Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1004 E. 2026/1151 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1004
Karar No
2026/1151
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

15.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1004

KARAR NO: 2026/1151

TÜRK MİLLETİ ADINA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : (KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 17.04.2026

NUMARASI: 2025/1180 Esas, 2026/357 Karar

DAVANIN KONUSU: Alacak

KARAR TARİHİ : 17.09.2026

Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kuaförlük mesleğiyle iştigal ettiğini, yeni işyeri için davalı ... ile “İç Mimarlık Projenin Uygulanması Projesi” kapsamında müvekkilinin kiraladığı ... adresindeki taşınmazda projenin uygulanması konusunda anlaştıklarını, sözleşmenin 10. maddesinde belirtilen işveren fiyat listesine göre iş bedelinin 1.550.000 TL olduğunu, sözleşme gereği bedelin %50’si olan 750.000 TL’yi peşin olarak davalıya ödediğini, davalının sözleşme kapsamında işi 20.09.2024 tarihinde tamamlaması gerekirken taahhüdünü yerine getirmemesi üzerine tarafların ek protokol imzaladıklarını, davalının ek protokol uyarınca işi 14.11.2024 tarihinde teslim etmesi gerekirken işi eksik ve kusurlu şekilde 16.02.2025 tarihinde teslim ettiğini, işyerinin zamanında tamamlanmaması nedeniyle hem mevcut işyerinde hem dava konusu taşınmazda kira ödemek zorunda kaldığını ve ek protokol kapsamında davalıya ayrıca ödeme yaptığını, müvekkilinin davalı yükleniciye elden ve banka kanalıyla toplam 1.759.300 TL ödeme yaptığını, ayrıca ...’e 50.000 TL, montaj sırasında zarar gören televizyonun yenilenmesi için 44.162 TL ve davalı yüklenicinin yapması gereken demir mazgal için 23.600 TL ödeme yaptığını, klima ve klima sistemi, çiçeklendirme, iki WC’nin fayansından klozetine kadar birçok imalatı da kendisinin yaptırdığını, iki müşteri tarama koltuğu ile büyük televizyonu kendisinin aldığını ancak yaptığı bu ödemelerin karşılığını alamadığını, sözleşme ve ek protokol kapsamında davalı yüklenicinin eksik, ayıplı ve projeye aykırı yaptığı işlerin tespiti amacıyla yerinde inceleme yapılmasını talep ettiğini, zeminde şişme ve deformasyonlar bulunduğunu, aynalarda çizikler olduğunu, tane çiçek dekorasyonunda cam bulunmadığını, iç duvar boya ve dış dizaynın sözleşme, ek protokol ve projeye uygun olmadığını, dükkânda sözleşme ve projeye aykırı ölçüsel sorunlar bulunduğunu, yüklenicinin kullandığı tüm ürünlerin sözleşme, ek protokol ve projeye aykırı şekilde düşük kaliteli olduğunu, salon ve WC tasarımlarının projeye uygun yapılmadığını, televizyon montajı sırasında televizyonun kırıldığını ve 44.162 TL bedelle yenisinin alındığını, salondaki bir adet masa ile iki sandalyenin eksik olduğunu, tavan aydınlatması üzerindeki çiçeklik çalışmasının yapılmadığını, masa ve kahve pikesinin eksik olduğunu, koltuk yükseltme için paçuk takılması gerektiği halde eksik bırakıldığını, dış cam giydirme folyosunun eksik olduğunu, dekoratif büyük heykelin eksik olduğunu, saç kesim alanında projeye uygun iki hareketli sehpa yerine basit iki sehpa konulduğunu ve alt kattaki yönetim personel odasında meydana gelen su sızıntısı nedeniyle tavanın çökmesi sonucu 40.000 TL zarar oluştuğunu ve bu zararı müvekkilinin karşıladığını, yukarıda belirtilen eksik ve kusurlu işlere ilişkin CD ve kayıtlı video görüntülerinin bulunduğunu, eksikliklerin giderilmesi, projeye uygun olmayan ürünlerin uygun ürünlerle değiştirilmesi ve kusurlu edimlerin telafi edilmesi için davalıya telefon ve ... uygulaması üzerinden defalarca bildirimde bulunmasına rağmen davalının cevap vermediğini, müvekkilinin mağdur olduğunu ve yaptığı ödemelerin karşılığını alamadığını, mesleğini icra edebilmek için projeye uygun olmayan bir taşınmazda faaliyet göstermek zorunda kaldığını, davalı yüklenicinin işi zamanında tamamlamaması nedeniyle ek protokolde öngörülen 14.11.2024-16.02.2025 tarihleri arasındaki gecikme için günlük 10.000 TL cezai şarttan sorumlu olduğunu, eksik ve kusurlu işler nedeniyle 16.02.2025 tarihinde ancak teslim alabildiğini, eksik ve kusurlu imalatların tespiti amacıyla İstanbul Anadolu 39. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2025/26 D.İş sayılı dosyası üzerinden yerinde tespit talebinde bulunulduğunu ve bilirkişi raporunun dosyaya sunulduğunu, davalı şirket yetkilisinin müvekkilini dava konusu alacak nedeniyle tehdit etmesi üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2025/242411 soruşturma numaralı dosyasıyla soruşturma başlatıldığını, dava öncesinde zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ve İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosunun ... dosya numarasıyla anlaşamama tutanağı düzenlendiğini belirterek, davalının sözleşme ve ek protokol kapsamında eksik ve ayıplı yaptığı işlerin, imalatların ve malzemelerin tespiti ile bunlardan kaynaklanan zararın şimdilik 100 TL’sinin 20.09.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsilini, sözleşme ve ek protokol kapsamında bedeli müvekkili tarafından ödenen ancak davalı yüklenicinin sebep olduğu zarar kapsamındaki bedellerin şimdilik 100 TL’sinin 20.09.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsilini, ek sözleşme kapsamında hak edilen 14.11.2024-16.02.2025 tarihleri arasındaki cezai şart bedelinin şimdilik 100 TL’sinin davalıdan tahsilini, tüm taleplerin HMK'nın 107. maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak görülmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıa ve taleplerle bağlı olduğunu, cevap ve ikinci cevap dilekçelerinden sonra iddia ve savunmaların genişletilemeyeceğini, dava konusu sözleşme kapsamında düzenlenen faturaların ve yapılan ödemelerin davacının şahsi malvarlığına değil, davacının tek ortağı ve yetkilisi olduğu ... ...Limited Şirketine ait olduğunu, bu nedenle davacının aktif husumetinin bulunmadığını, dava konusu eserin tesliminden sonra davacı tarafından ayıp ihbarında bulunulmadığını, tarafların tacir olması nedeniyle TTK'nın ayıp ihbarına ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiğini, eserin teslim alınarak fiilen kullanılmaya başlanması ve uzun süre herhangi bir itiraz ileri sürülmemesi nedeniyle ayıpların zımnen kabul edilmiş sayılması gerektiğini, davacının teslim ile delil tespiti arasında yaklaşık dört ay geçtikten sonra tespit yaptırdığını, bu süreçte taşınmazın davacı tarafından ticari amaçla kullanıldığını ve üçüncü kişilerin müdahalesinin mümkün olduğunu, bu nedenle sonradan yapılan tespitte belirlenen hususların teslim tarihinde mevcut olduğunun ve davalıdan kaynaklandığının ortaya konulamayacağını, taraflar arasında imzalanmış ve yürürlükte bulunan sözleşme dışında davacının dayandığı ek protokolün imzalanmış ve bağlayıcı bir belge olmadığını, yalnızca sulh görüşmeleri sırasında oluşturulan ve üzerinde nihai mutabakat sağlanmayan bir taslak niteliğinde bulunduğunu, sözleşme bedelinin eksik ve geç ödenmesi nedeniyle teslim süresinin uzadığını, sözleşmenin 16. maddesinde ödeme gecikmelerinin teslim süresini uzatan nedenler arasında açıkça düzenlendiğini, davacının sözleşme bedelinin yalnızca %50’sini ödediğini ve kalan %30’luk kısmı zamanında ödemediğini, bu nedenle gecikmeden davalının sorumlu tutulamayacağını, ayrıca davacı tarafından sözleşme dışında çok sayıda ilave iş talep edildiğini ve bu işlerin davalı tarafından yerine getirildiğini, sözleşme dışında yapılan ilave işlerin toplam bedelinin 142.000 TL olduğunu, bu işlerin sözleşmenin 11. maddesi uyarınca ayrıca ücretlendirilmesi gerektiğini, ilave iş taleplerinin teslim süresini de etkilediğini ve davacının bu işlere ilişkin bedelleri ödemediğini, davacının yer döşemesinde şişme ve deformasyon bulunduğu, aynaların çizildiği, çiçek dekorasyonunda cam giydirme yapılmadığı, iç duvar boyası ve dış dizaynın projeye uygun olmadığı, ölçüsel sorunlar bulunduğu, ürünlerin düşük kaliteli olduğu, salon ve WC tasarımlarının uygun olmadığı, televizyonun montaj sırasında kırıldığı, masa ve sandalyelerin eksik olduğu, tavan aydınlatmasına çiçeklik yapılmadığı, masa ve kahve pikesinin, koltuk pabuçlarının ve dış cam giydirme