Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1131 E. 2026/1548 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1131
- Karar No
- 2026/1548
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2026/1131
KARAR NO : 2026/1548
İNCELENEN ARA KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 23. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 22/05/2026 (Ara Karar)
NUMARASI : 2026/1141 E.
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/10/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil ...’in ticari faaliyetleri ile davaya konu senedin haksız ihdasına zemin hazırlayan olaylar silsilesi arasındaki kopukluğun ortaya konulması gerektiği, davacı, Pendik ilçesinde faaliyet gösteren ... Ltd. Şti.’nin yetkilisi olarak basiretli bir tacir gibi ticari hayatını sürdürdüğü, Müvekkil üzerine düşen edimlerini eksiksiz ve süresinde ifa ettiği, davalı ...’ın bu ticari ilişkinin hiçbir aşamasında taraf olmadığı, davacının ne şahsının ne de yetkilisi olduğu şirketin davalıya karşı doğrudan veya dolaylı bir borç taahhüdü bulunmadığı, Davalı, müvekkil ile ... arasındaki ticari ilişkiyi kendisine haksız kazanç sağlamak amacıyla bir araç olarak kullanmış ve hukuki bir alacak-borç ilişkisi olmaksızın davacı cebir ve tehdit yoluyla borç altına sokmaya çalıştığı, Ticari hayatta borcun ifası ancak tarafların karşılıklı ve özgür iradeleriyle belirledikleri sözleşme şartları dahilinde gerçekleştirebildiği, Oysa somut olayda, müvekkilin ... ile olan ticari süreci, davalının haksız müdahalesi ile bir suç mahalline dönüştüğü, 13.11.2025 tarihinde saat 14:30 sıralarında, davacının Pendik'teki iş yerinde ticari faaliyetlerini sürdürdüğü esnada, davalı ...’ın da aralarında bulunduğu toplam dört şahıs tarafından bir "iş yeri baskını" gerçekleştirildiği, Bu şahıslardan birinin ...’ın abisi olduğu bilinmekle birlikte, diğer iki şahsın müvekkil tarafından tanınmayan ve fiziki caydırıcılık yaratmak amacıyla orada bulundurulan kişiler olduğu sabit olduğu, Bu kalabalık grubun davacının çalışma alanına izinsiz ve saldırgan bir tutumla girmesi, başlı başına bir manevi cebir ortamı oluşturduğu, Olay günü yaşananlar, sıradan bir alacak-borç tartışmasının çok ötesinde, davacının üzerinde yoğun bir korku ve panik hali yaratmaya matuf fiili bir müdahale olduğu, Şahısların müvekkili çevreleyerek kaçış alanını kısıtlamaları, yüksek sesle ve hakaretamiz ifadelerle tehditlerde bulunmaları, müvekkilin o anki ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü doğrudan hedef aldığı, Bu durum, yargı içtihatlarında da "manevi cebir" ve "baskı" olarak nitelendirilen ve iradeyi sakatlayan temel unsurlar arasında sayıldığı, davacı, iş yerinde çalışanlarının ve ticari ortaklarının gözü önünde küçük düşürülme, fiziksel saldırıya uğrama ve işletmesinin zarar görmesi korkusuyla tamamen savunmasız bırakıldığı, tüm bu nedenlerle söz konusu senedin irade fesadı ve suç teşkil eden eylem neticesinde (yağma) imzalatılmış olması, müvekkilin ticari faaliyetlerinin durma noktasına gelmesi ve telafisi güç zararların oluşması göz önüne alınarak; takibin dava sonuna kadar teminatsız olarak durdurulmasına, mahkemeniz aksi kanaatte ise uygun bir teminat mukabilinde icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiştir.
