Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1733 E. 2026/2184 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1733
Karar No
2026/2184
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1733 KARAR NO : 2026/2184

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN ARA KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/08/2026 NUMARASI : 2026/862 Esas DAVA : MENFİ TESPİT - İHTİYATİ TEDBİR KARAR TARİHİ : 08/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 08/10/2026

Taraflar arasında görülen menfi tespit davasının yargılaması sırasında ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen karara karşı yasal süresi içerisinde ihtiyati tedbir talep eden davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda 20/08/2026 Tarihli ara kararda; ''...Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; davalı taraflar arasındaki ticari ilişki ve 24.09.2025 tarihli mutabakat mektubu ile sabit olan borçsuzluk durumu ile davacı ..., ... Şirketi'nin yöneticisi olduğunu, davacı tarafın yönetici olduğu şirket ile davalı şirket arasında 2021 yılından 2025 yılı sonlarına kadar uzun süreli bir ticari ilişki bulunduğunu, bu kapsamda 24.09.2025 tarihinde kadar karşılıklı ticari faaliyetleri yürütüldüğünü, ticari faaliyetlerin belirli bir aşamasında taraflar bir araya gelmiş, tüm cari hesaplar ve defter kayıtları üzerinden hesaplaşarak 24.09.2025 tarihinde ekte sunulu "Mutabakat Mektubu"nun imzaladıklarını, bu yazılı mutabakat metni ile tarafların birbirlerinden hiçbir hak ve alacağının kalmadığını, ortada herhangi bir borç bulunmadığı imza altına alınarak kesin ve yazılı bir şekilde tespit edildiğini, söz konusu mutabakat taraflar arasındaki ticari ilişkinin tasfiye edildiğini ve davacı tarafın davalı şirkete hiçbir borcunun bulunmadığını kanıtlayan en güçlü yazılı bir delil olduğunu, takibe konu senedin 2021 yılında "Teminat" amacıyla ve "Açığa İmza" şeklinde teslim edilmesi olduğunu, davalı şirketin aradaki kesin borçsuzluk mutabakatına rağmen, davacı taraf aleyhine İzmir 6. İcra Dairesi'nin 2026/4805 sayılı İcra dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlattığını, takibe dayanak yapılan belge 15.05.2026 ödeme tarihli senet olup, davacı taraf bu senedi davalı şirkete iddia edildiği gibi 2026 yılında veya mutabakat tarihinden sonra vermiş olmadığını, söz konusu senedin taraflar arasındaki ticari ilişkinin teminatı maksadıyla 2021 yılında, düzenleme ve ödeme tarihleri tamamen boş (doldurulmadan) olacak şekilde davalı şirkete teslim edildiğini, senedin arka yüzünün incelendiğinde açıkça "Teminat Senedidir" ibaresinin yer aldığının görüleceğini, üzerindeki tanzim ve vade (ödeme) tarihlerinin, 24.09.2025 tarihli mutabakattan sonra, davalı şirketçe davacı tarafın rızası hilafına ve aralarındaki anlaşmaya açıkça aykırı olarak sonradan doldurulduğunu, bu hususun, senedin tanzim ve vade tarihlerindeki yazı, mürekkep ve kalem farklılıklarının tespiti amacıyla yapılacak teknik bilirkişi (kriminal) incelemesi neticesinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkacağını, "Teminat Senedidir" ibaresinin, "kayıtsız şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadi" unsurunu ortadan kaldırdığını, yerleşik içtihatlar uyarınca, bu ibarelerin senedin soyutluluk ilkesini zedeleyerek onu temel borç ilişkisinin bir parçası haline getirdiğini, davalı şirketin 24.09.2025 tarihli mutabakat mektubu ile davacı tarafın kendisine hiçbir borcunun bulunmadığını çok iyi bilmesine rağmen, 2021 yılında teminat amacıyla boş olarak aldığı senedi sonradan doldurarak haksız kazanç sağlamak kastıyla icra takibine koyduğunu, davacı tarafın telafisi imkansız zararlara uğramasını engellemek adına, İİK. 72/3 uyarınca tensiple birlikte takibin teminatsız veya mahkemece uygun görülecek teminat mukabilinde durdurulmasını, aksi kanaatte olunulması durumunda icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesine yönelik ihtiyati tedbir karar verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE 6100 sayılı HMK.'nın 389. maddesinde; "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği", 391. maddesinde; "mahkemenin tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi sakıncayı ortadan kaldıracak ve zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verilebileceği", 390/3. maddesinde de; "tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." düzenlemelerine yer verilmiştir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunun "Menfi tespit ve istirdat davaları" başlıklı 72. Maddesinde "Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın %15'inden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın %15'inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir" maddesi ile açıkça belirtilmiştir. Geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü; hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Ancak, kanun koyucu bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, bu durumu belirterek, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu gözardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukuki korumalara, özelde ihtiyati tedbire ve ihtiyati hacze karar verilirken haksız olma ihtimalide dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür. Geçici hukuki korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm delillerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle yaklaşık ispat yeterli görülmüştür; bu çerçevede, aslında ispat ölçüsü bakımından HMK.'nunda bir yenilik getirilmemekle birlikte, "yaklaşık ispat" kavramı kullanılarak doktrinde kabul gören ifade tasarıya alınmış; ayrıca, burada hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı, vurgulanmak istenmiştir. İcra İflas Kanunun 72/2 maddesi uyarınca yapılan incelemede; Dosyaya konu İzmir 6. İcra Dairesi'nin 2026/4805 sayılı İcra takibinin 18.05.2026 tarihinde başlatıldığı, iş bu davanın 13.08.2026 tarihinde açıldığı ve İcra İflas Kanunu hükümlerine göre icra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında takibin durdurulması talep edilemeyeceğinden takibin durdurulmasına ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir. İcra İflas Kanunun 72/3 maddesi uyarınca yapılan incelemede; Yukarıda yazılı düzenlemelerde de belirtildiği şekilde davacı vekilinin ileri sürdüğü isteği yönünden haklılığını yaklaşık ispat kuralı çerçevesinde kanıtlaması gerekir. Soyut iddiadan daha çok, tam ispattan daha az bir durumun varlığı halinde yaklaşık ispat halinden söz edilebilecektir. Dolayısıyla; davacı tarafın davaya konu hakkının varlığı ve bu hakkın tehlikede olduğu konusunda mahkemede güçlü bir kanaat oluşması gerekir. Olaya bu açıdan bakıldığında; davacı vekilinin sunduğu belgeler göz önüne alındığında davacı vekili tarafından dosyaya sunulan iddiaların ancak yargılama ile tespit edilebileceği, davacının yaklaşık ispat kuralı gereği davanın esası hakkındaki haklılığını ispatlayamadığı..." gerekçesi ile, davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE karar verilmiş, verilen bu ara karara karşı ihtiyati tedbir talep eden davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen ara kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin davalı şirkete herhangi bir borcunun bulunmadığının açıkça yazılı delillerle ortaya konulduğunu ve icra tehdidi altında telafisi imkânsız zararlar doğmasının önlenmesi amacıyla tensiple birlikte ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edildiğini, icra takibinden sonra açılan davalarda icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi yönünde tedbir kararı verilmesinin kanuni bir hak olduğunu, dava dilekçesinde kademeli olarak talep edildiğini ve İİK m. 72/3 hükmünde açıkça düzenlendiği üzere; icra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında takibin tamamen durdurulması mümkün olmasa dahi, gecikmeden doğan zararları karşılayacak teminat mukabilinde icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir kararı verilmesi kanunen zorunlu ve mümkün olduğunu, dosyada yaklaşık ispat koşulunun fazlasıyla gerçekleştiğini, 24.09.2025 tarihli yazılı mutabakat mektubu ile müvekkili ile davalı şirket arasındaki tüm ticari ilişkinin tasfiye edildiğini, taraflar bir araya gelerek karşılıklı hesaplaştığını ve birbirlerinden hiçbir hak ve alacaklarının kalmadığını yazılı mutabakat metni ile imza altına alındığını, takibe dayanan senedin arkasında açıkça "Teminat Senedidir" ibaresinin yer almakta olduğunu, senedin 2021 yılında devam eden ticari ilişkinin güvencesi olarak ve açığa imzalı şekilde teslim edildiğini, teminat kaydı taşıyan bir belgenin kayıtsız şartsız borç ikrarı vasfını yitirdiğinin ve temel ilişki sıfırlandığı halde takibe konulamayacağının açık olduğunu, senedin tanzim ve vade tarihlerinin mutabakat tarihinden sonra, müvekkilinin rızası hilafına doldurulduğunu, bu hususun yapılacak teknik bilirkişi incelemesi ile teyit edileceğini, yazılı mutabakat mektubu ve senet arkasındaki açık teminat kaydı karşısında, ilk derece mahkemesinin "iddiaların ancak yargılama ile tespit edilebileceği" şeklindeki soyut gerekçeyle yaklaşık ispatın oluşmadığını kabul etmesinin, geçici hukuki koruma kurumunun mahiyetiyle bağdaşmadığını, İzmir 6. İcra Dairesi'nin 2026/4805 sayılı takip dosyasında yürütülen haciz ve muhafaza işlemleri ile müvekkilinin malvarlığının ağır bir tehdit altında olduğunu, icra veznesine girecek paranın davalıya ödenmesi halinde, açılan menfi tespit davası lehe sonuçlansa dahi paranın tahsili imkânsız hale gelebilecek ve telafisi imkânsız zararlar doğacağını, mahkemenin takdir edeceği yasal teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir kararı verilmesinin adaletin ve hak arama hürriyetinin zorunlu bir gereği olduğunu ileri sürerek İİK m. 72/3 uyarınca teminat mukabilinde veya teminatsız olarak İzmir 6. İcra Dairesi’nin 2026/4805 sayılı dosyasında icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi yönünde yerel mahkeme ara kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Talep; menfi tespit davasında verilen ihtiyati tedbirin reddine yönelik itiraza ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. İhtiyati tedbir, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. ila 399. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, aynı yasanın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartlarına yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. maddesine göre "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir". Anılan maddeye göre öncelikle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararı alınabilecektir. Mevcut durumda meydana gelebilecek değişmeyle kastedilen taraflar arasında çekişmeli olan veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak üzerindeki değişimlerdir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1.maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı uyuşmazlık konusu hakkında verilebilecektir. Buna göre çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak, aynı zamanda ihtiyati tedbirin konusunu da oluşturacaktır. Dava konusu yapılmayacak veya yapılmamış olan şey veya hak hakkında ihtiyati tedbir kararı verilemeyecektir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluşturacaktır. Kanun, "uyuşmazlık konusu hakkında" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır. İhtiyati tedbir öğretide “…kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır.” şeklinde tarif edilmiştir. Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbirin diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 390/3. maddesinde ise tedbir talep eden tarafın dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Bu düzenleme gereği tedbir talep eden tarafın talebi dışında resen başkaca bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi mümkün değildir. İhtiyati tedbir kararına itiraz 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 394/2.maddesinde; ''İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir.'' şeklinde düzenlenmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/1. maddesinde "ilk derece mahkemelerinden verilen ... ihtiyati tedbir ... taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir." hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72. maddesinde ise; ''Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir. (Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir. Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.'' şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut uyuşmazlıkta, tüm dosya münderecatına göre İİK'nun 72/3. madde ve fıkrası gereğince ancak tahsili için icra takibinde bulunanın meydana gelecek gecikmeden doğan zararlarını karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile ihtiyati tedbir talebinin tümden reddine karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Bu itibarla, ihtiyati tedbir talep eden davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2. maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesince verilen ara kararın kaldırılıp düzeltilmesine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarda açıklanan nedenlerle; I-İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun KABULÜ ile; İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/08/2026 tarih ve 2026/862 Esas sayılı ARA KARARININ, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, II-KALDIRILAN ARA KARARIN YERİNE GEÇMEK ÜZERE; "1-İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin KISMEN KABULÜ ile İİK'nun 72/3. maddesi kapsamında İzmir 6. İcra Müdürlüğü'nün 2026/4805 Esas sayılı takip dosyasında senet bedeli olan 10.000.USD yönünden takdiren 74.000.00.TL'lık teminatın nakden veya kesin, süresiz ve derhal nakde çevrilebilecek muteber bir teminat mektubu ile mahkeme veznesine depo edilmek kaydı ve şartıyla ihtiyati tedbir talep eden davacı ... yönünden İCRA VEZNESİNE GİRECEK PARANIN ALACAKLIYA ÖDENMESİNİN TEDBİREN DURDURULMASINA, -İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE, 2-İhtiyati tedbir kararının tebliğinden itibaren bir haftalık süre içerisinde takdir olunan teminatın yatırılarak infazının istenmesi halinde ilgili kararın infazı için İcra Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmasına, süresi içerisinde teminat yatırılmadığında veya teminat yatırılmasına rağmen infazı talep edilmemesi halinde ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkmış sayılmasına, " şeklinde DÜZELTİLMESİNE, III-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından istinaf kanun yolu başvurusu sırasında yatırılan istinaf karar harcının yatırana iadesine, IV-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından istinaf aşamasında yatırılan 2.002,00.TL başvuru harcının davalıdan alınarak ihtiyati tedbir talep eden davacı tarafa verilmesine, V-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden bu aşama için ihtiyati tedbir talep eden davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, VI-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/(1)-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere 08/10/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1733, K. 2026/2184, T. 08.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1733-e-2026-2184-k-a1ae6d65a511