Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1070 E. 2026/1438 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1070
- Karar No
- 2026/1438
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2026/1070
KARAR NO : 2026/1438
İNCELENEN ARA KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/06/2026 (Ara Karar)
NUMARASI : 2026/495 E.
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/09/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul Banka Alacakları İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra dosyası ile davalı alacaklı banka tarafından davacı müvekkili şirket aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine konu çek üzerindeki ciro ve imzanın davacı müvekkili şirkete ait olmaması ve çek üzerindeki imzanın sahte olarak atılmış bulunması sebebiyle, icra takibinin geldiği aşama itibariyle yargılama sonuna dek durdurularak, davacı müvekkili şirkete ait haczedilmiş menkul malların ve araçların satış işlemlerinin yapılmamasına, menkul mallar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına ve yakalama ve haciz kaydı bulunan araçlar üzerindeki haciz ve yakalamaların kaldırılmasına ve haczedilmiş banka hesapları üzerindeki haciz ve blokelerin kaldırılmasına ve icra takibi yönünden davacı müvekkili şirketin borçlu olmadığının tespiti ile yargılama sonunda icra takibi ve ödeme emrinin iptali ile davacı müvekkili şirket yönünden icra takibinin durdurulmasını ve çeki icra takibine konu etme ve icra işlemlerine devam etme yönünde haksız ve kötü niyetli olan davalı alacaklı bankanın takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere davacı müvekkili şirkete icra inkar tazminatı ödemesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı borçlu çekin şirket yetkilisi tarafından imzalanmadığını ve kaşenin firmaya ait olmadığını iddia ettiğini, imza itirazı kurumu ile icra takiplerini uzatmayı amaçladığını, Çekte bulunan kaşede yer alan adres ve vergi numarasının firmanın ticaret sicil gazetesindeki kayıtları ile uyuşmadığını, davanın tamamen kötü niyetli olduğunu, müvekkili Bankanın borcunu tahsil etme sürecini uzatmak adına açıldığını, imza incelemesi için resmi kurumlardan ıslak imzalı belge alınması sonucunda haksızlığının kanıtlanacağını belirterek davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddine, davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine, karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 16/06/2026 Tarihli 2026/495 Esas Sayılı Ara Karar İle; "....İhtiyati Tedbir talebinin REDDİNE...."karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Taleplerinin, salt soyut ve genelleştirilmiş bir “takibin durdurulması” isteminden ibaret olmadığını, icra takibine dayanak çek üzerindeki ciro ve imzanın davacı müvekkili şirketin ticari yetkilisine ait olmadığının açıkça ileri sürüldüğünü, buna ilişkin imza sirküleri, ticari yetkili belgeleri ve karşılaştırma yapılmasına elverişli belgelerin dosyaya sunulduğunu, ayrıca talep dilekçesinde de banka hesapları üzerindeki bloke, araçlara konulan yakalama ve haciz kayıtları, haczedilmiş menkul malların satışa hazırlanması ve şirketin ticari faaliyetlerinin fiilen durma noktasına gelmesi somut şekilde açıklandığını, bu itibarla, ilk derece mahkemesinin değerlendirmesi yalnızca İİK'nun 72. maddesi hükmünün lafzına dayanarak yapıldığını, dosyada ileri sürülen maddi vakıalar ve geçici hukuki koruma ihtiyacını ortaya koyan deliller yeterince ele alınmadığını,
-HMK'nun 389. Ve HMK'nun 390/3. Maddesindeki şartların gerçekleştiğini, İlk derece mahkemesinin sunulu delilleri tek tek tartışmadan, yalnızca takibin başlamış olması olgusundan hareketle talebi reddettiğini, ihtiyati tedbir talebinin, çek üzerindeki imza ve cironun davacı müvekkili şirketin ticari yetkilisine ait olmaması iddiası sonuçlanıncaya kadar, fiilen geri dönüşü olmayan icrai işlemlerin durdurulmasına ilişkin olduğunu, İİK'nun 72. maddesi hükmünü mutlak bir engel gibi yorumlayarak, HMK’nın tedbir sistematiğini ve somut olayın özelliklerini değerlendirmemesinin hukuka uygun olmadığını,
-Şirketlerin taraf olduğu uyuşmazlıklarda, ticari faaliyetlerin tamamen durması ve personel ödemelerinin yapılamaması gibi sonuçlar, klasik para alacağı uyuşmazlıklarından daha ağır ve daha geri dönüşsüz zararlar doğuracağından, mahkeme tarafından en azından teminat karşılığı sınırlı bir geçici koruma sağlanması gerekirken, korumanın bütünüyle reddi ölçülülük ilkesine de uygun düşmediğini, Yerleşik yargısal uygulamanın da yaklaşık ispat ve telafisi güç zarar incelemesini zorunlu kıldığını, 16/06/2026 tarihli ara kararı ile ihtiyati tedbir taleplerinin reddine ilişkin kararın hukuken yerinde olmadığını kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İstinafa konu karar 16/06/2026 tarihli ara kararıdır.
Dava icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası olup, davacı; dava konusu çekin sahte olarak düzenlendiğini,çek nedeniyle karşı yana borçlu olmadığını iddia etmiştir.
İİK'nın 72/3. maddesindeki "İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği" şeklindeki özel nitelikteki emredici düzenlemeye rağmen genel kanun olan HMK'nın 209/1. maddesine göre takip hukukuna ilişkin sonuç doğuracak şekilde ihtiyati tedbir yoluyla icra takibinin durdurulmasına karar verilmesi mümkün değil ise de; 6100 sayılı HMK'nun 389. maddesinde "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." şeklinde düzenleme yer aldığı, Kanunda bu hususun genel olarak düzenlendiği, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakıldığı anlaşılmaktadır.
İhtiyati tedbirin şartları HMK m.389 " (1) Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. (2) Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır." hükmünü haizdir.
Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kurala uyulmaması sebebiyle kanun koyucu tarafından öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
Somut olayda, davacı tarafından icra takibine konu çekteki imzanın kendisine ait olmadığını beyanla menfi tespit davası açıldığı, İstanbul Banka Alacakları İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra dosyası ile takip başlatıldığı, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında icra takibinin durdurulmasına karar verilemeyeceği, İİK 72/3 maddesine göre icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi şeklinde tedbir talebinde bulunulmadığı, yargılama içinde değerlendirilmesi gereken delil olduğu, ihtiyati tedbirin reddine dair verilen kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır.
Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/06/2026 tarih ve 2026/495 E. Sayılı ara kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 24/09/2026