İlk derece mahkemesinin 22/05/2026 tarihli 2026/502 E. Sayılı Ara kararı ile; "...1-Davacının tedbir talebinin KISMEN KABULÜ ile, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72/3. maddesi hükmü uyarınca; İstanbul Anadolu 4. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takibine konu 1.000.000 TL senede bağlı alacağın %15'ine karşılık gelen 150.000,00 TL nakit veya mahkememizce uygun görülecek kesin ve süresiz banka teminat mektubu şeklinde teminatın kararın tebliğinden itibaren bir haftalık kesin süre içerisinde mahkememiz veznesine yatırılması/mahkememize ibraz edilmesi halinde icra veznesindeki paranın tedbiren alacaklıya ödenmemesine,
2-Verilen kesin süre içerisinde teminat gösterildiği takdirde bu hususta icra dairesine müzekkere yazılmasına,
3-Kararın tebliğinden itibaren bir haftalık kesin süre içerisinde teminat gösterilmemesi halinde mahkememizce verilen tedbir kararının kendiliğinden kalkmış sayılacağının davacı vekiline ihtarına, ihtarın ara karar evrakının tebliği ile yapılmış sayılmasına,..."karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Kesinleşmiş bir icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında, icra takibinin ve haciz işlemlerinin durdurulması için icra dairesine veya mahkemeye depo edilmesi gereken teminat tutarı toplam dosya borcunun %115'i olduğunu, İcra İflas Kanunu Madde 72 uyarınca, kesinleşen takipleri durdurmak için borcun tamamı (%100) ile birlikte gecikme faizleri ve masrafları karşılamak adına en az %15 tazminat karşılığı (toplam %115) teminat gösterilmesinin şart olduğunu, yine tedbir kararı ' icra veznesindeki paranın tedbiren alacaklıya ödenmemesine' yönünden dahi olsa hakkaniyete uygun bir teminat gösterilmesi gerektiğini,
-Müvekkilinin kesinleşmiş icra takibini geciktirmek amacıyla kötü niyetli ve mesnetsiz şikayetler ve açılmış bir dava nedeniyle tedbir uygulanması usul ve yasa ile bağdaşmadığını, davacı tarafından iddialarını destekler somut bir bilgi, belge veya emare dosyaya sunulmadığını, yazılı delille kanıtlanamayan yağma iddiasını asla kabul etmemekle birlikte bu iddia üzerinden yürütülen bir soruşturma da bulunmadığını, Davacının borca itirazda bulunduğunu ve dava dilekçesinde imzanın kendisine ait olduğunu belirttiğini, ilgili davanın müvekkili lehine sonuçlandığını (İstanbul Anadolu 19. İcra Hukuk Mahkemesi 2026/40 E. - Celbi) Davacıların İddialarının soyut iddialardan ibaret olup, bu konuya ilişkin tazminat ve şikayet haklarını saklı tuttuklarını, yine senet bedelsizliğinin yazılı delille ispatlanması gerektiğini, öncelikle ihtiyati tedbir kararının kısmen kabulüne ilişkin kararın kaldırılmasına, sayın mahkeme aksi kanaatte ise daha yüksek bir oranda teminat belirlenmesini talep etmiştir.
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; İİK'nın 72. maddesi kapsamında icra takibine dayanak bonoya yönelik menfi tespit istemine ilişkindir.
İİK'nun 72.maddesi uyarınca, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında ihtiyati tedbir yoluyla icra takibinin durdurulmasına karar verilemez. İİK'nun 72/3 maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, icra takibinden sonra açılan davada sadece teminat karşılığında icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesi şeklinde tedbir kararı verilebilir.
İlk derece mahkemesi tarafından; ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne karar verildiği, davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.
