İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/481 E. 2026/406 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/481
- Karar No
- 2026/406
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/481 Esas KARAR NO : 2026/406
DAVA : Menfi Tespit (Kira Sözleşmesinden Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 30/10/2025 KARAR TARİHİ : 04/06/2026
DAVA : Davacı vekilince sunulan ve mahkememizin 2025/... nolu esasına kaydı yapılan dava dilekçesinde, davalı olarak .... Aş ve ... ...Aş gösterilerek, dilekçenin devamında; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin temelinin güvene dayalı bir vekalet ve hizmet sözleşmesi niteliğinde olduğunu, her iki davalı tarafından ağır şekilde ihlal edildiğini, tahahüt edilen hizmetlerin büyük ölçüde alınmadığını veya yetersiz biçimde gerçekleştirilmiş olduğunu, müvekkili şirket ile davalılar ... ... (...”) ile ... (“...”) arasında, 01.05.2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 01.05.2025 tarihine kadar sürecek şekilde akdedilen “Medya Ajansı Sözleşmeleri” (EK-1), Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen hizmet sözleşmesi ile 506 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesi unsurlarını bir arada taşıyan karma nitelikte hukuki bir bağ oluşturduğunu, sözleşmelerin, taraflara karşılıklı sadakat, özen, şeffaflık ve hesap verebilirlik yükümlülüklerini yüklediğini, bu bağlamda, her iki davalının, müvekkili şirketin inşaat projelerine yönelik reklam ve medya planlama hizmetlerini, müvekkili şirketin adına ve menfaatine uygun şekilde yürütme taahhüdünde bulunarak, taraflar arasında güven temeline dayalı bir ilişki tesis ettiğini, ancak, her iki davalının, bu güven ilişkisini sistematik bir şekilde ihlal ettiğini, sözleşmelerle üstlenilen temel yükümlülükleri yerine getirmediğini, taahhüt edilen hizmetleri büyük ölçüde sağlamadıklarını veya yetersiz bir şekilde ifa ederek, müvekkili şirketi ciddi maddi ve manevi zararlar verdiklerini, dahası, talep ettikleri bedellerin fahiş düzeyde olmasına rağmen, bu durumun örtbas edilmesi için söz konusu ihlalleri bir gerekçe olarak kullanmaya teşebbüs ettiklerini, Medya Ajansı Sözleşmeleri' nin değerlendirilmesinin her iki sözleşme bakımından da davalıların sözleşmeden doğan asli yükümlülüklerine uygun hareket etmesi, şeffaflık, ölçülülük, doğrulanabilirk ve raporlama esaslarına riayet etmesi açıkça düzenlendiğini, dilekçenin devamında belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere, davalılar iki sözleşme kapsamında üstlendikleri yükümlülüklerin önemli bir bölümünü hiç yerine getirmediklerini veya gereği gibi ifa etmediklerini, bu durumun sözleşmelerin hem lafzına hem amacına hem de dürüstlük kuralına açık bir aykırılık teşkil ettiğini, her iki sözleşmenin tamamında ihlaller mevcut olduğunu, Medya Ajansı Sözleşmeleri” ne ilişkin başlıca ihlal edilen maddeleri ve ihlal gerekçelerini dilekçenin devamında sunduklarını, söz konusu ihlallerin taraflarınca yapılan sınırlı inceleme neticesinde tespit edildiğini, inceleme doğrultusunda işbu maddeler dışında başkaca maddelerin de ihlal edilmiş olup olmadığının tespitini ve değerlendirmesini talep ettiklerini, dilekçe devamında ihlallerin sınırlı sayıda olmayıp başkaca ihlallerin olabileceği nazara alınarak sözleşmelerdeki bütün sorumluluk ve taahhütlerin ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini