Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/780 E. 2026/1212 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/780
- Karar No
- 2026/1212
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2026/780
KARAR NO: 2026/1212
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Bakırköy 2. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 06/04/2026 (Ara Karar)
NUMARASI: 2026/63 E.
DAVANIN KONUSU: Marka (Maddi Tazminat İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/07/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmaları:
DAVA:Davacı vekili tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, araç arıza tespit sistemlerinde kullanılan ve sektörde uzun yıllardır teknik ürün tanımı olarak bilinen “...” ibareli ürünleri, ... merkezli üretici ve satıcılardan gerekli izinleri alarak ithal etmekte ve online satış platformları aracılığıyla Türkiye genelinde satışını gerçekleştirdiğini, davalı ... adlı şirket ve şirketin tek ortağı ...'ın da, üretici veya malın sahibi olmaksızın aynı tedarik zincirinden temin ettiği benzer ürünleri piyasaya sunduğunu, "..." ibaresinin, belirli bir teşebbüsün ayırt edici markası olmayıp; araç arıza teşhis sistemlerinde kullanılan jenerik ve teknik bir ürün adı olduğunu, bu ibarenin, sektörde farklı üretici ve satıcılar tarafından aynı anlamda ve aynı fonksiyonla kullanıldığını, davalının bu ibareye ilişkin olarak Türkiye’de marka tescili yaptırdığını, söz konusu tescilin, marka hukukunun koruma amacını aşacak şekilde, rakip firmaların faaliyetlerini engelleme aracı olarak kullanmaya başladığını, davalı tarafından çeşitli online satış platformları nezdinde yapılan başvurular neticesinde, müvekkilinin ürün satışlarının durdurulduğunu ve ürünlerin platformlardan kaldırıldığını, davalının, bu başvurularda davacının marka hakkını ihlal ettiği yönünde yanıltıcı ve gerçeğe aykırı iddialarda bulunduğunu, müvekkilinin, söz konusu ibareyi marka olarak değil; ürünün teknik tanımını ifade edecek şekilde, dürüst kullanım sınırları içinde kullandığını, açıklanan nedenlerle, haksız rekabetin tespitine, müvekkilinin davalı markasına tecavüz etmediğinin tespitine, markanın hükümsüzlüğüne ve yargılama süresince; davalının “...” ibaresine dayalı marka tescilini veya herhangi bir sınai mülkiyet hakkını ileri sürerek online satış platformları nezdinde müvekkilinin ürün satışlarını engelleyici, durdurucu veya kısıtlayıcı nitelikte başvuru, şikayet, bildirim veya girişimde bulunmasının ihtiyaten men’ine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 06/04/2026 tarihli ara kararı ile; "Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine" karar verilmiştir.
İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:
Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin 06.04.2026 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin yaklaşık ispat ölçütünü hatalı değerlendirerek tam ispat düzeyine yaklaştırdığını, bilirkişi raporu bulunmamasının tedbirin reddi için yasal bir gerekçe teşkil etmediğini, HMK m. 389 ve m. 390/3 uyarınca yaklaşık ispatın mevcut olduğunu, dosyaya sunulan online satış platformu yazışmaları, KEP kayıtları ve ihtarnamelerin davalının kötü niyetli eylemlerini kanıtladığını, "..." ibaresinin teknik bir haberleşme protokolü olup marka tescili arkasına sığınılarak rakiplerin engellenmesinin TMK m. 2 uyarınca hakkın kötüye kullanılması olduğunu, talep edilen tedbirin davalının marka hakkını yok etmediğini aksine müvekkilinin ticari faaliyetlerinin haksız yere durdurulmasını önlemeyi amaçladığını, 6769 sayılı SMK m. 155 uyarınca tescilli bir hakkın haksız rekabet eylemlerini korumayacağını, TTK m. 54 ve devamı hükümleri uyarınca dürüst rekabetin korunması gerektiğini, ürün satışlarının durdurulmasının müvekkil nezdinde telafisi imkansız maddi ve manevi zararlar ile pazar payı kaybına yol açtığını, dijital verilerin ve müşteri yorumlarının davanın sonunda eski haline getirilmesinin teknik olarak mümkün olmadığını, tedbir talebinin ölçülü olduğunu ve HMK m. 391 kapsamında bir şeyin yapılmaması veya yapılması şeklinde uygulanabileceğini belirterek, 06/04/2026 tarihli ara kararın kaldırılmasını, davalıların "..." ibaresine dayalı marka tescilini kullanarak online satış platformları nezdinde müvekkilinin ürün satışlarını engelleyici yeni girişimlerde bulunmalarının ihtiyaten men edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararının hukuka ve somut olayın özelliklerine uygun olduğunu, davacı tarafın yaklaşık ispat koşulunu sağlayamadığını, talep edilen tedbirin davalıların sınai mülkiyet hakkını fiilen etkisiz hale getirecek nitelikte bulunduğunu, dava konusu ... ibaresinin Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli ve geçerli bir marka olduğunu, dosyaya sunulan kayıtların davalıların hukuka aykırı davranmadığını aksine marka tesciline dayandığını gösterdiğini, talep edilen tedbirin ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu, davacının telafisi güç zarar iddialarının soyut ve varsayımsal nitelikte kaldığını, davacının dava sonunda elde etmeyi amaçladığı sonucu tedbir yoluyla peşinen almaya çalıştığını belirterek davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç:
Dava, marka hakkına tecavüz bulunmadığının ve haksız rekabetin tespiti, marka hükümsüzlüğü istemi ile açılmış ve dava dilekçesi ile ihtiyati tedbir talep edilmiştir.
