Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/588 E. 2026/1196 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/588
- Karar No
- 2026/1196
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/588
KARAR NO: 2026/1196
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/12/2025
NUMARASI: 2021/149 Esas - 2025/942 Karar
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/06/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili olan davacı şirket ile davalı şirket arasında 08.01.2016 tarihinde "Perakendeci Satış Sözleşmesi" akdedildiğini, Sözleşmenin amacı Davalı tarafından Müvekkili Şirket'ten satın alınacak ürünlerin satımı, muhafazası, gönderilmesi, taşınması ve benzeri satış süreçleriyle ödeme, teslim alma ve tüm diğer karşılıklı yükümlülüklerin belirlenmesi olduğunu, müvekkili şirket tarafından sözleşmesel yükümlülüklerin eksiksiz olarak ve süresinde ifa edildiğini, buna karşın Müvekkili şirket ile Davalı arasında imzalanan sözleşme kapsamında Davalı tarafından yapılan alımlar neticesinde Müvekkili Şirket tarafından kesilmiş olan faturalara ilişkin olarak Davalı tarafından yapılması gereken ödemelerin eksiksiz olarak ve süresinde yapılmadığını, davalı yana Müvekkili Şirket tarafından yarıyıl ciro primi ödemesi yapıldığını, ancak davacı yanın vadesi gelmesine karşın ödemediği 6.045.955,48 TL tutarında borcu bulunması nedeni ile kendisine ödenen ciro primine hak kazanamamakta ve bu miktarın da iadesi gerektiğini, müvekkili Şirket tarafından ilgili bedele uygun olarak (kendisine yarıyıl ciro primi olarak ödenen miktar olan) toplam 538.265,36 TL tutarında faturalar düzenlendiğini, Bu kapsamda davalının müvekkili şirkete vadesi gelmesine karşın ödenmeyen borcu ve haksız yere itiraz ettiği ciro primi iadesine ilişkin faturalardan kaynaklanan borcu bulunduğunu, davalı yanın ise Müvekkili Şirket ile arasındaki ticari ilişkiden doğan cari hesaba, borcuna ve düzenlenen faturalara haksız ve gerekçesiz olarak itiraz ettiğini, müvekkili Şirket'in davalıdan olan alacağına dayalı olarak Müvekkili Şirket tarafından Metin Tarım aleyhine İstanbul .... İcra Dairesi'nin ... E. Nolu dosyası ile başlatılan icra takibi haklı ve hukuka uygun olduğunu, Söz konusu icra takibi başlatıldıktan sonra 200.000 TL tutarlı teminat mektubu bozdurulduğunu, Haricen yapılan bu tahsilat hakkında icra dosyasına beyanda bulunulduğunu ve tahsil harcı ödendiğini, Bu doğrultuda davalının Müvekkili Şirket'e olan bakiye borcu huzurdaki davada dava değeri olarak gösterildiğini, İşbu davaya konu icra takibine yapmış olduğu itirazın haksız ve mesnetsiz olduğunu, davalı yan ile Müvekkili Şirket arasında imzalanan Sözleşme'nin 5. maddesi uyarınca taraflar arasında cari hesap ilişkisinin kurulduğunun kararlaştırıldığını ve bu hususta bir uyuşmazlık olması halinde sözleşmede belirtilen süre içerisinde Noterden veya taahhütlü bir mektupla itirazda bulunulması gerektiği konusunda mutabık kalındığını, Müvekkil Şirket Türk Ticaret Kanunu'nun 89-101'inci maddeleri uyarınca cari hesap yöntemiyle çalıştığını, Ayrıca Sözleşme'nin 19. maddesi kapsamında ... ticari defterlerinin esas alınacağının kararlaştırıldığı da ortada olduğunu, Öncelikle belirtmek gerekir ki işbu davaya konu icra takibinde belirtilen cari hesaba ilişkin davalı yanca süresinde bir itiraz ileri sürülmediğini, icra takibine yapılan itirazın haksız olduğunu, Yine Sözleşme'nin 9. Maddesi uyarınca, ödemede gecikme halinde uygulanacak faizin açıkça düzenlendiğini, Bu kapsamda davalının vadesi gelmesine karşın ödenmeyen borcuna işletilen faiz ve cari hesap taraflarca mutabık kalınan sözleşmeye ve hukuka uygun olduğunu, ticari defterleri incelendiğinde görüleceğini, Davalının vadesi geçmiş borcunun bulunmasından dolayı, Müvekkili Şirket tarafından ilgili bedele uygun olarak (kendisine yarıyıl ciro primi