Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/521 E. 2025/521 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/521
Karar No
2025/521
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/521 - 2026/1534 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/521 KARAR NO : 2026/1534

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ :12/12/2024 NUMARASI :2024/479 Esas - 2024/726 Karar

DAVACI :ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI TÜRKİYE RAYLI SİSTEM ARAÇLARI SANAYİİ ANONİM ŞİRKETİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ - ... VEKİLİ :Av. ... DAVALI :SAYTEM SAĞLIK HİMETLERİ OTOMASYON GIDA TEMİZLİK NAKLİYAT SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ... VEKİLİ :Av. ... ... DAVA :Rücuen Tazminat DAVA TARİHİ :24/07/2024

KARAR TARİHİ :17/09/2026 KR. YAZIM TARİHİ :24/09/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı Türasaş karşı taraf Saytem Sağlık Hizmetleri Otomasyon Gıda Temizlik Nakliyat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin bir dönem işçileri olan dava dışı ..., ..., ..., ... ve ...'e asıl işveren sıfatıyla kıdem tazminatı ödediğini, dava dışı işçilerin davalı şirkette çalıştığı dönemle alakalı olarak davalı tarafa düşen ödemeyle alakalı olarak ihtar gönderilmiş ancak davalı taraf yapılan ihtara cevap vermemiş ve herhangi bir ödemede bulunmadığını, davalı Saytem Sağlık Hizmetleri ile davacı şirket arasında 2017/507040 İhale Kayıt Nolu 29/01/2018 tarihli T ... nolu Raylı Araç Onarımında Destek ve Hazırlama Yardımcı İş ve İşlemleri Konulu sözleşme akdedilmiş olup dava dışı işçiler bu sözleşmeye istinaden davalı nezdinde çalıştığını, davanın kabulünü, dava dışı işçilere ödenen kıdem tazminatlarının davalıya ait kısmı olan 670.532,84 TL kısmının dava dışı işçilere kıdem tazminatının ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsilini, her türlü yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasını karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın herhangi bir yargılama olmaksızın kendi takdiri ile, dava dışı işçiye kıdem tazminatı ödemesi yapıldığını iddia etmiş olup bu ödemeyi rücuen tahsil edebilmek gayesi ile taraflarına ilamsız icra takibi başlattığını, Tarafımıza tebliğ edilen ödeme emrine yapmış olduğumuz itirazlar neticesinde icra takibi haklı olarak icra dairesi tarafından durdurulduğunu, davacı taraf ise haksız ve hukuka aykırı olarak işbu haksız icra takibinin devamını sağlamak amacıyla huzurdaki itirazın iptali davasına tarafına ikame ettiğini, davacı tarafından bu husus dikkate alınmadan sorumluluk oranlarının herhangi bir mahkeme kararı olmadan belirlenmesi adeta hakim yerine geçerek karar verdiğini göstermekte olduğunu, Bu durum asla kabul edilemezdir. İşçi asıl itibari ile davacının işçisi olması nedeniyle alt işveren olan davalının sorumlu tutulması mümkün değildir, davalının işbu davaya ilişkin taraf ehliyeti bulunmadığını, 4857 sayılı İş Kanunun 112. maddesinde, 22.2.2019 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7166 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik nazara alınarak asıl işveren davacı idarenin yasa gereği ödediği miktarı alt işveren davalı şirkete rücu edemeyeceğine dair düzenleme gereği davanın reddini,6552 sayılı yasanın yürürlük tarihinden sonraki işçilik alacaklarının idare tarafından ödeneceği hüküm altına alınmış olduğundan davanın reddini, Türk Borçlar Kanunu hükümleri de dikkate alınmak suretiyle, taraflar arasındaki müteselsil sorumluluk bakımından iç ilişkideki kusur oranın belirlenerek; işçilere verilen zarar bakımından davalı şirketin hiçbir haksız fiil ifa etmemiş olması nedeniyle, davalının kusursuz olduğunun tespitine ve bu nedenle davanın tamamen reddini, hukuki dayanağı bulunmayan icra inkar tazminatı talebinin reddini, Davacı tarafın faiz talebinin başlangıç tarihinin hukuka aykırı olduğu, ancak dava tarihinden itibaren faiz işletilebileceği gerekçesi ile faiz talebinin reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... Davacının davasının KABULÜ İLE, 670.532,84.