İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/184 E. 2026/709 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/184
Karar No
2026/709
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/184 Esas KARAR NO : 2026/709

DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 05/03/2026 KARAR TARİHİ : 09/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı arasında ticari nitelikte hizmet alımına dayalı bir iş ilişkisi kurulduğunu, davalı tarafın dijital altyapı ve internet sitesi kurulumu başta olmak üzere taraflar arasında kararlaştırılan diğer sair hizmetlerin ifasını taahhüt ettiğini, davacı şirket ise taraflar arasındaki sözleşmesel yükümlülükleri gereği kararlaştırılan bedelleri eksiksiz ve zamanında ödemek suretiyle üzerine düşen edimlerini tamamen yerine getirildiğini, taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalının üstlendiği hizmet edimini gereği gibi, sözleşmeye uygun şekilde ve kararlaştırılan süre içerisinde ifa etmemesinden kaynaklandığını, davacı şirket tarafından sözleşme kapsamındaki ödemeler eksiksiz şekilde gerçekleştirilmiş olmasına rağmen davalı tarafın, üstlendiği hizmet yükümlülüklerini tam ve gereği gibi yerine getirmediğini, proje kapsamında kararlaştırılan temel unsurları teslim etmediğini, taraflar arasında mutabık kalınan diğer sair hizmetleri tamamlamamış olduğunu, hizmetin eksik ifa edildiği olgusu ticari ilişkinin seyri içerisinde fiilen ortaya çıktığını, dosya kapsamında sunulan yazışma içerikleri incelendiğinde, davalı tarafın hizmetin tam ve gereği gibi ifa edilmediğini zımmen ve fiilen kabul ettiğini, tarafların iade veya mahsup mekanizması çerçevesinde çözüm arayışına yöneldiği anlaşıldığını, ticari hayatın olağan akışı içerisinde, hizmetin ifa edilmediğini bilen ve buna rağmen iade sürecine giren tacirin daha sonra borç bulunmadığı yönünde savunma ileri sürmesi dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin seyri doğrultusunda davacı şirket tarafından 20.11.2025 tarihli ... numaralı ve 02.12.2025 tarihli ... numaralı e-arşiv iade faturaları düzenlendiğini, söz konusu faturaların toplam tutarı 84.000 TL olup bu bedel 70.000 TL ana para ve 14.000 TL KDV kalemlerinden oluştuğunu, faturaların davalı tarafa usulüne uygun şekilde iletilmiş olmasına rağmen, Türk Ticaret Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca ticari faturalara karşı kanunda öngörülen 8 günlük yasal süre içerisinde herhangi bir itiraz ileri sürülmediğini, ticari ilişkilerde fatura içeriğine süresinde itiraz edilmemesi, yerleşik yargısal uygulamalar ve ticari teamül gereği fatura içeriğinin kabul edildiğine karine teşkil ettiğini, davalı tarafın sessiz kalması hukuki sonuç doğurmuş olduğunu, davalının sonraki aşamada borç bulunmadığı yönünde savunma ileri sürmesi ticari güven ilkesi ile bağdaşmadığını, davacı şirket tarafından davalı tarafa 23.12.2025 tarihli ihtarname gönderilerek kesinleşmiş iade faturalarına konu 84.000 TL alacağın ödenmesi talep edilmiştir. İhtarnamenin davalı tarafa tebliğ edilmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalı taraf edim yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ihtarname süreci, davalının borç durumundan haberdar olduğunu açıkça ortaya koymakta olup iyi niyet savunmalarını hukuken zayıflattığını, davacı şirket tarafından alacağın tahsili amacıyla ... İcra Müdürlüğü’nün ...Esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın icra dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinde yalnızca genel nitelikte “borçlu olmadığı” yönünde soyut bir beyanda bulunmuş olduğunu, itirazını hiçbir somut delil ile desteklemediğini, davalı tarafça alacağın varlığına, ticari ilişkiye, fatura içeriklerine, yazışma dökümlerine veya hizmetin ifa durumuna ilişkin hukuken geçerli hiçbir savunma ortaya konulmadığını, icra takibine karşı ileri sürülen soyut itirazlar İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi anlamında haksız itiraz niteliğinde olup kötü niyetli olduğunu, alacak miktarının belirli olduğunu, dava ekinde sunulan fatura kayıtları ve ticari belgeler ile ispatlanabilir nitelikte olduğunu, davalı tarafın hukuki dayanaktan yoksun ve somut vakıaya dayanmayan itirazı, alacağın tahsilini sürüncemede bırakmaya yönelik kötü niyetli bir davranış olup dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil ettiğini, davalının bu kötü niyetli ve dayanaksız itirazı nedeniyle İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi uyarınca icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi gereğince dava şartı olan arabuluculuk yoluna başvurulmuş olduğunu, ... Arabuluculuk Bürosu’nun ... dosya numaralı arabuluculuk süreci 29.01.2026 tarihinde anlaşmama ile sonuçlandığını, ilaveten, takip konusu 84.000 TL tutarındaki alacak davalı tarafça açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde bilinebilir nitelikte olduğunu, fatura kayıtları, ticari belgeler ve takip dosyası kapsamı itibarıyla hesaplanması herhangi bir teknik inceleme gerektirmeyen likit bir alacak niteliğinde olduğunu, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; davanın kabulünü, davalı tarafın ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptalini, takibin 84.000 TL asıl alacak üzerinden devamını, davalının haksız ve dayanaksız itirazı nedeniyle en az %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ... ile davacı ... A.