Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1728 E. 2026/4539 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1728
- Karar No
- 2026/4539
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2025/1728
KARAR NO:2026/4539
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:25/03/2025
NUMARASI:2024/131 Esas - 2025/236 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:14/10/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacılar vekili dava dilekçesinde; ... Gazetesi ve gazeteye ait internet sitesinde davalıların 02.01.2020 tarihli “Müdür bu milletin ışığı senin gözüne ve dizine dursun!” başlıklı, 03.01.2020 tarihli “... Müdür size üç gizli tanık yalanını kim üfledi” başlıklı, 06.01.2020 tarihli “Müdür, ... senin gözüne girsin" başlıklı, 30.01.2020 tarihli “Müdür! İşte sana fırsat!” başlıklı hakaret ile asılsız iddialar içerdiği iddia edilen haberler ve köşe yazıları sebebiyle davacıların kişilik hakları ihlal edildiğini, davalıların davacı müvekkillerini yalan habercilik yapmakla suçladığını, açıkça itibar suikastı yapmaya çalışıldığını, ... Gazetesi hakkında “... Davası” olarak bilinen ... kapsamında yürütülen soruşturma sonucu açılan davaya ilişkin davacı müvekkili ... Kurumunun yapmış olduğu haberin yalan haber yaptığı iddiası davacı müvekkili ... Ajansının kurumsal kişiliğine, tarafsız, bağımsız, ilkeli ve doğru haber anlayışına oldukça zarar verdiğini, ... Gazetesi hakkında “... Davası” olarak bilinen, ... kapsamında yürütülen soruşturma sonucu açılan davaya ilişkin AA gazeteciliğin kuralları gereği haberini sağlam kaynağa dayandırarak yazdığını, “üfürme, yalan veya gerçek olmayan haber” yapmamış olduğunu, Haber,İstanbul Cumhuriyet Başşavcılığının 26.05.2017 tarihli ve 2016/93041 CBS Soruşturma Dosyası'nın “Tutuklama Talebi (Mevcutlu) konulu sevk yazısı ve İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/249 sorgu nolu kararına dayandığını, Hem Türkçe hem de İngilizce haberde açıkça başsavcılık ve mahkemenin “3 gazetecinin ifadelerinde ...'ın yurt dışında ... bağlantısından bahsettiği” belirtildiğini, İngilizce haberde tek farkın, okuyucuya tanık isimlerinin bilinmediğinin belirtilmesi açısından “...” ifadesi kullanılmış olduğunu, "...söz konusu ceza dosyasında herhangi bir gizli tanık ve gizli tanık beyanı söz konusu olmamasına karşın, ..., bu dosyada gizli tanıklar ve ifadelerine ilişkin haberleri yurtdışına servis etmiştir..." iddiası; Dava dilekçesinde sayfalarca anlatmış olduğumuz gibi; dava dilekçemize de ek olarak sunduğu ... haberlerinde "gizli tanık" ibaresi ne Türkçe haberde ne de İngilizce haberde geçmediğini, herkes tarafından bilinen ve güvenilir kabul edilen ... Sözlük'te "gizli tanık" ... şeklinde çevrildiğini, ısrarla gizli tanık yazıldığı iddia edilerek, açıkça yalan haber yapmak suretiyle algı operasyonu yapılmakta olduğunu,... davası hakkında yapılan haberde davalı tarafın iddia ettiği gibi haberin yapılmasının arkasında kötü niyet bulunmadığını, her önemli davada olduğu gibi bu dava hakkında da karar duruşmasına ve olaylara ilişkin bilgiler haberde yazıldığını, İngilizce ve Türkçe yapılan haberlerde içerik bakımından farklı anlaşılabilecek bir durum söz konusu olmadığını, davalının ısrarla kullandığı "sitem cümlesi", ... iftirası ve diğer tüm hakaretleri müvekkiller tarafından kabul edilemeyceğini, davaya konu ifadelerin nitelik itibariyle eleştiri olarak kabul görülemeyecek kadar ağır bir saldırı dolayısıyla hukuka aykırılık teşkil ettiğini, ifade özgürlüğü hiçbir zaman için kişilerin uluslararası metinlerle, anayasayla ve yasalarla güvence altına alınan onur ve saygınlıklarının ihlali aracı olarak kullanılamayacağını, müvekkilleri hakkında ... Gazetesi ve gazeteye ait internet sitesi olan ....'da bir süredir devam eden hakaret ile asılsız iddialar içeren haberler ve köşe yazıları sebebiyle müvekkillerinin kişilik hakları ihlal ettiğini, müvekkillerinden ... Şirketinin, Genel Müdürü ...'nın ve İnsan Kaynakları Direktörü...'in kişilik haklarına yapılan bu hakaret, iftira ve itibarsızlaştırmaya yönelik saldırının, müvekkillerinin saygınlığına ve itibarına verdiği objektif zararların giderilmesi için ... Şirketi adına 20.000,00 TL. ... adına 30.000,00 TL,... adına 3.