Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/129 E. 2026/1244 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/129
- Karar No
- 2026/1244
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/129
KARAR NO: 2026/1244
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/12/2025
NUMARASI: 2025/309 Esas - 2025/1117 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/06/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 11/06/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ticari nitelikli alım-satım gerçekleştiğini, davalının yapılan satışın ve teslimi gerçekleştirilen ürünlerin bedelini ödemediğini ve 257,25 USD ile 52.135,69 Euro borcu olduğunu, alacağın tahsilatı için .... İcra Dairesinin ... E. sayılı dosya üzerinden icra takibi yapıldığı, davalının itirazı ile takibin durduğunu, itirazının iptali ile takibin devamına, %20’az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının davacının dayanmış olduğu sözleşmeye ilişkin taraf olmadığını, ayrıca davalının sözleşmenin tarafı olan İsviçre menşeli şirketi temsile yetkisinin bulunmadığını, dolayısıyla söz konusu alacaktan sorumlu olmadığını, davanın reddine, yargılama giderleri ile ücret-i vekaletin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda ise dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa, dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir.
Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu sübjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece re'sen göz önünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir.
Bir kişinin belli bir davada davacı ya da davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de değildir.
Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vâkıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur. (KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.I., İstanbul 2001, s. 1157 vd.). Davacı ile ticari ilişki içerisinde olan şirketin ... şirketi olduğu, İstanbul İrtibat Bürosu ile ticari ilişki bulunmadığı, tarafların incelenen ticari defter ve belgelerinde de bu hususun sabit olduğu, bu kapsamda husumetin davalıya ait olmadığı anlaşılmakla davanın pasif husumet yokluğundan reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; pasif husumet yokluğu gerekçesinin hatalı ve maddi gerçeğe aykırı olduğunu, davalı irtibat bürosu, yurt dışındaki şirketin Türkiye'deki uzantısı ve temsilcisi olduğunu, irtibat bürosu ile ana şirket arasında organik ve hukuksal bir bütünlük bulunduğunu, davalı tarafça yapılan savunmalar ve mahkemenin kabulü, alacağın tahsilini imkansız kılmaya yönelik kötüniyetli bir yaklaşım olduğunu, davalı irtibat bürosu, davacı şirket ile ticari ilişkiyi yürüten, faturaların muhatabı olan ve fiili irtibatı sağlayan birim olduğunu, bu nedenle taraf sıfatının mevcut olduğunu, mahkemenin bu hususu göz ardı ederek verdiği kararın hukuka aykırılık teşkil ettiğini, bilirkişi raporuna yapılan itirazlarının karşılanmadığını ve eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, mahkeme, itirazlarını giderecek ek rapor veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan denetime elverişsiz rapora dayanarak karar verdiğini, dosyada bilirkişi, davalının beyanlarını esas alarak "dava dışı şirket" nitelemesi yaptığını ve hukuki tavsifte bulunarak yetkisini aştığını ve hukuki nitelemenin hakime ait olduğunu, bilirkişi raporundaki bu hatalı tespitlerin mahkemece hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, ticari defterlerin ve faturaların delil niteliğinin göz ardı edildiğini, davacı şirketin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğunu, davalının 2024 yılı defterlerinin kapanış tasdikinin bulunmadığını, davacı tarafından düzenlenen faturalar davalıya tebliğ edildiğini ve yasal süresi içerisinde itiraz edilmediğini, TTK m. 21/2 uyarınca fatura içeriği kesinleştiğini, mahkeme, almadığını, somut olayda da davacının defterleri alacağın varlığını kanıtladığını, bu nedenle usule aykırı tutulan defterler dikkate alınarak verilen kararı hukuka aykırı olduğunu, mahkeme gerekçesinin çelişkili olduğunu, mahkeme bir yandan pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verdiğini, diğer yandan gerekçesinde bilirkişi raporuna atıfla "alacak ve borç bulunmadığı" yönünde esasa ilişkin değerlendirme yaptığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava; ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş karara karşı davacı tarafça yukarıda yazılı sebeplerle istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalının pasif husumetinin bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, "12.08.2024 tarihli 52.135,69 TL " sebebine dayalı olarak toplam 257,25 USD ve 52.135,69 Euro alacağın tahsili istemiyle 12.08.2024 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı tarafça, taraflar arasında herhangi bir sözleşme bulunmadığı ileri sürülerek husumet itirazında bulunulmuştur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda da acentenin tanımına yer verilmiştir. Kanun’un 102. maddesindeki düzenleme: “… (1) Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir. (2) Bu Kısımda hüküm bulunmayan hâllerde aracılık eden acentelere Türk Borçlar Kanununun simsarlık sözleşmesi hükümleri, sözleşme yapan acentelere komisyon hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunmayan hâllerde vekâlet hükümleri uygulanır.(3) Taşıma, deniz ticareti, sigorta, turizm gibi alanlara ilişkin özel düzenlemeler saklıdır…” şeklindedir. Yasanın103. Maddesi ise ; “… (1) Özel kanunlardaki hükümler saklı olmak üzere, bu Kısım hükümleri şunlar hakkında da uygulanır: a) Sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar. b) Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar…” acentenin uygulama sahası içinde sayılmıştır.