bunların ; Madde 3.1.3'de Yayınların gerçekleştiğine dair bağımsız araştırma şirketi raporlarıyla doğrulanmasının şart koşulduğunun düzenlendiğini ancak bu raporların sunulmadığını, Madde 3.1.4'de Medya mecralarına ait yayın performanslarının, müvekkili şirketin onayladığı verilerle analiz edilerek raporlanmasının öngörüldüğünün belirtildiğini ancak bu analizlerin yapılmadığını, Madde 3.1.5'de Medya pazarlıklarına esas teşkil edecek ön analiz ve araştırmaların yapılmasının taahhüt edildiğini, fakat bu çalışmaların yerine getirilmediğini, Madde 3.1.6'da müvekkili şirketin rakiplerine ilişkin yayın öncesi ve sonrası raporlamaların sağlanmasının öngörüldüğünü ancak bu raporların temin edilmediğini, Madde 3.1.7'de Stratejik medya ve iletişim planlarının hazırlanması yükümlülüğünün getirildiğini ancak bu planların hazırlanmadığını, Madde 3.3'de ilgili mevzuata ve sektördeki uzmanlık, tecrübe ve uygun nitelikte hizmet kurallarına uyulmasının zorunlu olduğunun belirtildiğini fakat bu kuralların açıkça ihlal edildiğini, Madde 4'de Hizmet bedellerinin işbu sözleşme kapsamında ve piyasa koşullarıyla bağdaşır şekilde makul ve orantılı olarak belirlenmesi gerektiğinin düzenlendiğini ancak fahiş bedeller talep edilerek söz konusu hükümün ihlal edildiğini, sayılan bu maddelerin davalıların müvekkili şirketin menfaatlerini koruma, şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde hareket etme yükümlülüğünü açıkça ortaya koyduğunu, her iki davalının da sözleşme'ye uygun davranmadığını, bağımsız doğrulama raporu sunmadığını , analiz ve raporlama yapmadığını, ön hazırlık ve veri paylaşımı sağlamadığını, rakip raporlamalarını temin etmediğini ve stratejik planları hazırlamadığını, bu sistematik ihlallerin, her iki sözleşme kapsamında taahhüt edilen hizmetlerin büyük kısmının alınmadığını veya yetersiz bir şekilde gerçekleştirildiğini gösterdiğini dolayısıyla, talep edilen bedellere karşılık herhangi bir gerçek hizmet alınmadığı ya da alınan hizmetlerin piyasa rayiçleriyle bağdaşmayacak ölçüde yetersiz olduğu sonucunu kaçınılmaz kıldığını, medya ajansı sözleşmeleri kapsamındaki hizmetlerin eksik veya hiç yerine getirilmemesi sonrasında fazla ödeme ve birtakım usulsüzlüklerin mevcut olduğunu, müvekkili şirketin Medya Ajansı Sözleşmeleri kapsamında her iki davalı ile 2024-2025 yılları boyunca proje tanıtım ve medya satın alma faaliyetleri çerçevesinde çalıştığını, ... tarafından müvekkili şirkete toplam 49.581.000 TL, ...tarafından ise toplam 4.740.000 TL tutarında fatura düzenlendiğini, müvekkili şirketin kayıtları incelendiğinde; ...'ya (nakit ve çek ödemeleri dâhil) 70.586.000 TL, ...'a ise 8.358.000 TL ödeme yapıldığının tespit edildiğini, bu durumun her iki firmaya yapılan ödemelerin düzenlenen fatura tutarlarını önemli ölçüde aştığını gösterdiğini, fazladan tahsil edilen bu tutarlara ilişkin herhangi bir hizmet verilmediği gibi, bu meblağlara dair ek hizmet faturası, borç artırım bildirimi veya noter ihtarı da bulunmadığını, dolayısıyla müvekkili şirket tarafından fiilen alınmayan hizmetler karşılığında ödeme yapılmış olduğunu, bu doğrultuda verilen çeklerin iadesinin gerektiğini, ayrıca medya satın alma işlemlerinde, hizmetin gerçekten verilip verilmediğinin ve verilen hizmetin mali karşılığının doğrulanabilmesi açısından zorunlu olan ..., ... ve diğer yayıncı kuruluşların doğrudan müvekkili şirkete