Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1165 E. 2026/1440 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1165
Karar No
2026/1440
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2025/1165

KARAR NO:2026/1440

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:24/03/2025

NUMARASI:2022/523 Esas - 2025/229 Karar

DAVA:Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ:20/07/2022

İSTİNAF KARAR TARİHİ:10/09/2026

Davanın kabulüne ilişkin verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA:Davacı vekili ; müvekkili Kurum tarafından açık teklif açık artırma yöntemiyle 18.11.2020 tarihinde düzenlenen ihale sonucunda İstanbul ili Beşiktaş ilçesi ... Mahallesinde kayıtlı taşınmazın davalıya 17.050.000-TL bedelle satıldığını, bedelin 19.12.2020 tarihine kadar ödenmesi için süre verildiğini, bu sürede ödeme yapılmadığını, davalının ek süre ve vadelendirme talebi üzerine 17.12.2020 tarihli ve 21420 sayılı yazı ile ödeme planı belirlendiğini, anılan yazıda peşinat bedelinin satış bedeli bakiye tutarına işleyecek gecikme faizi ile birlikte ödeneceğinin bildirilmesine rağmen faizin satış bedelinin yarısı üzerinden hesaplanarak 18.01.2021 tarihinde 8.646.276,88- TL yatırıldığını, bu suretle 121.276,88- TL eksik ödeme yapıldığını, 21.01.2021 tarihli Protokol düzenlenirken de bu tutarın hesaba katılmadığını, keşide edilen 31.12.2021 tarihli ihtara rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürerek 121.276,88- TL'nin avans ve yasal faiziyle davalıdan tahsilini ve taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili ; müvekkilinin gerek 18.11.2020 tarihli ihale belgeleri gerekse 21.01.2021 tarihli Protokol hükümleri kapsamında üzerine düşen ödeme yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirdiğini, toplam 17.781.140,15 -TL ödeme yaptığını, üç ayrı ihtimal üzerinden yapılan hesaplamaların hiçbirinde borçlu bulunmadığını, hatta fazla ödeme yaptığını, bu itibarla davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; uyuşmazlığın faiz hesabının taksit tutarı üzerinden mi yoksa taşınmazın toplam bedeli üzerinden mi yapılacağı noktasında toplandığı, 21.01.2021 tarihli Protokolde faiz hesabının hangi bedel üzerinden yapıldığı hususunda bir açıklık bulunmadığı, bedelin 19.12.2020 tarihinde ödenmesi gerektiği ve davalının talebiyle ödemenin bir ay geciktirildiği, davacının bu bir aylık gecikme nedeniyle taşınmazın toplam bedeli üzerinden faiz isteme hakkının bulunduğu, toplam bedel üzerinden hesaplanması gereken faizin 242.553,76 TL olduğu, TBKnın 100. maddesi gereğince alacaklının öncelikle faizi düşme hakkına sahip olduğu, bu itibarla 8.767.553,76- TL ödeme alınması gerekirken 8.646.276,88- TL alındığı ve 121.276,88 TL eksik tahsilat yapıldığı, TBKnın 132 ilâ 161. maddelerinde sayılan borcu sona erdiren sebepler arasında alacaklının kendi hesap hatasıyla eksik tahsilatta bulunmasının yer almadığı, bilirkişilerin faiz hesabını taksit tutarı üzerinden yaptıkları ve bu nedenle görüşlerine itibar edilmediği gerekçesiyle "Davanın kabulüne, 1-121.276,88-TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bu miktara 18.01.2021 - 19.07.2021 tarihleri arasında avans faizi, 19.07.2021 tarihinden sonra ise yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili ; davacının dayandığı anlamda bir maddi hata bulunmadığını ve yanılgının açık ve belirgin olmadığını, borç sona erdikten sonra ileri sürülen istemin dürüstlük kuralına aykırı düştüğünü, dosyada mevcut deliller incelenmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, ödeme