Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/973 E. 2026/1127 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/973
- Karar No
- 2026/1127
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/973
KARAR NO: 2026/1127
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 02/07/2026
NUMARASI: 2026/1098 Esas,
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 16/09/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklı menfi tespit davası olup, davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne dair karar taraflarca ayrı ayrı istinaf edilmiştir.
Davacı vekili; Müvekkilinin 1.500.000,00 TL bedelli çekleri davalı şirket'e verdiğini, sözleşme ile yerine getirilmesi taahhüt edilen işin tamamlanmadığını, müvekkilinin telafisi güç maddi ve manevi zarara uğrayacağı açık olduğundan davaya konu kambiyo senetlerinin ödenmesini engeller mahiyette ihtiyati tedbir ve olası bir icra takibi neticesinde müvekkilinin uğrayacağı muhtemel zararların engellenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve dava konusu çekler hakkında ödeme yasağı verilerek çeklerin iptalini ve müvekkillinin davalı şirkete işbu çekler nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini, Türkiye ... T.A.O. ... Şubesi'nin ... numaralı çeki ile 500.000,00 TL, Türkiye ... T.A.O. ... Şubesi'nin ... numaralı çeki ile 500.000,00 TL, Türkiye ... T.A.O. ... Şubesi'nin ... numaralı çeki ile 500.000,00 TL bedelli çeklerin karşılıksız kaldığının tespitini, çekler hakkında ödeme yasağı konulmasını, çeklerin icra takibine konu edilmemesi ve dava konusu çeklerin ödenmesini engeller mahiyette ve muhtemel icra takiplerinin durdurulması amacıyla öncelikle teminatsız, aksi halde teminatlı olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece 12/05/2026 tarihli ara karar ile; İİK 72/2.maddesinde "İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir" düzenlemesinin getirildiği, dava konusunun çeke dayalı olduğu, talep ile birlikte yaklaşık ispatı sağlar delillerin sunulduğu ve mevcut durumda bir değişiklik olması hakkın elde edilmesinin zorlaşması veya imkansız hale gelmesi ihtimali nazara alınarak; davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulü ile; teminat karşılığında dava konusu çeklere ilişkin sadece davalı tarafça icraya konu edilmesinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına, yine çeklerin sadece davalı tarafından ibrazı halinde ödemeden men yasağı konulmasına, 3. kişiler tarafından ibrazı halinde ödemeden men yasağı konulması talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili ; Mahkemenin 12.05.2026 tarihli ara kararı ile "Dava tarihi itibari ile dava konusu çekler nedeni ile başlatılmış icra takibi olmaması halinde davalı şirket tarafından dava konusu çeklerin icra takibine konu edilmesinin tedbiren durdurulmasına, çeklerin davalı tarafça ibraz edilmesi halinde dava sonuna kadar ödenmemesi hususunda İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA" şeklinde ara karar kurmuş ise de, davalı şirketin işbu yazıya istinaden kötü niyetli olarak çeki Anadolu Mermer adlı firmaya ciro ettiği ve halihazırda... Türk Anonim Ortaklığı ... Şubesi'ne birlikte giderek çeki yazdırmaya çalıştıklarını, Mahkeme tarafından kurulan ara kararın kötüye kullanılarak adeta kararın arkasından dolaşmakta olduğunu, bu nedenle ivedilikle çek hakkında koşulsuz şartsız ödeme yasağı konulması mahiyetinde tedbir konulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, ilk derece mahkemesinin 12.05.2026 tarihli kararına yönelik olarak 01.06.2026 tarihli itiraz dilekçesi ile; davaya konu iptali istenen çeklerin 31/12/2025 tarihli bizzat davacı şirket yetkilisince imzalanan hakediş sonrasında verildiğini, hakediş rakamına yapılan işe herhangi bir itirazda bulunmayarak kabul ettiği ahvalde aradan yaklaşık beş aylık süre geçtikten sonra çeklerin ödeme gününün yaklaştığı safhada işbu davayı ikame ettiklerini, hukuka, ticari dürüstlük kurallarına ve tacir sıfatının gerektirdiği özen yükümlülüğüne açıkça aykırı olduğunu, haksız kazanç elde etmeye yönelik olduğunu, çeklerin davadan çok önce taraflarından ticari münasebet nedeni ile üçüncü kişilere ciro edilmiş olduğunu, davacının yaklaşık ispat koşulunu kanıtlayamadığının anlaşıldığını, İİK 72/2 kapsamında %15 teminatla durdurma kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek müvekkili firmanın alacak haklarının kısıtlanması nedeni ile verilen tedbir kararına ve teminat tutarına itiraz etmiştir.
