Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1507 E. 2026/2052 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1507
- Karar No
- 2026/2052
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1507 KARAR NO : 2026/2052
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/03/2026 NUMARASI : 2026/12 Esas 2026/230 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali BAM KARAR TARİHİ : 30/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 30/09/2026
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin tarım işiyle uğraşmakta olup, hem üretim hem de pazarlamasını yapan bir tacir olduğunu, davalı .... Şirketi ' yle de Kuru Domates ticareti yaptığını, davaya konu itirazın iptali istenen icra takiplerindeki 9 farklı sevkiyata ilişkin ürünlerin, davalıya olan ticari güveninden dolayı, eksiksiz ve hasarsız olarak teslimatlarını yaptığını, faturalarını düzenleyip davalı tarafa faturaları ödemesi için gönderdiğini, davalı tarafın söz konusu faturalara itiraz etmediğini, icra takibine dayanak faturaların davalı şirketin muhasebe kayıtlarına işlenmiş olup, bu husustaki WhatsApp konuşma kayıtlarını da ekte sunduklarını ancak davalı tarafın, söz konusu sevkiyatlara ilişkin bir kısmının ödemesini eksik yaptığını , bir kısım sevkiyatların ödemesini ise hiç yapmadığını, davalı tarafından yapılan ödemelerin yalnızca; 20.09.2024 tarihli 500.000,00 TL'lik çek ödemesi, 09.10.2024 tarihinde müvekkilin hesabına gönderilen 300.000,00 TL ve 15.10.2024 tarihli 500.000,00 TL'lik çek ödemesi ve 17.10.2024 tarihinde müvekkilin hesabına gönderilen 10.000,00 TL'den ibaret olduğunu, açılan icra takiplerinin yapılan ödemeler alacak miktarından düşülerek, ödenmeyen tutarlar üzerinden başlatıldığını, müvekkilinin uzun süredir davalı taraftan, kendisine olan borcunu istemesine rağmen davalı tarafın, müvekkile olan borcunu ödemediğini, müvekkilinin, bir çok kez borcunu ödemesi için davalıyı aradığını ancak davalının müvekkilinin oyaladığını , ödeyeceğini söylediğini, bugüne kadar da borcunu ödemediğini, aralarındaki güven ilişkisinin artık bir sonuca varamadığını anladığından dolayı göndermiş olduğu 9 farklı, birbirinden bağımsız, sevkiyatın faturalarıyla birlikte, davalı borçluya Kınık İcra Dairesi'nde yukarıda esas numaraları belirtilen dosyalarda, icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun icra takiplerine haksız ve mesnetsiz bir şekilde itiraz ettiğini ve takibi durdurduğunu, müvekkilinin, davalı borçlu yüzünden borca battığını , davalı borçlu borçlarını zamanında ödemediği için, işyerinin faturalarını dahi ödeyemez hale geldiğini , bu sebeple ödenmeyen elektrik borçları için Kayseri Abonelik Sözleşmeleri İcra Müdürlüğü ' nde 2025/189 E. sayılı dosyasıyla 796.844,67 TL'lik icra takibi başlattığını , müvekkilinin davalı yüzünden haciz tehdidi altında olduğunu, davalının bu takibe borcun kendisine ait olmadığı iddiasıyla itirazda bulunduğunu ,bu sebeple takibin durduğunu, borçlunun her ne kadar itiraz dilekçesinde herhangi bir borcunun bulunmadığını iddia etmiş ise de, söz konusu icra takibinde yer alan takibe dayanak teşkil eden fatura ve irsaliyeler (söz konusu faturalar davalı şirketin muhasebe kayıtlarına işlenmiş olup vergi kayıtlarına da girmiştir); ürünleri taşıyan nakliyecilerin müvekkilden ürünü alıp davalı firmaya ürünü teslim ettikten sonra davalı firmaya kesmiş oldukları bazı faturalar ve davaya konu teslim edilen ürünlerin bedeli olarak davalı şirket tarafından daha önce müvekkiline gönderilen kısmi ödemelerin dekontlarından da anlaşılacağı üzere borcun varlığının ortada olduğunu, davalının (borçlu) kötü niyetli olarak icra takibine itiraz ettiğini, bu nedenle borca itirazın iptali ile takibin devamı ve takip talebinin %20’sinden aşağı olmamak üzere (ülkedeki enflasyon karşısında paranın alım gücündeki ciddi azalmanın göz önünde bulundurularak) icra inkar tazminatına hükmedilmesi için itirazın iptali davasını açmanın zaruretinin hasıl olduğunu, itirazın iptaline konu açılan davada birbirinden bağımsız 9 farklı icra dosyası olduğunu, bu halde birbirinden bağımsız 9 farklı asli talep söz konusu olup, asli talep adedince de dava söz konusu olduğunu, haliyle "Davaların yığılması" başlıklı HMK 110 anlamında kümülatif dava yığılması söz konusu olduğunu , bu yüzden icra dosyası adedince vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, dilekçeye ekli olarak sunulan belgelerden ve yukarıda ayrıntılı olarak izah edilen açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, müvekkilinin alacaklı olup, davalı şirketin borcunun varlığının ortada olduğunu, borçlunun mal kaçırma hazırlığı içinde olduğunun haricen öğrenildiğini, alacaklarını rehin ya da başka bir şekilde teminat altında da olmadığından alacağın tahsili tehlikeye düştüğünü ve ihtiyati haciz talep etme gereği hasıl olduğunu, İİK’da İhtiyati haciz için aranan koşullar bulunduğundan borçlunun menkul, gayrimenkul malları adına kayıtlı vasıtalarının, banka mevduatlarının, 3. Şahıslardaki hak ve alacaklarının, istihkaklarının, teminatlarının üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesinin talep edildiğini , müvekkilinin bahsi geçen ticaretten alacağını tahsil edemediğinden, üretim için kullanılan elektrik faturalarını dahi ödeyemediğini ,.... Şirketi tarafından Kayseri Abonelik Sözleşmeleri İcra Müdürlüğü ' nde 2025/189 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlattığını, bunun yanı sıra yine alacağını zamanında tahsil edemediği için ticaretinin bozulduğunu , hiç bir malvarlığı da kalmadığını, buna ilişkin e-devlet kayıtlarını da ekte sunduklarını, bu yüzden dava için gerekli dava harç ve masraflarını karşılayacak maddi gücü bulunmadığını, adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirtmiş , öncelikle Adli Yardım ve İhtiyati Haciz taleplerinin kabulüne, davanın kabulüne, Kınık İcra Müdürlüğünün 2025/301 E.,2025/302 E., 2025/303 E., 2025/313 E., 2025/314 E.,2025/315., 2025/316., 2025/317 E., 2025/318 E. Numaralı dosyalarındaki İtirazın iptaline ve takiplerin devamına, asıl alacağın %20’ sinden aşağı olmamak üzere, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, her türlü yargılama gideri, harç ve icra dosyası adedince vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasını karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; ava konusu ihtilaf, davacı ... tarafından müvekkili ..... Şti. aleyhine ikame edilen görünürde 9 adet faturaya dayalı bir alacak iddiası olsa da; özünde mülkiyetin, zilyetliğin ve ticari muhataplığın muvazaalı işlemlerle perdelendiği, organize bir haksız kazanç sağlama girişimi olduğunu, davanın esasına girilmeden önce, yargılamanın sıhhati ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından çözülmesi gereken öncelikli usuli meselenin, derdest olan ceza soruşturmasının bu davanın sonucuna etkisi olduğunu, Kınık Cumhuriyet Başsavcılığı 2026/21 S. Nolu Nitelikli Dolandırıcılık Soruşturmasının Etkisinin; müvekkili şirket tarafından davacı .... ve asıl ticari muhatap olan ..... Şti. yetkilileri hakkında Kınık Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/21 S. sayılı dosyası ile "Nitelikli Dolandırıcılık" ve "Resmi Belgede Sahtecilik" şüpheleri ile suç duyurusunda bulunulduğunu, söz konusu soruşturma, huzurdaki itirazın iptali davasının temelini teşkil eden faturaların ve sevkiyat belgelerinin sahteliği, muvazaalı olduğu ve aslında hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan bir borç ilişkisinin yargı makamları kullanılarak tahsil edilmeye çalışıldığı iddiasına dayandığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 165. maddesi uyarınca; "Bir davanın karara bağlanması, başka bir davaya, idari makamın kararına veya yargılamanın konusuyla ilgili bir işlemin sonucuna kısmen veya tamamen bağlıysa, mahkeme o davanın sonuçlanmasını veya kararın kesinleşmesini bekleyebilir." somut olayda, davacının alacak iddiasına dayanak yaptığı faturaların, aslında ..... ile müvekkili arasındaki cari hesap mahsuplaşmasını engellemek amacıyla, davacı adına "saman adam" sıfatıyla düzenlendiğinin iddia edildiğini, bu durumun ceza hukuku boyutunda "dolandırıcılık" teşkil edip etmediği, kantar fişlerindeki gönderici bilgilerinin tahrif edilip edilmediği ve fiili üreticinin kim olduğu hususları ceza soruşturmasının konusu olduğunu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 2024/683 E. ve 2024/703 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; "Faturaya bağlanmamış takip konusu alacakların, diğer delillerle ve faturaya bağlanmış alacak kısmının karşılaştırılması ile varsa belirleneceği gözetilerek" inceleme yapılması gerektiğinin vurgulandığını, söz konusu içtihat, alacağın sadece faturaya dayanarak sübut bulmayacağını, faturanın altındaki temel ilişkinin ve diğer delillerin (somut olayda ceza soruşturmasındaki bulguların) titizlikle incelenmesi gerektiğini ortaya koyduğunu, eğer ceza soruşturması neticesinde davacının bir "organize suç şeması" içinde yer aldığı ve faturaların muvazaalı olduğu tespit edilirse, huzurdaki davanın hukuki dayanağının tamamen ortadan kalkacağını, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/204 E. ve 2025/808 K. sayılı ilamında da muvazaa iddialarının öneminin şu şekilde vurgulandığını, "taraf takip tarihlerinin ve takiplerine dayanak bono ile faturaların düzenlenmesi sonucunu doğuran asıl borç ilişkilerinin tespiti ile doğum tarihleri belirlenerek muvazaada öncelik durumunun tartışılması" gerektiğini, yine aynı kararda "bononun/faturanın varlığı alacağı tek başına ispata yeterli olmadığını, bono tanzim nedenini oluşturan ve borç doğuran işlemlerin de ispat edilmesi gerekir" denilerek, faturanın arkasındaki maddi vakıanın araştırılması mahkemeye bir görev olarak yüklendiğini, bu kapsamda, Kınık Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki soruşturmanın neticesi beklenmeden verilecek bir kararın, maddi gerçekle bağdaşmayacağı gibi, müvekkili şirketin telafisi imkansız zararlara uğramasına ve adalete olan güvenin sarsılmasına sebebiyet vereceğini, davacının huzurdaki davayı açmakta aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, aktif husumet ehliyetinin, dava konusu hak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan gerçek hak sahibinin davayı açması olduğunu oysa ki dosya kapsamındaki kantar fişleri, nakliye belgeleri ve ticari teamüller incelendiğinde; malların fiili üreticisinin ve teslimatçısının davacı ..... değil, dava dışı ..... Şti. olduğunun açıkça görüleceğini , davacının, yalnızca fatura kesme yetkisi olan ancak bu boyutta bir ticari hacmi yönetecek ne üretim kapasitesine ne de mali güce sahip bir figür olduğunu, davacının aktif husumet ehliyetinin yokluğunun, bizzat kendi ikrarlarıyla da sabit olduğunu , davacının, mahkemeye sunduğu dilekçesinde "hiçbir malvarlığının bulunmadığını" beyan ederek adli yardım talebinde bulunduğunu, 11,9 Milyon TL değerinde kuru domatesi üreten, sevk eden ve finanse eden bir tacirin, mahkeme harcını dahi ödeyemeyecek kadar fakir olduğunu iddia etmesinin hayatın olağan akışına ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacının SGK borçları, elektrik faturası nedeniyle aleyhine yürütülen icra takipleri ve üzerine kayıtlı hiçbir aracın bulunmaması, onun bir "saman adam" (straw man) olduğunu ve asıl alacaklı sıfatının ....’da olması gerektiğini kanıtladığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi'nin 2020/962 E. ve 2022/1276 K. sayılı kararında; "organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir" denilerek, muvazaalı işlemlerle alacaklı yaratılmasının hukuken korunmayacağının belirtildiğini, somut olayda, ....’nın müvekkili şirkete olan borçlarını mahsup etmemek adına .... ismini bir kalkan olarak kullandığı, yani "tüzel kişilik perdesinin" kötü niyetli olarak kullanıldığı sabit olduğunu, davacının, bu muvazaalı yapının bir parçası olarak "alacaklı" sıfatını haksız yere iktisap etmeye çalıştığını, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, faturanın tek başına alacağı kanıtlamaya yetmeyeceği, faturanın içeriğindeki malın bizzat davacı tarafından teslim edildiğinin ve akdi ilişkinin davacı ile kurulduğunun ispat edilmesi gerektiği sabit olduğunu, davacı .....’