tarihinin taraflarca 17.01.2021 olarak belirlendiğini ve satış bedelinin 19.12.2020 tarihinde ödenmesi gerektiği yanılgısıyla karar verildiğini, Protokolün ödeme koşullarını ve bakiye tutarını kesin olarak belirlediğini, faiz hesabının satış bedelinin yarısı üzerinden yapılmasının doğru olduğunu, üç bilirkişi raporunun hiçbirinin hükme esas alınmadığını ve mahkemece hesaba nasıl ulaşıldığının açıklanmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE:Dava, taşınmaz satış ihalesinden doğan bedelin ödenmesinde uygulanacak gecikme faizinin eksik hesaplandığı iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki ödeme ilişkisinin çerçevesini çizen 17.12.2020 tarihli ve 21420 sayılı yazıda, "satış bedeli bakiyesinin %50'si oranındaki peşinat bedelinin satış bedeli bakiye tutarına TCMB Avans Faizi oranı üzerinden işleyecek gün sayısı kadar gecikme faizi ile birlikte en geç 17.01.2021 tarihine kadar nakden ve defaten; kalan %50'nin en son yapılan (%50 peşinatın yatırıldığı güne en yakın) 181 gün ve üzeri Hazine İhalelerinde oluşan yıllık faiz oranı üzerinden net bugünkü değer yöntemiyle hesaplanarak belirlenecek aylık eşit taksitlerle 6 ayda ödenmesi … uygun bulunmuştur" denilmektedir. 3095 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikinci fıkrası "TCMBnin önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir" hükmünü; aynı Kanun'un 121. maddesi ise "Faiz veya irat borcunu … ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar, ceza koşulu hükümlerine tabi olur. Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez" hükmünü taşımaktadır.Borcun kaynağı ve kapsamı öncelikle tarafların anlaşmasına göre belirlenir. Ek süre ve vadelendirme talebi borç muaccel olmadan kabul edilmişse, ortada kanundan doğan bir temerrüt faizi değil, ertelemenin karşılığı olarak kararlaştırılmış bir faiz bulunur; bu hâlde faizin matrahı ve oranı anlaşmanın lafzından çıkarılır ve 3095 sayılı Kanun'un yalnız sözleşme yokluğu hâlini düzenleyen hükmü uygulanmaz. Sonradan düzenlenen bir belgenin borcu yeniden belirleyip belirlemediği de kendi metninden anlaşılır; yapılmış bir ödemeyi kayda geçiren hüküm, borcu kesin olarak belirleyen bir düzenleme sayılmaz.Somut olayda; taşınmaz 18.11.2020 tarihli ihaleyle 17.050.000-TL bedelle satılmış, 30.11.2020 tarihli ve 20337 sayılı yazıyla bedelin 19.12.2020 tarihine kadar ödenmesi istenmiştir. Alıcının 11.12.2020 tarihli dilekçesiyle yaptığı ek süre ve vadelendirme teklifi, 17.12.2020 tarihli ve 21420 sayılı yazı ile, yani borcun muaccel olacağı 19.12.2020 tarihinden önce kabul edilmiştir. Anılan yazının aynı cümlesinde "satış bedeli bakiyesi" ibaresi iki kez geçmekte olup peşinat bu bakiyenin %50'si, faiz ise doğrudan "satış bedeli bakiye tutarı" üzerinden hesaplanacak biçimde düzenlenmiştir; yazının önceki cümlesi de "satış bedeli bakiyesini 19 Aralık 2020 tarihinde yatıramayacağınızdan" diyerek bakiyeyi ödenmemiş bedelin tamamı anlamında kullanmıştır. O tarih itibarıyla hiçbir ödeme bulunmadığından faizin matrahı 17.050.000-TL'dir. Oran ise tarafların üzerinde anlaştığı TCMB avans faiz oranı olup 19.12.2020 tarihi itibarıyla %16,75'tir. Davalının fiilen ödediği 121.276,88- TL faizin 8.525.000-TL üzerinden 31 gün için hesaplandığı, doğru matrah kullanıldığında ise faizin 242.553,76 TL olması gerektiği anlaşılmaktadır. Hesapta esas alınan 31 günlük süre, anılan yazıda yalnız "işleyecek gün sayısı kadar" denilerek gün sayma yöntemi gösterilmediğinden, tarafların fiilî uygulamasından çıkarılmıştır: davacı Kurumun 