Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/693 E. 2026/954 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/693
- Karar No
- 2026/954
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/693 KARAR NO : 2026/954
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN MMAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 26/06/2024 NUMARASI : 2024/457 Esas - 2024/517 Karar
DAVACI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... (T.C. NO:...) VEKİLİ : Av. ... DAVA TÜRÜ : Tazminat (Cezai Şart Bedelinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 13/04/2023 KARAR TARİHİ : 18/05/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 12/06/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davalı işçinin davacı şirket işyerinde çinko üretim bölümünde ustabaşı olarak SGK'da görünen tarihlerde iş akdiyle hizmet ifa ettiğini, işçinin iş sözleşmesinin istifa nedeni ile feshedildiğini, akabinde de davacı şirketin ticari rakibi olan ve İzmit/KOACELİ’nde yerleşik dava dışı Alpaz Demir Çelik Oksit İnşaat Sanayi Ticaret Ltd. Şti.'de çalışmaya başladığını, davalı ile davacı şirket arasında akdedilen iş sözleşmesinin rekabet yasağı başlıklı 15. maddesi uyarınca davalı İşçi; “fesihten itibaren 2 yıl süre ile iş tanımına uygun konularda, aynı sektörde,Marmara Bölgesinde, benzeri bir işletmede çalışmamayı veya rakip işletmeyle rekabet oluşturacak şekilde menfaat ilişkisine girmemeyi” kabul ve taahhüt ettiğini, aynı maddenin devamında da yine işbu rekabet yasağı maddesinin uygulanması için; “İşverenin ticari, teknik, müşteri ve benzeri konularda personel bilgileri fiilen öğrenmiş olmasının şart olmadığı, objektif olarak bilebilecek durumda olması yeterli olacağı” belirtildiğini, devamında ise, işbu rekabet yasağına aykırılığın yaptırımı düzenlendiğini, buna göre personelin bu yasağı ihlal etmesi nedeniyle işverenin uğradığı her türlü zararı ve ziyanı ödemekle birlikte, işverene son brüt maaşının 2 yıllık tutarı kadar cezai şart ödemeyi de kabul ve taahhüt ettiğini, hatta sonrasında rekabet etmeme yasağı adı altında başka bir sözleşme de imzalanarak ilgili müessesenin akdi sınırlarının da çizildiğini, davalı işçinin davacı şirket ile aynı il içinde bulunan rakip işletmesine, iş akdini sonlandırmasının hemen akabinde işe girerek davacı şirketin satış fiyatları, müşteri bilgileri ve ayrıca çinko oksit Üretim reçetelerini de müvekkili şirketin rakip işletmesinde kullanarak davacı şirketin haksız rekabete maruz kalmasına yol açacağını, nitekim zorunlu arabuluculuğa başvurulduğunu, arabulculuk tutanağı ile de sabit olduğu üzere, arabuluculuk görüşmesinin anlaşamama ile sonuçlandığını, bu nedenle de işbu davayı ikame ettiklerini, davalının, davacı şirket ile olan iş akdinin istifa ile sonladırmasının hemen akabinde davacı işveren ile davalı arasındaki iş akdinin rekabet yasağı maddesine aykırı olarak rakip işletmede ve aynı il sınırları içersinde aynı işte çalışmaya başlamasının taraflar arasındaki iş akdinin rekabet yasağı hükmüne aykırı olması bir yana, davalının bu tutumunun aynı zamanda Borçlar Kanunu’nun. 444. maddesine de aykırı olduğunu, açıklanan sebeplerden dolayı, davalının gerek iş sözleşmesinde düzenlenen ve gerekse TBK madde 444’de yer alan- rekabet yasağını ihlalinin kabulüyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, işbu davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü ile şimdilik 1.000,00-TL üzerinden belirlenen cezai şartın davalıdan alınarak davacı işverene işleyecek faizi ile ödenmesinE, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın talep etmiş olduğu alacak kalemleri açısından zamanaşımı itirazları olduğunu, davacının dava dilekçesinde belirttiği iddiaların usul ve esas yönlerinden hukuka aykırılık taşıdığı için eldeki davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, ticaret mahkemelerinde dava açılabilmesi için arabuluculuğa başvurmanın dava şartı olarak sayıldığını, davalıya haksız olarak ikame edilen bu davadan önce karşı taraf arabuluculuk sürecine başvurmuş olsa da, söz konusu başvurunun İş Kanunundaki işçi- işveren arasındaki ilişkiden doğan alacaklar konu gösterilerek yapıldığını, fakat eldeki davanın ticari dava olduğunu, başvurunun ticari davalarda dava şartı olan arabuluculuk şeklinde ilerlemiş olması gerektiğini, bu nedenle zorunlu arabuluculuk dava şartı sağlanmadığı için, davanın reddedilmesi gerektiğini, davalıya karşı ikame edilen bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının usulen hatalı olduğunu, mevzuata göre belirsiz alacak davasının açılabilmesi için alacaklının dava açacağı miktarı tam ve kesin olarak bilmemesi gerektiğini, fakat, dava dilekçesinde davacı yanın, rekabet yasağını ihlal eden işçinin "işverene son brüt maaşının 2 yıllık tutarı kadar cezai şart ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiğini" ileri sürdüğünü, davacı tarafın cezai şartı talep ettiğini ve bu cezai şartın tutarının da işçinin son brüt maaşının 2 yıllık tutarı olduğunu öne sürdüğünü, davada talep edilen miktar bu şekilde belirli olmasına rağmen davacının davayı belirsiz alacak davası olarak ikame etmesinin hukuka aykırı olduğunu, belirsiz alacak davası açabilmenin koşulları eldeki davada mevcut olmadığı için, koşulları oluşmadan açılan bu davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddini talep ettiklerini, her ne kadar davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerekse ve yetkili mahkemede açıldığını kabul etmeseler de esasa ilişkin; dosya kapsamında davalı aleyhine sunulacak delillere karşı cevap hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı aleyhine olan hiçbir iddiayı kabul etmediklerini, ilk olarak davacı firmada davalının ustabaşı olarak çalışmış olduğu iddialarının mesnetsiz olduğunu, karşı tarafın dosya kapsamına sunduğu iş sözleşmesinde de görüldüğü üzere davalının, davacı firmanın üretim bölümünde fırın, pota ve torbalama elemanı olarak çalıştığını, davalının, davacı firmada çalışmasına ait SGK İşe Giriş Bildirgesinde meslek adı Diğer İmalat Ve İlgili İşçiler (Makine ile) olarak belirlendiğini, müvekkilinin, davacı firmada vasıfsız işçi olarak çalışmasını, iş akdini sağlık nedenleri nedeniyle haklı olarak feshetmesine kadar (06.11.2022 tarihine kadar) sürdürdüğünü, boyun fıtığı rahatsızlığı bulunan davalının, beden işçisi olarak çalıştığı davacı firmada çalışmasını işinin ağırlığı sebebiyle sürdüremediğini, fiilen müvekkilinin davacı iş yerinde çalışmasını çok zor hale getiren rahatsızlığı nedeniyle davalının davacı firmadaki işinden haklı sebeplerin varlığı nedeniyle ayrıldığını ve şu an çalışmakta olduğu dava dışı firmada da daha az efor gerektiren, rahatsızlığını tetiklemeyen bir işe girdiğini, davacı şirketin bu şekilde bir çok işçiye yakın tarihlerde dava açtığını, tüm dava dilekçelerinde tüm işçilerin nasıl oluyor ise ustabaşı olduğunu iddia ve beyan ettiğini, mahkemenin de malumu olacağı üzere bir iş yerinde aynı departmanda çalışan tüm işçilerin ustabaşı olarak faaliyet göstermesinin fiilen imkansız olup hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, bu haliyle davacı şirketin beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, davalının, davacı firmada vasıfsız işçi olarak çalıştığını, ayrıca ilgili SGK kayıtları incelendiğinde görüleceğini, davalının ilk olarak 01.11.2018 tarihinde davacı firmada çalışmaya başladığını, bu iş akdinin de 10.07.2021 tarihinde müvekkilin Emeklilik için yaş dışında diğer şartların tamamlanması olarak tanımlanan 14 kodu ile SGK'ya bildirilerek sonlandığını, devamında 26.07.2021 tarihinde davalının Mes Makina Elektrik Kimya Sanayi Anonim Şirketi adlı dava dışı firmada metal yüzey temizleyici olarak işe girdiğini, dava dışı bu firmada iş akdinin 23.08.2022 tarihinde sonlandığını ve davalının 25.08.2022 tarihinde tekrardan davacı firmada beden işçisi olarak çalışmaya başladığını, davalının daha önce davacı firmada iş akdinin sonlanmasının ardından başka bir firmada çalışmasına rağmen bu çalışmaya ilişkin kendisine rekabet yasağına dair bir talep veya bildirim beyanı yapılmadığını, daha önce bu hususta herhangi bir talep öne sürmeyen davacı firmanın, eldeki davada rekabet yasağına aykırı davranıldığını iddia ederek fahiş tutarda bir bedel istemesinin, kötü niyetle hareket ettiklerini kanıtladığını, davalının geçimini beden işçisi olarak sağladığını, amacının geçimini sürdürmek olduğunu, bu kapsamda yaşadığı bölgedeki uygun alanlarda yapabileceği işlerde çalışıyor olmakla birlikte; herhangi bir ticari sır taşıma yahut rekabet ihlali oluşturma gibi bir eylemi hiçbir zaman varolmadığını, davacı firmanın, davalı ve davacının imzalarını taşıyan sözleşmeyi dosyaya sunmuşsa da, davalının iş akdinin devamının sağlanabilmesi amacıyla imzalamış olduğu bu sözleşmenin içeriğine ve sonuçlarına dair bilgi sahibi olmadığını, mevcut ekonomik durum ve davalı açısından yeni bir iş bulmanın zorlukları gibi