ş. arasında 05.05.2025 tarihinde hizmete dayalı sözleşme akdedildiğini, bu sözleşmeye göre müvekkili, sözleşmenin 3. maddesinde belirtilen ve ayrıca sözleşmeye ek olarak eklenen ... teklif dosyasındaki hizmetleri yapacağını, taraflar arasında sözleşme akdedildikten sonra müvekkili ..., birlikte çalıştığı eşi ...'ın bulunduğu çalışanları ile davacı şirkette yetkili olan ..., ... isimli çalışanların da bulunduğu Whatsapp grubu kurulduğunu ve tanışma toplantısı yapılarak işe başlandığını, müvekkilinin davacı şirkete ekte sunulan ... teklif dosyasından da anlaşılacağı üzere web site tasarımı, sosyal medya ve yönetimi işleri ile ilgili hizmet verdiğini, bu hizmetlerden web tasarım tek seferlik olarak 40.000 TL + KDV ve Sosyal medya ve yönetimi işleri aylık 30.000 TL + KDV olacak şekilde fiyatlandırıldığını, müvekkilinin sözleşme gereği davacı tarafından gün aşırı verilen web site ve sosyal medya işlerinin düzenlenip gönderdiğini, cevap dilekçesi ekinde sunulan whatsapp konuşma kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, yapılan her iş sonrasında Davacı şirket yetkilisi... ve ... tarafından yapılan işler taktir edildiğini ve onaylandığını, yine aynı kişilerce beğenilmeyen işlerle ilgili revize edilmesi istenilen hususlar belirtildiğini ve akabinde revizeye uygun işler davacı şirkete gönderilmiş işler tamamlandığını, davacı şirket yetkilisi ...tarafından müvekkiline özel istekle özel istekle... ve ... adına kartvizit tasarımları yaptırıldığını, bunlar dışında PDF revizeleri, etiket çalışması,... için video editi, App uygulaması için tasarımlar, Qr yönlendirme broşürü vb. birçok iş yapıldığını, tüm bu işlere dair konuşma kayıtları cevap dilekçesi ekinde sundukları ekte mevcut olduğunu, yukarıda bahsi geçen işlerle ilgili ödemeler şirket tarafından sözleşmeye uygun şekilde yapıldığını, davacının dava dilekçesinde işlerin süresinde tamamlandığına dair iddiası gerçeği aykırı olduğunu, sunmuş oldukları mesaj kayıtları incelendiğinde istenilen tüm işlerin yapıldığını ve temsil edildiğinin görüldüğünü, öyle ki hali hazırda müvekkilinin yapmış olduğu tasarımlar, fotoğraflar düzenlemeleri, animasyonlar, 3D ürün çizimleri, video editleri, QR yönlendirme broşürleri vb. diğer tüm işler davacı şirket tarafından kullanıldığını, davacı taraf hizmeti eksiksiz aldığını, tüm işler zamanında teslim edildiğini, öyle ki işler bittiği için ödemeler eksiksiz şekilde müvekkiline yapıldığını, taraflar arasında akdedilen sözleşmede fesih şartlarının belli olduğunu, "AJANS işbu sözleşmede belirtilen taahhüt ve yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde MÜŞTERİ, işbu Sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak feshedebilecektir." Sözleşmedeki bu hükme göre davacı tarafın tek taraflı fesih hakkı bulunduğunu, buna rağmen davacı taraf fesih yerine işlerin parasını ödediğini, çünkü işler zamanında teslim edildiğini, müvekkili tarafından yapılan tüm işler davacı şirket tarafından fuarlarda ve sosyal medya hesaplarında kullanıldığını, davacının sözleşmedeki fesih hakkını kullanmayıp önce hizmetlerin parasını ödeyip sonrasında müvekkiline yapılan anlaşmayı sona erdirdiğini, akabinde iade faturası düzenleyerek müvekkiline ödediği hizmet bedelini icra takibi yoluyla talep etmiş adeta hukuku dolanarak kötü niyetli davranmış, müvekkiline zarara uğratma saikiyle hareket ettiğini, müvekkilinin faturaya itiraz süresinin 8 gün olduğunu bilmediğini, itiraz süresinin kaçırılmış olması faturanın içeriğini ikrar olarak kabul edilmemesini, tüm bu işler davacı şirkete ait, aşağıdaki sosyal medya hesaplarından paylaşıldığını, Müvekkilin tasarlamış olduğu broşürler ve QR yönlendirme broşürleri dahil tüm tasarımlar davacı şirket tarafından fuarlarda da kullanıldığını, bu kullanımlara ilişkin fotoğraf ve url adresleri dilekçe ekinde sayın mahkemenin dikkatine sunulmak üzere paylaşıldığını, Aşağıdaki hesaplar davacı tarafa ait sosyal medya hesapları olduğunu, bahsi geçen hizmetler bu hesaplarda paylaşıldığını ve kullanıldığını, ...,-...,..., davacı tarafla yapılan 20.11.2025 tarihli son toplantıda şirket yetkilisi Alp Taşan tarafından müvekkilinin ...'yi anlamadığını ve proje için hiçbir emek vermediği dile getirildiğini, müvekkilinin tüm emekleri hiçe sayılarak direkt olarak projenin kendisi tarafından iptal edildiği belirtildiğini, toplantı sonrasında Alp Taşan whatsapp çalışma grubundan ayrıldığını, müvekkilinin