HMK'da istinaf kanun yoluna başvurulabilecek ihtiyati tedbir kapsamında verilmiş olan kararlar açıkça düzenlenmiştir. Buna göre "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar" başlıklı HMK'nın 341/1/a maddesinde ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara; "İhtiyati tedbir kararı" başlıklı 391/3. maddesinde ihtiyati tedbir talebinin reddi kararına; "İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz" başlıklı 394/5. maddesinde itiraz hakkında verilen karara karşı kanun yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbir kapsamında verilen tüm kararlara karşı kanun yolu açık değildir. Kanun koyucu bu yöndeki iradesini hem kanun yoluna başvurulabilecek tedbir kararlarını açıkça belirterek, hem de bunların dışındaki kararlara karşı kanun yollarına başvurulmasını yasaklayarak düzenlemiştir. HMK'nın 391 inci maddesinde sadece ihtiyati tedbir isteminin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüşken, 394 üncü maddesinde ise sadece ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulacağı düzenlenmiştir. Ancak ihtiyati tedbirin uygulanması kapsamında mahkemece verilecek kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması hususunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanun koyucunun, ihtiyati tedbire ilişkin tüm kararlara karşı kanun yolunu açma gibi bir iradesinin olmadığı HMK’nın 395. ve 396. maddelerinin gerekçesinden de açıkça anlaşılmaktadır. Özellikle HMK’nın 396’ncı maddesine karşılık gelen Hükümet Tasarısının 400’üncü maddesinin gerekçesinde bu husus çok açık ve ayrıntılı şekilde ifade edilmiştir. Bu gerekçeye göre, “İhtiyatî tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılmasını düzenleyen bu maddede de, yukarıda belirtilen iki maddedeki ortak yönler dikkate alınarak itiraza ilişkin benzer hükümlere ayrıca atıf yapılmıştır. Ancak, itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulması hakkındaki fıkraya atıf yapılmamıştır. Zira, hâl ve şartların değişmesi, hukukî bir değerlendirmeden daha çok, maddî şartlarla yakından ilgili, nispeten sübjektif ve doğrudan mahkemenin takdirine bağlı bir husustur. Ayrıca, aynı yargılama süreci içinde, bir çok kez hâl ve şartlarda değişiklik olması sebebiyle, tedbirde değişiklik yapılması veya kaldırılması, bu yönde talepte bulunulması ya da talebin reddi söz konusu olabilir. Her talepten sonra verilecek karar hakkında kanun yoluna başvurulması, ihtiyatî tedbirler için kanun yoluna başvurulmasında istenen amacı da sağlamayacaktır. Kanun yolunun açılmış olmasının amacı, ihtiyatî tedbirlerle ilgili temel hukukî ve prensip hatalarının önüne geçmektir. Bu sebeple, ihtiyatî tedbirin reddi ve ihtiyatî tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânı getirilmiştir. Hâl ve şartlarda değişiklik bakımından o anda kanun yoluna başvurulamaması, daha sonra işin esasıyla ilgili kanun yoluna başvurulması durumunda, bu hususun incelenmeyeceği anlamına da gelmez. Kanun yolu incelemesinde bu husus da değerlendirilerek bir karar verebilme imkânı kapalı değildir.” Madde gerekçesi çok açık olup, özellikle “ihtiyatî tedbirin reddi ve ihtiyatî tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânı getirilmiştir. Hâl ve şartlarda değişiklik bakımından o anda kanun yoluna başvurulamaması, daha sonra işin esasıyla ilgili kanun yoluna başvurulması durumunda, bu hususun incelenmeyeceği anlamına da gelmez.” ifadesi karşısında, ihtiyati tedbir kapsamında verilen tüm kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği kabul edilemeyecektir. HMK'da sınırlı sayıda sayılmış olan kanun yoluna başvurulabilecek hallerin de bilindiği gibi kıyas yoluyla genişletilmesi veya bir uygulama tesis edilmesi de mümkün bulunmamaktadır.
Somut olayda, istinaf başvurusuna konu edilen ve Bölge Adliye Mahkemesince incelenmesi istenilen karar niteliği itibariyle istinaf yoluna başvurulabilecek kararlardan olmadığı, 22/05/2026 tarihli kararın kısmen kabul edilen kısmı için istinaf incelemesinin talep edildiği, kabul edilen kısım yönünden istinafa tabi olmayan bir ara karar niteliğinde olduğu, davalı vekilinin istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İstinafa konu hüküm kesin olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 341/2; 346/1; 352/1-b maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE,
2-İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan peşin istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince kendisine iadesine,
3-6100 Sayılı HMK' nun 326/1 maddesi gereğince davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-6100 Sayılı HMK'nun 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK' nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince iadesine,
Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 352/1-b. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-a. maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.