olarak ödenen miktar olan) toplam 538.265,36 TL tutarında yarıyıl ciro primi ödemesinin iadesi için faturalar düzenlendiğini, tüm iyi niyetli yaklaşım ve çabalarına rağmen, Davalı yanın davaya konu icra takibi başlatılmadan Davalı yan huzurdaki davaya konu icra takibi başlatılmadan önce Müvekkil Şirket tarafından kendisine tanınan süre içerisinde borçlu olduğu miktardaki ödemeyi gerçekleştirmediğini, davalı yan tarafından keşide edilen ihtarnameler ile 2019 yılında ekonomik zorluklar yaşadığı gerekçesi ile ürünlerin iade alınmasını ve kendisine ciro primi ödenmesi talep edildiğini, kendisine gönderilen ürünlerin son kullanma tarihinin geçtiği ve ayıplı olduğu iddia edildiğini, davalı tarafın kendisine tanınan süre içerisinde bir ödeme gerçekleştirmeyince Müvekkili şirketin bir ihtarname tebliğ etmek sureti ile fatura tutarının ve yarıyıl ciro primi olarak ödenen tutarın üç gün içerisinde ödenmesini talep ettiğini , davalı yanın ise cevaben Müvekkili Şirket tarafından satılmış olan ürünlerin ve prim faturasının iadesini talep ettiğini, davalı tarafından hiçbir haklı ve hukuka uygun neden gösterilmeksizin ödemelerin süresinde ve eksiksiz olarak yapılmamış olması sonucunda dava konusu alacak hakkında Müvekkili Şirket tarafından ticari ilişkiye dayalı olarak cari hesaptan doğan alacaklarının ödenmesi talepli olarak ihtarname gönderildiğini,davalı yanın İstanbul .... İcra Dairesi'nde 25.06.2020 tarihinde aleyhine başlatılmış olan takibe ilişkin olarak itirazın yasal süresi geçtikten sonra haksız ve gerekçeden yoksun olarak borca itirazda bulunduğunu, Davalı yanın itirazının, itirazın zamanında yapılmaması nedeniyle haklı olarak reddedildiğini ve takibin esasen kesinleştiğini, davalı yanın ise itirazın süresinde yapıldığı iddiası ile icra ve iflas memurunu şikayet yoluna başvurduğunu, Memur hakkındaki şikayetin görüldüğü İstanbul .... İcra Mahkemesinin ....11.2020 tarihli, 2020/... E. ve 2020/... K. Sayılı kararı ile "İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası kapsamında gönderilmiş olan ödeme emrinin 20/07/2020 tarihinde davacıya tebliğ edildiği dosya arasında bulunan tebligat mazbatasından ve PTT takip sistemi üzerinde yapılan incelemeden anlaşılmış olup, şikayetin kabulüne, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasından davacı borçluya gönderilen ödeme emri tebliğ tarihinin 20/07/2020 olarak düzeltilmesine" karar verildiğini ve takibin durduğunu, arabuluculuk yoluna gidildiğini ancak anlaşma sağlanamadığını ileri sürerek ,davanın kabulüne,İstanbul .... İcra Dairesi'nde ... esas sayısı ile görülmekte olan takibin teminatın paraya çevrilmesi ile tahsil edilen 200.000 tl nin düşülmesinden sonra bakiye kalan 3.103.205,94 TL bakımından devamına,Borçlunun İstanbul .... İcra Dairesi'nde ... esas sayısı ile görülmekte olan icra takibine yaptığı itirazın iptaline, Borçlunun takip konusu borcu takip dosyasında belirtilen faiziyle ödemeye ve takip konusu alacağın %20'sinden az olmama üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine,yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili olan davalı şirket tarafından huzurdaki davanın da konusunu teşkil eden icra takibine konu borca ilişkin olarak davacı aleyhine ikame edilen daha önceki tarihli menfi tespit davasının, huzurdaki dosya esası ile aynı konuda olduğu, sonucuna etki edeceği ve her halükarda bekletici mesele yapılması gerektiğinin şüphesiz olduğunu, müvekkili olan davalı şirket aleyhine Davacı şirket tarafından 10/07/2020 Tarihinde İstanbul ....İcra Müdürlüğü ... E. Sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, taraflarınca söz konusu icra takibine 20/07/2020 Tarihinde itiraz edildiğini ve takibin durdurulduğunu, her ne kadar müvekkili olan şirket aleyhine başlatılan takibi durdurulmuş ise de müvekkili olan davalı şirketin borçlu olmadığına yönelik 27/11/2020 Tarihinde arabuluculuk başvurusu yapıldığını ancak davacı şirket ile yapılan Arabuluculuk Görüşmelerinin sonuçsuz kaldığı için İstanbul Anadolu 11.Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/23 Esas sayılı dosyasında müvekkili şirketin borçlu olmadığına dair menfi tespit davası açıldığını, müvekkili şirket tarafından davacı aleyhine ikame edilen menfi tespit davasının konusunun da huzurdaki davanın konusunu oluşturan İstanbul ....İcra Müdürlüğü ... E. Sayılı ve davacı tarafından davalı müvekkiline yöneltilen icra takibi olduğunu, davalı tarafından huzurdaki davanın açılmasından önce ikame edilen menfi tespit davası ile huzurdaki davanın konusunun birebir aynı olduğunu, ileri sürülen iddiaların asılsız olduğunu, müvekkili olan davalı şirketin 26.03.2019 Tarihinde davacı şirketten ... 400 gr zirai ilaç alımı yaptığını fakat satın alınan ürünlerin müvekkili olan şirkete 05.04.2019 Tarihinde teslim edildiğini , müvekkili olan davalıya teslim edilen tarım ilaçlarının son kullanma tarihlerinin yaklaşmış olmasının yanı sıra bu ilaçların müvekkili olan şirkete zirai ilaçlama mevsimi geçtikten sonra teslim edildiğini, müvekkili olan davalı şirketin ilaç satın alım tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını davacı şirkete bildirdiğini, davalının davacıya borcu bulunmadığını, davacı şirket tarafından zirai ilaçlama tarihinden sonra üstelik son kullanma tarihleri dolmak üzere teslim edilen ve davalı şirket tarafından kullanılma olanağı bulunmayan ayıplı ürünlerin bedellerinden davalının sorumlu tutulamayacağını, Davacı şirketin ayıplı ürün teslim etmekle de kalmadığını taraflar arasındaki uzun yıllardır süregelen ticari ilişkiye ve davacının bu sektördeki önemli tekellerden biri olarak beyanlarına da güvenmek zorunda kalarak davalı müvekkilinde adeta hile ile edimlerini gerçekleştirecekleri konusunda güven uyandırdıklarını ve davalıyı yanılttıklarını, davalının söz konusu ürünlerin bedelinden sorumlu tutmak hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacı şirketten ikinci zirai ilaç alımının Ağustos 2019'da yapıldığını, sözleşme taraflarının sözleşmesel edimlerinin sadece lafzı olarak anlaşılmaması gerektiği ve sözleşme kapsamında tarafların özellikle yan edimler kapsamında "koruma yükümlülükleri" olduğu modern borçlar hukukunun en temel prensiplerinden biri olduğunu, Davacı tarafın müvekkili şirket aleyhine borç olarak kaydettiği ve müvekkiline ödediği yarıyıl prim alacağı müvekkilinin hukuken hak etmiş olduğu bir prim alacağı olduğunu, davalının herhangi bir gecikmiş borcu bulunmadığını, davalı şirket tarafından söz konusu satış politikasına bir imza atılmamış olduğu gibi 2016 yılında imzalanan bir sözleşmeye binaen 2020 tarihli bir satış politikası dayatılmasının hukuken açıklanabilir bir yönü de bulunmadığını, davacı tarafın zirai ilaç alanında tekel konumunda olup, müvekkili şirket ile olan ticari alışverişte dürüstlük kurallarına aykırı davrandığını, davacı tarafın itirazların süresinde olmadığı ve geçerli olmadığı iddialarının yerinde olmadığını, 30 yıldır kesintisiz olarak ticari ilişki içerisinde bulunulan ve kendisine güven duyulan davacı şirket tarafından müvekkili şirkete ayıptan ari olarak ürün teslim edileceği veya en kötü ihtimalde süre uzatım etiketi getirileceği olduğunu,davacı şirketin ağır kusurlu olduğunu savunarak, İstanbul 11.Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/23 E. Sayılı, taraflar arasında görülen ve dava konusu icra takibine yönelik açılan menfi tespit davasının, yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda huzurdaki dosyada bekletici mesele yapılmasına,fazlaya dair talep, dava ve sair hukuksal haklarımız saklı kalmak kaydıyla davacının açmış olduğu davanın reddine , Kötüniyetle hareket ederek müvekkilin ticari zararına neden olan davacı şirketin takip konusu alacağın %20 den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Sonuç olarak somut olayda, genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde borçluya örnek 7 numaralı ödeme emrinin 20.07.2020 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu tarafından 20.07.2020 tarihini taşıyan ve icra memuru tarafından 20.07.2020 tarihinde havale edilip imzalanan itiraz dilekçesinin ibraz edildiği fakat borçluların itiraz dilekçesinin ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi günlük süre geçirildikten sonra 14.09.2020 tarihinde, UYAP sistemine kaydının yapıldığı dosya kapsamıyla sabittir. Nitekim, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 04/03/2025 tarih ve 2025/801 E-2025/1932 Karar sayılı karar ilamında somut olayda borçlu-davalının ödeme emrine itiraz tarihinin tespitine yönelik olarak ".........Bu durumda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar uyarınca, itiraz dilekçesinin üzerinde yazılı tarihin itiraz tarihi olarak kabulüne imkan bulunmadığı ve itiraza esas olan tarihin anılan dilekçenin UYAP sistemine işlendiği 14.09.2020 tarihi olduğu açıktır. Öyleyse, belirtilen tarih nazara alındığında borçlu tarafından İİK'nın 62. maddesinde öngörülen yasal yedi günlük süre içinde yapılmış bir itirazın varlığından söz edilemez. Bu durumda itiraz dilekçesinin süresinden sonra UYAP'a işlendiği anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin yerinde olduğu görülmekle, direnmeye ilişkin kararın onanması...." gerekçesiyle onandığı, bu durumda dava konusu icra takibinde 20.07.2020 tebliğ tarihli ödeme emrine itirazın 7 günlük süre geçtikten sonra 14.09.2020 tarihinde yapılmış olmakla, takibin kesinleştiği ve iptali gereken bir ödeme emrine itirazında bulunmadığı, davacı vekilinin dava dilekçesinde itiraz süresinde olmamakla bu davanın görülmesinde hukuki yarar kalmadığı, fakat davacı tarafça bu davanın, borçlunun itirazına ilişkin başlattığı hukuki işlemler sonucunda itirazının süresinde yapıldığının kabulü ihtimalinde hak kaybına uğramamak adına başlangıçta bu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu anlaşılmakla, davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan reddine, başlangıçta davanın açılmasında hukuki yararı bulunduğu ve itirazında geçerli olmadığı tespit edildiğinden davacı aleyhine vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kararı hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığı kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarında, davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilmesi halinde davalı taraf lehine vekalet ücreti hükmedileceğinin açıkça belirtildiğini, davanın, dava ön şartının yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği gözetildiğinde davalı lehine hükmedilecek avukatlık ücretinin hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. ve 13. maddeleri uyarınca belirlenmesinin zorunlu olduğunu, mahkeme her ne kadar icra hukuk mahkemesi kararının kesinleşmesi üzerine böyle bir karar vermiş ise de menfi tespit davası kararının kesinleşmesinin bekletici mesela yapılması kararı açısından hiç bir hüküm kurmadığını, bu yönüyle yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin bekletici mesele yapılan menfi tespit davasının sonucunun kesinleşmesini bekleyip ona göre karar vermesi gerekirken menfi tespit davasının sonucunun beklenilmesi kararından vazgeçme şeklinde herhangi bir ara karar da oluşturmadığını, eksik inceleme sonucu verilen kararın hukuka aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava; davalı hakkında başlatılan İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına vaki itirazın iptaline ilişkindir.
İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın hukuki yarar kalmadığından usulden reddine karar verilmiştir.
