gece ilk başvurusundaki muayenesinde, ajite, ateş şikayetlerinin olduğu, solunum şikayetlerinin olmadığı, SpO2: 98 olduğu, batın ve solunum muayenesinin normal olduğu tespit edilmesi nedeniyle, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurusuna ait ayrıntılı muayene bulgularının bulunmamasının bir eksiklik olmakla birlikte, küçüğün Kanuni sultan Süleyman Eğitim Araştırma Hastanesi’ne başvurusunda durumunun stabil olduğunun anlaşıldığı, Konjenital diyafragma hernilerinin bir kısmının ağır bir tablo oluşturmaması nedeniyle bulgu vermediğinden ileriki yaşlarda tanı aldığının tıbben bilindiği, dava konusu olayda enfeksiyon (WBC: 27,49) tetiklenmesi sonrasında bulguların belirginleştiği, küçüğün Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurusunda solunum seslerinde azalma tespit edildikten sonra istenilen radyolojik tetkikler sonrası küçüğe tanı konduğu ve tanı konduktan sonra gerekli cerrahinin uygulandığı, küçüğe ait olay tarihli radyolojik tetkiklerin Kurulumuzda yapılan değerlendirilmesinde perforasyona ait herhangi bir bulgu tespit edilmemesi nedeniyle küçüğün ameliyatında saptanan mide perforasyonunun, küçüğe 20/02/2017 tarihinde uygulanan ameliyat notunda mide büyük kurvatura yakın posterior duvarda yaklaşık 1 cm perfore alan tariflenmesi, nekroz tasriflenmemesi nedeniyle akut bir perforasyon olduğu, arrest sırasında uygulanan resüsitasyon sırasında geliştiğinin düşünüldüğü, ameliyat öncesi dönemde oluşan kardiak arreste bağlı gelişen hipoksik ensefalopati ve epilepsinin hastalığın seyri sırasında geliştiği, resüsitasyon sonrasında küçüğün ameliyata alınarak uygun tedavinin yapıldığı tüm bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde küçüğün tedavisine katılan hekimlerin eylemlerine tıbbi hata atfedilemeyeceği, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde küçüğe yapılan işlemler ile küçükte meydana gelen sonuç arasında illiyet bağı bulunmadığı, Kusma şikayetiyle Acil servise başvuran küçüğün muayenesi yapılarak, küçüğe uygun tetkiklerin istendiği, çekilen akciğer grafisinde diafragma hernisinden şüphelenilmesi üzerine yan grafi çekilmesinin uygun olduğu, grafi sonucuyla küçüğün Çocuk Cerrahisi icapçı nöbetçi hekiminin aranarak konsülte edilmesinin, Çocuk Cerrahisi önerisi üzerine tomografi çekilmesinin ve hasta sabah saat 08:00 itibariyle nöbet bitiminde bir sonraki ekibe devir edilene kadar küçüğe uygulanmış takiplerin, istenen tetkik ve uygulanan tedavilerin uygun olduğu cihetle; bu süreçte küçüğü takip eden Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Asistanı Dr. ..., Dr. ... ve Uzman Dr. ... uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, Çocuk Cerrahisi icap nöbetçisi olan Dr. ...’ın hastadan toraks tomografisi istemesinin ve mesai başlangıcında Çocuk Cerrahisi konsültan hekimine hasta hakkında bilgilendirme yaparak, konsültan hekimi Acil Servise yönlendirmesinin uygun olduğu cihetle Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. ...’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, Acil Serviste nöbet bitiminde hastayı devir alarak takibine devam eden; Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. ... ve Dr....; nöbeti devir aldıktan sonra, Çocuk Cerrahisi konsültan hekimini arayarak tomografinin çekildiğini bildirmelerinin, bunun üzerine Acil Servise gelen Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. ...’in küçüğü ve tomografi sonucu değerlendirmesinin, aileyi ameliyat gerekliliği konusunda bilgilendirmesinin ve tomografinin Radyoloji tarafından değerlendirmesini istemesinin uygun olduğu, takibinde küçüğe Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlarınca Radyoloji aranarak filmin raporlanmasının istenmesinin, film raporlandığında tekrar Çocuk Cerrahisine bilgi verilmesinin, bunun üzerine Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Alptekin’in küçüğü Acil Servise gelerek değerlendirmesinin, ameliyat hazırlığı yapmasının, ameliyathaneye bilgi vermesinin, yoğun bakımda yer hazırlığı yapmasının konjenital diafragma hernisine sıklıkla kalp patolojilerinin eşlik ettiği tıbben bilinmekle, küçükten EKO istemesinin uygun olduğu, Çocuk Cerrahisinin istemi üzerine küçüğe takip eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı hekimlerce küçüğe EKO yaptırılmasının, Yoğun bakım uzmanı Dr. ... acile davet edilmesinin uygun olduğu, Dr. ...’