Davacı vekili, müvekkilinin araç arıza tespit sistemlerinde kullanılan ve sektörde teknik ürün tanımı olarak bilinen "..." ibareli ürünleri ithal ederek çeşitli online satış platformlarında sattığını, davalıların da aynı ürünleri piyasaya sunduğunu, "..." ibaresinin belirli bir teşebbüsü gösteren marka olmayıp araç arıza teşhis sistemlerinde kullanılan jenerik ve teknik bir ürün adı olduğunu, davalıların bu ibareyi marka olarak tescil ettirdikten sonra marka hakkını rakiplerin faaliyetlerini engelleme amacıyla kullandıklarını, online satış platformlarına yaptıkları başvurular sonucunda müvekkiline ait ürünlerin satıştan kaldırıldığını ve satışlarının durdurulduğunu, müvekkilinin söz konusu ibareyi marka olarak değil ürünün teknik tanımı olarak kullandığını ileri sürerek haksız rekabetin tespitine, marka hakkına tecavüz bulunmadığının tespitine, markanın hükümsüzlüğüne ve yargılama süresince davalıların "..." ibaresine dayalı marka hakkını ileri sürerek online satış platformları nezdinde müvekkilin ürün satışlarını engelleyici veya kısıtlayıcı girişimlerde bulunmalarının ihtiyaten men'ine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca tedbir talep edenin davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiği, dosya kapsamında bilirkişi marifetiyle yapılmış bir tespit veya rapor bulunmadığı, delil tespiti ya da rapor alınmasına yönelik bir talebin de mevcut olmadığı, ayrıca davalıların sınai mülkiyet hakkını kısıtlayacak nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği, bu aşamada yaklaşık ispat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta davacı taraf, "..." ibaresinin belirli bir teşebbüsü gösteren ayırt edici marka niteliğinde olmayıp araç arıza tespit sistemlerinde kullanılan teknik ve jenerik bir ürün adı olduğunu, davalıların bu ibareye ilişkin marka tescilini rakiplerin faaliyetlerini engellemek amacıyla kullandıklarını ileri sürerek ihtiyati tedbir talebinde bulunmuştur.
Ancak dava konusu "..." ibaresinin teknik ürün adı veya jenerik kullanım niteliği taşıyıp taşımadığı, ilgili sektörde ve tüketici çevresinde ayırt edici marka fonksiyonunu kaybedip kaybetmediği, marka tescilinin hükümsüzlüğünü gerektirir koşulların bulunup bulunmadığı hususları teknik bilgiyi gerektirmekte olup dosyada herhangi bir bilirkişi incelemesi veya teknik değerlendirme bulunmadığı görülmektedir.
6100 sayılı HMK'nın 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için talepte bulunan tarafın dava konusu hakkın varlığını yaklaşık ispat seviyesinde ortaya koyması gerekmektedir. İlk derece mahkemesince de belirtildiği üzere dosyada bu aşamada bilirkişi marifetiyle yapılmış bir inceleme veya delil tespiti bulunmadığı gibi, bu yönde bir delil tespiti talebinde de bulunulmadığı özellikle iddianın temelini teşkil eden teknik ve sektörel durum konusunda kanaat verecek bir delilin mevcut olmadığı, delil olarak dosyaya sunulan online satış platformu kayıtları, satış durdurma bildirimleri, ihtarname ve yazışmalarına dayalı olarak tedbir uygulanabilmesi bakımından yaklaşık ispat şartının sağlandığının kabulüne olanak bulunmadığı, bununla birlikte yargılamanın seyrine göre toplanacak deliller çerçevesinde tedbir kararlarının her zaman değiştirilmesinin mümkün olduğu anlaşılmakla, mevcut delil durumu itibariyle bu aşamada ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesi ara kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Usûl ve yasaya uygun Bakırköy .... Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin .../04/2026 tarih ve 2026/... E. sayılı ara kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 02/07/2026