fatura kesmesi gerekirken, herhangi bir fatura düzenlenmediğini, davalı şirketlerce de söz konusu yayın kuruluşlarının orijinal yayın faturaları, harcama raporları ve spot yayın dökümlerinin müvekkili şirkete sunulmadığını, bu nedenle hizmetin kapsamı, süresi ve gerçek maliyeti objektif biçimde denetlenemez hale geldiğini, sözleşme kapsamındaki hizmetin ifasına ilişkin ciddi kuşkular mevcut olduğunu, bugüne kadar düzenlenen faturaların sözleşmeye ve usulüne uygun belgelerle desteklenmediğini, ifa edilmeyen hizmetlerin karşılığında bu faturaların düzenlendiğinin anlaşıldığını, davalı şirketler tarafından fatura düzenlendiğini ancak bu faturalara konu hizmetlerin ifa edilip edilmediğine ilişkin olarak müvekkili şirket tarafından inceleme ve denetim yapılmak istendiğinde davalı şirketlerin bunu kabul etmediğini, aksine şüpheli işlem ve eylemlere yöneldiklerini, bu durumun farkına varılması üzerine, hizmetlerin gerçekte ifa edilmediğinin tespit edildiğini, ilgili tarihler ve yevmiye numaraları belirtilmek suretiyle iade faturalarının düzenlendiğini, bu iade faturalarının da davalı şirketler tarafından, hizmetin gerçekten yerine getirildiği ispat edilmeden, noter ihtarı yoluyla müvekkili şirkete geri gönderildiğini, oysa sözleşmeye göre müvekkili şirketin tek borcunun, sözleşme bedelini ödemek olduğunu, müvekkili şirketin bu borcunu fazlasıyla yerine getirdiğini, davalı şirketlerce düzenlenen fatura tutarlarının çok üzerinde nakit ve çek ödemeleri yaptığını, buna karşılık, sözleşmeye göre davalı şirketlerin asli edimi hizmetin ifa edildiğini ispat ettiğini, ancak bugüne kadar, tarafımızca defalarca talep edilmesine rağmen, davalı şirketler hizmeti gerçekten ifa ettiklerine dair hiçbir belge veya veri sunamadıklarını, ayrıca, söz konusu bedelleri dayandırdıkları sosyal medya mecralarına ilişkin erişim verileri, yayın raporları ve harcama dökümleri de taraflarına iletmediklerini aksine bu mecralarda şüphe uyandıran işlemler ve olağandışı hareketlerin tespit edildiğini, bu sebeplerle, söz konusu iade faturalarının düzenlenmesinin, olayların fark edilmesinden sonra dahi olsa, tamamen haklı ve zorunlu bir işlem olduğunu, mahkemece bu faturaların düzenlenme gerekçesinin ve tarihinin dava dilekçesinde açıklandığı şekilde değerlendirilmesinin talep edildiğini, bunun yanında, kamuya açık kaynaklarda yer alan bilgilerden, İlbak Holding yetkilileri ile davalı şirketlerin yetkililerinin bir kısmının aynı kişiler olduğunu ve şirketler arasında organik bir bağ bulunduğunun anlaşıldığını, kamuoyuna yansıyan soruşturmalar kapsamında İlbak Holding'in şirket yetkilisinin cezaevinde bulunmasının müvekkili şirket açısından ek bir ticari risk yarattığını, bu durumun müvekkili şirket tarafından verilmiş çeklerin bu aşamada ödenmesi hâlinde, ileride sebepsiz zenginleşme veya ifa edilmeyen hizmet nedeniyle açılabilecek davalarda tahsil kabiliyetini fiilen zorlaştırabilecek nitelikte olduğunu, şirketlerin mali ve operasyonel sürdürülebilirliğinin belirsiz hale gelmesinin, yapılacak bir iade veya tazminat talebinin tahsilinde ciddi fiili güçlükler doğurabileceğini, sonuç olarak, fatura ve hizmetlere ilişkin tespit edilen usulsüzlükler nedeniyle müvekkilinin tüm cezai haklarını saklı tutarak TCK 155/2, 157 ve 158/'1-h maddelerinden 2025/... soruşturma numarası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu, müvekkili