ın ne o miktarda ürünü kurutacak sergi alanı ne de nakliyesini yapacak lojistik gücü mevcut olduğunu, bu durumun, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, gerçek alacaklı sıfatının ....’da olduğunu ve müvekkili şirketin bu şirketle olan cari hesap mahsuplaşmasının esas alınması gerektiğini gösterdiğini, davacının, dava dilekçesinde müvekkili şirketin malvarlığı üzerine ihtiyati haciz konulmasını talep ettiğini, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın vadesinin gelmiş olması ve alacağın varlığı hakkında mahkemede "yaklaşık bir ispat" düzeyinde kanaat oluşması gerektiğini, oysa davada alacak likit (belirlenebilir ve tartışmasız) olmadığı gibi, alacağın varlığı dahi ağır cezalık bir suç şüphesi altında olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2018/480 E. ve 2018/677 K. sayılı kararında, muvazaa ve paravan şirket iddialarının bulunduğu hallerde "asıl uyuşmazlığı çözecek nitelikte ihtiyati tedbir veya haciz kararı verilemeyeceği" vurgulandığını, davacının "hiçbir malvarlığım yok" diyerek adli yardım istediği bir dosyada, müvekkili gibi köklü bir ihracatçı firmanın malvarlığına el konulmasını istemesi, dürüstlük kuralı ile bağdaşmayan bir taciz niteliğinde olduğunu, ihtiyati haciz, borçlunun mal kaçırma ihtimalinin bulunduğu durumlarda uygulanan geçici bir hukuki koruma olduğunu, müvekkili şirketin, ticari faaliyetlerini şeffaf bir şekilde yürüten, vergi kayıtları ve ticari defterleri usulüne uygun olan bir tacir olduğunu, davacının ise tam aksine, borca batık olduğu, elektrik borçlarını dahi ödeyemediği ve bir "organizasyonun" parçası olarak hareket ettiği kendi sunduğu belgelerle sabit olduğunu, alacaklı sıfatının dahi ceza mahkemesinde tartışıldığı bir aşamada, müvekkilinin ticari itibarını zedeleyecek ve faaliyetlerini durduracak bir ihtiyati haciz kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olacağını, davacının iddia ettiği alacak, bir yargılamayı gerektirmekte olup; likit olmadığını, alacağın varlığı, .... ile olan cari hesap ilişkisinin incelenmesine, kantar fişlerinin asıllarının celbine ve davacının üretim kapasitesinin teknik bilirkişi marifetiyle tespitine bağlı olduğunu, Yargıtay'ın istikrarlı kararları uyarınca, yargılamayı gerektiren ve miktarı tartışmalı olan alacaklar için ihtiyati haciz kararı verilemeyeceğini, davacının bu talebinin, müvekkili baskı altına alarak haksız bir sulhe zorlama amacı taşıdığını ve bu nedenle reddi iktiza edeceğini, bu bölüm kapsamında arz edilen usuli itirazları ve bekletici mesele taleplerinin, davanın temelini sarsacak nitelikte olduğunu, davacı .....’ın, asıl borçlu ....’nın borçlarını perdelemek amacıyla öne sürülen bir figür olduğu ve bu durumun Kınık Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/21 S. sayılı dosyasıyla soruşturulduğu gözetildiğinde, ceza dosyasının neticesi beklenmeden yapılacak her türlü işlem adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edeceğini, davacının aktif husumet ehliyetinden yoksun oluşu ve alacağın likit olmaması nedeniyle, öncelikle usuli taleplerinin kabulü ile haksız ihtiyati haciz taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın temelini teşkil eden ve yaklaşık 11,9 Milyon TL tutarındaki 9 adet fatura, ticari hayatın olağan akışı, mantık kuralları ve davacının somut mali durumu ile tam bir tezat oluşturduğunu, davacı ....., dava dilekçesinde kendisini büyük ölçekli bir tedarikçi gibi sunsa da, dosya kapsamındaki resmi veriler ve davacının bizzat yaptığı adli yardım talebi, bu iddianın fiziksel ve ekonomik olarak imkansızlığını gözler önüne serdiğini, bir şahsın, tek başına 150-170 ton civarında kurutulmuş domatesi üretmesi, bu üretimi finanse etmesi, lojistik süreçlerini yönetmesi ve bu esnada "elektrik borçlarını dahi ödeyemeyecek" kadar aciz içinde olması, hukuk mantığıyla izah edilemeyeceğini, davacının adli yardım talebi ekinde sunduğu ve mahkemece celp edilecek olan veriler incelendiğinde; adına tescilli tek bir aracın dahi bulunmadığı, herhangi bir gayrimenkul kaydının olmadığı, 54 aydır ödenmemiş SGK prim borçlarının bulunduğu ve temel işletme gideri olan elektrik faturaları nedeniyle icra takipleriyle boğuştuğu görüldüğünü, bu denli borca batık ve operasyonel gücü sıfıra inmiş bir şahsın, milyonluk bir hammadde alımını, işçilik giderlerini ve kurutma sahası maliyetlerini karşılayarak müvekkil şirket'e mal teslim etmesi mümkün olmadığını, bu noktada, faturanın varlığının alacağın ispatı için yeterli olmadığına dair yerleşik içtihatların somut olaya uygulanması zorunlu olduğunu, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/460 E. ve 2022/326 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere: "Fatura tek başına alacağın kanıtı değildir. Faturanın dayanağı olan temel ilişkinin ispatı gerekir. Tek yanlı düzenlenen faturanın, düzenleyen tarafın kendi ticari defterlerine kayıt edilmiş olması alacağın varlığını ispatlamaz. Faturalarda belirtilen malların davalı alıcıya teslim edildiği iddiasını davacı ispatla yükümlüdür. Fatura içeriğindeki malların davalıya teslimi dayanak belgelerle kanıtlanmadığı sürece ticari defterler tek başına malın teslim edildiğini ispata yeterli değildir." (İstanbul 20. ATM - 2021/460 - 2022/326) anılan içtihat ışığında; davacının, müvekkili Şirket ile arasında gerçek bir akdi ilişki olduğunu ve bu hacimdeki bir üretimi bizzat gerçekleştirdiğini somut delillerle ispat etmek zorunda olduğunu, oysa davacının mali profili, bu üretimin "başkası adına" yapıldığını veya davacının sadece bir "fatura figüranı" olarak kullanıldığını açıkça gösterdiğini, davacının adli yardım talebiyle beyan ettiği yoksulluk ile takip konusu yaptığı milyonluk alacak arasındaki uçurum, dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırılığın ve muvazaalı işlemin en somut karinesi olduğunu, dosyadaki maddi vakıalar, davacı ....'