Mahkemece 20/05/2026 tarihli ara karar ile, Çekin kambiyo senedi vasfında olması, kambiyo senetlerinde sebepten mücerretlik ilkesinin geçerli olması, çek el değiştirdikçe temel ilişkideki şahsi defilerinin ve ifasızlık hallerinin TTK 687. ve 792. md. uyarınca çeki ciro ile devralan yeni hamillere karşı ileri sürelemeyeceği (benzer mahiyette İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesinin 2026/369 Esas, 2026/674 Karar sayılı kararı) gerekçeleriyle davacı tarafın çek hakkında genel nitelikli ödeme yasağı konulmasına yönelik tedbir talebinin reddine; 02/07/2026 tarihli ara karar ile de, İİK 72/2.maddesinde "İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir" düzenlemesinin yer aldığı, dava konusunun çeke dayalı olduğu, talep ile birlikte yaklaşık ispatı sağlar delillerin sunulduğu ve mevcut durumda bir değişiklik olması hakkın elde edilmesinin zorlaşması veya imkansız hale gelmesi ihtimali nazara alınarak davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili 03.06.2026 tarihli istinaf dilekçesi ile; Somut olayda, çeki devralan üçüncü kişinin iyiniyetli hamil olarak kabul edilmesi mümkün olmadığını, zira üçüncü şahıs ile davalı tarafın dava konusu çekin tahsili amacıyla .../İstanbul ... Şubesine birlikte gittiklerini ve çekin ibraz işlemini fiilen birlikte gerçekleştirdiklerini, tarafların koordineli ve danışıklı hareket ederek Mahkeme tarafından tesis edilen ihtiyati tedbir kararını etkisiz hale getirmeyi amaçladıklarını, yapılan cironun bağımsız bir ticari işlem niteliğinde olmadığını, tamamen yargısal korumayı bertaraf etmeye yönelik muvazaalı bir işlem olduğunu, bu durumun çekin şeklen üçüncü kişiye devredilmiş olmasına rağmen çek üzerindeki fiili tasarrufun halen davalı tarafta bulunduğunu gösterdiğini, bu nedenle, çeklerin üçüncü kişiler tarafından ibraz edilmesi halinde ödemeden men yasağı uygulanmamasının müvekkilinin dava sonunda elde edeceği hukuki korumayı fiilen anlamsız hale getireceğini, telafisi güç ve hatta imkânsız zararların doğacağını, bu sebeple dava konusu çekler yönünden üçüncü kişiler tarafından yapılacak ibrazları da kapsayacak şekilde ödemeden men yasağı uygulanmasının zorunlu hale geldiğini ifade ederek 20/05/2026 tarihli ara kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili 15.07.2026 tarihli istinaf dilekçesi ve 20.7.2026 tarihli istinaf ek dilekçesi ile; Mahkemenin yaklaşık ispat kuralını hatalı değerlendirdiğini, davacının kötüniyetli olduğunu, çeklerin iyi niyetli 3.kişi hamillerinin haklarının zedelendiğini, karar ile uyuşmazlığın esasının çözüldüğünü ve ayrıca teminat miktarının yetersiz olduğunu, aynı bilirkişi raporu gerekçe gösterilerek çelişik kararlar verildiğini, davalının menfi tespite konu çeklerin ilkini davayı açmadan çok önce ödediğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini ifade ederek 02/0/2026 tarihli ara kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DEĞERLENDİRME
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir.Davacı özetle, davalı ile aralarındaki sözleşme nedeniyle davalıya 3 adet çek verdiğini, ancak davalının edimlerini ifa etmediğini belirterek... T.A.O. ... Şubesi'nin her biri ayrı ayrı 500.000 TL tutarında olan ..., ... ve ... numaralı çeklerin karşılıksız kaldığının tespitini, çekler hakkında ödeme yasağı konulmasını, çeklerin icra takibine konu edilmemesi ve dava konusu çeklerin ödenmesini engeller mahiyette ve muhtemel icra takiplerinin durdurulması amacıyla öncelikle teminatsız, aksi halde teminatlı olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
Davalı özetle, davalının iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece 12/05/2026 tarihli ara karar ile davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulü ile; teminat karşılığında dava konusu çeklere ilişkin sadece davalı tarafça icraya konu edilmesinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına, yine çeklerin sadece davalı tarafından ibrazı halinde ödemeden men yasağı konulmasına, 3. kişiler tarafından ibrazı halinde ödemeden men yasağı konulması talebinin reddine karar verilmiştir. Mahkemece 20/05/2026 tarihli ara karar ile, Çekin kambiyo senedi vasfında olması, kambiyo senetlerinde sebepten mücerretlik ilkesinin geçerli olması, çek el değiştirdikçe temel ilişkideki şahsi defilerinin ve ifasızlık hallerinin TTK 687. ve 792. md. uyarınca çeki ciro ile devralan yeni hamillere karşı ileri sürelemeyeceği (benzer mahiyette İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesinin 2026/369 Esas, 2026/674 Karar sayılı kararı) gerekçeleriyle davacı tarafın çek hakkında genel nitelikli ödeme yasağı konulmasına yönelik tedbir talebinin reddine; 02/07/2026 tarihli ara karar ile de, İİK 72/2.maddesinde "İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir" düzenlemesinin yer aldığı, dava konusunun çeke dayalı olduğu, talep ile birlikte yaklaşık ispatı sağlar delillerin sunulduğu ve mevcut durumda bir değişiklik olması hakkın elde edilmesinin zorlaşması veya imkansız hale gelmesi ihtimali nazara alınarak davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389 vd. maddelerinde geçici hukuki korumalar arasında ihtiyati tedbir düzenlenmiş olup, maddede "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeni ile hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebi ile bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" düzenlemesi bulunmaktadır.