folyosunun eksik olduğu, dekoratif heykelin bulunmadığı, hareketli sehpaların projeye uygun olmadığı ve alt katta su sızıntısı nedeniyle zarar meydana geldiği yönündeki 19 ayrı iddianın ayıp ihbarı yapılmaması, sözleşme kapsamında bulunmayan veya davacının talebiyle değiştirilen işler olması, teslimden sonra ortaya çıkması ya da davalıya yüklenememesi nedenleriyle yerinde olmadığını, delil tespiti dosyasındaki bilirkişi raporunun teslimden yaklaşık dört ay sonra yapılan keşfe dayanması, davalıya usulüne uygun bildirim yapılmaksızın ve katılımı sağlanmaksızın hazırlanması, teknik ve objektif incelemelere dayanmaması, bazı değerlendirmelerin bilirkişinin görev sınırlarını aşması ve bedel hesaplarının somut verilere dayanmaması nedeniyle hükme esas alınamayacağını, davacının ayıplı ve eksik iş iddialarına ilişkin taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının 20.09.2024 tarihinden itibaren avans faizi talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu, alacakların dava tarihi itibarıyla belirli ve muaccel olmadığını ve talep edilen tazminat ile bedel iadeleri bakımından avans faizi uygulanamayacağını, davacının alacaklarını dava açılmadan önce delil tespiti yaptırarak belirlenebilir hale getirmiş olmasına rağmen belirsiz alacak davası açmasının HMK'nın 107. maddesinin amacına aykırı olduğunu, davacının sözleşme ve ek protokol kapsamında ödenmesi gereken bedelleri eksik ve geç ödemesi nedeniyle davalı şirketin sözleşmeden ve ilave işlerden kaynaklanan alacaklarının bulunduğunu ve davacının talep ettiği bedellerin bu alacaklarla mahsup edilmesi gerektiğini, davacının dava konusu taleplerinin önemli bir kısmının sözleşmede yer almayan, davacının talebiyle gerçekleştirilen revize ve ilave işlerden kaynaklandığını, bu nedenle sözleşmeye aykırılık veya ayıp olarak nitelendirilemeyeceğini, davacının teslim aldığı ve fiilen kullanmaya başladığı esere ilişkin uzun süre sessiz kalmasının, eseri zımnen kabul ettiğini gösterdiğini ve sonradan ayıp ve eksiklik iddiasında bulunmasının dürüstlük kuralıyla bağdaşmadığını belirterek, davanın tümden reddin karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece; İstanbul ...Müdürlüğü'nün yazı cevabında; davacı ...'in gerçek kişi ticari işletme kaydı, ortağı olduğu kollektif ve komandit şirket kaydı bulunamadığı gibi tek pay sahibi olduğu anonim şirket kaydı da bulunmadığının, ancak hali hazır ortağı olduğu ... ...Limited Şirketi kaydının bulunduğunun, .... Defterdarlığı'nın yazı cevabında; davacı ...'in dairelerinde mükellefiyet kaydının bulunmadığının, ancak ...Müdürlüğünden 22.01.2025 tarihinde nakil gelen ... vergi kimlik numaralı ... ...Limited Şirketi'nin 01.07.2014 tarihinden itibaren %100 ortağı ve kanuni temsilcisi olduğunun, söz konusu firmanın sermaye şirketi olmasından dolayı 1.sınıf Bilanço esasına göre deftere tabi olduğunun, 2024 yılı kurumlar beyannamesinde bildirilen brüt satışlarının 461.383,30TL olduğunun, ödevli hakkında verilen bilgi ve belgelerin V.U.K.'nun 5.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin, ... Odası yazı cevabında; davacı ...'in esnaf kaydına rastlanılmadığının tespit edilerek bildirildiği, şirket ortağı olmak ortağa tacir vasfı kazandırmadığından davacı ...'in tacir vasfının bulunmadığı ve somut olayda mutlak ticari davanın da söz konusu olmadığı, buna göre Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesi uyarınca davanın Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görev alanına girdiği gerekçesiyle, davanın görev yönünden usulden reddine karar verilmiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince davacının şahsen tacir olmadığı gerekçesiyle Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna karar verilmesinin hatalı olduğunu, görevli mahkemenin belirlenmesinde yalnızca davacının şahsi tacir sıfatının bulunup bulunmadığının değil dava konusu hukuki ilişkinin gerçekte kimin ticari işletmesiyle ilgili olduğunun, edimlerin kimin malvarlığında sonuç doğurduğunun, faturaların kimin adına düzenlendiğinin, ödemelerin kimin