TTK’nın 105. Maddesi; "…(1) Acente, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir. (2) Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir.(3) Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz” hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere TTK’nın 105/2. maddesine göre acente; sözleşmenin kurulmasına aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeden doğan uyuşmazlıktan dolayı müvekkili adına dava açabileceği gibi müvekkiline izafeden (müvekkili namına) acenteye karşı açılması mümkün bulunmaktadır. Eş söyleyiş ile; bu tür davalarda adına sözleşme yapılan müvekkil şirkete izafeten acente aleyhine dava açılabilir ve asıl şirkete izafeten acente aleyhine karar verilebilir.
Çünkü acenteler imzaladıkları ya da aracılık yaptıkları sözleşmeleri kendi nam ve hesaplarına değil, acentesi bulundukları kişi adına düzenlerler. Dolayısıyla kural olarak, bu sözleşmelerden dolayı sorumlulukları yoktur (Ulaş, I.: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012, s. 22, 23).Acentenin TTK 105 maddesinde düzenlenen müvekkilini temsili sınırlı kanuni temsil olup maddi hukuk bakımından hak sahibi ve usul hukuku bakımından 'sıfat'a sahip olan acente değil; müvekkildir.
Acentenin dava ve takiplerde yetkisi sıkı şartlara bağlı olup dar yorumlanması gereken bir imkandır. Bu temsil yetkisi ticari temsilcinin aksine müvekkil ile müşteri arasındaki her türlü sözleşme veya ilişkiden doğan uyuşmazlığı kapsamaz. Uyuşmazlığın konusunun sözleşmenin acentenin bilfiil aracılık yaptığı veya müvekkili nam ve hesabına akdettiği bir sözleşme olması gerekir. İkincisi söz konusu kanuni yetki sözleşmeden doğan uyuşmalıklarla ilgili olup müvekkilin haksız fiili sebebiyle açılmış davalarda acente müvekkilini temsil edemez. ( Prf.dr.Hüseayin Ülgen Prf.dr. M.Helvacı, Prf dr. A.kaya, Prf dr.N.F Nomer Ertan, Ticari işletme hukuk Vedat Kitapçılık 6. Bası sayfa 845 vd.)
TTK 103/1-b "Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar…” hakkında özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere acenteliğe ilişkin TTK yedinci kısım hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır. Bu durumda TTK 105 ve 103/1-b düzenlemeleri birlikte değerlendirildiğine; TTK nun 102. Maddesinde düzenlenen tanıma uymadığından acente sayılmayan kişilerin sözleşmenin kurulmasında aracılıkta bulunması yada müvekkili adına sözleşme akdetmesi halinde TTK 105/1 Maddesine göre; aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkili" olduğu ve 105/2 maddesine göre de Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı bu kişilerin müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceği" sonucuna ulaşılmaktadır.
Davada sıfat, tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Taraf sıfatı (husumet), maddi hukuka göre belirlenen, bir sübjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir sübjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Dava şartı olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir.
Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Sıfat bir itiraz olduğundan, hakim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu sübjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir konudur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir.
Mahkemece tarafların defter ve belgeleri incelenerek düzenlenen bilirkişi raporunda, davacının ticari defter ve kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle davalıdan alacağının veya borcunun bulunmadığı, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarında takip tarihi itibariyle davacı tarafa borcunun ve alacağının bulunmadığı, davacı tarafın takibe konu ettiği alacakları yönünden ticari defter ve kayıtlarında takip tarihi itibariyle dava dışı .... Şirketinden alacaklı olduğu, davacı tarafından USD ve Euro cari hesap ekstresinin dava dışı .... Şirketi adına düzenlendiği, tarafların BA-BS formlarında birbirlerine ait herhangi bir faturayı beyan etmedikleri tespit edilmiştir. Bilirkişi raporu denetime elverişli olup Mahkemece hükme esas alınmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dosya içinde bulunan faturaların davacı tarafından .... 'ya düzenlenmiş olduğu görülmüştür.Kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında (HMK 190) olup, bu temel kuralların da sonucu olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. İspat yükü kendisinde olmayan diğer taraf da ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir.
Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK 191).Somut olayda, taraflar arasında iddia olunan sözleşme ilişkisini veya davalının takip konusu borçtan sorumlu olduğunu ispat yükü davacı da olup, davalının beyan ve savunmaları ispat yükünü değiştirecek mahiyette değildir. Davalının, dava dışı firmanın acente olduğu da iddia ve ispat edilememiş olmasına göre TTK 103/1-b maddesi gereği hakkında acenteye ilişkin hükümlerin uygulanmaz.
Bu durumda acentenin aracılık ettiği sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı açılacak davalara ilişkin bir düzenleme olan TTK'nın 105. maddesinin somut olayda uygulanma olanağı yoktur. Kaldık ki davada azıl borçluya izafeten davalıya açılmamıştır. Davacının defter ve kayıtlarında da, davalı adına herhangi bir kayıt bulunmadığı, dava dışı ....'ya ilişkin kayıt bulunduğu tespit edilmiştir.
Davalı tarafın cevap dilekçesiyle iddia olunan sözleşme ilişkisini inkar etmiş olup, TTK 103-b maddesine göre davalının acente olduğunu ispatlayamadığı gibi acente olduğunu ispatlamış olsa dahi davanın izafeten açılmadığı, davalının takibe konu faturanın düzenlenmesine esas ilişkinin tarafı olduğu da ispatlanamadığından mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.11/06/2026