İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/456 E. 2026/413 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/456
Karar No
2026/413
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/456 KARAR NO : 2026/413

DAVA : Şirketin İhyası DAVA TARİHİ : 02/06/2026 KARAR TARİHİ : 03/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/06/2026

Mahkememizde görülmekte olan Şirketin İhyası davasının dosya üzerinde yapılan incelemesi sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı şirket yetkilisi Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine sunmuş olduğu 02/06/2026 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin yetkilisi olduğunu ve şirketin re'sen terk durumda olduğunu, tasfiye sürecinde ... plakalı aracın şirket üzerinde unutulduğunu, ilgili aracın satışın/devrinin yapılabilmesi amacıyla şirketin geçici olarak ihyasına karar verilmesini, yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, ticaret sicilinden terkin edilmek suretiyle tüzel kişiliği sona ermiş bulunan ... adına kayıtlı taşıtın devri/satışı amacıyla şirketin (ek tasfiye yoluyla) ihyası istemine ilişkindir. Ticaret şirketlerinin sona ermesi ve tasfiyesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 529 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Tasfiyenin tamamlanmasının ardından şirketin ticaret sicilinden silinmesi (terkin) ile tüzel kişilik nihai olarak son bulur. Buna karşın tasfiye gereği gibi tamamlanmamış, sonuçlandırılması gereken hukuki ilişki veya tasfiye edilmemiş bir malvarlığı unsuru kalmış ise, ortaya çıkan ilişkilerin sonuçlandırılabilmesi için şirketin yeniden sicile kaydı suretiyle canlandırılması (ihyası) gerekir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında bu nitelikteki dava, TTK'nın 547. maddesinde düzenlenen "ek tasfiye" kurumu çerçevesinde değerlendirilmekte; re'sen terkin işlemlerinin dayanağı ise 6102 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesi oluşturmaktadır. Eldeki davada da şirket adına kayıtlı taşıtın tasfiye dışı kaldığı ileri sürülerek, anılan malvarlığı unsurunun tasfiyesi (devri/satışı) amacıyla sınırlı ihya talep edilmiştir. Tüzel kişiler de tıpkı gerçek kişiler gibi hak ehliyetini, kişiliklerinin doğumu ile kazanır ve kişiliklerinin sona ermesi ile yitirirler. Sermaye şirketlerinde tüzel kişilik, tasfiyenin kapanmasını izleyen terkin ile ortadan kalkar; bu andan itibaren şirket, hukuk âleminde mevcut bir süje olmaktan çıkar. Hak ehliyeti sona eren bir varlığın, bu ehliyetin usul hukukundaki yansıması olan taraf ehliyetine sahip olması da kavramsal olarak mümkün değildir. Terkinin tüzel kişiliği sona erdiren sonucu, ayrıca Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilanına gerek bulunmaksızın, kendiliğinden doğar. Tasfiye amacıyla sınırlı kalmak kaydıyla kişilik tasfiye süresince devam eder ise de, tasfiye kapanıp terkin gerçekleştikten sonra bu sınırlı kişilik de son bulur; yeniden kazanılması ancak usulüne uygun bir ihya kararı ile mümkündür. Taraf ehliyeti, davada taraf (davacı veya davalı) olabilme, başka deyişle usulî hukuki ilişkinin süjesi olabilme ehliyetidir ve maddi hukuktaki hak ehliyetinin usul hukukundaki karşılığını oluşturur (HMK m. 50). Medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetine sahip olan, taraf ehliyetine de sahiptir. Dava ehliyeti ise medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin usul hukukundaki görünümü olup (HMK m. 51), tarafın davayı bizzat veya seçtiği vekille yürütebilme ve usul işlemlerini geçerli biçimde yapabilme iktidarını ifade eder. Dava takip yetkisi (HMK m. 53), tarafın o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisi olup, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usulî karşılığıdır. Taraf sıfatı (husumet) ise tamamen farklı bir düzlemdedir; davanın taraflarının kişilikleriyle değil, dava konusu sübjektif hakla ilgili olup, sübjektif hakkın davacıya ait olup olmadığını (aktif husumet) yahut