Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1613 E. 2026/1863 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1613
Karar No
2026/1863
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1613 Esas KARAR NO : 2026/1863 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2026/278 KARAR NO : 2026/224 KARAR TARİHİ : 24/03/2026 İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ : İZMİR 15. İŞ MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/449 KARAR NO : 2024/246 KARAR TARİHİ : 19/09/2024 KESİNLEŞME TARİHİ: 11/11/2024 DAVA : Tazminat (İş Sözleşmesinden Kaynaklanan Tazminat İstemli) KARAR TARİHİ : 11/09/2026 G.KARAR YAZIM TARİHİ: 06/10/2026

İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi ile İzmir 15. İş Mahkemesi arasında oluşan görev/yetki uyuşmazlığının yargı yeri belirlenmesi yoluyla giderilmesi İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından talep edilmiş olmakla dosya incelendi; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İzmir 15. İş Mahkemesinin 19/09/2024 tarih, 2022/449 Esas, 2024/246 Karar sayılı kararı ile "kanun koyucunun, mutlak ticari dava niteliğindeki bir davayı, TTK’nın 5. maddesinde yazılı “aksine hüküm bulunmadıkça” hükmüne dayalı olarak, ihtisas alanı ve yargılama usulü tümüyle farklı bir mahkemenin görevi kapsamına alması gibi kabul edilemez nitelikteki bir yaklaşımda bulunmasının söz konusu olamayacağı kanaatine varılmakla, TBK’nın 444-447 maddelerinden doğan rekabet yasağının ihlaline dair uyuşmazlıklara bakma görevinin TTK’nın 4/1–c maddesi gereğince aynı Kanunun 5. maddesi uyarınca Ticaret Mahkemelerine ait olacağı (gerekçe yönünden çoğunlukla)" gerekçesiyle görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğuna dair görevsizlik kararı verilmiş, kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır. Dosyanın gönderildiği İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/03/2026 tarih, 2026/278 Esas, 2026/224 Karar sayılı kararı ile "asıl davadan tefrik edilen söz konusu 500 TL'lik tazminat/ alacak kaleminin, işçinin hizmet sözleşmesi sona erdikten sonraki rekabet yasağı sözleşmesine aykırı ve haksız rekabet teşkil eden eylemleri ile ilgili olmayan, hizmet (iş) sözleşmesinden kaynaklı bir talep olduğu, davacı eski işveren tarafından davalı eski işçiye verilen araç, gereç ve ekipmanların hizmet sözleşmesinin sona ermesi ile birlikte, elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri ile birlikte eski işverene iade borcunun, taraflar arasında ayrıca kararlaştırılan rekabet yasağı sözleşmesi ile ilgili bir talep olmadığı, mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı, uyuşmazlığın işçi - işveren arasında ortaya çıkan hizmet sözleşmesinden kaynaklı bir uyuşmazlık niteliğinde olduğu, davanın iş mahkemesinde görülmesi gerektiği" gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı verilmiş, bu kararın da istinaf edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür. İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin tefrik kararından sonra görev uyuşmazlığına konu dava, rekabet ihlalinin yasağından doğan tazminat ve eski işveren tarafından davalı eski işçiye verilen araç, gereç ve ekipmanların hizmet sözleşmesinin sona ermesi ile birlikte, elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri ile birlikte eski işverene iadesi talebine ilişkindir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 9'uncu maddesinde; " [...] Personel iş icabı öğrendiği mesleki veya ticari sırları ve işveren şirketin iştigal ettiği mevzu sebebi ile müşteriler hakkında vakıf olduğu her türlü bilgileri gerek çalıştığı süre boyunca gerekse iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesinden sonra saklamak zorundadır. Personelin bu mesleki