ın bağımsız bir tacir değil, asıl borçlu ...... Şti.'nin (....) ticari operasyonlarını perdelemek için kullanılan bir "saman adam" olduğunu kanıtladığını , müvekkil Şirket'in gerçek ticari muhatabı, domates kurutma işi için el sıkıştığı, avanslar gönderdiği ve operasyonel süreçleri yöneten .... ve yetkilisi .... olduğunu , davacı ile ....'nın aynı adreste faaliyet göstermesi, bu ilişkinin organik ve muvazaalı mahiyetini teyit ettiğini, en dikkat çekici delilin ise sevkiyatların "kimlik kartı" niteliğindeki kantar fişleri olduğunu, davacı tarafından düzenlenen faturalara konu malların teslimatına ilişkin kantar fişleri incelendiğinde, gönderici hanesinde.... değil, "...." ibaresinin yer aldığı görüleceğini, bu durumun, mülkiyetin ve zilyetliğin devrinin .... tarafından yapıldığını, davacının ise sadece kağıt üzerinde alacaklı yaratmak amacıyla devreye sokulduğunu gösterdiğini , Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/204 E. ve 2025/808 K. sayılı kararında bu tür durumlar için şu ilke benimsendiğini, "kendi defterlerinde kayıtlı faturaya dayandığına göre bu husus alacağın varlığını tek başına ispat etmez. ...nin defterinin usulüne uygun tutulup tutulmadığı, faturanın dayanağı belgelerin bulunup bulunmadığı, faturanın tebliğ edilip edilmediği incelendikten sonra kesin kanaat edinilip karar verilmelidir" (Yargıtay 6. HD - 2025/204 - 2025/808) somut olayda, faturanın dayanağı olan kantar fişleri ve sevk irsaliyeleri, faturayı düzenleyen kişi ile malı gönderen kişinin farklı olduğunu ortaya koyduğunu, eğer davacı gerçek bir satıcı olsaydı, lojistik belgelerin tamamında kendi unvanı yer alacağını oysa tüm lojistik organizasyon .... üzerinden yürütüldüğünü , nakliyecilere ödemelerin bu kanal üzerinden planlandığını ve müvekkili Şirket'ten alınan avanslar ....'nın hesaplarına girdiğini, davacı adına kesilen faturaların, müvekkili şirket'in ....'daki alacaklarını mahsup etmesini engellemek için kurgulanmış bir "şahısta muvazaa" (taraf muvazaası) örneği olduğunu, Türk Borçlar Kanunu m. 19 uyarınca, tarafların gerçek iradesini yansıtmayan bu muvazaalı işlemler hukuken geçersiz olduğunu, müvekkili şirketin, bu muvazaalı yapının tarafı değil, aldatılan üçüncü kişisi konumunda olduğundan, muvazaa iddiasını tanık ve her türlü delille ispatlama hakkına sahip olduğunu, ticari hayatta basiretli bir tacir, borca batık, icra takipleriyle boğuşan ve üretim kapasitesi bulunmayan bir şahıstan milyonlarca liralık mal alımı yapmayacağını, müvekkili şirket'in davacı ile doğrudan bir pazarlık yapmamış olması, tüm sürecin .... yetkilileriyle yürütülmesi, faturaların ise ".... ." adına gelmesi, tipik bir "organik bağ ve perdeleme" stratejisi olduğunu, bu stratejinin amacının, müvekkili şirket'in ....'ya gönderdiği milyonlarca liralık avansın, teslim edilen mallardan mahsup edilmesini imkansız hale getirdiğini, müvekkilinin, "Malı ....'dan aldım, avansımı mahsup ederim" dediğinde, karşısına "Hayır, faturayı kesen ...'dır, ona ayrıca ödeme yapmalısın" şeklinde haksız bir talep çıkarıldığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi'nin 2020/962 E. ve 2022/1276 K. sayılı kararında, bu tür muvazaalı yapılar ve tüzel kişilik perdesinin aralanması gerekliliği şu şekilde ifade edildiğini, "organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir... şirketlerin faaliyet alanlarının, aralarında muvazaalı işlemler olup olmadığının değerlendirilmesi, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde somut olay yönünden inceleme yapılması gerekmektedir" (İstanbul BAM 45. HD - 2020/962 - 2022/1276) davacının durumunda da tam olarak bu "kötü niyetli işlem" mevcut olduğunu, ...., müvekkili şirket'e olan borçlarını ödememek ve gönderilen avansları "karşılıksız" bırakmak amacıyla, davacıyı bir kalkan olarak kullandığını, davacı adına düzenlenen faturalar, gerçek bir ticari alışverişin ürünü değil, müvekkil şirket'i zarara uğratma kastıyla oluşturulmuş kağıt üzerindeki kayıtlar olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 2020/1023 E. ve 2023/978 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; "Fatura tek başına alacağı kanıtlamaya yeterli olmayıp, fatura konusu mal ve hizmetin verildiğinin de davacı yanca kanıtlanması gerekir." davacı, kendi adına tescilli bir depo, kurutma alanı veya işçi kadrosu olmadığını ikrar ederken, bu malı nasıl teslim ettiğini kanıtlayamadığını, davacı ....'ın "saman adam" sıfatı; mali yetersizliği, lojistik belgelerdeki ....vurgusu ve müvekkili Şirket'in alacaklarını mahsup etmesini engellemeye yönelik organize hareket tarzı ile sabit olduğunu, ticari defterlerin incelenmesi aşamasında, müvekkili şirket'in ....'ya yaptığı ödemeler ile davacıdan geldiği iddia edilen malların eşleştiği, ancak fatura düzenleyicisinin "şahısta muvazaa" yoluyla değiştirildiği teknik olarak da ispatlanacağını, bu denli ağır bir muvazaa ve dolandırıcılık şüphesi barındıran bir dosyada, sadece fatura şekil şartlarına bakılarak karar verilmesi, adaletin yanıltılmasına ve müvekkili şirket'in mükerrer ödeme riskiyle karşı karşıya kalmasına neden olacağını, davacı .... tarafından ikame edilen davanın, şekli bir bakış açısıyla "9 adet faturaya dayalı alacak" gibi sunulsa da, ticari hayatın gerçekleri, taraflar arasındaki fiili işleyiş ve dosya kapsamındaki lojistik veriler, uyuşmazlığın çok daha karmaşık bir cari hesap ve mahsup ilişkisinden kaynaklandığını ortaya koyduğunu, davacının, müvekkili şirket ile olan ilişkisini birbirinden kopuk, bağımsız ve münferit satışlar silsilesi olarak niteleyerek, her bir faturayı kesin bir borç ikrarı gibi mahkemeye sunduğunu oysa ki, kurutulmuş domates tedariki gibi yüksek hacimli, dönemsel ve operasyonel maliyeti yoğun olan bir ticari faaliyette, tarafların "hesaplaşma" usulüyle çalışması kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu, bu bölümde, davacının kurguladığı "basit alacak" senaryosunun aksine, ticari ilişkinin ... merkezli bir cari hesap yapısında nasıl şekillendiğini, sevkiyatların fiziksel gerçekliği ve ödemelerin mahsup zinciri içerisindeki yeri detaylandırılacağını, davacının dava dilekçesinde ve icra takiplerinde esas aldığı temel argüman, müvekkili şirket’e 9 ayrı sevkiyatla mal teslim edildiği ve bu teslimatlara ilişkin fatura bedellerinin ödenmediği olduğunu ancak Türk Ticaret Kanunu ve yerleşik ticari teamüller uyarınca, taraflar arasında süreklilik arz eden, avans ödemeleriyle finanse edilen ve mahsuplaşma ile sonuçlanan ilişkiler "münferit satış" değil, "cari hesap" karakteri taşıdığını, davacının, müvekkili şirket’ten aldığı kısmi ödemeleri ve çekleri kabul edip bunları "alacaktan düşmesi" dahi, taraflar arasında tekil işlemlerden ziyade, bir hesap bakiyesinin takip edildiğinin en somut kanıtı olduğunu, ticari defterlerin ve kayıtların bu uyuşmazlıkta ne denli belirleyici olduğu hususunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2022/889 E. ve 2024/1649 K. sayılı ilamı yol gösterici olduğunu, kararda açıkça belirtildiği üzere; "Tek başına fatura