davalıdan istenebilir olup olmadığını (pasif husumet) gösterir. Bu yönüyle sıfat bir dava şartı değil, esasa ilişkin bir itirazdır; varlığı, ancak işin esasına girilerek belirlenir ve sonucunda dava esastan kabul ya da reddedilir. Bu ayrımın somut önemi şudur: Taraf ehliyetinin yokluğu, davanın esasına girilmesini engelleyen ve davanın usulden reddini gerektiren bir dava şartı noksanlığıdır; sıfat (husumet) yokluğu ise işin esasına girildikten sonra varılan ve davanın esastan reddine yol açan bir sonuçtur. Bu iki müesseseyi birbirinin yerine ikame ederek hüküm kurmak hukuken isabetli olmaz. HMK'nın 114/1-(d) maddesi uyarınca tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartıdır. Dava şartları, kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur (HMK m. 115/1). Taraf ehliyeti bulunmayan bir kişi yahut hukuken var olmayan bir tüzel kişi adına geçerli bir dava açılması mümkün değildir; bu nitelikteki bir eksiklik, tarafların iradesinden bağımsız olarak hâkim tarafından kendiliğinden nazara alınır. Mevcut olmayan bir tüzel kişi adına vekâletname düzenlenmesi de hukuken sonuç doğurmayacağından, terkin edilmiş şirket adına vekilin dava açma yetkisinden de söz edilemez. Tüzel kişiliği terkin ile sona eren şirketin ihyası, mahiyeti gereği o şirketin kendisi tarafından açılabilecek bir dava değildir; zira ihya talebinin temelinde, davacı olarak gösterilen şirketin hukuk âleminde artık mevcut olmadığı olgusu yatmaktadır. Bu nedenle ihya davası, şirketin ihyasında hukuki yararı bulunan ilgili (ortak, şirket yetkilisi yahut alacaklı gibi üçüncü kişi) tarafından, kendi adına ve sıfatıyla; husumet de Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne (ve gereğinde tasfiye memuruna) yöneltilmek suretiyle açılır. Bir başka anlatımla terkin edilmiş şirket, ihya davasında davacı sıfatını taşıyamaz; davanın süjesi, ihyada menfaati bulunan gerçek/tüzel kişidir. Dosya kapsamından, davacı olarak gösterilen ...'nin ticaret sicilinden terkin edildiği ve tüzel kişiliğinin sona erdiği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca, terkin ile şirketin hak ehliyeti ve buna bağlı olarak taraf ehliyeti son bulmuştur. Hâl böyle olunca, hukuk âleminde mevcut olmayan, taraf ehliyetinden yoksun şirketin bizzat davacı sıfatıyla huzurdaki davayı açması mümkün değildir. Şirketin ihyasında hukuki yararı bulunan yetkili/ortağın, kendi adına ve ilgili sıfatıyla, husumeti Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne yönelterek dava açması gerekirken; davanın doğrudan tüzel kişiliği sona ermiş şirket adına ikame edilmiş olması karşısında, davacının taraf ehliyetine ilişkin dava şartının baştan itibaren mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu eksiklik, niteliği gereği HMK'nın 115/2. maddesi anlamında giderilebilir (tamamlanabilir) türden bir noksanlık da değildir. Zira mevcut olmayan bir tüzel kişiye sonradan taraf ehliyeti kazandırılması, ancak ayrı ve bağımsız bir ihya davasının kabulü ile mümkün olup; eldeki davanın davacısı konumundaki şirketin huzurdaki yargılama içinde bu ehliyeti haiz kılınması olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla noksanlığın tamamlanması için süre verilmesi de sonuca etkili olmayacaktır. Açıklanan nedenlerle, davanın esasına girilmeksizin, davacının taraf ehliyetine ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı şirketin ticaret sicilinden terkin edilmiş olması nedeniyle tüzel kişiliğinin sona erdiği ve taraf ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığından, davanın taraf ehliyetine ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK'nın 114/1(d) ve115/2. md. uyarınca usulden REDDİNE, 2-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde BIRAKILMASINA, 4-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.03/06/2026

Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/456, K. 2026/413, T. 03.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-456-e-2026-413-k-d396f5c060a0