ve ticari sırları hangi tarzda öğrendiği gibi ne şekilde ve kimlere açıkladığı da sır saklama yükümlülüğün ihlalinde önem taşımaz. Bu nedenle personel sözleşmenin sona erme tarihinden itibaren dört (4) yıl süre ile aynı iş kolunda Türkiye'de kendi adına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapmamayı, rakip bir müessesede ortak vb. bir sıfatla olmamayı ve bunun yanı sıra ayrıca sır saklama yükümlülüğüne uymayı kabul ve taahhüt eder. Ayrıca yapılan tüm ilaçlamalar firma bilgisi dahilinde olacaktır. Personel bu taahhüde aykırı davranması halinde oluşmuş ve oluşacak zararların tazmini yanı sıra ve bundan ayrı olarak, zarar miktarı ve personelin çalışma süresi ne olursa olsun $50.000 kadar cezai şart dahi ödemeyi kabul ve taahhüt eder. [...]", Aynı Sözleşmenin 11'inci maddesinde ise; "[...] İlaçlama hizmeti dışındaki iş yasağı işveren bilgisi dışında (yazılı) ilaç alım-satımı, ilaçlama hizmeti para tahsilatı yapamayacaktır. [...]" şeklinde düzenleme mevcuttur. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 13.06.2025 tarih, 2023/1 Esas, 2025/3 Karar sayılı kararının gerekçesi: "İçtihadı birleştirmenin konusu, "Türk Barçlar Kanununun 444-447. maddeleri uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle açılacak davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri mi iş mahkemeleri mi olması gerektiği" olarak belirlenmiştir. Öncelikle belirtilmelidir ki, normatif dayanağını TBK'nın 396. maddesinde bulunan sadakat borcu, iş sözleşmesinden doğan yan edim yükümlülüklerinden biri olarak işçiye, işverenin çıkarlarını koruma ve gözetme, işletme içinde fonksiyonu ve iyi niyet kurallarına göre kendisinden beklenen güvenin derecesi ile orantılı olarak işverenin çıkarlarına hizmet eden tüm tedbirleri alma borcu yükler. İşçi, sadakat borcunun bir gereği olarak işverenin meşru çıkarlarının korunması noktasında bazı davranışları yapmak, bazı davranışlardan ise kaçınmakla yükümlü olup, örneğin; işverenin güvenini kötüye kullanmaktan veya işyerinin huzur ve düzenini bozan davranışlardan kaçınmalı, işverenin ticari, mali veya mesleki itibarını zedeleyecek söz ve davranışlarda bulunmamalı ve ayrıca yine 396. maddede belirtildiği üzere iş ilişkisinin devam ettiği süreçte işvereni ile rekabete girişmemeli; bu anlamda olmak üzere işvereni ile rekabet oluşturacak bir işi kendini adına yapmamalı, işverene rakip başka bir işverenin yanında çalışmamalı, işverene rakip bir kuruluşa ortak olmamalı veya başka bir sıfatla dahi olsa böyle bir kuruluşla ilişki içine girmemelidir. Sadakat borcu kapsamında işçinin kaçınması gereken davranışlardan biri olarak düzenlenmiş olan rekabet etmeme borcu, iş sözleşmesinden kaynaklanan yan edim yükümlülüğüdür. Genel anlamda sadakat borcunun, özelde ise bu borç içinde yer alan rekabet etmeme borcunun işlerlik kazanması için ayrıca bir sözleşme yapılmasına gerek yoktur. borç, iş sözleşmesinin sürekli ve kişisel bir ilişki yaratması nedeniyle sözleşmeden doğmaktadır. Ancak sadakat borcu, özelde ise rekabet etmeme borcu iş sözleşmesi devam ettiği sürece söz konusu olan bir borçtur; işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisinin sona ermesi ile birlikte ortadan kalkmaktadır. Bununla birlikte işçinin işletme içindeki konumu veya yaptığı iş, işverenin müşteri çevresi veya üretim sırrı ya da yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlıyorsa ve bu bilgilerin kullanılması işverenin önemli ölçüde zararına neden olacak nitelikteyse fiil ehliyetine sahip yazılı olarak yapılacak bir sözleşme ile ya da iş sözleşmesine konulacak bir kayıt işçi ile işçinin iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra dahi belli bir süre, belli bir yer ve belli işler ile sınırlı olmak üzere işvereni