Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/2639 E. 2026/198 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/2639
- Karar No
- 2026/198
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/2639 Karar No : 2026/198
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, ..., ... ve... adlarına velayeten; ...ve ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü / ... VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA) : 1- ... 2- ... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından; davacılardan ...'in doğumu esnasında hatalı tıbbi tedavi uygulanmak suretiyle hizmet kusuruna dayalı olarak ağır engelli olmasına sebebiyet verildiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık olmak üzere, ... için 1.000.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi tazminat, 200.000,00 TL bakım masrafı, anne ... için 500.000,00 TL maddi ve 250.000,00 TL manevi tazminat, baba ... için 500.000,00 TL maddi ve 250.000,00 TL manevi tazminat, kardeşleri ... ve ... için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 2.200.000,00 TL maddi ve 1.200.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; hatalı tıbbi müdahale uygulanıp uygulanmadığının, idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda, "19/03/2014 tarihinde 39 haftalık gebenin doğum sancılarının başlaması sebebiyle Bezmialem Vakıf Üniversitesi Acil Servisine saat 20.11'de başvurduğu, saat 20.28'de Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine konsülte edildiği, gebenin yapılan muayene ve tetkikler sonucunda öncelikle NST takibine alınmasının tıbbi endikasyon sınırları içerisinde olduğu, saat 23.40’ta collum 8 cm dilate, %70 efase ve spontan suyu geldiği, yapılan tokokardiyogramda ÇKS’nin 105/dk olması ve kordon izlenmesi üzerine kordon prolapsus tanısı ile 20/03/2014 tarihinde saat 00.02’de acil sezaryen operasyonuna alındığı, tespit edilen kordon prolapsusunun her türlü dikkat ve özene rağmen meydana gelebilecek öngörülemeyen bir komplikasyon olduğu ve acil sezaryen seksiyo operasyonunun endikasyon ve tekniğinin uygun olup komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun bir yaklaşım olduğu, doğduğunda solunumu deprese olan, kalp tepe atımı 60-100 arasında olan ve pozitif basınçlı ventilasyon ile solunumu düzelmeyen ve kalp tepe atımı yükselmeyen küçüğün entübe edilerek yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, mevcut bulgu ve tetkikler sonucu hipoksik iskemik ensefalopati tanısı konularak yoğun bakımda takip ve tedavi sürecinin devam ettiği, hipoksik iskemik ensefalopati tablosunun prenatal (doğum öncesi), natal (doğum sırasında), postnatal (doğum sonrası) oluşabileceği ve doğum öncesinde hipoksiyi tespit edebilecek herhangi bir klinik, laboratuvar veya teknolojik yöntemin mevcut olmadığı, küçükte doğumdan sonra tespit edilen hipoksik iskemik ensefalopatinin nedeni hususunda bir değerlendirmeye gidilemediği ve iskemik ensefalopati ile doğum eylemi arasında illiyet bağının kurulamadığı, küçüğe doğumdan sonra uygulanan resüsitasyon işlemlerinin ve yoğun bakım tedavilerinin de tıp kurallarına uygun olduğu hususları hep birlikte değerlendirildiğinde; anne ve bebeğin doğum, takip ve tedavi sürecinde görev almış hekimlerin ve diğer sağlık personelinin uygulamalarında tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına aykırı bir husus saptanmadığı, tıbbi kusur atfedilemeyeceği, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." görüş ve kanaatine varıldığının belirtildiği, dosyada bulunan bilgi, belgeler ile Adlı Tıp Kurumu Başkanlığı 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun... tarih ve ... karar sayılı raporu bir bütün olarak incelenip değerlendirildiğinde; hizmet kusuruna yol açan bir tıbbi ihmal ya da eylem olduğunun söylenemeyeceği, ilgili hekimlere ve Hastaneye atfedilecek bir tıbbi özen eksikliği ya da uygulama hatası bulunmadığı, dolayısıyla yapılan uygulamaların tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yürüten idarenin hizmet işleyişinde hata bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, doğum yapılan hastane ile gebelik sürecini takip eden hastanenin birbirinden farklı olduğu, gebelik sürecine ilişkin belgelere bakılmadan normal doğum olacak şekilde işlemler yapıldığı, Bayrampaşa Devlet Hastanesi tarafından gebelik sürecinin takibi esnasında yapılan test ve tetkikler sonucunda sezaryen doğum yapılmasının planlandığı, ancak planlanan günden önce doğumun başlaması neticesinde acil olarak Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesine gidildiği ve burada normal doğuma alındığı, gebelik sürecine ilişkin belgelere bakılmadan gerçekleştirilmesi planlanan normal doğum sürecinde sorunlar yaşanması neticesinde sezaryen doğum yaptırıldığı ve bu süreçte yeni doğan çocuğun engelli olmasına sebebiyet verildiği, bu sonucun ortaya çıkmasında davalı hastanede normal doğum öncesinde planlanan sezaryen doğumun doktorlara bildirilmesine rağmen dikkate alınmayarak normal doğum yaptırılmasının etkili olduğu, alınan raporda gebelik sürecine ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmediği, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare ve müdahiller tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ :... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılardan ...'in Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesinde 20/03/2014 tarihinde doğumu gerçekleşmiştir. 19/03/2014 tarihinde acil bölümünden hastaneye giriş yapan anne ... için normal doğum düşünülmüş, ancak spontan suları gelmesi üzerine yapılan vajinal muayenede kordon izlenmesi üzerine kordon prolapsus (kordon sarkması) tanısıyla acil sezaryenle doğum amaçlı ameliyathaneye alınmıştır. Kordon prolapsus (kordon sarkması) nedeniyle 20/03/2014 tarihinde sezaryen ile doğumu yaptırılarak takipleri stabil izlenen anne hastaya reçetesi verilip poliklinik kontrol önerilerek 22/03/2014 tarihinde taburcu edilmiştir. Davacılardan ... ise hipoksik iskemik ensefalopati ve yenidoğan konvülziyonları tanıları ile takip edilmiş, hipoksik iskemik ensefalopati ile takip edilen anılan davacı, teşhis ve tedavi süreci sonucunda ailesine gerekli bilgilendirme yapılarak taburcu edilmiştir. Davacılar tarafından, ...'in doğumundan önce, Bayrampaşa Devlet Hastanesi'nde gebelik sürecinin takip edildiği, gebelik sürecinin takibi esnasında yapılan test ve tetkikler sonucunda sezaryen doğum yapılmasının planlandığı ancak gebenin rahatsızlanması üzerine acil olarak Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesine başvurulduğu, hastanede normal doğumun riskli olduğunun ve gebelik takibini yapan doktorlar tarafından sezaryenle doğum önerildiğinin bildirilmesine karşın (bu aşamada davacılar tarafından gebelik sürecine ilişkin belgelere bakılmadığı iddia edilmiştir.) davacı ...'in normal doğuma alınmak üzere bekletilerek kordon prolapsus (kordon sarkması) gelişmesine ve bunun neticesinde ...'de hipoksik iskemik ensefalopati oluşmasına neden olunduğu, bu durum sonucunda çocuğun engelli hale geldiği, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla bakılan dava açılmıştır. Olayla ilgili olarak İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunca hazırlanan ...tarih ve ... karar sayılı raporda; "19/03/2014 tarihinde 39 haftalık gebenin doğum sancılarının başlaması sebebiyle Bezmialem Vakıf Üniversitesi Acil Servisine saat 20.11'de başvurduğu, saat 20.28'de Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine konsülte edildiği, gebenin yapılan muayene ve tetkikler sonucunda öncelikle NST takibine alınmasının tıbbi endikasyon sınırları içerisinde olduğu, saat 23.40’ta collum 8 cm dilate, %70 efase ve spontan suyu geldiği, yapılan tokokardiyogramda ÇKS’nin 105/dk olması ve kordon izlenmesi üzerine kordon prolapsus tanısı ile 20/03/2014 tarihinde saat 00.02’de acil sezaryen operasyonuna alındığı, tespit edilen kordon prolapsusunun her türlü dikkat ve özene rağmen meydana gelebilecek öngörülemeyen bir komplikasyon olduğu ve acil sezaryen seksiyo operasyonunun endikasyon ve tekniğinin uygun olup komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun bir yaklaşım olduğu, doğduğunda solunumu deprese olan, kalp tepe atımı 60-100 arasında olan ve pozitif basınçlı ventilasyon ile solunumu düzelmeyen ve kalp tepe