davacı şirket tarafından talep edilen her işi eksiksiz yaptığını ancak davacı tarafın taraf web site işini bahane ederek projeyi iptal ettiğini, oysa ki konuya ait mesaj kaydında müvekkilim ile çalışan ...web sitesinin yayına alınması için ...'dan domain bilgilerini talep ettiğini, ilgili hususun sundukları mesaj kayıtlarında mevcut olduğunu, mesajlaşmalar ve mailler dikkate alındığında web site ile alakalı işin gecikmediği davacı tarafından sürekli revizeler istendiğini, bu revizelere uygun şekilde düzenlemeler yapıldığını ve şirket tarafından ekteki mesajlaşmalarda müvekkilinin yaptığı işlerin onaylandığı görüleceğini, toplantı sonrası web site tasarım işinin bitmesine rağmen davacı şirket tarafından domain bilgileri iletilmediğini ve işlerin süresinde tamamlanmadığını bahane edilerek proje iptal edildiğini, ancak önemle bahsetmek gerekir 20.11.2025 tarihinde "web sitesi + Sosyal Medya" açıklamasıyla Akbank üzerinden müvekkiline ödeme yapıldığını, ödeme açıklaması göstermektedir ki davacı taraf müvekkilinden aldığı hizmetin yerine getirildiğini kabul ettiğini, aksi durumda davacı şirket tarafından yapılması gereken sözleşmedeki fesih hükmü gereği hiçbir ödeme yapmadan sözleşmeyi feshettiğini, bu yola başvurulmayıp yapılan işler için ödenen bedellerin iadesinin talep edilmesi açıkça müvekkilinin emeklerini yok saydığını, iade faturasıyla müvekkilinin hukuku bilmemesinden faydalanarak icra takibi açmak suretiyle alınan hizmetlerin bedellerini tahsil etmeye çalışmak açıkça hukuku kötüye kullandığını, konuyla ilgili tüm dava ve şikayet hakları saklı kalmak kaydıyla esasa ilişkin anlatımları ve delilleri değerlendirildiğinde görülecektir ki müvekkili ... sözleşme imzaladığı Davacı Şirket'in verdiği her işi eksiksiz yerine getirdiğini, öyle ki yapılan işler davacı tarafından kullanıldığını ve ücretleri de sözleşmede belirtilen fiyatlara göre müvekkilinin hesabına yapıldığını, işlerin süresinde tamamlanmadığına yönelik iddiaları gerçek dışı olduğunu, ödenen ücretlerin iade faturası düzenlenerek müvekkilinden talep edilmesi davacının kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, tüm bu nedenlerle davaya cevap verme zorunluluğu doğduğunu, yukarıda açıklanan ve mahkemece resen gözetilecek nedenlerle; davanın reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE Davacının davası faturaya dayanan ilamsız icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Bu durumda eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2008 tarih ve ... E.,... K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TTK.nun 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnafın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnafın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticari işletmenin, ticaret siciline kayıtlı olmaması, diğer anlatımla esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez ve tacir olmamanın kesin bir kanıtı da değildir. Vergi mükellefi olup olmamak da tacir-esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak değerlendirilmez. TTK.nun 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11/06/2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nun 11 numaralı Kararı’nın 2. maddesinde, imalatla iştigal etmekle beraber, 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir. Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 Sayılı Kanun hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra "Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.... tarih ve ... sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. (...tarih ve ... sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.) Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.(Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi...Esas... Karar) Dosyada bulunan vergi dairesi yazı cevabından davacının işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu, esnaf haddini aşmadığı anlaşıldığından uyuşmazlığa bakmakla görevli Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan davacının davasının Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM/ Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; Davacının davasının Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ NEDENİYLE DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN REDDİNE, Kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içinde talep edilmesi halinde dosyanın GÖREVLİ İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE, HMK 331/2 md. gereğince yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Süresi içinde dosyanın gönderilmesi için mahkememize başvurulmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hususunun ihtarına, Dair, tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 09/09/2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/184, K. 2026/709, T. 09.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-184-e-2026-709-k-7eb720d86fbb