18.01.2021 tarihinde tahsil ettiği 121.276,88- TL, 8.525.000,00 TL üzerinden %16,75 oranıyla 31 gün için hesaplanan tutara birebir denk düşmekte olup taraflar bu süreyi yargılama boyunca çekişme konusu etmemişlerdir.Bu belirlemeyi 21.01.2021 tarihli Protokolün kendi hesabı da doğrulamaktadır. Protokolde ikinci yarının vadeli tutarı 9.134.863,27- TL olarak gösterilmiş olup bu rakam, 8.525.000- TL'nin yıllık %15,04 oranıyla 180 gün için brütleştirilmesinden doğmakta ve söz konusu süre 18.01.2021 tarihinde başlamaktadır. Şu hâlde ikinci yarı, 19.12.2020 ile 18.01.2021 arasındaki 31 günlük dönem bakımından kendi faiz rejiminden bir karşılık taşımamakta, Protokol bu yarıyı 18.01.2021 tarihli bir değer sayarak hesaplamaktadır. TBKnın 1. maddesi uyarınca sözleşmenin içeriği tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradelerine göre belirlendiğinden ve bir bedelin karşılıksız olarak ileri tarihe taşınması kararlaştırılmış sayılamayacağına göre, Protokolün hesabı ancak 31 günlük gecikme faizinin bedelin tamamı üzerinden işlediği kabul edildiğinde iç tutarlılık kazanmaktadır.Protokol, 17.12.2020 tarihli yazıyla kurulan anlaşmayı uygulamakta, ikinci yarının taksitle değil tek seferde ödenmesini kararlaştırmakta ve vadeli toplam satış tutarını 17.659.863,27- TL olarak somutlaştırmaktadır. Bu tutar, birinci yarının anaparası ile ikinci yarının brütleştirilmiş hâlinin toplamı olup gecikme faizini içermemekte; faiz aynı belgede 18.01.2021 tarihinde ayrıca ödenmiş bir kalem olarak gösterilmektedir. Protokolde borcun sona erdiğine ya da tarafların birbirini ibra ettiğine ilişkin bir hüküm de bulunmamaktadır. Protokolün, 17.12.2020 tarihli yazının iki şartını değiştirdiği doğrudur; ikinci yarının aylık eşit taksitlerle değil tek seferde ödenmesi kararlaştırılmış ve teminatın kapsamı belirlenmiştir. Ne var ki bu değişiklikler ileriye dönük ve açık hükümlerle yapılmış olup vade tarihini, ödenecek tutarı ve teminat mektubunu göstermektedir; faizin matrahı ise ileriye dönük bir hüküm olarak değil, yapılmış bir ödemenin anlatımı içinde yer almaktadır. Kaldı ki bu anlatımın kendisi, yukarıda açıklanan hesap karşısında söz konusu 31 günlük dönemi kapsamamaktadır. Bu itibarla Protokol borcu kesin olarak belirleyen bir düzenleme olmayıp, davacının alacağı bir irade sakatlığına değil doğrudan eksik ifaya dayanmaktadır; TBKnın 30 ilâ 39. maddelerinde düzenlenen yanılma hükümlerinin tartışılmasına bu sebeple gerek görülmemiş, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalının, teminat mektubunun iade edilmiş ve tapu devri yapılmış olmasına ve TMKnın 2. maddesine dayanan savunması da yerinde değildir. Teminat mektubu, Protokolün 3. maddesinin açık ifadesiyle yalnız 9.134.863,27 TL'lik bakiyenin teminatı olup, aynı belgenin 4. maddesi de tazmini yalnız bakiyenin ödenmemesi hâline özgülemiş olup iadesi bu bakiyenin ödenmesinin sonucudur; tapu devri ise Protokol uyarınca imza tarihinden itibaren otuz gün içinde yerine getirilecek, ödemeye bağlı olmayan bir edim olup bakiye henüz ödenmeden gerçekleştirilmiştir. Ödemelerin sona erdiği 19.07.2021 tarihi ile ihtarnamenin keşide edildiği 31.12.2021 tarihleri arasındaki süre de hak kaybı doğuracak nitelikte değildir. Davalının dayandığı Yargıtay HGKnın 2019/759 esas ve 2021/1663 karar sayılı 14.12.2021 tarihli ilamı tanımlanan maddi hata kavramı yargılamadaki maddi hatayı ifade etmekte, TBknın 30 ilâ 39. maddeleri anlamındaki sözleşme hatasını karşılamamaktadır.Taraflar faiz hesabını fiilen 18.01.2021 tarihine kadar 31 gün