şirketin esas faaliyet alanının konut ve ticari yapı üretimine odaklanmış olduğunu, kendi uzmanlık alanında Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2. Maddesi uyarınca bir tacir olarak basiretli bir şekilde hareket ederek gerekli özeni gösterdiğini, davalılar ... ... ile ...nin, güven ilişkisini ağır bir şekilde suiistimal ettiğini, müvekkili şirketin sektörel bilgisizliğinden sistematik olarak faydalandıklarını, dava dilekçesi ekine 3 adet uzman görüşü sunduklarını, uzman görüşlerinin dilekçesinin 5 ve 6 sayfasında özetleyerek, üç adet kapsamlı uzman görüşü raporunun fahiş fiyatlandırma ve hizmet alınmaması iddialarını bilimsel, akademik ve sektörel açıdan kesin olarak kanıtladığını, HMK 293 uyarınca yaklaşık ispat koşulunu tamamen karşıladığını ve müvekkili şirketin borçsuzluğunun tespitini zorunlu kıldığını, yine dilekçe ekine sunmuş olduğu uzman görüş raporlarına atıfta bulunarak bir bütün halinde, her iki davalı'nın taahhüt ettiği hizmetleri büyük ölçüde ifa etmediğini, sağlanan hizmetlerin ise yetersiz ve piyasa koşullarına aykırı bir şekilde fahiş bedellerle faturalandırıldığını bilimsel, akademik ve sektörel açıdan kesin olarak kanıtladığını, bu bulguların müvekkili şirketin dava konusu çek bedelleri nedeniyle herhangi bir borç altında bulunmadığını açıkça ortaya koyduğunu, söz konusu raporların davalıların davranışlarının TBK m. 28 kapsamında aşırı yararlanma (gabin) niteliğinde olduğunu, ayrıca TBK m. 502 ve devamında düzenlenen hizmet sözleşmesi ile m. 506 ve devamında düzenlenen vekâlet sözleşmesi hükümlerine açık ve ağır şekilde aykırılık teşkil ettiğini ortaya koyduğunu, gabin unsurlarının somut olayda açıkça mevcut olduğunu, edimler arasındaki bariz oransızlık, uzman raporlarıyla belgelendiğini, vekalet sözleşmesinden doğan sadakat ve özen borcuna aykırı hareket ederek, davalıların müvekkili şirketin menfaatlerini korumak yerine kendi çıkarlarını ön planda tutuklarını, şeffaf olmayan maliyet yapıları ve gizli marjlarla, hizmetlerin alınmamasına veya yetersiz düzeyde sunulmasına neden olduklarını belirterek dilekçesinin sonuç kısmında, arabuluculuk sürecinde davacının ticari itibarını korumak amacıyla ödemek zorunda kaldığı 34.957.138,00 TL için istirdat taleplerinin kabulüne, bu miktarın, ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte, davalılar aleyhine müştereken ve müteselsilen tahsiline, henüz vadesi gelmemiş 40.837.138,00 TL bedelli çekler yönünden menfi tespit taleplerinin kabulüne, davacı şirketin bu çekler nedeniyle davalılara herhangi bir borçlu olmadığına dair tespitin yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekilince mahkememize ibraz edilen cevap dilekçesinde, davacının dava dilekçesi ekinde sunduğu sözleşme kapsamında müvekkilinden reklam alanı/billboard'a ilişkin hizmetleri fiilen aldığını, sözleşmeye konu edimlerin, müvekkili tarafından ifa edildiğini, davacının da bu edimlerin karşılığını senet vererek ödeme altına aldığını ve ödemesini yaparak ilişkiyi tamamladığını, ikinci ve bağımsız ilişki çerçevesinde , yeni hizmetlerin alındığını, faturaların kesildiğini ve çeklerin verildiğini, ilk sözleşme ilişkisinin sorunsuz sona ermesinden sonra, davacının müvekkili ile ilk sözleşmeden bağımsız yeni işler için yeniden çalışmak istediğini, müvekkilinin ifa ettiği hizmetlere ilişkin faturaları düzenlediğini ve davacının da bu hizmetleri