Davalı vekilince lehlerine vekalet ücreti hükmedilmemesi ve kendilerinin açtığı menfi tespit davasının sonucunun beklenmemesinin kaldırmayı gerektirdiğinden bahisle istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa incelemesine konu uyuşmazlık dava açıldığı aşamada hukuki yararın bulunup bulunmadığı ve davalının aynı icra takibi yönünden açtığı menfi tespit davasının sonucunun beklenmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
Davacı tarafça davalı hakkında İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile 3.303.205,94 TL asıl alacak ve 42,308,19 T işlemiş faiz olmak üzere toplam 3.345.514,13 TL alacağın tahsili istemiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalıya 20/07/2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafça ... icra dairesinin 2020/405 muhabere numarası ile borca itiraz dilekçesi gönderildiği, itiraz dilekçesinin V.Serhat Karagöz tarafından havale edilmiş olup 14/09/2020 tarihinde taranarak Uyap üzerinden 2020/454 Muh. Sayılı üst yazı ile İstanbul .... İcra Müdürlüğüne dosyasına gönderildiği, icra müdürlüğünce itiraz süresinde olmadığından bahisle takibin durdurulması talebinin reddine karar verildiği, borçlu tarafın itirazın süresinde yapıldığından bahisle icra memuru muamelesini şikayet yoluna başvurduğu, İstanbul .... İcra Mahkemesinin 03.11.2020 tarihli, 2020/... E. ve 2020/... K. Sayılı kararı ile "İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası kapsamında gönderilmiş olan ödeme emrinin 20/07/2020 tarihinde davacıya tebliğ edildiği dosya arasında bulunan tebligat mazbatasından ve .... takip sistemi üzerinde yapılan incelemeden anlaşılmış olup, şikayetin kabulüne, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasından davacı borçluya gönderilen ödeme emri tebliğ tarihinin 20/07/2020 olarak düzeltilmesine ve takibin durdurulmasına" karar verildiği ve takibin durduğu, işbu 21/06/2022 tarihli hüküm, davalı vekili tarafından istinaf yoluna gidilmekle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 06/12/2023 tarih ve 2022/4003 Karar sayılı karar ilamı ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırıldığı ve yeni hüküm kurulmasına karar verildiği kararın taraflara tebliği neticesinde davacı vekili tarafından temyiz yoluna gidilmekle; Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 09/09/2024 tarih ve 2024/6877 Karar sayılı ilamı ile kararın bozulmasına karar verilerek dönen dosya 2024/3197 Esas sırasına kayıt yapılmış olup yapılan yargılama sonucunda ise; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20 . Hukuk Dairesinin 07/11/2024 tarih ve 2024/3197 E-2024/3482 Karar sayılı karar ilamı ile ; "Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 09/09/2024 tarih, 2024/1621 Esas 2024/6877 karar sayılı bozma ilamına karşı Dairemizin 06/12/2023 tarih, 2022/2799 Esas, 2023/4003 Karar sayılı ilamında direnilmesine, -Davalının istinaf başvurusunun kabulüne, HMK'nun 353- (1) b) 2) maddesi gereğince İstanbul ... İcra Hukuk Mahkemesi 2021/... Esas 2022/... Karar sayılı kararının kaldırılmasına, Yeniden esas hakkında; -Şikayetin kısmen kabulü ile İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında davacı borçluya gönderilen ödeme emri tebliğ tarihinin 20.07.2020 olarak tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine," dair Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar taraflara tebliğ edildiği, davacı vekili tarafından yine temyiz yoluna gidilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 04/03/2025 tarih ve 2025/801 E-2025/1932 Karar sayılı karar ilamı ile yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmekle, onama üzerine icra mahkemesi kararının, 04/03/2025 tarihinde kesinleştiği bu durumda davaya konu icra dosyasında ödeme emri tebliğ tarihinin 20.07.2020 olarak kesinleştiği, icra mahkemesinde, ... İcra Dairesine yazılan müzekkereye cevaben "itiraz dilekçesinin 20/07/2020 tarihinde İcra Müdür ... tarafından havale edilmiş olup, 14/09/2020 tarihinde ise taranarak UYAP üzerinden 2020/454 Muh. Sayılı üst yazı ile İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına gönderildiğinin belirtildiği, muhabere kayıt defteri tutulmadığı'nın bildirildiği görülmektedir.