üzerinden yapmış ve bu hususu yargılama boyunca çekişme konusu etmemişlerdir.Davalı vekilinin ödeme tarihinin 17.01.2021 olarak belirlendiği yönündeki istinaf sebebi sonuca etkili görülmemiştir;Eksik incelemeye dayalı istinaf sebebi de yerinde değildir; mahkemece HMK nın 281. maddesindeki takdir yetkisi kullanılmış, itiraz üzerine ek rapor ve ardından başka bir bilirkişiden üçüncü rapor alınmış, dördüncü rapor talebi ise aynı Kanun'un 30. maddesi gözetilerek reddedilmiştir. Protokolün ilgili hükmü faizin hangi bedel üzerinden hesaplandığını açıkça yazdığı hâlde kararda bu hususta açıklık bulunmadığı beyan edilmiştir.TBKnın 100. maddesi alacaklıya öncelikle faize mahsup hakkı verdiği gerekçesiyle uygulanmışsa 18.01.2021 tarihinde muaccel olan tutar anaparanın yarısı ile işlemiş faizin tamamının toplamı olduğundan mahsup kuralına başvurulmasına gerek bulunmamaktadır.Öte yandan ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan 121.276,88 TL'ye 18.01.2021 tarihinden itibaren faiz yürütülmüştür. Taraflar bu kalemi 17.12.2020 tarihli yazıda ve 21.01.2021 tarihli Protokolde "gecikme faizi" olarak adlandırmış olup söz konusu tutar, borcun ertelenmesinin karşılığı olarak kararlaştırılmış bir faiz borcudur; bu niteliği itibarıyla TBKnın 121. maddesinin birinci fıkrası uyarınca buna ancak dava açıldığı günden itibaren temerrüt faizi yürütülebilir. Ne var ki davalı vekilinin istinaf dilekçesinde faizin başlangıcına ya da türüne yönelen bir istinaf sebebi bulunmamaktadır; ileri sürülen sebepler maddi hata ve dürüstlük kuralı, ifa zamanı, Protokolle ödemenin tamamlandığı, faiz matrahı ve bilirkişi raporlarının hükme esas alınmaması hususlarına ilişkin olup talep bölümündeki "resen incelenecek hususlar" ibaresi somut bir istinaf sebebi niteliği taşımamaktadır. HMK nın 355. maddesi uyarınca inceleme istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır; faiz ise, TBKnın 121. maddesinin üçüncü fıkrasındaki yasak dışında, kamu düzenine ilişkin bir husus değildir (Yargıtay HGKnın 15.03.2023 tarihli, 2022/507 esas ve 2023/225 karar sayılı ilamı). Nitekim aynı maddenin ikinci fıkrası birinci fıkraya aykırı anlaşmaları ceza koşulu hükümlerine tabi tutmakla kuralın tarafların iradesiyle aksi kararlaştırılabilir olduğunu göstermektedir; hükmedilen tutar tarafların kararlaştırdığı vadelendirme faizi olup temerrüt faizi olmadığından, temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülmesini yasaklayan üçüncü fıkranın koşulu da gerçekleşmemektedir. Bu itibarla faizin başlangıcına ilişkin aykırılık kaldırma sebebi yapılmamış, faize ilişkin hüküm aynen korunmuştur.Re'sen gözetilmesi gereken hususlar bakımından bir eksiklik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesine göre istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde yukarıda belirtilen yönlerden isabet bulunmamakla birlikte, kararın alacağın varlığı ve miktarı yönünden sonucu itibarıyla doğru olduğu, faizin başlangıcına ilişkin aykırılığın ise istinaf sebebi yapılmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 8.284,42-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 2.071,10-TL harcın mahsubu ile kalan 6.213,32-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davacı tarafından yapılan 400-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraflara tebliğine,HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 10/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1165, K. 2026/1440, T. 10.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1165-e-2026-1440-k-345b323c4ef0