hesabından yapıldığının ve uyuşmazlığın hangi ticari organizasyon kapsamında ortaya çıktığının değerlendirilmesi gerektiğini, dava konusu iç mimari uygulama ve işyeri düzenleme hizmetine ilişkin faturaların davacının tek ortağı ve yetkilisi olduğu ... ...Limited Şirketi adına düzenlendiğini, faturaların davacının şahsi hesabından değil dava dışı şirketin banka hesaplarından yetkili sıfatıyla gerçekleştirilen ödemelerle karşılandığını, faturaların KDV ve safi vergilerinin ilgili vergi dairesine ödendiğini ve ticari defter ve kayıtlara işlendiğini, uyuşmazlığın davacının şahsi malvarlığına ilişkin adi bir işten kaynaklanmadığını, davacının dava dilekçesinde de uyuşmazlık konusu yerin kuaförlük faaliyeti yürütülecek yeni işyeri olduğunu, işin ... adresindeki ticari kullanım amacına yönelik gerçekleştirildiğini ve yeni işyerine geçilememesi nedeniyle mevcut yere kira ödemek zorunda kalındığını ileri sürdüğünü, dolayısıyla dava konusu mimari uygulama ve eser sözleşmesinin ticari işletme faaliyeti kapsamında kullanılacak işyerine ilişkin olduğunu, davacının aktif husumetinin bulunmadığını, dava konusu hizmetin ekonomik muhatabının, faturaların düzenlendiği ve ödemelerin yapıldığı ... ...Limited Şirketi olduğunu, limited şirketin ortaklarından ve yöneticilerinden ayrı tüzel kişiliğe sahip bulunduğunu, şirketin taraf olduğu veya şirket malvarlığında sonuç doğuran işlem ve ilişkilerden kaynaklanan hakların şirket ortağı veya yetkilisi tarafından şahsen ileri sürülemeyeceğini, bu nedenle davacının dava konusu hakları şahsen ileri sürme yetkisinin bulunup bulunmadığının görevden ayrı olarak aktif husumet sıfatı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, davacının dava konusu sözleşmesel ilişkinin tarafı olmaması halinde aktif husumetinin bulunmayacağını ve bunun davanın hangi mahkemede görüleceğine değil dava konusu hakların davacı tarafından ileri sürülüp sürülemeyeceğine ilişkin olduğunu, ilişkinin davacının yetkilisi olduğu ... ...Limited Şirketinin ticari işletmesi kapsamında değerlendirilmesi halinde ise uyuşmazlığın tacir olan iki şirketin ticari işletmeleriyle ilgili olup Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olacağını, her iki ihtimalde de görevsizlik kararının hukuka uygun olmadığını, TTK'nın 4. maddesi uyarınca her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava niteliğinde olduğunu ve TTK'nın 5. maddesi uyarınca aksine hüküm bulunmadıkça asliye ticaret mahkemelerinin tüm ticari davalara bakmakla görevli bulunduğunu, davalı ...nin tacir olduğunu ve dava konusu iç mimarlık, uygulama ve mobilya/imalat işinin kendi ticari işletmesi kapsamında yürütüldüğünü, diğer ekonomik taraf olan ... ...Limited Şirketinin de limited şirket olup tacir olduğunu ve işin bu şirketin kuaförlük faaliyetini yürüteceği işyerinin iç mimari uygulamasına ilişkin bulunduğunu, bu nedenle işin her iki ticari işletmeyle bağlantılı olduğunu, Mahkeme gerekçesinde davacının ... şirketinde %100 ortak ve kanuni temsilci olduğunun, şirketin sermaye şirketi olup bilanço esasına göre defter tuttuğunun belirtildiğini, bu tespitlerin davacının şahsen tacir olmadığını göstermekle birlikte dava konusu ilişkinin davacının şahsından ziyade dava dışı tacir şirketin ticari işletmesiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyduğunu, faturaların şirket adına düzenlenmesi, ödemelerin şirket hesabından yapılması, işin ticari işyerine ilişkin olması ve uyuşmazlığın şirketin üstlendiği uygulama işinden kaynaklanması birlikte değerlendirildiğinde davanın ticari nitelikte olduğunu, davacının şahsen tacir olmadığına ilişkin değerlendirmenin ancak cevap dilekçesinde ileri sürülen aktif husumet yokluğu itirazı yönünden önem taşıyabileceğini, bu tespitin ticari işletme faaliyetiyle bağlantılı uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini haklı kılmayacağını belirterek, cevap dilekçesinde ileri sürülen aktif husumet yokluğu başta olmak üzere tüm usul ve esas itirazları saklı kalmak kaydıyla, görevsizlik kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir.

