Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1459 E. 2026/2294 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1459
- Karar No
- 2026/2294
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1459 KARAR NO : 2026/2294
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/07/2026 NUMARASI : 2025/36 2026/723 DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 15/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 15/10/2026
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/36 Esas ve 2026/723 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın HMK 150/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali istemli davanın yapılan yargılaması sırasında davacı tarafça takip edilmeyen iş bu davanın HMK 150/1.maddesi gereğince işlemden kaldırıldığı, 10/04/2026 tarihinden itibaren HMK 150/5. maddesi gereğince üç aylık yasal süre içinde yenilenmediği..." gerekçesi ile, davanın H.M.K.'nun 150/5. maddesi gereğince AÇILMAMIŞ SAYILMASINA karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı vekili olarak 10.04.2026 tarihli duruşmadan önce, aynı tarih ve saatte gerçekleştirilmesi zorunlu olan toplu iş sözleşmesi görüşmelerine katılacak olmasından dolayı nedeniyle mazeret dilekçesi sunduğunu, mazeretinin yargılamayı uzatmaya yönelik sistematik bir davranışın parçası olmayıp, mesleki yükümlülükten kaynaklanan zorunlu bir mazeret olduğunu, dosyada yer alan diğer mazeretlerden birinin de, duruşma günü mahkemeye bizzat gelmiş olmalarına rağmen mahkeme Hâkiminin görevli/izinli olması nedeniyle duruşmanın gerçekleştirilemeyeceğinin bildirilmesi üzerine, kalem personelinin yönlendirmesi doğrultusunda düzenlenmiş şekli bir mazeret dilekçesi olduğunu, 10.04.2026 tarihli duruşmada mazeret dilekçesinin delillendirilmediği gerekçesiyle reddedildiğini ve aynı celsede HMK'nın 150. maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına ve verilen kararın taraflara tebliğine karar verilmiş olmasına rağmen dosyanın işlemden kaldırıldığı hususunun dosyada tebligat için yetecek miktarda 1.655.00.TL gider avansının da mevcut olmasına rağmen mazeretin reddine ilişkin ara karar ile dosyanın işlemden kaldırılmasına ilişkin ara kararın elektronik tebligat veya fiziki tebligat yoluyla tebliğ edilmediğinden HMK'nın 150. maddesinde düzenlenen üç aylık yenileme süresinin işlemeye başladığını öğrenebilme ve kanundan doğan yenileme hakkını kullanabilme imkânının fiilen ortadan kaldırıldığını, bu durumun yalnızca HMK'nın 27 ve 150. maddelerine değil Anayasa'nın 36. maddesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesine ve yerleşik Mahkeme içtihatlarına açıkça aykırı olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, cari hesap alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının mazeret dilekçesinin usulüne uygun olup olmadığı ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilip verilmeyeceği hususudur. 6100 Sayılı HMK'nın 150. maddesine göre; "(1)Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. (2)Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez. (3)Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır. (4)Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçeyle başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır. (5)İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. (6) İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır. (7)Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır." şeklinde düzenlenme yer almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir. Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur. AİHM'ye göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. Hemen belirtilmelidir ki yargılama hukukunun temelini teşkil eden en önemli ilkelerden olan hukuki dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma Hakkı’nın da en önemli unsurudur. Hukuki dinlenilme hakkı tarafların öncelikle yargılama ile ilgili bilgi sahibi olmasını, bilgi sahibi olduğu konuda açıklama ve ispat hakkını kullanmasını ve mahkemenin de bu açıklamaları ve sunulan delilleri dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini gerektirir. Bu nedenle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/4-56 Esas ve 2022/438 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; Bilindiği üzere hâkim, taraflara duruşmada hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkân vermeli, tarafları usulüne uygun biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkâna rağmen duruşmaya gelme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ceza usulündekinin aksine hukuk davalarında taraflar zorla (ihzaren) duruşmaya getirilemez. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi dava dosyasının işlemden kaldırılması veya gelmeyen tarafın yokluğunda yargılamaya devam edilmesidir (Kuru. Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü. 6. Baskı. İstanbul 200, C:IV, s. 4057). 