somut koşullar nedeniyle davalının bu sözleşmeyi hiçbir bilgiye sahip olmadan imzalamak durumunda kaldığını, bu sözleşmenin davalıya gösterilmeden imzalandığı için davalının işbu sözleşmenin varlığını hatırlayamadığını, taraflarına iletemediğini, bu hususta mevzuatımızda her ne kadar sözleşme özgürlüğü ilkesi geçerli olsa da, bu özgürlüğe bir sınır TMK Madde 23/2'de "Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz" şeklinde çizildiğini, eldeki davaya konu rekabet yasağı içeren iş sözleşmesiyle davalının ekonomik geleceği büyük bir risk altına girdiğini ve bu riskin işçinin ekonomik varlığını ahlaka ve temel haklara aykırı derecede tehlikeye soktuğunu, rekabet yasağı içeren sözleşmeyle, işçinin ekonomik faaliyet özgürlüğüne getirilecek olan sınırlamaların da anılan kanun maddelerinde belirlenen sınır ölçüleri içerisinde olması gerektiğini, eldeki davaya dayanak olarak gösterilen iş sözleşmesindeki rekabet yasağının aşırı nitelikte yasaklar içermekte olduğu için hukuken geçersiz olduğunu, içeriği itibariyle matbu tek taraflı ve fahiş tutarda bir cezai şart içerdiği için geçersiz nitelikte olduğunu, işçiye rekabet yasağı getiren sözleşmelerin geçerli olabilmesi için kanunen aranan şartlar bulunduğunu, bu şartların yasağın belli bir bölge, süre ve iş türü ile sınırlı olması olarak belirlendiğini, karşı yanın sunmuş olduğu iş sözleşmesinde açıkça görüldüğü üzere müvekkilinin davacı firmada üretim bölümünde fırın,pota ve torbalama elemanı çalıştığını, makine işçisi olduğu için haliyle hiçbir ticari sır veya bilgiye vakıf olmuş olmasının mümkün olmadığını, her halükarda objektif sınırlar içerisinde de müvekkilinin, davacı firmanın üretim veya ticaret sırlarını öğrenmiş olmasının mümkünatı bulunmadığını, karşı tarafın sunduğu iş sözleşmesinin içinde var olan bu rekabet yasağının geçersiz olduğunu, mesnetsiz iddialarla kötüniyetli olarak ikame edilen bu davanın öncelikle yetkisizlik nedeniyle reddine, ayrıca usule aykırılık nedeniyle hukuki yarar yokluğundan reddine, mahkeme aksi görüşte ise de; söz konusu iş sözleşmesindeki rekabet yasağı hukuken hiçbir geçerlilik taşımadığından işbu davanın esastan reddine, karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... 1-Davanın 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE ... " karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; cezai şart bakımından hakimin takdir yetkisi bulunduğu hukuken sabit olduğunu, uygulamada ise çoğu zaman (özellikle de işçinin davalı olduğu uyuşmazlıklarda) söz konusu bu takdiri indirim sıklıkla uygulandığını, bu nedenle, ortada likit, eş deyişle belirli bir alacak olmadığını, doktrin ve Yargıtay içtihatları nezdinde hakimin takdir yetkisine haiz olduğu cezai şart gibi alacak kalemleri bakımından belirsiz alacak davası açılabileceğini açıkça kabul ettiğini, buradaki anahtar kavramın bu olduğunu, yerel Mahkemenin uygulaması yerleşik içtihadın tam tersi yönünde hukuki bir yorum olup, hukuk güvenliği de göz önüne alındığında kabul edilemeyeceğini beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın, davalının rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasıyla işbu davayı belirsiz alacak davası olarak ikame ettiğini, işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılması usulen hatalı olduğunu, davada talep edilen miktar bu şekilde belirli olmasına rağmen davacının davayı belirsiz alacak davası olarak ikame etmesi hukuka aykırı olduğunu beyan ile; davacı tarafın istinaf istemlerinin reddine, karar verilmesini, talep ederiz. DELİLLER: Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/06/2024 Tarih - 2024/457 Esas - 2024/517 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiş karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dosyanın incelemesinde; davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde özetle; davalının davacı şirkete ait iş yerinde çinko üretim bölümünde ustabaşı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işçi tarafından istifa suretiyle sona erdirildiğini, iş akdinin sona ermesinden hemen sonra davacı şirket ile aynı sektörde faaliyet gösteren ve Kocaeli/İzmit de bulunan dava dışı Alpas Demir Çelik Oksit Ltd. Şti. bünyesinde çalışmaya başladığını, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin "rekabet yasağı" başlıklı 15. maddesi uyarınca davalının iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle Marmara Bölgesinde aynı sektörde faaliyet gösteren rakip işletmelerde