Danıştay · 10. Daire

Danıştay 10. Daire 2023/1568 E. 2026/232 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
10. Daire
Esas No
2023/1568
Karar No
2026/232
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/1568 Karar No : 2026/232

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...'a velayeten ...ve ... 2- ... VEKİLLERİ : Av. ...

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLLERİ : Huk. Müş. Av. ... Huk. Müş. ...

TEMYİZ EDEN MÜDAHİL (DAVALI İDARE YANINDA) : ... VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ...'ın 23/11/2014 tarihinde Çekerek Devlet Hastanesinde doğum yapmak üzere hastaneye yatırıldığı, saat 23.00'da doğumhaneye alınması sonrası saat 05.00'a kadar normal doğum için uğraşıldığı, başarılı olunamayınca kadın doğum uzmanı Dr. S.Ö.'nün çağrıldığı, hastanın sezaryene alınıp 07.00 sıralarında doğumun gerçekleştirildiği, bebeğin sezaryene erken alınmaması ve bunun sonucunda çocuğun oksijensiz kalmasına bağlı olarak epilepsi ve serepral palsi hastalığına yakalandığı ileri sürülerek uğranılan zarara karşılık fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL maddi ile 748.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 23/11/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarihli, ...sayılı ve ... tarih ve... sayılı raporlarında, küçükte doğum sonrası saptanan hipoksik iskemik ensefalopatinin genel tıbbi bilgiye göre prenatal (doğum öncesi), natal (doğum sırasında) ve post natal (doğum sonrası) olarak 3 grupta incelendiği, NST'de meydana gelen bozulmaların bebekte gelişmiş olan asfiksinin en geç döneminde ortaya çıkan bulgu olduğunun tıbben bilindiği, daha erken dönemde bebekte mevcut asfiksiyi tespit edebilecek herhangi bir klinik bulgu, laboratuvar tetkik veya teknolojik yöntemin mevcut olmadığı, serebral palsi hastalığının nedeninin tam olarak bilinemediği, tüm bilgiler birlikte değerlendirildiğinde annenin doğum sürecine ve küçüğün doğum sonrası takip ve tedavisine katılan hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinden sorumlu idarede organizasyon hatası tespit edilmediği belirtilmiş ise de, anneye uygulanan tıbbi müdahaleler sürecinde meydana gelen doğumda küçüğün ağır derecede ayakta durma ve hareket edebilme ve yürüme hareket bozukluluğu, epilepsi, ağır derecede bilişsel gelişim geriliği nedeniyle %100 engelli kaldığı, olayla ilgili olarak başlatılan ön inceleme sonucu düzenlenen raporda ebenin zamanında doktora haber vermediğinden kusurlu olduğu, doktorun ise hastanın risklerini bilerek hastanede çocuk doktoru olmadığı halde hastaneye alarak ve zamanında doğuma müdahale etmede gecikme gösterdiğinden kusurlu olduğu yönündeki raporun davacıların maddi gerçeğe hiçbir zaman ulaşamayacağı ve ömür boyu şüphe, endişe ve üzüntü duymasına yol açacağı dikkate alındığında söz konusu olay nedeni ile kendisinin manevi bir elem ve ızdırap içerisinde olacağında kuşku bulunmadığı gerekçesiyle davanın maddi tazminat istemi yönünden reddine, davacıların manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile ... için 50.000,00 TL, baba ... için 25.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 02/03/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu Yozgat İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hazırlanan ön inceleme raporunda ebenin zamanında doktora haber vermediği, doktorun ise hastanın risklerini bilerek hastanede çocuk doktoru olmadığı halde hastaneye aldığı ve zamanında doğuma müdahale etmediği tespitlerine yer verildiği, ebe ve doktor hakkında ceza yargılamasının devam ettiği, Adli Tıp Kurumu raporunda hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluğa ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, doktor ve ebenin süresinde müdahale etmemesi ve çocuk doktoru olmadığı halde yatışa izin verme eylemlerinin değerlendirilmediği, hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğu, Davalı idare tarafından, annenin doğum sürecine ve bebeğin doğum sonrası takip ve