Sonuç olarak somut olayda, genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde borçluya örnek 7 numaralı ödeme emrinin 20.07.2020 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu tarafından 20.07.2020 tarihini taşıyan ve icra memuru tarafından 20.07.2020 tarihinde havale edilip imzalanan itiraz dilekçesinin ibraz edildiği fakat borçluların itiraz dilekçesinin ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi günlük süre geçirildikten sonra 14.09.2020 tarihinde, UYAP sistemine kaydının yapıldığı dosya kapsamıyla belirlenmiştir.
Nitekim, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 04/03/2025 tarih ve 2025/801 E-2025/1932 Karar sayılı karar ilamında somut olayda borçlu-davalının ödeme emrine itiraz tarihinin tespitine yönelik olarak ".........Bu durumda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar uyarınca, itiraz dilekçesinin üzerinde yazılı tarihin itiraz tarihi olarak kabulüne imkan bulunmadığı ve itiraza esas olan tarihin anılan dilekçenin UYAP sistemine işlendiği 14.09.2020 tarihi olduğu açıktır. Öyleyse, belirtilen tarih nazara alındığında borçlu tarafından İİK'nın 62. maddesinde öngörülen yasal yedi günlük süre içinde yapılmış bir itirazın varlığından söz edilemez. Bu durumda itiraz dilekçesinin süresinden sonra UYAP'a işlendiği anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin yerinde olduğu görülmekle, direnmeye ilişkin kararın onanması...." gerekçesiyle onandığı, bu durumda dava konusu icra takibinde 20.07.2020 tebliğ tarihli ödeme emrine itirazın 7 günlük süre geçtikten sonra 14.09.2020 tarihinde yapılmış olmakla, takibin kesinleştiği ve iptali gereken bir ödeme emrine itirazında bulunmadığı uzun süreli yargılama sonucunda ortaya açıkmıştır.
6100 sayılı HMK 114.maddesinde hukuki yarar dava şartları arasında sayılmıştır. HMK 115. maddesi hükmü gereği dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmedir. Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6.maddesi ve 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada ve devam eden süreçte halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez. (Pekcanıtez, H./Atalay, O./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.297) ( Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2018/60E- 2020/3257 K sayılı 30.06.2020 tarihli kararı)
Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için tek başına yeterli olmadığı gibi ideal veya ekonomik yarar da yalnız başına yeterli değildir. Davacının, hakkına kavuşmak için mahkeme kararına muhtaç olması gerekir.
Davacının eldeki itirazın iptali davasını açtığı aşmamda icra hukuk mahkemesi sürecinde eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmakta olup icra hukuk mahkemesi kararın yargılama aşamasında kesinleşmesi ile artık borçlu itirazının süresinde olmadığı, takibin kesinleştiği anlaşılmakla hukuki yararı kalmamıştır. Bu durumda davalı tarafın dava açılmasına sebep olduğu, hukuki yararın yargılama aşamasında kalktığı gözetildiğinde davalı yararına vekalet ücreti hükmedilmemesinde bir isabetsizlik yoktur.
İtirazın iptali ile menfi tespitin dava konusu; Değişik teoriler bulunmasına rağmen HMK dan yola çıkılarak usuli teori olan dava konusunun sadece talep sonucuna göre belirlenmesini öngören teoriye göre dava konusu vakıalara göre değil talep sonucu esas alınarak belirlenmektedir. Her iki davanın talep sonucunu karşılaştırmak gerekli ve yeterlidir. Talep sonucunda farklılık var ise aynı dava olmadığından derdestlik ilişkisi yoktur. Eda davasından sonra açılan menfi tespit davasının dava konularının aynı olduğu, buna karşılık önce açılan tespit davası ile sonra açılan eda davasının dava konusu aynı değildir. Buradan hareketle itirazın iptali davasından önce menfi tespit davası bulunsa dahi daha sonra itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar vardır.
Davalı taraf menfi tespit davasında ileri sürdüğü bütün iddiaları eldeki itirazın iptali davasında savunma olarak sunma imkanına sahiptir ve eldeki dosyada fiilen ileri sürmüştür. Her iki davanın temeli aynı vakıalara dayanmaktadır. Bu durumda davalının bahsi geçen dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiğine ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle HMK 'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 10/06/2026
¸