Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/985 E. 2026/1201 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/985
- Karar No
- 2026/1201
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO:2026/985 Esas
KARAR NO:2026/1201
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 29. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/05/2026 (İhtiyati Tedbir Talebinin Reddine Dair Ara Karar)
NUMARASI:2026/1189
DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:19/08/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ... ürünleri ticareti ile uğraşmakta olup, davalı ile aralarındaki yakın güven ilişkisi nedeniyle, ileride mal teslimi yapılacağı beyan ve beklentisi altında, "... A.Ş ... seri numaralı, 20.04.2026 keşide tarihli, 900.000 TL bedelli ve ... A.Ş ... seri numaralı, 30.04.2026 keşide tarihli 900.000 TL"bedelli çekleri davalıya teslim edildiği, dava konusu çekin verilmesine esas alınan ticari ilişki fiilen gerçekleşmemiş, davalı tarafından müvekkile hiçbir mal teslim edilmemiş, herhangi bir sevk irsaliyesi, teslim tutanağı, fatura veya cari hesap karşılığı doğmadığı, davacı, davalıdan çeki iade etmesini istemiş; ancak davalı çekleri iade etmeyip 13.04.2026 tarih ve Kartal ....Noterliği ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile çekin iade edilmesi talep edip, davalı çekleri iade etmediği görüldüğü, bu sebeple telafisi mümkün olmayan bir zarar ile karşılaşılmaması adına İstanbul Anadolu 8.Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/406 d.iş dosyası ile çekler için ödemeden men yasağı ile icra takipleri için takibin durdurulması kararı alındığı, vade tarihi 20.04.2026 olan çeki bankaya götürdüğünde ödemeden men yasağı ile karşılaşan davalı 30.04.2026 olan çeki kötüniyetle başka kişilere cirolamış olduğu, bunun gerçek bir ilişki olmadığı, İstanbul Anadolu 8.Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/406 d.iş dosyasındaki itiraz dilekçesi incelendiğinde her iki çekinde kendi uhdesinde bulunduğunu 24.04.2026 tarihli dilekçesinde açıkça belirtmiş " Sözde bedelsizlik iddia edilen ve ödeme yasağı verilen çekler içerisinde farklı keşide tarihli toplamda 2 adet çekin müvekkilimizde olması sebebiyle davaya müdahale etme zorunluluğumuz doğmuştur." şeklinde ve dilekçenin devamında bunu defalarca belirttiği, zorunlu dava şartı arabuluculuk başvurusu ... dosya numarası ile yapıldığı ancak anlaşma sağlanamadığı, İstanbul 11.Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/406 d.iş ile ihtiyati haciz kararı alındığı, dava konusu "... A.Ş... seri numaralı, 20.04.2026 keşide tarihli, 900.000 TL bedelli ve ... A.Ş ... seri numaralı,30.04.2026 keşide tarihli 900.000 TL " çek nedeni ile çekin tahsile konulmasının, kambiyo takibine konu edilmesinin, icra takibi başlatıldığı ama takibin ilerletilmesinin, İİK m. 72 uyarınca, dava konusu çeklerin bankaya ibrazı halinde ödeme yapılmasının önlenmesi amacıyla takdir edilecek teminat karşılığında ihtiyaten durdurulmasına / önlenmesine karar verilmesini, İstanbul Anadolu 8.Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/406 d.iş tedbir kararının devamına karar verilmesini ,talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davacı şirket yetkilisi arasındaki ilişki, yalnızca ticari işlemlerden ibaret olmayıp, uzun yıllara dayanan karşılıklı güven ilişkisine de dayanıp taraflar arasındaki para transferleri, çek alışverişleri ve hesap hareketleri incelendiğinde ilişkinin klasik bir alım-satım ilişkisinin ötesinde, karşılıklı güven esasına göre yürütüldüğü açıkça anlaşılmakta olup, taraflar arasındaki ilişkinin sonradan sona ermesi üzerine davacı tarafça, dava konusu çeklerin herhangi bir mal teslimine dayanmadığı ve bu nedenle bedelsiz kaldığı ileri sürülerek işbu dava ikame edilen davacının bu iddiası, taraflar arasındaki gerçek mali ilişkiyi ve hesap hareketlerini yansıtmayıp, dosyaya sunulan ve sunulacak hesap ekstreleri, tahsilat makbuzları, çek suretleri ve diğer ticari belgeler birlikte değerlendirildiğinde davaya konu çeklerin hukuki ve ekonomik sebebinin mevcut olduğu, davacının ileri sürdüğü bedelsizlik iddiasının ise somut delillerle desteklenemediği, nitekim hesap hareketleri incelendiğinde; Davacı şirket tarafından müvekkili adına düzenlenen iki adet faturanın toplam bedeli yaklaşık 520.000 TL olup, bu faturalara karşılık müvekkil tarafından 520.000 TL bedelli çek teslim edildiği, böylelikle söz konusu ticari ilişki tamamen tasfiye edilmiş ve tarafların bu