düzenlenmesi alacağı kanıtlamadığı gibi faturanın tebliğ edilmiş olması da fatura içeriği alacağın varlığı sonucunu doğurmaz." bu içtihat ışığında, davacının sadece fatura sunarak ve bu faturaların müvekkili şirket kayıtlarına girmiş olmasından hareketle alacak iddiasında bulunması hukuken yetersiz olduğunu, mahkemece yapılması gerekenin, "mahkemece, taraflar arasındaki ticari ilişkinin başladığı tarihten sözleşmenin feshedildiği tarih aralığındaki tarafların mal ve hizmet satımına ilişkin BS formları ile mal ve hizmet alımına ilişkin BA formlarının ilgili vergi dairesi müdürlüklerinden getirtilmek suretiyle ... tarafların ticari defter ve kayıtlarının uzman bilirkişi marifetiyle inceletilmek suretiyle ... tespit edilmesi" olduğunu, müvekkili şirketin, kurutulmuş domates operasyonunun başlangıcından itibaren tüm hammadde, işçilik ve lojistik masraflarını asıl muhatabı olan ....ya gönderdiği avanslarla finanse ettiğini, davacı ....'ın, bu organizasyonun içinde ....’nın borçlarını perdelemek ve müvekkili şirket’in mahsup hakkını engellemek üzere "fatura kesen birim" olarak konumlandırıldığını, davacının kendi ticari defterlerinde bu faturaların kayıtlı olması, alacağın gerçekliğini ispatlamaya yetmediğini, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 2021/609 E. ve 2023/1148 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere; "Davacının kendi ticari defterlerindeki aleyhe kayıtların aleyhe delil niteliğinde olması" durumu söz konusu olduğunu, davacının defterleri incelendiğinde, müvekkili şirket tarafından....’ya yapılan ve aslında davacının teslimatlarına temel teşkil eden finansmanın mahsup edilmediği, hesapların tek taraflı ve muvazaalı şekilde açık tutulduğu görüleceğini, davacının "ben ürettim ve ben teslim ettim" iddiası, dosya kapsamındaki lojistik belgeler ve kantar fişleri ile doğrudan çeliştiğini, bir tacirin mal teslim ettiğini ispat yükü, Türk Borçlar Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca kendisinde olduğunu , İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/460 E. ve 2022/326 K. sayılı kararında bu husus net bir şekilde ifade edildiğini, "Fatura tek başına alacağın kanıtı değildir. Faturanın dayanağı olan temel ilişkinin ispatı gerekir. Tek yanlı düzenlenen faturanın, düzenleyen tarafın kendi ticari defterlerine kayıt edilmiş olması alacağın varlığını ispatlamaz. ... Faturalarda belirtilen malların davalı alıcıya teslim edildiği iddiasını davacı ispatla yükümlüdür. Fatura içeriğindeki malların davalıya teslimi dayanak belgelerle kanıtlanmadığı sürece ticari defterler tek başına malın teslim edildiğini ispata yeterli değildir." somut olayda davacı ....'ın, teslimatı kanıtlayacak somut bir sevk irsaliyesi veya teslim belgesi sunamadığını ,dosyaya sunulan nakliye faturaları ve kantar fişleri ise davacının aleyhine delil teşkil ettiğini, kantar fişlerinin "Gönderici" hanesinde .... değil, .... veya yetkilileri yer aldığını , İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1381 E. ve 2018/640 K. sayılı kararında belirtildiği gibi; "fatura içeriği malların davalıya teslim edildiğini gösteren somut bir sevk irsaliyesi veya bir belge dosyaya sunulmamış" olması davanın reddini gerektiren en temel eksiklik olduğunu, davacının iddia ettiği 11,9 milyon TL’lik malın, hiçbir taşıma aracı, personeli veya lojistik altyapısı olmayan bir şahıs tarafından sevk edilmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, nakliyeciler .... ve .... tarafından düzenlenen belgeler incelendiğinde, bu şahısların .... ile organik bağ içerisinde oldukları ve talimatları ...’dan aldıkları sabit olduğunu, Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/1436 E. ve 2023/236 K. sayılı kararında altı çizildiği üzere; "faturalara konu malın teslim edildiğinin ispat yükü davacı tarafta olup, teslime ilişkin herhangi bir yazılı belge sunulmamıştır." davacı, kendi adına düzenlenmiş, müvekkili şirket yetkililerince imza edilmiş geçerli bir teslim belgesi ibraz edemediği sürece, sadece kağıt üzerindeki fatura kayıtlarına dayanarak borç ihdas edemeyeceğini, kantar fişlerinin asılları celp edildiğinde, malın çıkış noktasının ....’ya ait tesisler olduğu ve davacının bu süreçte sadece "kağıt üzerinde bir aracı" olarak kullanıldığı teknik olarak kesinleşeceğini, davacının alacak iddiasını çürüten en kritik finansal veri, müvekkili şirket’in ödeme projeksiyonu olduğunu, müvekkili şirketin, ticari ilişkinin asıl sahibi olan ....’ya sezon boyunca milyonlarca lira tutarında avans gönderdiğini, davacının iddia ettiği 1,3 milyon TL’lik ödeme ise, bağımsız bir borcun ikrarı değil, ....’nın yönlendirmesiyle yapılan "adrese teslim" mahsup ödemeleri olduğunu, özellikle 09.10.2024 tarihli 300.000 TL tutarlı ödeme, davacının "saman adam" sıfatını pekiştiren ve .... ile olan mahsup zincirinin bir halkasını oluşturan bir işlem olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2020/1562 E. ve 2022/2016 K. sayılı kararında bu tür ödemelerin mahiyeti hakkında şu tespit yapıldığını , "16.000,00-TL ödemenin avans ödemesi olduğu davacı tarafça ikrar edildiğinden, bu ödeme fatura konusu ürünlerin teslimine karine teşkil etmeyecektir." müvekkili şirket tarafından davacıya yapılan ödemeler de tam olarak bu nitelikte olduğunu yani bir malın teslim alındığına dair kabul değil, yürütülmekte olan karmaşık tedarik sürecinin finansmanı için gönderilen avans niteliğindeki bedeller olduğunu, davacının, bu ödemeleri alıp "bakiyem kaldı" diyerek takibe geçmesi, kötü niyetli bir yaklaşım olduğunu, davacı yanın, müvekkili şirket ile .... arasındaki devasa avans trafiğini görmezden gelerek, sadece kendi hesabına yatan cüzi tutarları "satış bedeli" olarak nitelemesi ticari dürüstlükle bağdaşmayacağını, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2016/10080 E. ve 2017/6258 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, ispat yükü her zaman "aksini iddia eden" davacıda olduğunu , "karinenin aksinin davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği, davacının ödenmeme iddiasını ispatlayamadığı" durumlarda davanın reddi gerekeceğini, müvekkili şirketin, .... üzerinden yaptığı ödemelerle borcunu fazlasıyla ifa ettiğini hatta ....’dan alacaklı konuma geçtiğini, davacı .... adına düzenlenen faturalar, müvekkil’in ....’daki alacaklarını mahsup etmesini engellemek için kurulan muvazaalı bir baraj olduğunu, ticari defterler üzerinde yapılacak uzman incelemesi neticesinde, müvekkili şirket’in .....’ya gönderdiği paraların, davacının kestiği faturalardaki domateslerin alımı, kurutulması ve nakliyesi için kullanıldığı; yani "malın bedelinin aslında asıl üreticiye/organizatöre peşinen ödendiği" ortaya çıkacağını, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/47 E. ve 2023/349 K. sayılı kararında, gümrük ve banka kayıtları incelenerek "eşya bedellerinin peşin ödendiği, transfer bilgi formalarından anlaşıldığını, bu beyannamelere ilişkin davacının davalıdan alacağının olmadığının anlaşıldığını" belirterek davanın reddine karar verilmesi, müvekkil şirket’in savunmasını destekleyen çok güçlü bir emsal olduğunu, müvekkili şirketin de benzer şekilde, tüm finansmanı ... üzerinden sağlamış olup, davacıya yapılan sembolik ödemeler sadece .....’nın talimatıyla gerçekleştirilen teknik aktarımlar olduğunu, huzurdaki uyuşmazlığın temelinde yatan maddi gerçek; davacının bağımsız bir tacir değil, ....’nın borçlarını gizlemek ve müvekkil şirket’i mükerrer ödeme yükü altına sokmak amacıyla kullanılan bir figür olduğunu, sevkiyatların .... tarafından yapıldığına dair kantar fişleri, müvekkil’in ....’ya yaptığı milyonluk avans ödemeleri ve davacının borca batık mali profili bir bütün olarak değerlendirildiğinde; 9 adet faturanın gerçek bir borç doğurmadığı, aksine bir mahsup zincirini perdelemek amacıyla oluşturulduğu sübut bulacağını , ticari hayatın olağan akışı, 11 milyon TL’lik mal teslim eden bir şahsın, kendi elektrik faturasını ödeyemeyecek kadar aciz olmasını veya malın sevkiyat belgelerinde başka bir şirketin adının yazmasını kabul etmeyeceğini, bu nedenle, davacının "fatura var, borç var" şeklindeki yüzeysel iddiası, dosyadaki somut lojistik ve finansal veriler karşısında çökmeye mahkum olduğunu, uyuşmazlığın teknik temelini, tarafların ticari defterlerinin usulüne uygunluğu ve bu defterlerdeki kayıtların birbirini teyit edip etmediği hususu oluşturduğunu, Türk Ticaret Kanunu m. 64/3 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 222 uyarınca, ticari defterlerin sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için defterlerin eksiksiz, usulüne uygun tutulmuş ve açılış-kapanış onaylarının tam olması gerektiğini, ancak davada, davacı .....’ın mali profili, adli yardım talebi ve borca batıklığı göz önüne alındığında, 11,9 milyon TL tutarındaki bir ticari hacmi yasal defterlerine teknik olarak işlemiş olması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafın sunduğu faturalar, müvekkili şirket’in ticari defterlerinde bir "borç" olarak değil, .... ile yürütülen karmaşık mahsup zincirinin bir parçası olarak görüldüğünü, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/955 E. ve 2023/336 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; 'davalı defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 14/07/2022 tarihli ve 23/11/2022 tarihli raporlarda, davacı tarafından icra takibine konu ... faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı ve irsaliyeli olarak düzenlenip teslim edildiğine dair kaydın bulunmadığı tespit edilmiştir.', bu emsal karar, faturanın tek başına bir borç doğurmadığını, borcun varlığı için bu kayıtların karşı tarafın defterlerinde de karşılığının bulunması ve teslim olgusunun teknik belgelerle doğrulanması gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu, müvekkili şirket’in defterleri incelendiğinde, davacıya doğrudan bir borç kaydı bulunmadığı, aksine tüm finansal akışın ..... üzerinden yönetildiği ve ödemelerin bu şirketin cari hesabına mahsup edildiği görüleceğini, davacının "fatura var, o halde alacak vardır" şeklindeki yüzeysel yaklaşımı, HMK m. 222/4 hükmü karşısında geçersiz olduğunu, 'Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.' ,davacının ticari defterlerinde, 11,9 milyon TL’lik malın üretimi için gerekli olan hammadde alımı, işçilik gideri, enerji maliyeti ve nakliye ödemelerine dair hiçbir teknik kayıt bulunmaması kuvvetle muhtemel olduğunu, bu durumun, davacının "saman adam" sıfatını teknik olarak ispatlayacak en güçlü veri olduğunu, müvekkili şirket’in usulüne uygun tutulmuş defterleri ise,.....’ya yapılan milyonluk avansların ve bu avanslar karşılığında gelen malların mahsup edildiğini, dolayısıyla davacıya ödenmesi gereken bağımsız bir bakiye olmadığını teknik bir kesinlikle ispatlayacağını, İcra ve İflas Kanunu m. 67/2 uyarınca icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için alacağın "likit" yani borçlu tarafından her an belirlenebilir, bilinebilir ve tartışmasız olması gerekmektedir. Oysa huzurdaki davada, alacağın varlığı, miktarı ve en önemlisi "alacaklı sıfatı" ciddi bir yargılamayı ve teknik incelemeyi gerektirdiğini, şahısta muvazaa iddiasının bulunduğu, asıl borçlu ve alacaklı dengesinin üçüncü bir şirket (....) üzerinden kurulduğu bir uyuşmazlıkta, alacağın likit olduğundan söz etmek hukuken imkansız olduğunu, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/460 E. ve 2022/326 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere; "Fatura tek başına alacağın kanıtı değildir. Faturanın dayanağı olan temel ilişkinin ispatı gerekir. Tek yanlı düzenlenen faturanın, düzenleyen tarafın kendi ticari defterlerine kayıt edilmiş olması alacağın varlığını ispatlamaz." , mahkeme aynı kararında, "Faturalarda belirtilen malların davalı alıcıya teslim edildiği iddiasını davacı ispatla yükümlüdür. Fatura içeriğindeki malların davalıya teslimi dayanak belgelerle kanıtlanmadığı sürece ticari defterler tek başına malın teslim edildiğini ispata yeterli değildir." diyerek, faturaya dayalı takiplerde alacağın kendiliğinden likit hale gelmeyeceğini teyit ettiğini, somut olayda, davacının sunduğu faturalar ile kantar fişleri arasındaki uyumsuzluk, nakliye faturalarının .... ile olan bağı ve müvekkil’inin yaptığı ödemelerin mahsup edildiği cari hesap yapısı, alacağın miktarını "yargılamayı gerektiren" bir boyuta taşıdığını, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, borçlunun haklı bir nedenle alacağın miktarını veya varlığını tartışmaya açtığı durumlarda icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceğini, müvekkili şirketin, davacının gerçek alacaklı olmadığını ve bu takibin bir dolandırıcılık teşebbüsünün parçası olduğunu (Kınık Cumhuriyet Başsavcılığı 2026/21 S. No'lu soruşturma ile) ileri sürerek itirazında son derece haklı olduğunu , bu nedenle, davanın reddi gerekirken aksi bir kabul halinde dahi, alacağın likit olmaması sebebiyle davacının tazminat talebinin reddi zorunlu olduğunu, İcra ve İflas Kanunu m. 67/2'nin ikinci cümlesi, "Takibinde haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılan alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine ... takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkum edilir" hükmünü amir olduğunu, davacı ....'