atımı yükselmeyen küçüğün entübe edilerek yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, mevcut bulgu ve tetkikler sonucu Hipoksik İskemik Ensefalopati tanısı konularak yoğun bakımda takip ve tedavi sürecinin devam ettiği, Hipoksik İskemik Ensefalopati tablosunun prenatal (doğum öncesi), natal (doğum sırasında), postnatal (doğum sonrası) oluşabileceği ve doğum öncesinde hipoksiyi tespit edebilecek herhangi bir klinik, laboratuvar veya teknolojik yöntemin mevcut olmadığı, küçükte doğumdan sonra tespit edilen hipoksik iskemik ensefalopatinin nedeni hususunda bir değerlendirmeye gidilemediği ve iskemik ensefalopati ile doğum eylemi arasında illiyet bağının kurulamadığı, küçüğe doğumdan sonra uygulanan resüsitasyon işlemlerinin ve yoğun bakım tedavilerinin de tıp kurallarına uygun olduğu hususları hep birlikte değerlendirildiğinde; anne ve bebeğin doğum, takip ve tedavi sürecinde görev almış hekimlerin ve diğer sağlık personelinin uygulamalarında tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına aykırı bir husus saptanmadığı, tıbbi kusur atfedilemeyeceği, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." yönünde kanaate yer verilmiştir. Mahkemece, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle ve yukarıda belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Davacıların anılan karara karşı yaptıkları istinaf başvurusu ise temyize konu kararla reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken; 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış ise de, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. İdare Mahkemesince hükme esas alınan ve yukarıda alıntısı yapılan Adli Tıp Kurumu raporunda sonuç itibarıyla yeni doğanda meydana gelen hipoksik iskemik ensefalopati ile doğum eylemi arasında illiyet bağının kurulamadığı ve dava konusu olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmişse de; davacıların, Bayrampaşa Devlet Hastanesi tarafından gebelik sürecinin takibi esnasında yapılan test ve tetkikler sonucunda sezaryen doğum yapılmasının planlandığı, gebeliğin riskli olması nedeniyle planlanan sezaryen doğum ve buna ilişkin belgeler hakkında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesine bilgi verilmesine karşın dikkate alınmadığı iddialarında bulunduğu görülmektedir. Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; 1- Gebelik sürecinde Bayrampaşa Devlet Hastanesinde yapılan bütün test ve tetkiklerin dosyaya kazandırılarak, bu test ve tetkiklerde normal doğum yapılması için risklerin bulunup bulunmadığı, risk bulunuyor ise sezaryen endikasyonunun gerekip gerekmediği, 2- Gebelik sürecindeki takip verilerinde, kordon prolapsus (kordon sarkması) gelişmesine yönelik risklerin öngörülüp öngörülemeyeceği (örneğin ultrason verilerinde bebeğin duruşu, amniyon sıvısı miktarı, kordonun yerleşimi gibi verilerin kordon sarkması riski hakkında bilgi verip vermediği) ortaya konularak eğer bu risk öngörülebiliyorsa Bayrampaşa Devlet Hastanesindeki gebelik takibine ilişkin bilgi ve belgelerde davacı ...'in doğumunda böyle bir riskin bulunup bulunmadığı, 3- Kordon prolapsus (kordon sarkması) gelişmesinin normal doğum komplikasyonu olup olmadığı, eğer sezaryen ile doğum yapılsa idi kordon prolapsus (kordon sarkamsı) gelişip gelişmeyeceği, 4- Doğum esnasında kordon prolapsus (kordon sarkması) gelişmesinin, yeni doğanda hipoksik iskemik ensefalopati oluşmasına neden olup olmayacağı, kordon prolapsusun (kordon sarkması) hipoksik iskemik ensefalopati gelişimine neden olabilen acil obstetrik (doğumla ilgili) durumlardan biri olup olmadığı hususlarında bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığının anlaşıldığı, halbuki olayda hizmet kusuruna ilişkin değerlendirmenin tam ve eksiksiz olarak yapılabilmesi açısından belirtilen hususların önem arz ettiği, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun belirtilen hususları değerlendirmekten ve davacıların iddialarına cevap vermekten uzak olduğu görülmektedir. Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı ve yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 13/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.