ile rekabet teşkil edecek davranışlarda bulunması yasaklanabilir. Bu nedenle iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için kararlaştırılan rekabet etme yasağının işçinin sadakat borcunun bir gereği olduğunu ve iş ilişkisi nedeniyle iş sözleşmesinden doğduğunu söylemek mümkün değildir. Öte yandan rekabet etme yasağı ister iş sözleşmesine konulacak bir kayıt ile ister iş sözleşmesinden ayrı bir sözleşme ile kararlaştırılsın, hüküm ve sonuçlarını iş sözleşmesinin sona ermesinden ve tarafların işçi-işveren sıfatını kaybetmelerinden sonraki bir dönemde doğurmaktadır. Rekabet yasağı ancak ayrıca ve yazılı olarak kararlaştırılmışsa söz konusu olur. Bu nedenle de işçinin sözleşmesel bir taahhüdünden kaynağını almakta ve iş sözleşmesine bağlı feri nitelikte bir yükümlülük olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Zira rekabet yasağı iş sözleşmesi ile yakın bir ilişki içinde bulunsa da ne iş sözleşmesinden doğan sadakat borcunun bir gereği ne de iş sözleşmesinin bir parçasıdır. Uygulamada genellikle karşılaşıldığı üzere rekabet yasağının iş sözleşmesine bir kayıt olarak konulması da varılan sonucu değiştirecek mahiyette değildir. Bu düzenlemeler, iş sözleşmesinden ve işçinin sadakat borcundan tamamen bağımsız ayrı bir sözleşme hükümleridir. Ayrıca belirtilmelidir ki, rekabet yasağı, hizmet (iş) ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına neden olacak nitelikteyse geçerlidir. Rekabet yasağı sözleşmesi uygulamada daha çok şirketlerde genel müdür, yönetim kurulu başkanı gibi üst düzey görevlerde bulunan, yüksek ücretle çalışan beyaz yakalı tabir edilen işçilerle veya özgün iş ifa eden işçiler ile yapılmaktadır. Zira bu işçilerin işverenin ticari sırlarına, müşteri çevresi veya üretim sırlarına, işverenin yaptığı işler hakkında: bilgilere ulaşma ve elde etme imkanları çok yüksektir. Rekabet yasağı sözleşmesi kapsamında işçi, iş sözleşmesi sırasında edindiği işverene ait bu bilgileri kullanarak iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmakla yükümlüdür. İşçinin işvereni ile iş sözleşmesi sona erdikten sonra rekabete giriştiği dikkate alındığında bu aşamada İş Hukukuna egemen olan işçinin korunması ilkesinden ziyade ticari hayatla rekabet düzeni ile Anayasa'nın 48. maddesinde düzenlenen çalışma ve sözleşme hürriyeti arasındaki dengenin korunması önem arz etmektedir. Bu koruma ve değerlendirme ise bu alanda ... ticaret mahkemeleri tarafından yapılmalıdır. Ayıca rekabet yasağının geçerliliği için TBK'nın 444/2. maddesinde öngörülen "müşteri çevresi", " üretim sırları" kavramları ile neyin kastedildiği, mahkemelerince değerlendirilmesi gereken, piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konu olmakla İş Hukukundan çok “öz ticaret hayatı” nı ilgilendirmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/l-c maddesinde mülga eTTK'nın 4. maddesindeki hüküm aynen korunarak TBK'nın 444-447. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağına ilişkin hükümlerden kaynaklanan davaların mutlak ticari dava olduğu belirtilmiştir. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına, işlem veya fiilin tarafların ticari işletmesiyle ilgili bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalardır. Başka bir deyişle mutlak ticari davalar, herhangi bir unsur, bağlama noktası” veya” sebebin davanın ticari” niteliğini değiştiremeyeceği, ticari mahiyeti TTK ve özel bazı kanunlar tarafından önceden kesin olarak kabul edilen davalardır. TBK'nın 444-447. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinden kaynaklanan davalar da TTK'nın sözü edilen maddesi uyanınca mutlak ticari davadır. Nispi ticari davalar ve çekişmesiz ticari işlerin yanı sıra mutlak ticari davalar da TTK'nın 5/1. maddesi uyarınca ticaret mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Gelinen bu noktada 7036 sayılı Kanun'un iş mahkemelerinin görev alanına ilişkin 5. maddesindeki düzenleme üzerinde durulmalıdır. Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde yukarıda açıklandığı üzere sadece 4857 sayılı Kanun'a tabi işçiler ile bunların işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden ya da kanundan doğan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinin görev alanında olduğu düzenlenmişti. Bu nedenle 4857 sayılı Kanun kapsamına girmeyen Borçlar Kanunu'nda düzenlenen hizmet sözleşmesine tabi işçiler ile bunların işverenleri arasındaki uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde değil, asliye hukuk mahkemelerinde görülmekteydi. 5953 sayılı Kanun kapsamındaki gazeteciler ile 854 sayılı Kanun kapsamındaki gemi adamları ile işverenleri arasındaki uyuşmazlıklarda ise bu kanunlardaki özel hükümler nedeniyle iş mahkemeleri görevliydi. 7036 sayılı Kanun'un 5. maddesinde yapılan düzenleme ile 4857 sayılı Kanun'un yanı sıra 5953 ve 854 sayılı Kanunlar ile TBK'nın İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmesine tabi işçiler işveren veya işveren vekilleri arasındaki iş ilişkisi nedeniyle iş sözleşmesinden ve kanundan kaynaklanan uyuşmazlıklar da iş mahkemelerin görev alanına dahil edilmiştir. 7036 sayılı Kanun'un 5. maddesinin gerekçesinde de böylece iş mahkemelerinin, işçi ve işveren arasındaki tüm ihtilafları çözmekle görevlendirilerek tam bir ihtisas mahkemesi olarak kabul edildiği, bu yaklaşımla işçi ve işveren arasında iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda istikrarlı kararların verilmesinin sağlanacağı, uzmanlık sebebiyle kısa sürede daha güvenilir sonuçlar elde edileceği ve yargı yoluna başvuranların haklarının daha iyi korunacağı vurgulanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ticaret hayatını düzenleyen özel bir kanun olduğu açıktır. Keza 7036 sayılı Kanun da özel bir kanundur. Bununla birlikte 7036 sayılı Kanun TTK'dan sonra 2017 yılında yürürlüğe girmiş olmakla TTK karşısında sonraki kanun niteliğindedir. Bu aşamada 7036 sayılı Kanun'un iş mahkemelerinin görev alanını düzenleyen 5. Maddesinin, yürürlüğe girdiği 25.10.2017 tarihinden sonraki dönemde rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkların görüleceği mahkeme konusunda değişiklik yaratıp yaratmadığı, başka bir deyişle TTK'nın 5. maddesinde yer alan “Aksine hüküm..." niteliğinde olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle Türk Borçlar Kanunu'nun 444-447. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağından doğan davaların ticaret mahkemelerinde görülmesi gerekir." şeklindedir. Mahkemeleri bağlayan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, gerek iş sözleşmesinin devamı sırasında, gerekse iş sözleşmesi sona erdikten sonrasına ilişkin rekabet yasağına aykırılıktan kaynaklanan maddi manevi tazminat ve buna bağlı cezai şart alacağının tahsiline ilişkin davalara bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemelerine aittir ( İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3.Hukuk Dairesi'nin 21/05/2026 tarihli, 2024/1605 E, 2026/1012 K. sayılı içtihadı). Açıklanan nedenlerle İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. KARAR: 6100 sayılı HMK'nun 21 ve 22. maddeleri gereğince İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, Dosyanın yargı yeri belirlenmesi talep eden mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nun 362/1-c maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.11/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1613, K. 2026/1863, T. 24.03.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1613-e-2026-1863-k-f737149b8393