Dava; davacı ile davalı arasında düzenlenen iç mimarlık projesinin uygulanmasına ilişkin hizmet/eser ilişkisinden kaynaklanan, sözleşme kapsamında ve sözleşme dışında gerçekleştirildiği ileri sürülen ödemeler, eksik ve ayıplı imalatlar ile gecikme nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarar ve cezai şart bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.

Uyuşmazlıkta öncelikle davaya bakmakla görevli mahkemenin belirlenmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesi uyarınca, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları nispi ticari dava niteliğinde olup, aynı maddede ayrıca tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılan mutlak ticari davalar düzenlenmiştir. TTK'nın 5. maddesi uyarınca ise, aksine özel bir düzenleme bulunmadıkça ticari davalara bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemesine aittir; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi arasındaki ilişki görev ilişkisidir.

Somut olayda, davalının limited şirket niteliğinde ticari işletme sahibi ve tacir olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki uyuşmazlığın nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi için yalnızca davalının tacir olması yeterli olmayıp, uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekmektedir. Zira TTK'nın 4/1. maddesinde nispi ticari davanın belirlenmesinde esas alınan ölçüt, taraflardan birinin tacir olması değil, uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmasıdır.

Dosya kapsamındaki ...Müdürlüğü, vergi dairesi ve Esnaf ve Sanatkarlar Odası yazı cevaplarından davacı ...'in kendi adına kayıtlı gerçek kişi ticari işletmesinin veya esnaf kaydının bulunmadığı, davacının ... ...Limited Şirketinin ortağı ve kanuni temsilcisi olduğu anlaşılmaktadır. Ancak limited şirketin ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olduğu, şirketin ticari işletmesiyle bağlantılı işlemlerin, aksi ayrıca ortaya konulmadıkça, şirket tüzel kişiliğine ait olduğu, şirket ortağı ve temsilcisi sıfatının gerçek kişiye şirketten bağımsız olarak tacir sıfatı kazandırmayacağı açıktır.

Bu itibarla, davacının ortağı ve yetkilisi olduğu şirketin ticari işletmesiyle uyuşmazlık arasında bağlantı bulunduğuna yönelik davalı vekili istinaf itirazının, davacının şahsen taraf olduğu eldeki uyuşmazlığı kendiliğinden ticari dava hâline getirmeyeceği, uyuşmazlığın davacının şahsi ticari işletmesiyle ilgili olduğunun dosya kapsamıyla ortaya konulamadığı, dava konusu sözleşmenin davalı yönünden ticari işletmesi kapsamında yapılmış olmasının ise tek başına yeterli bulunmadığı kabul edilmelidir.

Diğer taraftan, dava konusu sözleşmenin işyeri niteliğindeki bir taşınmazda iç mimari uygulama ve işyeri düzenlemesine ilişkin olması da uyuşmazlığı mutlak ticari dava hâline getirmemektedir. Zira iç mimarlık, uygulama, imalat ve benzeri işlere ilişkin sözleşmeden kaynaklanan eldeki alacak istemi, TTK'nın 4/1. maddesinde tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın mutlak ticari dava olarak sayılan uyuşmazlıklar arasında bulunmadığı gibi, uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olduğunun da kabulü mümkün değildir. Bu nedenle uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde bulunmadığı ve Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanına girmediği sonucuna varılmıştır.

Davalı vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü; faturaların şirket adına düzenlenmiş olması, ödemelerin şirket hesabından yapılması, işin ticari amaçla kullanılacak işyerine ilişkin bulunması ve davalının tacir olması yönündeki itirazlar da yukarıdaki değerlendirmeyi değiştirecek nitelikte görülmemiştir. Zira bu hususlar, davacının ortağı ve temsilcisi olduğu şirket ile uyuşmazlık arasında ekonomik veya fiilî bağlantı bulunduğunu gösterebilecek ise de, davacının şahsen yürüttüğü bir ticari işletmenin bulunduğunu ve uyuşmazlığın bu ticari işletmeyle ilgili olduğunu ortaya koymamaktadır.

Bu durumda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesince davacının tacir sıfatının bulunmadığı ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı gerekçesiyle verilen görev yönünden ret kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-(KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../04/2026 tarih ve 2025/... Esas, 2026/... Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,

2-İstinaf harçları peşin alındığından ayrıca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,

3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,

4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 17/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1004, K. 2026/1151, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1004-e-2026-1151-k-38e8074f644d