tedavisine katılan hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, davacı baba ...'a hastanede çocuk doktoru bulunmadığı bilgisinin verildiği, hasta onam/reddetme formunun imzalandığı, idarenin manevi tazminat ile sorumlu tutulması için gerekli şartların gerçekleşmediği, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacılar için ayrı ayrı hükmedilen manevi tazminat miktarlarının sebepsiz zenginleşmeye yol açacak ölçüde yüksek olduğu, Davalı idare yanında müdahil tarafından, davacı anne ve bebek için her türlü özen ve önemin gösterildiği, tıbbi uygulamalarında herhangi bir eksiklik tıbbi hata ve kusur bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun raporunun da bu yönde olduğu, uğranıldığı iddia edilen zararla tıbbi uygulamaları arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı, İdare Mahkemesi tarafından Adli Tıp Kurumu raporunu esas alarak karar vermesi gerekirken, pratisyen hekim tarafından hazırlanan ön inceleme raporunda yer alan tespitler esas alarak manevi tazminat ödenmesine karar verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup, davacılar ve davalı yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY : Davacılar tarafından, anne ...'ın 23/11/2014 tarihinde Yozgat İli, Çekerek İlçe Devlet Hastanesinde doğum sebebiyle yatırıldığı ve ebe M.C. tarafından normal doğum için uğraşıldığı, doğum gerçekleşmeyince kadın doğum uzmanı Dr.S.Ö.'nün çağrıldığı, doktor tarafından annenin sezaryene alınıp 07.00 sıralarında doğumun gerçekleştirildiği, bebekte doğum sonrası hipoksik iskemik ensefelopati saptanması üzerine ve anne ile babanın talebi üzerine Sorgun Devlet Hastanesine sevk edildiği, Sorgun Devlet Hastanesi'nin bebeğin Ankara Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi'ne sevkini gerçekleştirdiği, doğum sırasında sağlık personelinin hatalı ve eksik tıbbi müdahaleleri nedeniyle bebeğinin iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa yakalanarak engelli hale gelmesine hizmet kusuru ile sebep olunduğundan bahisle bu olay nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararların karşılığı olmak üzere fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL maddi ile 748.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi için bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Öte yandan; idarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir anlatımla, zararla idari faaliyet arasında uygun nedensellik bağının kurulabilmesi gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A- Temyize Konu Kararın ...'a Yönelik Kısmının İncelenmesi: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında, "Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır."; 2. fıkrasında, "Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir. " hükmü yer almaktadır. 2577 sayılı Kanun'un 26. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir." hükmünden kastedilen, münhasıran ölenin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan, başkalarına devir ve temliki veya miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklarla ilgili davalardır. Bunun dışında, Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca, ölene ait bulunan bütün haklar, mallar ve borçlar mirasçılara geçeceğinden, dava açılmakla mamelekî niteliğe dönüşen haklar da, ölenin malvarlığının bir bölümünü oluşturacağından, açılmış bulunan bu tür davaları ölenin mirasçılarının takip etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir. Dosyanın incelenmesinden, UYAP'ta yapılan araştırmadan ve MERNİS'ten alınan nüfus kayıt örneğinden davacılardan ...'ın 18/12/2022 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, ...'ın vefat etmiş olduğu ve uyuşmazlığın yalnız öleni ilgilendiren bir dava niteliğinde bulunmadığı gözetilerek, 2577 sayılı Kanun'un 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davayı takip hakkı kendisine geçen mirasçıların başvurmasına kadar dosyanın ... yönünden işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

