Bölge Adliye Mahkemesi · İzmir Bölge Adliye Mahkemesi

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2026/2074 E. 2026/2133 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/2074
Karar No
2026/2133
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2026/2074 KARAR NO : 2026/2133

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SÖKE 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 02.04.2026 NUMARASI : 2025/159 Esas, 2026/72 Karar MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06.07.2026 NUMARASI : 2026/662 Esas, 2026/566 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 18.09.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 18.09.2026

Söke 4. Asliye Hukuk Mahkemesi ile Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi arasında oluşan görev uyuşmazlığının yargı yerinin belirlenmesi yoluyla giderilmesi, Söke 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından istenilmekle, dosya heyetçe incelendi; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Dava; İİK'nın 67. maddesi uyarınca davacı tarafından başlatılan ilamsız icra takibine davalının yaptığı itirazın iptali istemidir. Davacı taraf dava dilekçesinde özetle; davalının Söke'de bulunan işyerinin tüm malzeme ve işçilik dahil dekorasyonu hususunda anlaşıldığını, müvekkilinin üzerine düşen edimi yerine getirerek dükkanı teslim ettiğini, alacağı gösterir 28.03.2025 tarihli 2025002 nolu 1.326.000,00 TL bedelli faturanın düzenlendiğini, ancak davalının faturadan bakiye kalan borcunu ödememesi nedeniyle hakkında icra takibi başlatıldığını, her ne kadar alacaklı müvekkiline karşı herhangi bir borcu olmadığını iddia etmiş ise de bu iddiasına dayanak olarak bir belge sunmadığını, itirazında haklı olduğunu ispatlar başkaca hiç bir açıklama yapmadığını belirterek, haksız itirazının kaldırılarak takibin devamına, icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacak iddiasında bulunan davacı tarafa herhangi bir borcunun bulunmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu, tanık dinlenmesine muvafakatının bulunmadığını, davacı tarafın iddialarını yazılı delil ile ispat etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddi ile tazminata karar verilmesini istemiştir. Söke 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2025/159 Esas, 2026/72 Karar sayılı, 02.04.2026 tarihli ilamı ile, davacı ve davalı tarafların vergi kayıtları incelendiğinde her iki tarafın da tacir olduğu; davalının işletme hesabı esasına göre, davacının ise bilanço esasına göre defter tuttuğu, bu haliyle tarafların Türk Ticaret Kanunu anlamında tacir sıfatını haiz oldukları, uyuşmazlığın konusunu ise davacının kendi ticari işletmesi kapsamında, davalının işlettiği işyerinde gerçekleştirdiği işten kaynaklanan alacak talebi oluşturduğu, dolayısıyla ihtilafın, tarafların ticari işletmeleriyle doğrudan ilgili bulunduğu, Türk Ticaret Kanunu m. 4 uyarınca, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılacağı ve ticari davalara bakmakla görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu göz önünde bulundurularak her iki tarafın da tacir olması ve ihtilafın tarafların ticari işletmeleriyle ilgili bir işten kaynaklanması nedeniyle nispi ticari dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle görevli Mahkemenin Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi olduğuna karar verilmiş ve karar 24.06.2026 tarihinde kesinleşmiştir. Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/662 Esas, 2026/566 Karar sayılı, 06.07.2026 tarihli ilamı ile, öncelikle açılan davada Ticaret mahkemelerinin görevli olup olmadığı üzerinde durulmuştur. Ticari kazancın tespiti usulü ikiye ayrılmaktadır. Bunlar; basit usul ve gerçek usuldür. Gerçek usule tabi mükellefler; bilanço esasına göre defter tutan 1. Sınıf tacirler ile işletme hesabı esasına göre defter tutan 2. sınıf tacirlerdir. Basit usule tabi mükellefler ise bu usule tabi olmayı gerektiren şartları taşıyanlardır. Basit usule tabi olan mükelleflere devlet tarafından bir takım kolaylıklar sağlanmaktadır. Bu kolaylığın sebebi ise bu mükelleflerin faaliyetlerinin küçük ölçekte olması ve gelirinin göreceli olarak diğer ticaret erbaplarından daha az olmasından kaynaklanmaktadır. Basit usule tabi olabilmek için; kendi işinde bilfiil çalışması ya da bulunması, yıllık kira bedelinin her yıl belirlenen sınırları aşmaması, yıllık alım-satım hadlerini aşmaması ve gerçek usulde vergilendirilmemesidir. TTK madde 11 ve devamında Tacir; 15. maddesinde ise Esnaf tanımı yapılmıştır. Madde 15 gereğince; 11. Maddenin 2. Fıkrasında belirtilen sınırları aşmayan, faaliyeti sermayesinden çok bedeni çalışmasına dayanan sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu madde 3/a kapsamında yapılan esnaf/sanatkar tanımında ise; genel anlamda ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda bulunan, ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak tanımlanmıştır. Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde, "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." düzenlemesi getirilmiştir. TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3. maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasında; "Aşağıda yazılı tüccarlar, I inci sınıfa dahildirler: 1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 7.200.000.000 (2025 yılı için 2.000.000TL) lirayı veya satışlarının tutarı 8.640.000.000 (2025 yılı için 2.800.000TL) lirayı aşanlar; 2.Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 (2025 yılı için 990.000TL) lirayı aşanlar; 3.1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 (2025 yılı için 2.000.000TL ) lirayı aşanlar;..." denilmek suretiyle anılan Bakanlar Kurulu Kararına göre 2022 yılı için esnaf veya tacir sayılma hadleri belirlenirken dikkate alınacak nakdi limitler belirlenmiştir. Somut olayda, davalının vergi dairesinden gelen yazı cevabında; davalının işletme esasına göre defter tuttuğu ve 2025 yılı gayri safi iş hasılatının 471.375,07 TL olduğu bu haliyle esnaf sınırında kaldığı anlaşılmıştır. Davacının tacir olması davayı ticari dava haline getirmeyeceği gerekçesiyle davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğuna karar verilmiş, karar taraf vekillerine tebliğ edildikten sonra görev uyuşmazlığının çözümü için dosya Dairemize gönderilmiştir. Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5/2. fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar. (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu'nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır; Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması, ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3'üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Bakanlar Kurulu'nun Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayicinin ayrımına ilişkin 21.07.2007 tarihli kararı ile esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup dekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177/1. fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup, bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda, Söke 4. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan araştırmalarda Söke Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan 28.03.2026 tarihli yazı cevabı ile, davalı mükellefin tacir olduğu, işletme hesabı usulüne göre defter tuttuğu, ancak 2025 yılı itibariyle VUK 177/1 bendinin 1 ve 3 numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitin yarısını, 2 numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmadığının tespit edildiği bildirilmiştir. Bu durumda gelen resmi yazı cevapları esas alındığında; davalının tacir sıfatına haiz olduğu ancak işletme hesabına göre defter tuttuğu ve VUK 177/1 bendinin 1 ve 3 numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitin yarısını, 2 numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmadığının tespit edildiği, nispi nitelikteki ticari davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi için her iki tarafın da tacir olması gerektiği anlaşılmakla davanın genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, yargı yeri olarak Söke 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin belirlenmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 21.ve 22. maddeleri gereğince Söke 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, Dosyanın yargı yeri olarak belirlenen mahkemeye gönderilmek üzere yargı yeri belirlenmesini talep eden mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 362/1-c maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 18.09.2026

Atıf: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/2074, K. 2026/2133, T. 18.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-izmir-bolge-adliye-mahkemesi-2026-2074-e-2026-2133-k-2528eb550253