-TL'nin davalı şirketten temerrüt tarihi olan dava tarihinden önce yürütülen arabuluculuk süreci sonucunda anlaşma yapılamadığına dair düzenlenen son tutanak (03/06/2024) tarihinden itibaren işleyecek ticari - avans faizi ile birlikte alınıp davacıya verilmesine ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; HMK'nın 147. maddesi uyarınca tarafların, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edileceğini fakat söz konusu dosyada davalıya tahkikat duruşmasına ilişkin davetiye çıkartılmadığını ve tahkikat sonunda ön inceleme duruşmasında ön inceleme aşaması tamamlanarak tahkikat aşamasına geçilerek ön inceleme duruşmasında karara çıkartıldığını, söz konusu durumun kanun ve Yargıtay kararlarına göre usule aykırı olup bozmayı gerektirdiğini, işçinin asıl itibari ile davacının işçisi olması nedeniyle müvekkil şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, müvekkilin işbu davaya ilişkin taraf ehliyeti bulunmadığını, işçi alacaklarının, davacı kurum tarafından sözleşme uyarınca belirlenen birim fiyat üzerinden belirlenen ücret kadar olduğunu, 6552 sayılı torba yasa uyarınca sorumluluğun tek başına davacı idareye ait olduğunu, müvekkil şirketin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren 2 yıl ile sınırlı olduğunu, aksi kabul anlamına gelmemekle, işbu davada talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, bir an için kurum ile müvekkil şirket arasındaki ilişkinin asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu düşünülse dahi, söz konusu işçilik alacaklarının tamamından müvekkil şirketin sorumlu tutulmasının yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. DELİLLER:Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/12/2024 tarih, 2024/479 Esas - 2024/726 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; dava dışı işçilere ödenen kıdem tazminatının taraflar arasındaki sözleşme kapsamında ve akdi sorumlulukları bulunduğu oranda, davalıdan ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte rücuen tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacı ile davalı arasında hizmet alımına ilişkin sözleşme olduğu, davacı nezdinde davalının işçisi olarak çalışan dava dışı işçilere kıdem tazminatı ödemesi yapıldığı, anılan kıdem tazminatı ödemelerinden davalının sorumlu olduğundan bahisle eldeki davanın açıldığı, davalı tarafça davanın reddinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. 4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddesinde, "Bir işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerin sadece bu iş yerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir." Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 21/12/2021 tarihli, 2021/1763 Esas-2021/2455 Karar, 06/12/2021 tarihli, 2021/2215 Esas-2021/1999 Karar sayılı kararları ile benzer uyuşmazlıklara ilişkin aynı yöndeki kararlarında da belirtildiği üzere; Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş, yüklenicinin işçisi tarafından yerine getirilmektedir. İş akdinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde asıl işverenin, alt işveren yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Asıl işveren ile alt işverenin (yüklenicinin), İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmalarına rağmen, rücu ilişkisinde, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiği, sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir. İşçilik alacakları asıl işveren tarafından ödenen işçinin, alt işverenin (yüklenicinin) işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması nedeniyle, asıl işveren ve alt işveren arasındaki sözleşmede, "asıl işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına" dair bir hüküm bulunmaması durumunda, asıl işverenin bu sıfatla işçiye ödemek zorunda kaldığı işçilik alacaklarının ve ferilerinin tamamını, işçiyi çalıştıran alt işverenlerden (yüklenicilerden) rücuen talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gereklidir. Gerçekten de Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen "...veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça" şeklindeki ifadeden de açıkça anlaşılacağı üzere, (müteselsil borçlular) asıl ve alt işverenler arasındaki hukuki ilişkinin niteliği de bu sonucu gerektirmektedir. Sözleşmede rücu ve sorumluluk oranları ile ilgili özel bir hüküm bulunmadığı takdirde işçilik alacak ve tazminatlarının tamamından yükleniciler sorumludur (Yargıtay 23.HD 2017/732 E, 2020/2372 K; 2019/952 E, 2020/2536 K; 2019/1417 E, 2020/2515 K; 2019/782 E, 2020/1037 K). Sözleşme değerlendirilirken işçinin çalıştığı dönemlere ilişkin sözleşme hükümleri dikkate alınmalıdır. Buna göre, son alt işverenin alacağın tamamından sorumlu tutulamayacağı, tamamından sorumlu olmasının İş Kanunu gereği yalnız işçiye karşı olduğu, işçiyi çalıştırmış olan alt işverenlerin her birinin dava dışı işçiyi çalıştırdığı dönemi kapsayan kısmından sınırlı sorumlu olacağı, son alt işverenin iş akdini haklı bir neden olmadan sona erdirerek ihbar tazminatı alacağının doğmasına sebebiyet verdiği için ihbar tazminatı alacağının tamamından sorumlu olacağından bu ücretlerin alt işverenden tahsiline hükmedilmelidir. Yine bu kapsamda yükleniciler işçiye ödenen kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı-orantılı olarak işverene karşı sorumlu olacaklardır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/(23)6-1210 esas 2023/869 karar sayılı ilamı). Ayrıca işçilik alacakları davası neticesinde davacının ödediği yargılama giderleri, faiz ve vekalet ücreti yönünden de alt işverenlere rücu edilecek işçilik alacağı miktarına göre bir oranlama yapılarak davacının alt işverenlerden bu alacak kalemi ile ilgili talep edebileceği miktar da açıkça belirlenmelidir. (Y.13. HD. 24/05/2018 T, 2015/38873-2018/6205 ve yine aynı Dairenin 31.5.2018 T, 2016/2779- 2018/6452 sy.k). (Benzer yönde Dairemizin 2022/1718 esas 2023/1712 karar sayılı ilamı) Somut olayda: dosyaya sunulan bilirkişi raporuna göre dava dışı işçilerin davalı işyerinde çalıştığı, bu şekilde taraflar arasında 4857 sayılı Yasanın 2/6. maddesi kapsamında üst-alt işverenlik ilişkisinin bulunduğu, dava dışı işçilerin iş akdinin emeklilik nedeniyle kıdem tazminatını hak kazanacak şekilde sonlandığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere; taraflar arasında imzalanan hizmet alımına ilişkin sözleşmede rücu ve sorumluluk oranları ile ilgili özel bir hüküm bulunmadığı takdirde işçilik alacak ve tazminatlarının tamamından yükleniciler sorumludur (Yargıtay 23.HD 2017/732 E, 2020/2372 K; 2019/952 E, 2020/2536 K; 2019/1417 E, 2020/2515 K; 2019/782 E, 2020/1037 K). Dosyaya davacı tarafça taraflar arasında imzalanan hizmet alımlara ilişkin sözleşmeler ve sözleşmenin tüm ekleri, işçilerin dosyası, SGK kayıtları (teknik şartname, idari şartname vs) sunulmadığı gibi mahkemece anılan sözleşmeler davacı kurumdan getirtilmemiş, taraflar arasındaki sözleşmelerde rücu ve sorumluluk oranlarına ilişkin bir düzenleme olup olmadığı, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın yerinde olup olmadığı da incelenememiştir. Dolayısıyla mahkemece eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm verilmiş olduğundan anılan hükmün kaldırılması gerekmiştir. Ayrıca eldeki uyuşmazlığın kıdem tazminatına ilişkin olduğu dikkate alındığında 7573 sayılı Yasanın 6. maddesi ile 4857 sayılı yasaya eklenen geçici 12. madde düzenlemesine göre; “10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanunun 8 inci maddesinin yürürlüğe girdiği 11/9/2014 ile 15/10/2019 tarihi arasında (bu tarihler dahil) 4734 sayılı Kanunun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca imzalanan ihale sözleşmeleri kapsamında alt işverenler tarafından çalıştırılan işçilere kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan kıdem tazminatı ödemelerinden alt işverenlere rücuya konu tutarların söz konusu ihale sözleşmeleri kapsamında geçen kısmının tahsilinden vazgeçilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla birinci fıkra kapsamında kamu kurum veya