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili ..., ... şirketinin Genel Müdürü yani ...’su olduğunu, gazete içerisinde değil, şirket içerisinde bir sorumluluğu söz konusu olduğunu ve sadece idari kısmında sorumlu olduğunu, haberlerin yayınlanması ya da haber içeriği gibi konular ile hiçbir ilgisi olmadığnı, 5187 Sayılı Basın Kanunu 13. Maddesi, süreli yayınlarda hukuki sorumluluk açısından, eser sahibi ve yayın sahibini sorumlu tutulduğunu, eser sahibi ve yayın sahibine ulaşılabildiği halde, davanın genel müdüre yöneltilmesi hukuka uygun olmadığını, müvekkili ... açısından husumet yokluğundan davanın reddini talep ettiğini, ifade özgürlüğü kapsamında haber yapıldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.İlk Derece Mahkemesince; "... Dava konusu yapılan köşe yazılarında davacı ... aleyhine ''.. ... karpuzu içinde büyüyüp yetiştirildin...'' ''..seni tetikçilik yapmaktan, leke sürücülüğe alet olmaktan..." şeklinde ithamların bulunduğu ve bu ifadelerin dışında ...İzmir Milletvekili ...'in ...Başkanlığına hitaben ... tarafından yanıtlanması istemiyle 03.01.2020 tarihinde ... ile ilgili sorduğu soruların biçim ve özden koparılarak davalı yazar tarafından farklı ve itham edici şekilde 30.01.2020 tarihli köşe yazısında kullandığı anlaşılmıştır.... aleyhine; " ... adli kişi ABD vatandaşıdır. ...'da oturuyor ve ... liderinin toplantılarına katılıyordu. Bu kişi halen ...'nda indsan kaynakları direktörü olarak çalışıyor" şeklinde herhangi bir kanıt sunulmadan ilgilinin terör örgütü toplantılarına katıldığına ilişkin varsayıma dayalı yazı içeriği bulunmaktadır. ... Şirketi aleyhine ise; " ... Leke sürücülüğün aleti, kara iftiranın aracı ..." " tetikçi haberi, vurma haberi" şeklinde eleştiri bağlamından kopuk yazı içeriği bulunmaktadır. Yukarıda belirtilen yazılar yazılmak suretiyle matufiyet koşulunun gerçekleştiği, haber olgu isnadı mahiyetinde olduğu, yayına konu olayla ilgili hiçbir veri, delil, belge bulunmadığı, haberi verirken özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, objektif sınırlar içinde kalınmadığı, ,bir kısım sözlerin hakaret niteliğinde olduğu, ağır eleştiri niteliğini ve basın özgürlüğü kapsamını aştığı doğrudan kişilik haklarına saldırı mahiyetinde bulunduğu anlaşılmaktadır.Bu durumda davacılar yararına uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekir.Söz konusu yazılardaki kişilik haklarına yönelik haksız eylemi tespit ettikten sonra; sorumluların tespiti önem arz eder.Yazar, yazının yazıldığı gazetenin bağlı bulunduğu şirket ve yazının yazıldığı tarihteki şirketin münferid yetkilisinin sorumluluğu söz konusu olur. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4.Hukuk Dairesi 2020/1189E.-2022/1017K. Sayılı İlam ) Yazının yayımlandığı tarih, tarafların sosyal ekonomik durumları, kullanılan ifadeler, hakaretin ağırlığı ve talep edilen miktarlar birlikte değerlendirildiğinde davacılar yararına talep edilen tazminat miktarının uygun olduğu anlaşılmaktadır.Davacılar lehine kendileri yönünden haksız eylemlerin gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte, ... için; 30.000,00-TL, ... Şirketi için 20.000,00-TL ve... için 3.