Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/75 E. 2026/880 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/75
- Karar No
- 2026/880
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/75 - Karar No:2026/880 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ
(İnceleme Aşamasında Kararın Kaldırılarak Dosyanın Mahkemesine Gönderilmesi HMK 353/1-a.3-6 md)
ESAS NO : 2025/75 KARAR NO : 2026/880
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/10/2024 NUMARASI : 2021/750 E-2024/582 K
DAVACI : VEKİLLERİ : Av. Av. DAVALI : VEKİLİ : Av AV. DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ :24/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 06/10/2026
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin davada mahkemece davanın kısmen kabulüne verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili;Müvekkilinin davalı şirketten faturaya dayalı alacağı bulunduğu, Ankara 17. İcra dairesinin 2021/11606 esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığı, borçlunun haksız olarak takibe itiraz ettiğini, daha önce 13. ATM' de açılan davada alınan bilirkişi raporunda faturaların defterde kayıtlı olduğunun tespit edildiğini belirterek itirazın iptalini takibin devamını, icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Davalı vekili; Arabuluculuk toplantısının usulüne uygun yapılmadığının, derdest dava bulunduğunu belirtmiş esasa dair itirazların da davalının ödemiş olduğu bir kısım ödemelerin davacının kayıtlarında yer almadığını, yansıtma faturalarının davacının alacağından düşülmediğini belirterek davanın reddine ve tazminata hükmedilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece;" Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Davacı şirketin icra takibi ve dava konusu faturalar ile ilgili olarak bilirkişi heyeti raporunda tespit edildiği üzere 25.618,61 TL+172.569,54 TL = 198.293,36 TL alacağının olduğu, davalı tarafından kesintilerle ilgili olarak Muş şantiyesi ile ilgili olarak 05/11/2018 tarihli, ... Şantiye Yemek Yansıtma Bedeli açıklamalı, 50.623,92 TL (KDV Dahil) ve K.Maraş şantiyesi ile ilgili 05/11/2018 tarihli 43.669,44 TL (KDV Dahil) olmak üzere toplam 94.293,36 TL tutarından 2 adet hakediş kesinti faturası (yansıtma faturası) kesildiği, alt yüklenici sözleşmesinin 12. Maddesine istinaden, davalı tarafından davacı şirketin personeline ödendiği belirtilen 71.145,09 TL tutarında 50 adet ödeme yapıldığı, bu ödemelerin davacının ticari defter ve kayıtlarında bulunmadığı, bu ödemeler mahsup ediliğinde davacının davalıdan 198.188,15 TL- (94.293,36 TL + 71.145,09 TL )= 32.749,7 TL bakiye alacağı, temerrüt tarihi olan 03/04/2019 ile icra takip tarihi olan 13/09/2021 tarihi arasında işleyen TTK.1530. Madde temerrüt faizinin 14.306,68 TL olduğu, davacı tarafın hesaplanan alacak kalemleri yönünden icra takibi yapmakta haklı olduğu, bu suretle davanın kısmen kabulüne, kabul edilen alacak yönünden %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine" karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yansıtma faturalarının hakedişlerden peşinen mahsup edilmesinin hatalı olduğunu, hakedişlerden zaten mahsup edilerek alacak faturalarının düzenlendiğini, önceki bilirkişi raporlarında yansıtma faturalarının hakedişlerden peşinen mahsup edildiği hususunun açıkça belirtildiğini, müvekkilinin kendi çalışanlarının maaşlarını düzenle şekilde ödediğini, davalının ödemelerinin müvekkilinin çalışanları için olup olmadığının belli olmadığını, davalının arabuluculuk görüşmelerine katılamadığından lehine vekalet ücreti verilemeyeceğinden ve yargılama giderlerinin tamamından sorumlu olması gerekitğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; aynı konu ile ilgili açılmış başka bir takip ve dava olduğunu ve o davada iş bu davanın konusu olan alacağın reddedildiğinin sabit olduğunu, kötüniyet tazminatı talebi hakkında bir karar verilmediğini, icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yerine getirilmediğini, belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 1- 6102 sayılı TTK'nın 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya tarafların her ikisinin de tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması, yada tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünden düzenleme olması gerekmektedir. Anılan kanunun 5.maddesinde ise, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunun şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlenmiştir. Somut olayda uyuşmazlık, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 470. vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Anılan bu tür uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2008 tarih ve 2007/7851 E., 2008/10258 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TTK.nun 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnafın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnafın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticari işletmenin, ticaret siciline kayıtlı olmaması, diğer anlatımla esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez ve tacir olmamanın kesin bir kanıtı da değildir. Vergi mükellefi olup olmamak da tacir-esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak değerlendirilmez. TTK.nun 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11/06/2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nun 11 numaralı Kararı’nın 2. maddesinde, imalatla iştigal etmekle beraber, 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir. Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 Sayılı Kanun hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra "Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19/02/1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. (21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.) Buna göre; a-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, b-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Somut olayda, davacı gerçek kişi olup, işletme hesabına göre defter tutmakta olduğu anlaşılmakla birlikte mahkemece davacının tacir olup olmadığı araştırılmamıştır. Bu durumda, mahkemece davacının tacir olup olmadığı, buna göre Ticaret mahkemesinin görevli olup olmadığı incelenip değerlendirilerek sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır. 2-Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında davalı yüklenici şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olduğu ve davacı taşeron adına yaptığı belirtilen ödemelerin davacı alacağından mahsup edildiği anlaşılmaktadır. Davalı defterlerinde kayıtlı olup da davacı tarafça defterlerine kaydedilmeyen ve kabul edilmeyen ödemelerin, davacı adına yapıldığı kesin delillerle kanıtlanmadan davacı alacağından mahsup edilmesi mümkün değildir. Bu durumda, sadece davalı defterlerinde kayıtlı bulunan ve davacı adına yapıldığı bildirilen tüm ödemelere ilişkin belgelerin davalı taraftan sorularak dosyaya ibraz ettirilmesi, bu ödemelerden davacı adına yapıldığı kesin olarak kanıtlananlar dışındaki ödemelerin davacı alacağından mahsup edilmemesi, gerekirse hükme esas alınan bilirkişi heyetinden ek rapor alınmak suretiyle sonucuna uygun bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur. 3-Kabule göre de, mahkemece 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-11 maddesinin değerlendirilmemesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur. Açıklanan nedenlerle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.3-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE, 2-Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/10/2024 gün ve 2021/750 Esas 2024/582 sayılı kararının HMK’nun 353/1-a 3-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Taraflarca yatırılan peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, 5-Taraflarca ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa ilgili icra dairesince iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 24/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Katip