çalışmamayı ve rakip işletmelerde menfaat ilişkisine girmemeyi kabul ettiğini, ayrıca davalının görevi gereği şirketin ticari sırları, müşteri bilgileri, satış fiyatları ve üretim süreçlerine ilişkin bilgilere vakıf olduğunu, davalının rakip işletmede çalışmasının davacı şirket açısından haksız rekabete yol açtığını, sözleşmede rekabet yasağının ihlali halinde davalının işverene son brüt ücretinin iki yıllık tutarı kadar cezai şart ödemeyi kabul ettiğini, bu kapsamda davalı işçinin rekabet yasağını ihlal ettiğinin tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL cezai şart alacağının tahsilini talep ettiği, davalı vekilince sunulan cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, davanın ticari dava niteliğinde olduğunu, buna rağmen dava açılmadan önce yapılan zorunlu arabuluculuk başvurusunun işçi işveren alacağına ilişkin olarak gerçekleştirildiğini, oysa eldeki uyuşmazlığın TTK kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca davacının cezai şart miktarının belirli olduğunu bu nedenle de belirsiz alacak davası açılamayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince davanın usulden reddine karar verildiği, verilen karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Eldeki davada, ilk derece mahkemesince; taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinde cezai şart miktarının belirlenmiş olduğu, bu nedenle alacağın belirli nitelikte bulunduğu ve davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş olduğu görülmüşse de, varılan sonucun ve verilen kararın dosya kapsamına ve usul hükümlerine uygun düşmediği anlaşılmaktadır. 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile HMK'nın 7. maddesinin başlığı “Belirsiz alacak davası”; ikinci fıkrası “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmiş; maddenin üçüncü fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır. Talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukuki yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukuki yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz. Bu durumda dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek alacak tutarı konumunda olup kısmi davanın koşulları yoksa davacının tam eda davası açtığı kabul edilmelidir. Ancak dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmî davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmelidir. Buna karşılık, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (HMK'nın 26. maddesi) öncelikle, HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir. Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır. Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir ara kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır. (Yargıtay HGK’nın 24.03.2022 tarih ve 2019/11-220 Esas, 2022/376 Karar sayılı ilamı) (Yargıtay 11.HD., 05/03/2026 tarih, 2025/4390 E., 2026/1313 K. ) Eldeki uyuşmazlıkta, yukarıda aktarılan Yargıtay içtihadında belirtilen açıklamalar uyarınca, davacının dava dilekçesine davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirip şimdilik 1.000,00 TL talep ettiği ve bu dava değerinin harcını yatırdığı görülmekle artık ilk derece mahkemesince davanın belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar olmadığı gerekçesiyle reddedilmeyip, bir ara karar ile davaya kısmî dava olarak devam edilmesine karar verilerek davanın esasına girilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir. Gerekçeli karar başlığında dava alt başlığını "Cezai Şart Bedelinden Kaynaklanan" şeklinde yazılması gerekirken uyuşmazlığa uygun düşmeyecek şekilde "Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan" şeklinde yazılması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince ESASTAN KABULÜNE, a-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/06/2024 Tarih - 2024/457 Esas - 2024/517 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, b-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 2-İstinaf Karar Harcının, talebi halinde ve ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 3-İstinaf eden tarafından yapılan İstinaf başvuru giderlerinin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilmesine, 4-Kararın, 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362-(1)-g) maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.18/05/2026
... Başkan ... ¸e-imzalıdır. ... Üye ... ¸e-imzalıdır. ... *Üye ... ¸e-imzalıdır. ... Katip ... ¸e-imzalıdır.
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*