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesine ancak davacıların yayın talebinin yazının güncelliğini yitirmesi ve umulan faydayı sağlamayacağı gözetilerek reddine,..." karar verilmiştir.Verilen karara karşı davalılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; Yerel mahkeme tarafından verilen kararda müvekkillerine ait 2.01.2020, 06.01.2020, 30.01.2020 haber içerikleri hiçbir şekilde incelenmediğini, esasen "fetöcü" ibaresi davacılar tarafından ilk başta kullanıldığını ve müvekkilerinin bu sebeple yayımladığı haberin haber verme- cevap verme niteliğinde olduğunu, kararda belirtilen müvekkilinin ifadelerinin kusurlu olmadığını, bilakis hukuka uygunluk sebebi oluşturduğunu, davacılara hiçbir surette fetöcü denmediğini, "leke sürücü", "tetikçi" gibi ibarelerinde gerek TCK gerek ise de yerleşik içtihatlar gereği hakaret nitelikli ifadeler olarak değerlendirilmediğini, somut olaya benzer bir konuda Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2016/5874 E., 2018/2312 K. ve 26.03.2018 Tarihli kararı ile "..." ithamının açıkça "davaya konu yazı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; görünür gerçeğe uygun ve güncel olduğu, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, yazının kaleme alındığı tarihlerde ülke gündeminde önemli bir yer tuttuğu, eleştiri sınırlarının aşılmadığı, hukuka uygun bulunduğu, davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığı anlaşıldığından istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken..."şeklindeki kararı ile de hakaret niteliğinde olmadığının sabit olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, Basın yayın yoluyla kişilik haklarının saldırı sebebine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir, çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olamaz.10. maddede benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir.İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir.Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında bu hürriyetlerin kullanılması, sınırlandırılması düzenlenmiş; millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği ifade edilmiştir.Düşünce ve kanaat özgürlüğü sınırının aşılması ve kişilik hakkına saldırı seviyesine ulaşması hâlinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddeleri gereğince manevi tazminat istenebilecektir.( YHGK 2017/4-1415, 2018/211) Somut uyuşmazlıkta; ... Gazetesi'nin dava konusu yapılan köşe yazılarında davacı ... aleyhine ''.. ... karpuzu içinde büyüyüp yetiştirildin...'' ''..seni tetikçilik yapmaktan, leke sürücülüğe alet olmaktan..." şeklinde ithamların bulunduğu, ... aleyhine; " ... adli kişi ABD vatandaşıdır. ...'da oturuyor ve ... liderinin toplantılarına katılıyordu. Bu kişi halen ...'nda indsan kaynakları direktörü olarak çalışıyor" şeklinde herhangi bir kanıt sunulmadan ilgilinin terör örgütü toplantılarına katıldığına ilişkin varsayıma dayalı yazı içeriği bulunduğu, ... Şirketi aleyhine ise; " ... Leke sürücülüğün aleti, kara iftiranın aracı ..." " tetikçi haberi, vurma haberi" şeklinde eleştiri bağlamından kopuk yazı içeriği bulunduğu, davacılara yönelik tahkir ve tezyif edici ibareler kullanıldığı, kullanılan ifadelerin nezaket dışı, rahatsız edici söz ve ağır eleştiri olarak kabulünün mümkün olmadığı, herkesin eleştiri ve ifade özgürlüğü bulunmakta ise de, bu eleştirinin amacına uygun ölçüde yapılması, kullanılan ifadelerin eleştirilecek kişinin kişilik değerlerine saldırı boyutuna ulaşmaması gerektiği, dolayısıyla dava konusu paylaşımda, ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırları aşıldığı, aşağılayıcı, hakaretvari kullanılan ifadelerin davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu anlaşılmakla davalılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davalılar vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/131 Esas 2025/236 Karar sayılı 25/03/2025 günlü kararına yönelik davalılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 3.620,43 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 905,15 TL'nin mahsubuyla bakiye 2.715,28 TL harcın davalılardan müteselsilen tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/10/2026