işlemden kaynaklanan herhangi bir alacak veya borcu kalmadığı, Davacı tarafça 28.10.2025 tarihinde müvekkile 1.950.000 TL ödeme yapılmış, söz konusu tutar müvekkil tarafından 03.11.2025 tarihinde davacı tarafa geri ödendiği, u işlem bakımından da taraflar arasındaki hesaplar tamamen denkleştiği, müvekkili tarafından davacı tarafa 26.11.2025 tarihinde 1.160.000 TL ve 1.100.000 TL bedelli iki adet çek teslim edildiği, bu çeklerin verildiği tarih itibarıyla davacı tarafın müvekkilden kaynaklanan herhangi bir alacağı bulunmadığı gibi, söz konusu çeklere dayanak teşkil edecek herhangi bir mal teslimi veya faturalandırılmış ticari işlem de mevcut olmadığı, davacı taraf aksi yönde bir iddiada bulunuyorsa, buna ilişkin fatura, irsaliye ve ticari kayıtlarını dosyaya ibraz etmekle yükümlü olduğu, anılan çekler, taraflar arasındaki güven ilişkisi kapsamında davacı tarafın finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla teslim edilmiş olup, çek bedelleri sonrasında müvekkili tarafından ödendiği, tahsilat makbuzlarından da açıkça görüleceği üzere, çek bedellerinden faydalanan taraf davacı şirket olup, bu husus davacı şirket yetkililerinin imza ve kaşesini taşıyan belgelerle sabit olduğu, davacı tarafın müvekkil tarafından ödenen bu çek bedellerini iade etmemesi nedeniyle müvekkilin davacıdan alacaklı duruma geçtiği, davaya konu edilen çekler de bu alacağın tasfiyesi amacıyla davacı tarafından müvekkiline teslim edildiği, devamında davacı tarafça müvekkiline 26.11.2025 tarihinde 600.000 TL ve 1.200.000 TL olmak üzere toplam 1.800.000 TL ödeme yapıldığı, bu tutarın tamamı müvekkili tarafından 08.12.2025 tarihinde 1.300.000 TL ve 17.12.2025 tarihinde 500.000 TL olmak üzere toplam 1.800.000 TL şeklinde davacı tarafa geri ödendiği, bu işlemler bakımından taraflar arasındaki hesaplar tamamen kapanmış ve herhangi bir bakiye kalmadığı, müvekkilinin davacıdan olan bakiye alacağı 2.260.000 TL olarak kaldığı, bu alacağa mahsuben davacı tarafça iki adet 900.000 TL bedelli çek düzenlenerek müvekkiline teslim edildiği, toplam 1.800.000 TL'lik kısmın çekle ödenmesi kararlaştırılıp, geriye kalan 460.000 TL'nin ise ayrıca ödeneceği taraflar arasında kararlaştırıldığından çek bedellerine dahil edilmediği, dolayısıyla davaya konu çekler herhangi bir mal tesliminin karşılığı olarak değil, müvekkilinin davacıdan olan mevcut ve muaccel alacağının kısmi ifası amacıyla düzenlendiği, hâlen 460.000 TL tutarında bakiye alacak da mevcut olduğunu, bu nedenle davacının ileri sürdüğü bedelsizlik iddiası maddi vakıalarla bağdaşmadığı, davacı taraf, dava konusu çeklerin sözde herhangi bir mal teslimine dayanmadığını ileri sürmekte ise de, bu iddiasını destekleyecek nitelikte bir sözleşme, sipariş formu, irsaliye, teslim tutanağı veya benzeri herhangi bir belge dosyaya sunmadığı, hatta teslim edilmediği ileri sürülen malın ne olduğuna ilişkin dahi somut bir açıklama yapmadığı, davacı tarafın çekleri müvekkile teslim ettiği 03.12.2025 tarihinden, ihtarnamenin keşide edildiği 13.04.2026 tarihine kadar geçen süre içerisinde çeklerin bedelsiz kaldığı yönünde herhangi bir girişimde bulunmadığı, buna karşın çeklerin vade tarihleri yaklaşınca ihtarname gönderilmiş, ihtarnamenin tebliğ süresi dahi beklenmeksizin 15.04.2026 tarihinde ödeme yasağı kararı alınması yoluna gidildiği, davacı tarafın izlediği bu süreç, çeklerin düzenlenme tarihinden itibaren uzun süre herhangi bir itiraz ileri sürmemesi karşısında değerlendirildiğinde, bedelsizlik iddiasının sonradan oluşturulmuş bir savunma niteliğinde olduğunu göstermekte olup, ödeme yasağı kararı nedeniyle müvekkilin çek bedellerine ulaşması engellenmiş ve bu sebeple ciddi zararlara uğramasına neden olduğu, müvekkilin bu nedenle doğmuş ve doğacak zararlarının tazmini ile munzam zarar talep ettiğini, netice olarak gerekçelerini davacı borçlunun haksız, yersiz ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddi ile müvekkilinin alacaklı olduğunun tespitini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince verilen istinafa konu edilen ara kararla; ''... Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE,..'' karar verilmiş olup, bu karara karşı davacı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 21/05/2026 tarihli, 2026/501 E. sayılı dosyasında verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararının kaldırılmasına, Dava konusu kambiyo senetleri yönünden, henüz açılmış bir icra takibi bulunmadığı gözetilerek, İİK m. 72/2 uyarınca alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere mahkemece takdir edilecek teminat karşılığında icra takibine geçilmesinin ve/veya başlatılacak icra takibinin tedbiren durdurulmasına, Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.Davalı tarafın istinafa cevap vermediği görülmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:Dava, çekten kaynaklanan menfi tespit davası olup talep ise bu kapsamda davaya konu çeklerin bankaya ibrazı durumunda ödeme yapılmasının önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir isteminden ibarettir. 6100 Sayılı HMK'nun 355. Maddesi gereğince kamu düzenine aykırılık oluşturan haller ile istinaf sebepleri ile sınırlı ve dosyanın safahati ile geldiği aşama ve istinaf nedenleri dikkate alınarak takdiren duruşmasız olarak yapılan inceleme neticesinde;Dosya kapsamına göre, davacı kendisi tarafından keşide edilen ... A.Ş.ye ait ... seri numaralı 900.000,00-TL bedelli ve yine ... A.Ş.ye ait ... seri numaralı 900.000,00-TL bedelli iki adet çekin davalı ile ticari ilişki kapsamında davalıya teslim edildiğini, ancak karşılığında hiçbir ürün teslim alınmadığını ve bu sebeple de çeklerin bedelsiz kaldığını, söz konusu çeklerden dolayı İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/406 D. İş sayılı dosyası üzerinden "ödemeden men yasağı ile icra takibinin durdurulmasına" yönelik ihtiyati tedbir kararı alındığını ancak davalının İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/406 D.İş sayılı dosyası üzerinden ihtiyati haciz kararı aldığını ve söz konusu çeklerden dolayı borçlu olmadığının tespiti ile dava sonuna kadar dava konusu çeklerin bankaya ibrazı halinde ödeme yapılmasının önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunmuş; İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/501 Esas sayılı dosya üzerinden 21/05/2026 tarihli ara karar ile "Dava, İİK'nın 72/3. maddesi gereğince menfi tespit istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nun 389. maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." 6100 Sayılı HMK'unu 390. maddesi uyarınca "tedbir talep eden taraf dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır."İİK'nın 72/2. Maddesi uyarınca "İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme talep üzerine alacağın %15'inden aşağı olmamak üzere gösterilerek teminat mukabilinde icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir."İİK'nun 72/3 maddesine göre icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği düzenlenmiş olup, işbu dava icra takibinden önce açılan menfi tespit davası niteliğinde ise de davacının iddialarının yargılamayı gerektirdiği, yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı anlaşıldığından tedbir talebinin reddine dair istinaf yasa yolu açık olmak üzere aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir" şeklindeki gerekçe ile "ihtiyati tedbir talebinin reddine" karar verildiği anlaşılmıştır. Davalı vekili ise, 25/06/2026 tarihli cevap dilekçesi ile; taraflar arasında bir ticari ilişkinin ötesinde güven ilişkini olduğunu, bu anlamda taraflar arasında devam eden eden ticari ilişki ve güven ilişkisi çerçevesinde davacı şirketin davaya konu iki adet çek ile ilgili olarak, 26/11/2025 tarihinde davalı tarafından davacıya 1.160.000-TL ve 1.100.000-TL bedelli iki adet çekin teslim edildiği, bu çeklere ilişkin taraflar arasında herhangi bir alım-satımın söz konusu olmadığı gibi, davalının da bu tarih itibariyle davacıya borcunun bulunmadığını, bu çeklerin davacının tamamen finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla verildiğini ve daha sonra da çek bedellerinin davalı tarafından ödendiğini, davacı tarafın bu çek bedellerini davalıya iade etmemesi üzerine davalının alacaklı konumda bulunduğu ve bu sebeple de davacının bu borcun ödenmesi amacıyla davalıya eldeki davaya konu iki adet çeki teslim ettiğini ve halen bu çek bedellerinden başka bakiye 460.000-TL borcunun bulunduğunu ifade ederek davanın reddini savunmuştur. Geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü; hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez.İhtiyati tedbirin şartları 6100 Sayılı HMK'nın 389/1. maddesinde genel olarak düzenlenmiştir. Buna göre, mevcut durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK'nın 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir. Yaklaşık ispat kuralı uygulanırken, iddianın doğruluğunu kabul etmekle birlikte, aksinin mümkün olduğu ihtimalini de gözetmelidir. Bu nedenle, ihtiyati tedbire karar verilirken, talebin haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan kural olarak teminat alınır. Geçici hukuki koruma kapsamında olan ihtiyati tedbir kararı verirken hakim, asıl uyuşmazlığı çözecek içerikte bir karar vermemelidir. Bununla birlikte hakimin ihtiyati tedbire karar verilirken, tarafların çıkar dengesini ve ihtiyati tedbirin amacını gözetmesi gerekli ve zorunludur. Ayrıca yaklaşık ispat koşulunun somut olayda bulunması tek başına ihtiyati haczin yasal koşullarının oluşması için yeterli değildir. Bir hakkın mahkeme nezdinde ileri sürülebilmesi hukuki yarar şartının bulunmasına, talep edilen mahkeme kararının korunmaya değer üstün menfaatin hukuki güvence altına alınması açısından gerekli olmasına bağlıdır.Tüm bu bilgiler ile dosya kapsamının bir bütün olarak değerlendirilmesinde;İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasının incelenmesinde; davalı alacaklı tarafından davacı borçlu aleyhine 27/07/2026 tarihinde ... A.Ş.ye ait ... seri numaralı 900.000,00-TL bedelli çeke dayanılarak 900.000,00-TL asıl alacak, 90.000,00-TL çek tazminatı, 89.192,47-TL geçmiş gün faizi ve 2.700,00-TL çek komisyonu olmak üzere toplam 1.081.892,47-TL takip çıkışı üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile ilamsız icra takibi yapıldığı görülmüştür. Bu icra takibi, eldeki menfi tespit davası açıldıktan sonra başlatılmış ve davaya konu yapılan çeklerden sadece birine ait olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili 20/05/2026 tarihli dava dilekçesi ile "Dava sonuna kadar, mahkemenizce uygun görülecek teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesine, dava konusu çeklerin bankaya ibrazı halinde ödeme yapılmasının önlenmesi amacıyla bankaya yazı yazılmasına ve tedbir kararının ivedilikle gönderilmesine" şeklinde ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiştir. Ancak aynı dava dilekçesinde davacı vekili İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/406 D. İş sayılı dosyası üzerinden "ödemeden men yasağı ile icra takibinin durdurulmasına" yönelik ihtiyati tedbir kararı alındığını da ifade edilmiştir. Bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gereklidir. Yine eldeki menfi tespit davası, icra takibinden önce açılmış bir menfi tespit davasıdır. 2004 Sayılı İİK'nın "Menfi tesbit ve istirdat davaları:" başlıklı 72. Maddesi; "(Değişik: 18/2/1965-538/43 md.) Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir. Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur" şeklindedir. Şu halde, icra takibinden önce açılan menfi tespit davası kapsamında İİK'nın 72/2 maddesi gereğince icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir istenebilirken davacı vekilinin dava dilekçesi ile istediği ihtiyati tedbir " "Dava sonuna kadar, mahkemenizce uygun görülecek teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesine, dava konusu çeklerin bankaya ibrazı halinde ödeme yapılmasının önlenmesi amacıyla bankaya yazı yazılmasına ve tedbir kararının ivedilikle gönderilmesine" şeklindedir. Bu nedenle de davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi ile ihtiyati tedbir talebinin reddi gereklidir. Ayrıca, eldeki menfi tespit istemine konu iki adet çektir. Çek, bir kambiyo senedi olarak her şeyden önce kanunen emre yazılı bir kıymetli evraktır. Bu nedenle piyasada serbestçe dolaşımdadır. Kanunen emre yazılı olan bir kıymetli evrak hakkında yaklaşık ispat koşullarını taşımayan soyut istemlerle ihtiyati tedbir kararı verilmesinin mümkün olmadığı da anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gereklidir. Yine, öncelikli vasfı "bir ödeme aracı" olan çek hakkında, davalının savunmalarının bu vasfa dayandığı, davacının iddialarının ise çekin bedelsiz kaldığı iddiasına dayandığı ve bu aşamada ihtiyati tedbir talep eden davacı tarafça yaklaşık ispat koşullarına göre iddiasının ve ihtiyati tedbir koşullarının ispatlanamadığı ve bu aşamada yargılamayı gerektirdiği de anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gereklidir. Yukarıda yer verilen açıklamalara göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE yönelik karar verilmesi gwerektiği kanaatine oy birliği ile ulaşılmakla aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ilk derece mahkemesinin 21/05/2026 tarihli ara kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5- Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince ilgili tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.19/08/2026