HMK'nın 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir. Yaklaşık ispat kuralı uygulanırken, iddianın doğruluğunu kabul etmekle birlikte, aksinin mümkün olduğu ihtimalini de gözetmelidir. Bu nedenle, ihtiyati tedbire karar verilirken, talebin haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan kural olarak teminat alınır. Geçici hukuki koruma kapsamında olan ihtiyati tedbir kararı verirken hakim, asıl uyuşmazlığı çözecek içerikte bir karar vermemelidir. Bununla birlikte, ihtiyati tedbire karar verilirken tarafların çıkar dengesini ve ihtiyati tedbirin amacını hakimin gözetmesi gerekli ve zorunludur.
İhtiyati tedbir kararı verilmesinde hakime geniş bir takdir alanı bırakılmışsa da, hakim her somut olayda ihtiyati tedbir şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini dikkatlice incelemelidir ve hangi yasal sebebe ve hangi somut duruma göre ihtiyati tedbir kararını verdiğini kararında belirtmelidir. İhtiyati tedbir şartları mevcut değilse, yasanın öngördüğü ölçüde ispat edilmemişse, ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmelidir. Anayasanın 141/3. maddesine göre mahkeme ihtiyati tedbir isteminin kabulü ile ihtiyati tedbir kararı vermesi veya istemin reddine karar vermesi hallerinde kararında hukuksal gerekçe göstermek zorundadır.
Görüleceği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. maddesinde ihtiyati tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyati tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin “uyuşmazlık konusu hakkında” verileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre ihtiyati tedbirin ancak "uyuşmazlık konusu hakkında" verilebileceği dikkate alınarak tedbire esas olan hakkın iyi belirlenmesi gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu olan hakkı oluşturacaktır. Kanun, “uyuşmazlık konusu hakkında” diyerek bu hususa vurgu yapmıştır (m. 389/1). Bu nedenle ihtiyati tedbir, dava konusu hak, mal ya da şeyler üzerinde uygulanabilir.
Yukarıda yer verilen genel ilkeler ışığında istinaf incelemesine konu hususlar ele alındığında;
Her ne kadar davacı vekili, 3.kişileri kapsar şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de, 3.kişinin davacı ile davalı arasındaki temel ilişkinin tarafı olmadığı, davacı vekili 3.kişinin iyi niyetli olmadığını ileri sürmüş ise de bu hususun ancak yargılama sonunda ortaya çıkacağı, keza davacının 3.kişinin kötü niyetini yaklaşık ispata yeter bir delili bu aşamada dosyaya sunamadığı, davacı tarafın çeklerin bedelsizliğine ilişkin iddiasının "şahsi defiler" kapsamında kaldığı, herkese karşı ileri sürülebilecek "mutlak defilere" dayanmadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbiri 3.kişileri kapsar şekilde vermemesi usul ve yasa ile dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmış, davacı vekilinin istinaf talebi yerinde görülmemiştir.
Her ne kadar davalı vekili, mahkemenin yaklaşık ispat kuralını hatalı değerlendirdiğini, davacının kötüniyetli olduğunu, çeklerin iyi niyetli 3.kişi hamillerinin haklarının zedelendiğini, karar ile uyuşmazlığın esasının çözüldüğünü ve ayrıca teminat miktarının yetersiz olduğunu, aynı bilirkişi raporu gerekçe gösterilerek çelişik kararlar verildiğini, davalının menfi tespite konu çeklerin ilkini davayı açmadan çok önce ödediğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini ifade ederek kararın kaldırılmasını talep etmiş ise de; tüm dosya kapsamından mahkemenin yalaşık ispatı doğru bir şekilde değerlendirdiği, davacının kötüniyetli olduğu iddiasının yargılama sonunda belirlenebileceğini, davalının iddiasının aksine olarak uyuşmazlığın esasının çözülmediği, ayrıca teminat miktarının yeterli olduğu anlaşılmakla davalının istinaf talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin tarih ve 2026/... Esas sayılı ara kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,
2-Taraflarca istinaf harçları peşin yatırıldığından harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde BIRAKILMASINA,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a bendi gereğince KESİN olmak üzere 16/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.