ın, müvekkil şirket’in asıl muhatabının ... olduğunu, müvekkil’inin ....’ya milyonlarca lira avans ödediğini ve bu avansların mahsup edilmesini engellemek amacıyla kendisinin bir "perde" olarak kullanıldığını bildiğini, buna rağmen, hiçbir malvarlığı ve üretim kapasitesi olmaksızın, müvekkili şirket aleyhine 9 ayrı icra takibi başlatması, dürüstlük kuralına (TMK m. 2) açıkça aykırı ve kötü niyetli bir girişim olduğunu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 2021/609 E. ve 2023/1148 K. sayılı kararında emsal teşkil edecek bir yaklaşımla; "Davacının kendi ticari defterlerindeki aleyhe kayıtların aleyhe delil niteliğinde olması" ve buna rağmen takip başlatılması nedeniyle "süresinde sunulan cevap dilekçesinde kötüniyet tazminatı talep edildiğinden davacı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesi gerekirken" ilk derece mahkemesinin hatasını düzelterek, "Davanın REDDİNE, İcra takip çıkışı ve dava değeri olan 950.881,46 TL üzerinden %20'sine karşılık gelen 190.176,29 TL kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak davalılara verilmesine" karar verdiğini, huzurdaki davada da davacı, müvekkili şirket’i mükerrer ödeme baskısı altına sokmak ve yargı mekanizmasını haksız kazanç elde etmek için araç olarak kullanmak istediğini, davacının borca batık olması, elektrik faturalarını dahi ödeyememesi ancak 11,9 milyon TL’lik mal teslim ettiğini iddia etmesi, bu takibin temelden yoksun ve kötü niyetli olduğunu somutlaştırdığını, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/17175 E. ve 2022/7791 K. sayılı kararında vurguladığı gibi, "dürüstlük kurallarına açıkça aykırılık" teşkil eden muvazaalı işlemlerle başlatılan takiplerin iptali ve tazminatla cezalandırılması hukuk devletinin gereği olduğunu, bu nedenle, davanın reddi ile birlikte, müvekkili şirket’in uğradığı manevi zarar ve ticari itibar kaybı da gözetilerek, takip konusu tutarın %20’sinden aşağı olmamak üzere davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerini belirtmiş ,öncelikle, davacı ve .... yetkilileri hakkında yürütülen Kınık Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/21 S. No’lu nitelikli dolandırıcılık soruşturmasının HMK m. 165 uyarınca bekletici mesele yapılmasına, davacının hiçbir hukuki ve maddi temeli bulunmayan ihtiyati haciz talebinin reddine, davacının malvarlığı durumu ve milyonluk ticari iddiası arasındaki açık çelişki gözetilerek, haksız adli yardım talebinin reddine, davacının "saman adam" sıfatının, şahısta muvazaa olgusunun ve müvekkili şirket’in .... ile olan cari hesap/mahsup ilişkisinin tespiti amacıyla dosyanın uzman bilirkişi heyetine (Ticaret Hukuku, Muhasebe ve Lojistik uzmanı) tevdiine, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmaması ve iddia edilen borcun muvazaalı işlemlerle müvekkil’i zarara uğratma amacı taşıması nedeniyle davanın reddine, alacağın likit olmaması ve yargılamayı gerektirmesi nedeniyle davacının icra inkâr tazminatı talebinin reddine, davacının haksız ve kötü niyetli takibi nedeniyle, takip konusu tutarın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...Davacının adli yardım talebi ile ilgili Mahkememizce 16/01/2026 tarihinde " 1-Davacının yasal koşulları oluşmayan adli yardım talebinin REDDİNE, 2-Davacı tarafa; 732,00-TL başvurma harcı ile 203.865,84-TL peşin harcı yatırmak üzere HMK'nun 120. Maddesi gereği tebliğden itibaren 2 haftalık kesin süre verilmesine, verilen kesin süre içerisinde belirtilen harçların yatırılmaması halinde; Harçlar Kanunu 30 ve 16. maddesi gereğince eksik harçlar tamamlanıncaya kadar dosyanın işlemden kaldırılacağının davacı tarafa iş bu tensip tutanağı ile ihtarına,3-Davacı tarafa, yapılacak iş ve işlemlere esas olmak üzere bu aşamada hesaplanan, taraf sayısının 5 katı tutarında tebligat gideri olan; 2.100,00-TL gider avansını Mahkememiz veznesine yatırmak üzere HMK'nun 114/g mad. gereğince tebliğden itibaren 2 haftalık kesin süre verilmesine, aksi halde HMK' nun 115/2. maddesi uyarınca davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verileceği hususunun iş bu ara karar evrakı ile davacı tarafa ihtarına,Dair kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verilmiş ,ara karar davacı tarafa 21/04/2025 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı tarafça Mahkememiz ara kararına itiraz edilmiş , itiraz üzerine dosya itirazı incelemekle görevli İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmiş ,İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ' nin 12/02/2026 tarih, 2026/1 D.İş sayılı kararı ile; davacı vekilinin adli yardım talebinin reddine dair İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ' nin, 2026/12 Esas, 16/01/2026 tarihli kararına yapılan itirazın reddine kesin olarak karar verildiği, değişik iş kararının davacı vekiline 21/02/2026 tarihinde tebliğ edildiği belirlenmiştir. Her ne kadar davacı tarafça davacının tarım işiyle uğraşmakta olup, hem üretim hem de pazarlamasını yapan bir tacir olduğu, davalı..... Şirketiyle de Kuru Domates ticareti yaptığını, davaya konu itirazın iptali istenen icra takiplerindeki 9 farklı sevkiyata ilişkin ürünlerin, davalıya olan ticari güveninden dolayı, eksiksiz ve hasarsız olarak teslimatlarını yaptığı, faturalarını düzenleyip davalı tarafa faturaları ödemesi için gönderdiği, davalı tarafın söz konusu faturalara itiraz etmediği, icra takibine dayanak faturalar davalı şirketin muhasebe kayıtlarına işlendiği, davalı tarafın söz konusu sevkiyatlara ilişkin bir kısmının ödemesini eksik yaptığı, bir kısım sevkiyatların ödemesini ise hiç yapmadığını, davalı tarafından yapılan ödemelerin yalnızca; 20.09.2024 tarihli 500.000,00 TL'lik çek ödemesi, 09.10.2024 tarihinde müvekkilinin hesabına gönderilen 300.000,00 TL ve 15.10.2024 tarihli 500.000,00 TL'lik çek ödemesi ve 17.10.2024 tarihinde müvekkilinin hesabına gönderilen 10.000,00 TL'den ibaret olduğu, açılan icra takipleri yapılan ödemeler alacak miktarından düşülerek, ödenmeyen tutarlar üzerinden başlatıldığı, davalı tarafından açılan icra takiplerine itiraz edildiğinden bahisle davalının icra takiplerine yaptığı itirazların iptaline karar verilmesine yönelik davalı hakkında dava açılmış ve dava dilekçesinde davacının dava harç ve teminat giderlerini karşılayacak durumda olmadığı belirtilerek, adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi talep edilmiş ise de; davacı tarafa Mahkememizin 16/01/2026 tarihli Ara Kararının 2 nolu bendinde "Davacı tarafa; 732,00-TL başvurma harcı ile 203.865,84-TL peşin harcı yatırmak üzere HMK'nun 120. Maddesi gereği tebliğden itibaren 2 haftalık kesin süre verilmesine, verilen kesin süre içerisinde belirtilen harçların yatırılmaması halinde; Harçlar Kanunu 30 ve 16. maddesi gereğince eksik harçlar tamamlanıncaya kadar dosyanın işlemden kaldırılacağının davacı tarafa iş bu tensip tutanağı ile ihtarına," 3 nolu bendinde de "Davacı tarafa, yapılacak iş ve işlemlere esas olmak üzere bu aşamada hesaplanan, taraf sayısının 5 katı tutarında tebligat gideri olan; 2.100,00-TL gider avansını Mahkememiz veznesine yatırmak üzere HMK'nun 114/g mad. gereğince tebliğden itibaren 2 haftalık kesin süre verilmesine, aksi halde HMK' nun 115/2. maddesi uyarınca davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verileceği hususunun iş bu ara karar evrakı ile davacı tarafa ihtarına," karar verildiği, Mahkememiz ara kararına davacı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/02/2026 tarih, 2026/1 D.İş sayılı kararı ile; davacı vekilinin adli yardım talebinin reddine dair İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ' nin, 2026/12 Esas, 16/01/2026 tarihli kararına yapılan itirazın reddine karar verildiği, değişik iş kararının davacı vekiline 21/02/2026 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafça verilen kesin süre içerisinde gerekli gider avansının yatırılmadığı, HMK.'nun 114/g maddesinde davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olmasının dava şartı olarak düzenlendiği, mahkemenin, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırması ve dava şartı noksanlığı tespit etmesi halinde davanın usulden reddine karar vermesi gerektiği, incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşılmış, HMK'nun 115/2 maddesi gereğince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermek gerekmiştir.'' gerekçesi ile; HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın dava şartı yokluğu sebebiyle HMK 114/g ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE," şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin dava harçlarını yatıracak maddi gücü olmadığı için davayı adli yardım talepli açtığını, müvekkilinin maddi gücünün dava harç ve masraflarını yeterli olmadığı her türlü belge ve delille ortaya konulmasına rağmen adli yardım talebi yalnızca şirket kurulurken ''taahhüt'' etmiş olduğu sermaye bedeli gerekçe gösterilerek (söz konusu taahhüt edilen sermayenin yerine getirilip getirilmediği değerlendirilmeden) ve banka hesaplarının olduğundan bahisle usul ve yasaya aykırı şekilde reddedildiğini ve mahkemenin bunun üzerine 732,00-TL başvurma harcı ile 203.865,84-TL peşin harç ve 2.100,00 TL gider avansının yatırılması için müvekkiline ''kesin'' süre verildiğini, adli yardım talebi reddi sonrası müvekkiline yüklenen bu ödeme yükümlülüğünün, davalı taraf yüzünden borca batık durumda olan müvekkilinin maddi durumu dikkate alınmadan uygulanması ve kesin süre verilmesinin maddi anlamda hakkaniyete aykırı olduğunu ve müvekkilinin hak arama özgürlüğünü fillen ortadan kaldırdığını, müvekkilinin çok yüksek tutarda olan bu miktarları karşılayamadığı için bu kadar kısa sürede bu kadar parayı toparlayamadığını ve mahkemeye yatıramadığını, yalnızca ilk talep edilen 500 TL gider avansını yatırabildiğini, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken henüz dava açılış harcını tamamlayamamış olan müvekkilinin yalnızca gider avansını eksik yatırmasından kaynaklı davanın usulden reddedilmesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, müvekkilinin, dava konusu ticari ilişkiden kaynaklanan alacağını tahsil edememesi nedeniyle ciddi ekonomik sıkıntıya düştüğünü, bu alacak için sermayesinin büyük bir kısmını kullanmış olması sebebiyle ticari faaliyetlerinin büyük ölçüde sekteye uğradığını, davalı tarafın borcunu ifa etmemesi üzerine, müvekkilinin üretim sürecinde katlandığı giderleri karşılayabilmek için borca battığını, müvekkilinin hiç malvarlığının kalmadığını, üretimde kullanılan elektrik faturalarını dahi ödeyemez duruma geldiğini, açıklanan tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde, müvekkilinin yargılama giderlerini karşılama gücünden açıkça yoksun olduğunun sabit olmasına rağmen, çeşitli kurumlara yazılan müzekkerelere verilen cevapların da beyanlarını doğrular nitelikte olmasına rağmen ilk derece mahkemelerinin hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde adli yardım taleplerini reddettiğini, tüm bu nedenlerle müvekkilinin, dava açılırken gerekli harç ve giderleri karşılayamadığı gibi, istinaf başvurusu için gereken masrafları da ödeme imkânından yoksun olduğunu, Mahkemece verilmesi gereken kararın davanın açılmamış sayılması olduğunun tespitini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava: İtirazın İptali istemine ilişkindir. HMK'nun 355. Maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlarda res'en gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; gider avansının dava şartı olmasına ve davacı tarafça verilen kesin süre içerisinde gider avansının yatırılmamış olmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10/03/2026 tarih, 2026/12 Esas ve 2026/230 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken harç peşin olarak alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın re'sen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 30/09/2026