B- Temyize Konu Kararın Davacı ... Yönünden Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: İdare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, tarafların dilekçelerinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemektedir.

C- Temyize Konu Kararın Davacı ... Yönünden İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Anayasa'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinde"...Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır..." hükmü yer almıştır. Anayasa'nın 141. maddesinin 3. fıkrası ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi ve 24. maddesi dikkate alındığında, idari yargı yerlerince idari işlemlerin yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden yargısal denetime tabi tutularak incelenmesi ve kararların gerekçeli olarak yazılarak dayandığı hukuki sebepler ile hükmün kararlarda belirtilmesi gerekmektedir. Bunun yanında, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarında da değinildiği üzere; Anayasa'nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak bu maddede gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nin birçok kararında yer almıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Anayasa Mahkemesi, Abdullah Topçu, B. No:2014/8868, 19/4/2017, p.75). Bu bağlamda, Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması için, davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre "tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi" vardır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, s.33). AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımı, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temel şikayetlerini incelemekten kaçınmalarına neden olması halinde Sözleşme'nin 6. maddesi davanın düzgün bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından ihlal edilmiş olur (bkz. AİHM, Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, s. 84-85). Öte yandan, mahkemelerin bu yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya, karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi anlamına gelmemektedir. (AİHM, Hiro Balani/İspanya Kararı; p.27). Bu nedenle, bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Bununla birlikte, görülmekte olan davalarda taraflarca "açık, kesin, somut bir şekilde ileri sürülen ve kabul edildiği takdirde davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan iddiaların" bulunması halinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususların mahkemelerce ayrıca ele alınması ve bu iddialara makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (AİHM Hiro Balani/İspanya Kararı; p.28). Açıklanan bu hususlardan hareketle, mahkeme kararlarının, hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğu, gerekçesiz karar verilmesinin mümkün olmadığı açık olduğuna göre, gerekçenin hem temyiz incelemesini yapacak merci açısından, hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur. Yargılama hukukunda, yargı (hüküm), uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Gerekçe, yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Bu durumda, davaya konu uyuşmazlığın hukuka uygunluk denetimini yapmakla görevli idari yargı merciince, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde sayılan unsurlar yönünden, uyuşmazlığın yani tazminat istemine konu edilen eylemlerin meydana gelen zararı doğurup doğurmadığı, zarar ile eylem veya eylemsizlik arasında uygun bir illiyet bağının olup olmadığı hususunda ve bu nedenle tazminat isteminin reddinin hukuka aykırı olup olmadığına dair yargısal denetim yapılması ve bu denetim sonucunda varılan kararın gerekçeli olarak ortaya konulması gerekmekte iken, Mahkeme kararında davacıların maddi tazminat talebi hakkında hukuka uygunluk denetimi yapılmaksızın, yani uyuşmazlıkla ilgili herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmediğinden bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi kararında hukuka ve usule uygunluk bulunmamaktadır. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin, 1. fıkrasında, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. Uyuşmazlıkta, ... İdare Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında talep edilen tazminatların dayanağının aynı olduğu ve aynı olaydan kaynaklandığı, Mahkemenin E:... sayılı dosyası üzerinden verilen 01/04/2019 tarihli ara kararı gereğince kusurun belirlenmesine yönelik olarak dosya üzerinden Adli Tıp Kurumu aracılığıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, işbu davaya konu uyuşmazlığın çözümünün aynı Mahkemenin E:... sayılı dosyası üzerinden alınacak Adli Tıp Kurumu raporuna bağlı olduğu anlaşıldığından, E:...sayılı dosyasında Adli Tıp Kurumundan nihai bilirkişi raporu alınıncaya kadar bekletilmesine karar verildiği, İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. Adli Tıp İhtisas Kurumu'nun 24/08/2020 tarihli, 2020/15173/87 sayılı raporunun taraflara tebliğ edilmediği görülmüş olup, hukuki dinlenilme hakkı uyarınca dosya taraflarına raporları tebliğ edilerek raporlara karşı itiraz ve beyanda bulunma hakkının verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, belirtilen hususlar gözetilmeksizin yapılan yargılama sonucunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan tarafların istinaf başvurularının reddine yönelik Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacılardan ... yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 26. maddesinin 1. fıkrası hükmünün uygulanmasını teminen temyize konu kararın BOZULMASINA, 2. Tarafların manevi tazminata ilişkin temyiz istemlerinin REDDİNE, 3. Davacının maddi tazminata ilişkin temyiz isteminin KABULÜNE, 4. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının kısmen ONANMASINA, kısmen BOZULMASINA, 5. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 14/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Danıştay 10. Daire, E. 2023/1568, K. 2026/232, T. 14.01.2026, www.arakarar.com/karar/danistay-10-daire-2023-1568-e-2026-232-k-febc91083867