ın aranması üzerine Acil Servise gelerek küçüğü muayene etmesinin operasyon öncesi entübe edilmesinin uygun olduğunu değerlendirerek küçüğü entübe etmek üzere hazırlık yapılırken küçükte kardiopulmoner arrest geliştiği, bunun üzerine görevli hekimlerce acilen kardiyopulmoner resüsitasyona başlanarak küçüğe uygun şekilde müdahale yapılarak, stabil hale gelince küçüğün ameliyathaneye gönderilmesinin uygun olduğu, küçüğe diafragma hernisi tanısıyla yapılan ameliyatın endikasyonu bulunduğu, ameliyat yönteminin uygun olduğu cihetle; Dr...., Dr. ..., Dr. ..., Dr. ... ve Dr. ...’in uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, Sonuç olarak; küçükte mevcut diafragma hernisi hastalığının konjenital (doğuştan var olan) bir hastalık olduğu, herniye olan bölgeden mide ve dalağın göğüs boşluğuna girmiş olduğunun anlaşıldığı, bu durumun mevcut hastalığa bağlı olduğu, küçüğe Acil Serviste tanı konularak ameliyat hazırlığı yapılmasının uygun olduğu, ancak ameliyat öncesi dönemde oluşan kardiak arreste bağlı gelişen hipoksik ensefalopati ve epilepsinin hastalığın seyri sırasında geliştiği, resüsitasyon sonrasında küçüğün ameliyata alınarak uygun tedavinin yapıldığı da göz önüne alındığında, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde küçüğün takip ve tedavisinde görev alan hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği" tespitlerine yer verilmiştir. İlk derece Mahkemesince, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu Bölge İdare Mahkemesince reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesi, 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken; 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış ise de, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda; küçüğe Acil Serviste tanı konularak ameliyat hazırlığı yapılmasının uygun olduğu, ancak ameliyat öncesi dönemde oluşan kardiak arreste bağlı gelişen hipoksik ensefalopati ve epilepsinin hastalığın seyri sırasında geliştiği, resüsitasyon sonrasında küçüğün ameliyata alınarak uygun tedavinin yapıldığı da göz önüne alındığında, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde küçüğün takip ve tedavisinde görev alan hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği... belirtilmiş ve anılan rapor içeriğinde bahsedilen Çocuk Cerrahisi ve Ürolojisi Uzmanı Doç.Dr. M.H. ... imzalı 04/07/2017 tarihli bilirkişi raporunda diafragma hernisinde hastaların acilen değil, medikal yönden stabilize edildikten sonra geciktirilmiş (tanıdan 4-24 saat sonra) şekilde ameliyata alınmasının genel kabul gören bir uygulama olduğu ifade edilmiş ise de, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda davacılardan ...'in diyafragma hernisine ilişkin ameliyat hazırlıkları sırasında kalbinin durmasının sebebinin ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diyafragma hernisi teşhisi konulduktan sonra davacılardan ...'in ameliyat edilmeden bekletilmesinin kalbinin durmasına yönelik bir etkisi olup olmadığının irdelenmediği, konjenital diyafragma hernisi olan olgularda kalp anomalilerinin görülme sıklığının yüksek olduğu tıbben bilinmekteyken teşhisten itibaren ameliyat için yaklaşık olarak altı saat beklenmesinin kusur arz edip etmediği hususlarında bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Halbuki davacıların hizmet kusuruna ilişkin olarak ileri sürdükleri iddiaların da anılan hususlarda toplandığı görülmektedir. Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun açıklamalı olarak reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun açıklamalı olarak reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdare Dava Dairesinin...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 13/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Danıştay 10. Daire, E. 2023/3984, K. 2026/207, T. 13.01.2026, www.arakarar.com/karar/danistay-10-daire-2023-3984-e-2026-207-k-0a47974f5b18