kuruluşları tarafından alt işverene rücu edilmek üzere yürütülen davalarda, birinci fıkra uyarınca tahsilinden vazgeçilen kısım için ihtilafın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilir, yargılama gideri ve vekâlet ücreti taraflar üzerinde bırakılır. İcra takiplerinde tahsilinden vazgeçilen kısma ilişkin olarak harç alınmaksızın düşme kararı verilir, takip giderleri ile vekâlet ücreti taraflar üzerinde bırakılır. Ancak, bu kapsamda alt işverene rücu edilerek takip ve tahsil edilmiş olan tutarlar, alt işverenler lehine hiçbir şekilde alacak hakkı doğurmaz ve tahsil edilmiş tutarlar iade edilmez.” Anılan düzenlemenin atıf yaptığı 4734 sayılı Yasanın 62/1-e maddesinde “…personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı; bu Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca ihale konusu işte çalıştırılacak personel sayısının ihale dokümanında belirlendiği, bu personelin çalışma saatlerinin tamamının idare için kullanıldığı, yaklaşık maliyetinin en az %70’lik kısmının asgari işçilik maliyeti ile varsa ayni yemek ve yol giderleri dahil işçilik giderinden oluştuğu ve niteliği gereği süreklilik arz eden işlere ilişkin hizmet alımlarını ifade eder. Mahalli idare veya şirketlerinin bütçelerinden yapılan, yıl boyunca devam eden, niteliği gereği süreklilik arz eden ve haftalık çalışma saatlerinin tamamının idare için kullanıldığı park ve bahçe bakım ve onarımı ile çöp toplama, cadde, sokak, meydan ve benzerlerinin temizlik işlerine ilişkin alımlar personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı olarak kabul edilir. Hizmet alım sözleşmesi kapsamında niteliği birbirinden farklı hizmet türlerinin bulunması halinde personel çalıştırılmasına dayalı olup olmama yönünden yapılacak değerlendirme her hizmet türü için ayrı ayrı yapılır. Danışmanlık hizmetleri, hastane bilgi yönetim sistemi hizmetleri ve çağrı merkezi hizmetlerine ilişkin alımlar personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı olarak kabul edilmez.” düzenlemesi olup, davalı ile davacı arasında düzenlenen sözleşmelerin bu düzenleme kapsamına girip girmediği, dolayısıyla davanın konusuz kalıp kalmadığı hususunun da anılan hizmet alım sözleşmeleri dosyaya kazandırıldıktan sonra değerlendirilmesi de gerekmektedir. O halde mahkemece yapılacak iş; taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmeleri ve tüm ekleri (teknik şartname, idari şartname vs) dosyaya getirtilerek, anılan sözleşmelerin 4857 sayılı Yasaya eklenen geçici 12. maddesi ile 4734 sayılı Yasanın 62/1-e maddesindeki sözleşmelerden olup olmadığının incelenmesi, bu hususta gerekirse bilirkişiden ek rapor alınması, bu sözleşmelerden ise anılan yasal düzenlemeler gereği davanın konusuz kalıp kalmadığının değerlendirilmesi ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılması; anılan kapsamda olmadığının anlaşılması halinde ise taraflar arasındaki sözleşmelerde rücu ve sorumluluğa ilişkin düzenlemelerin olup olmadığı incelenerek, dava dışı işçiye yapılan kıdem tazminatı ödemelerinden davalıların sorumlu olup olmadığının değerlendirilmesi ve usuli kazanılmış haklar da gözetilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir. Mahkemece, gerekçeli karar başlığında; taraflar ile vekillerinin adreslerinin yazılmamış olması, 6100 sayılı HMK'nın 297/1-b maddesine aykırı olmakla birlikte sonuca etkili olmadığından, kaldırma nedeni yapılmamış ve bu hususa eleştiri getirilmekle yetinilmiştir. Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE, 2-Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin 13/12/2024 tarih, 2024/479 Esas ve 2024/726 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine, 5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, 7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.17/09/2026

Başkan ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Katip ... e-imzalıdır

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/521, K. 2025/521, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-521-e-2025-521-k-d147f0b74861