kabul ederek bedeli için çekler verdiğini, davacının iş bu davaya konu ettiği çekleri, “hiç borç yokken verilmiş” bir ödeme aracı gibi göstermeye çalıştığını ve çeklerin fiilen alınan hizmetlerin bedeli olarak verildiğini bu yönüyle de davacının borcunu bizzat ikrar ettiğinin belgesi olduğunu, davacının ödeme güçlüğüne düştükten sonra, çeklerin bankaca ibraz edilip “yazılmaması” amacıyla, müvekkilinden ödeme vadesinin ötelenmesini istediğini, borcunu vade farklarıyla birlikte erteleme yoluna gittiğini, bu silsilenin davacının borç ilişkisini ve ödeme yükümlülüğünü kabul ettiğini açık biçimde ortaya koyduğunu, görev bakımından itirazlarının bulunduğunu, kira sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda ise, 6100 sayılı HMK m.4/1-a uyarınca, dava konusunun değer ve tutarına bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemelerinin görev alanında bulunduğunu, Yargıtay da yerleşik içtihatlarında kira sözleşmesinden kaynaklanan her türlü tahliye, alacak, tazminat ve tespit davasında görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunun vurgulandığını, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 18.09.2015 Tarih, 2015/3043 E. ve 2015/7642 K. Sayılı ilamı ile yer alan karara ek olarak özellikle konusu reklam panosu, billboard ve reklam alanı kirası olan uyuşmazlıklarda ilk derece mahkemesi olarak Sulh Hukuk Mahkeme'sinin yargılamayı yürüttüğünün görüldüğünü, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2019 tarih, 2017/5715 E. 2019/1339 K. Sayılı ilamında da billboard ve benzeri reklam alanlarının kiralanmasından doğan uyuşmazlıkların ilk derece yargılamasının Sulh Hukuk Mahkemelerinde görüldüğü ve HMK m.4 kapsamında bu tür kira ilişkilerinden kaynaklanan davalarda görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunun açıkça benimsendiğini, yetkiye itirazlarının bulunduğunu, yetkili mahkemenin müvekkilinin merkez adresinin bulunduğu ve bağlı olduğu İstanbul Anadolu Mahkemelerinin olduğunu, davacı tarafından hizmetin alındığını ve alınan hizmet karşığı borcun senet/çeklerle kabul edildiğini, reklam panolarına ilişkin görsellerin dilekçesinin 5.sayfasında paylaşarak dilekçesinin devamında, davacının, yıllar sonra ve dava açılmadan hemen önce düzenlediği iade/itiraz faturalarının tek taraflı işlem olduğunu, ifa edilmiş ve kabul edilmiş hizmet karşısında borcu ortadan kaldırmayacağını, müvekkilinin bu iade/itirazları noter kanalıyla reddettiğini ve kabul etmediğini bildirdiğini, davacının çeklerin ibraz edilip karşılıksız işlemi doğmaması için, önceki çeklerin yerine yeni çekler vererek vade ertelediğini, böylece borcu fiilen kabul ettiğini ve zaman kazandığını, iş bu davanın gerçek amacının alacağın esasını tartışmaktan ziyade çekin yazılmasını ve tahsili engellemek olduğunu, gabin/fahiş fiyat iddiası tacir bakımından istisna olduğunu, somut olayda koşullarının olmadığını, davacı tarafından sunulan uzman görüşlerinin HMK m.293 kapsamında taraf beyanı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE : Dava, taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesi kapsamında menfi tespit istemine ilişkindir. Deliller ; davacı ile davalı ... arasında imzalanan Medya Ajansı Sözleşmesi, davacı ile davalı ... arasında imzalanan bilboard ve pano kiralamasına ilişkin kira sözleşmesi, uzman görüşü raporları, dava konusu çek görüntüleri, yasal mevzuat .