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/son maddesi hükmüne göre “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir”. Yine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 30. maddesi gereği hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde belirtildiği üzere bu düzenleme ile yargılamanın gecikmeye meydan vermeden, düzenli ve en az masrafla yapılması amaçlanmıştır. Anılan Kanun’un 150. maddesine göre usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir (m.150/1). İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen dava, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez (m.150/2). İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır (m. 150/5). Davanın taraflarının mazeret dilekçesi ibraz edilmesi halinde mazeretin kabulü ya da reddi hususunda takdir mahkemeye aittir. Mahkemece izlenecek yolun, hakkaniyet ve adalet duygularının gereğine uygun olması gereklidir. Özellikle bu konuda hiçbir yükümlülüğü ve dahili bulunmayan taraflar yönünden hak kaybına yol açmamalıdır. Yasa hükmü yorumlanırken, Anayasanın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. maddesine uygun yorumla, müvekkil yönünden Adalet bir olup bittiye getirilmemeli, davaların süratle ve ekonomik yollarla çabuk bitirilmesi kuralı yanında, davada esas olan adaletin gerçeğe en uygun sağlanması amacı hiç bir zaman ihmal ve gözardı edilmemeli, adaletin şekil hukukuna tercih edilmesi üstün görülmemelidir. O nedenle, mazeret ileri sürülmesi halinde, makul ve ihtiyatlı bakmanın usul hükümlerinin özüne ve sözüne uygun düşeceğinde kuşku ve duraksamaya yer olmaması gerekir. Duruşma günü oturuma katılma imkânı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip belgeleyerek, duruşmanın ertelenmesini isteyebilir. Bu isteği kapsayan dilekçenin HMK'nın 445. maddesi gereğince elektronik ortam olan UYAP üzerinden duruşma saatine kadar gönderilmesi mümkün olup ayrıca fiziki olarak gönderilmesi gerekmez. O hâlde, HMK’nın 150. maddesi kapsamında duruşma tayin edilerek usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa, gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenmeli, gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, gerekli değerlendirme yapılmalıdır. Yukarıda yer alan hükümler birlikte değerlendirildiğinde; davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması biçiminde açıklanan temel ilke çerçevesinde, davacının duruşmaya katılmama gerekçesi geçerli bir özür (mazeret) olarak kabul edilebilir ise yargılamaya devam edilmeli ve dosya işlemden kaldırılmamalıdır. Bununla birlikte geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen usul kurallarının kanunun amacına uygun olarak kullanılması gerekir. Bu doğrultuda hâkim tarafın mazeret talebini değerlendirirken objektif birtakım ölçülere başvurmak zorunda olduğundan, duruşmanın ertelenmesini gerektirir mazeretin ne olduğu ilgilisince açıkça ortaya konulmalı ve bu mazeretin haklılığını, geçerliliğini ispat yönünde bilgi ve belgeler mahkemenin takdirine sunulmalıdır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; somut uyuşmazlıkta, davacı vekilinin, daha öncesinde müteaddit kez mazeret dilekçeleri sunması, en son 10.04.2026 tarihli duruşma için bildirilen "yoğun mesleki programı ve Manisa'da planlanan sendika görüşmeleri katılma zorunluluğu olduğu" yönündeki mazeretin somut dayanaklarının bildirilmemesi/belgelendirilmemesi ve yargılamanın safahatı da nazara alındığında, davacı vekilinin mazeretinin reddi ve davalı vekilinin de davayı takipsiz bırakması karşısında mahkemece HMK'nun 150/1. madde ve fıkrası gereğince dosyanın karar işlemden kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmakla birlikte mahkemece yasal zorunluluk olmamasına rağmen 10.04.2026 tarihli celsede verilen davanın işlemden kaldırılması kararının taraflara tebliğine ilişkin ara kararı almasından dolayı ara karar gereğince 10.04.2026 tarihli duruşma zaptının davacı vekiline elektronik posta yoluyla tebliğ edilmemesi "hukuki güvenlik ve istikrar" ilkesi ile "mahkemeye erişim hakkı" ilkesinin ihlali niteliğini taşıdığından nihai hükümle mahkemece 20.07.2026 tarihinde davanın 3 aylık süre içerisinde yenilenmediği gerekçesiyle davanın HMK'nın 150/5 madde ve fıkrası gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Bu itibarla, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun kısmen kabulü ile yerel mahkemece verilen kararın 6100 sayılı HMK’nın 355 ve 353/(1)-a-4.ve 6. maddeleri uyarınca kaldırılmasına, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının reddine, karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KISMEN KABULÜ ile İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20/07/2026 tarih ve 2025/36 Esas 2026/723 Karar sayılı hükmünün, 6100 sayılı HMK'nın 355 ve 353/(1).a.4. ve 6. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının REDDİNE, 4-İstinaf başvurusuna konu kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davacıya iadesine, 5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK’nın 353/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 15/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.