Uyuşmazlık noktaları; Davalı ...aleyhine açılan davada mahkememizin görevli olup olmadığı, mahkememiz görevli ise mahkememizin yetkili olup olmadığı, taraflar arasında imzalandığı belirtilen Medya Ajansı Sözleşmesi kapsamında davalı ... ... A.Ş tarafından edimini usulünce yerine getirip getirmediği, bu davalı tarafından kesilen bazı faturalar karşılığında edimin hiç yerine getirilmediği iddiasının doğru olup olmadığı, davacı tarafça davalılara fazla ödeme yapılıp yapılmadığı, davacının ödediği kısımların istirdatı, henüz ödemediği bedeller yönünden ise menfi tespit isteminde haklı olup olmadığı, haklı ise istirdat kapsamında talep edebileceği miktarın ve menfi tespit kapsamında talep edebileceği miktarın tespiti noktalarında toplanmaktadır. Davacı ile davalılar arasında imzalanan sözleşmelerin ayrı nitelikte olup, ayrı ayrı imzalanması nedeni ile her bir davalıya karşı yöneltilen dava ve dava değerinin tespiti gerekmiş olup, dava dilekçesi ekinde sunulan dava konusu çek fotokopileri incelendiğinde, ...'un lehtar olduğu sadece 1 adet çek bulunduğu, bu çekin de 29/11/2025 tarihli keşide tarihli 6.858.000,00TL bedelli olan ... Bankası ... İstanbul Şubesi'ne ait ... seri numaralı çek olduğu tespit edilmiştir. 2025/... esas sayılı dosyanın ön inceleme duruşmasında " Dava dilekçesi ve ekinde sunulan çekler incelendiğinde davacının davalı ...'tan istirdat kapsamında 34.957,138 TL talep ettiği, yine davacının davalı ...'tan menfi tespit kapsamında talebine dayanak gösterdiği ödenmemiş çek toplamının 33.979,138 TL olduğu, davaya konu ödenmemiş çeklerden 29/11/2025 vadeli ... seri numaralı 6.858.000,00 TL bedelli çekin lehtarının ...olması nedeniyle , davacının davalı ...hakkındaki talebi için de istirdata konu olabilecek miktar bulunmadığı sadce 6.858.000,00 TL çek nedeniyle menfi tespit isteminde bulunduğu tespit edildi" şeklinde tutanağa geçirildiği, dava değeri ve dava türü ile ilgili olarak zapta geçirilen husus davacı vekilinden sorulduğunda, davacı vekilinin aynı duruşmada ; "yukarıdaki dava değeri ile ilgili zapta geçen tespit doğrudur" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Dava dilekçesi incelendiğinde, hem ...'ın hemde ...'nın davalı gösterildiği, dava dilekçesi içeriğine göre, ağırlıklı iddianın davacı ile ... arasında imzalanan Medya Ajansı Sözleşmesi ile ilgili olduğu, oysa bu sözleşmeyi davalı ...'ın imzalamadığı, davacı ile davalı ...arasında imzalanan sözleşmenin reklam panonu kiralamasına yönelik sözleşme olduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafından davalı ...hakkında açılan davanın ana dosyadan tefriki sureti ile mahkememizin 2026/481 nolu esasına kayıt edildiği görülmüştür. Davalı ...vekili cevap dilekçesinde, taraflar arasındaki ilişkinin kira ilişkisi olduğunu belirterek Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu bildirmiştir. Taraflar arasında imzalanan sözleşme incelendiğinde, davacı ... ... Aş'den kiracı , davalı ...'tan kiraya veren olarak bahsedildiği, sözleşme konusunun ise reklam panosu kiralamasına dair olduğu görülmüştür. Birer sureti dosya içerisine bırakılan ... BAM 6 HD'nin 2022/865 esas 2022/727 karar ve İstanbul BAM 37 HD'nin 2018/2400 esas 2019/202 karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere reklam panosu kiralamasına ilişkin sözleşmeden kaynaklanan davalarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi'dir. Davacı taraf , taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesi kapsamında davalı tarafa yukarıda bilgileri verilen çeki vererek, borçlu olmadığının iddia etmiş olup , kambiyo hukukundan kaynaklanan davalar mutlak ticari davalar ise de , iş bu dava da çekin geçersizliğine , keşideci imzasının sahteliğine dair hiçbir iddia ileri sürülmemiş olup kambiyo hukuku kapsamında incelenecek bir husus bulunmayıp, ağırlıklı iddia kira ilişkisi kapsamında , kiralayanın kiracıya karşı edimini yerine getirip getirmediği noktasında toplandığından, davanın çözümü için ağırlıklı olarak kira hukuku kapsamında inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiği, bu davanın kira hukuku alanında uzman mahkeme olan Sulh Hukuk Mahkemesince görülmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde görevsizlik kararı vermek gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle ; 1-HMK 114-c , HMK 115/1 Maddesi gereğince Mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememizden talep edilmesi halinde dosyanın görevli İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 2-Harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti hususlarının görevli mahkemece değerlendirilmesine, 3-HMK 20.maddesine göre süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kararın kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten , kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize başvurularak, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde resen davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin davacı vekiline ihtarına, Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 04/06/2026
Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır