Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1922 E. 2026/4115 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1922
Karar No
2026/4115
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

4. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2025/1922

KARAR NO:2026/4115

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:26/02/2025

NUMARASI:2024/732 Esas - 2025/140 Karar

DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ:30/09/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı internet sitesinde yayınlanan köşe yazısı içeriğinde yer alan beyan ve iddiaların kasıtlı ve kötüniyetli olduğunu, müvekkili şirket aleyhine kamuoyunda manipülasyon ve algı yaratma maksadı taşıdığını, davalının ilgili yazıyla müvekkili şirketin basın yoluyla kişilik haklarını, ticari itibarını zedelediğini, müvekkili şirket hakkında toplu işten çıkarma yapıldığı iddiasından hareketle basılı yayına son vereceği intibası oluşturulmaya çalışıldığını, şirketin idari kararlarının "ankara'nın onayına sunulduğu"sözüyle bağımsız basın faaliyetlerine siyasetin gölgesinin düşürülmeye çalışıldığını, davalı tarafın iftiralarını, yüzlerce çalışanı olan ve personel sirkülasyonunun küçük ölçekli şirketlere nazaran fazla olduğu gerçeği çarpıtılarak kamuoyunda itibar suikastı yapmaya yeltendiğini, davalının internet sitesinde yayınlanan köşe yazısı ile müvekkili şirket hakkında gerçek dışı, asılsız ve mesnetsiz şekilde kamuoyu nezdinde tamamen olumsuz algı yaratılmak suretiyle karalama kampanyası oluşturulmaya çalışıldığını, oluşturulmaya çalışılan algının medya grubunun küçülmeye gittiğinin, küçülmeyi istihdam edilen gazeteciler üzerinden yaptığının, mali açıdan kötü durumda olduğunın, basılı yayına son verme niyetinin mevcudiyeti olduğunun, siyasi mercilerden talimat aldığının şeklinde olduğunu, müvekkili şirkete ve bağlı kuruluşlarında yazılı basına son verilerek dijital platforma geçileceği yönünde herhangi bir niyeti olmadığını, bu yönde alınan herhangi bir yönetim kurulu kararının da bulunmadığını, yalnızca müvekkili şirketin ticari itibarının zedelenmeye çalışıldığını, davalı tarafından hem okuyucuları hem de ticari ilişki içerisinde oldukları iş ortakları nezdinde olumsuz intiba bırakmak amacıyla bu tarz haberlerin, sistemli ve sistematik olarak sıklıkla yapıldığını, davalı aleyhine taraflarınca açılan bir çok manevi tazminat talepli davalarının bulunduğunu, birçoğunun derdest olduğunu, müvekkili şirketin ticari itibarına zarar veren dava konusu yazının, zorunlu haber kriter ve niteliklerini taşımadığını, yalan haber olduğunu, yayınlanan yazının basın özgürlüğünü ve gazetecilik meslek etik ve ilkeleri ile bağdaşmadığını, gerçeklik süzgecinden geçirilmeksizin, asılsız iddialarla kasıtlı olarak müvekkilinin kişilik haklarını ve ticari ilişkilerini ve itibarını zedeleyecek boyutta doğrudan gerçek bir habermiş gibi aktarılmasının habercilik anlayışına, gazetecilik ilke etik ve kurallarına ters düştüğünü, 5651 sayılı internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun md. 4; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu md. 25; 6098 Sayılı Borçlar Kanunu md. 49 ve TTK md 55 hükümleri kapsamında davalının yasal sorumluluğunun bulunduğunu, davalı tarafından yayınlanan yazının doğurduğu sonuçların ve müvekkili nezdinde gerçekleşen manevi zararın telafisinin mümkün olmadığını, yayın sebebiyle müvekkilinin ticari itibarının zedelendiğini, kişilik haklarının ağır bir surette ihlal edildiğini, Türk Medeni Kanunu'nun 25.,Türk Borçlar Kanunu'nun 49. ve TTK 55. maddeleri gereğince 0,03.-TL manevi tazminatın davalıdan tahsilinin gerektiğini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde;Müvekkili şirketinin basın ile ilgili bilgiler ve sektörel özel bilgileri yayınlayan bir site olduğunu, takipçilerinin bu konuları öğrenmek isteyen sektör çalışanları ve ilgilileri olduğunu, dava konusu haberde, hiçbir ifade ve hiçbir eylemin hukuka aykırı olmadığını, eleştiri sınırları dışına çıkılmadığını, müvekkili şirketin basın kuruluşu olduğunu, bir basın kuruluşunun asıl gayesinin araştırmak, düşünmek ve düşündüklerini ifade özgürlüğünün vermiş olduğu sınırlar içinde dile getirmek olduğunu, kamu ilgisi ve yararına haiz anlatılmak istenen olay ile tenkit edilmek istenen durumla, haberde kullanılan ifadeler arasında düşünsel bağın bulunduğunu, dava konusu haberde anlatılan olayların tamamıyla hukuka uygun şekilde anlatıldığını, haberde bahsi geçen konuyu yansıtan, konu ile uyumlu bulunan haber başlıklarının dikkat çekici ve ilgi uyandırıcı şekilde hazırlanmış olmasının yayının hukuka aykırı kılınmasını gerektirmediğini, kamuoyunun dikkatini çeken bir konuda ilgi çekici başlık ve sert ifadelerin kullanılmasının gazetecilik sanatının vazgeçilmezi olduğunu, bir haberin kamuoyuna en hızlı şekilde aktarılması sağlanırken diğer taraftan en etkileyici ve okuyucuyu habere yönlendirici şekilde verilmesinin zorunluluk olduğunu, haberin toplum üzerinde yaratacağı etki ve okunurluğunun sağlanmasının hem başlığının hem de içeriğinin veriliş şekliyle yakından ilgili olduğunu, yayının ilgi çekici bir şekilde yapılmasının hukuka uygun olduğunu, basının haberin doğruluğunu araştırma veya bu hususta belge sunmak gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığını, haberin hem Anayasa hem de AİHS kapsamında basın özgürlüğünün sınırları içinde olduğunu, basın mensuplarının haber konusu olarak değerlendirdikleri olayları kendi düşünceleri doğrultusunda açıklama, eleştirme, yayma ve yorumlama hürriyetine sahip olduklarını, yorum yaparken rahatsız edici, sert, çarpıcı, şoke edici, kaba üslup kullanılsa dahi hakaret boyutuna ulaşmayacağı hakkında Yargıtay Kararlarının bulunduğunu, haberde basın ve ifade özgürlüğünün sınırların aşılmadığını, kişilik haklarına herhangi bir saldırının yapılmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "...Somut olayda;Davalı şirkete ait sitede yer alan "... Medya'da tenkisat dalgası daha yeni mi başlıyor?" başlığı ile yapılan haberin ve içeriğinde yer alan ifadelerde davacı şirketin kişilik haklarına saldırı niteliğinde değerlendirilebilecek ifadeler bulunmadığı, davalı şirketin basın kuruluşları hakkında internet üzerinden haber yayınlamak üzere faaliyet gösterdiği, davaya konu haber içeriğinde başka medya kuruluşları hakkında da iddiaya dayalı ifadelere yer verildiği, haber bütünlüğüne bakıldığında bir haberin okuyucuya iletilmesi amaçlandığı, ifade özgürlüğü, basın hürriyeti ve kişilik haklarının korunması çerçevesinde haber içeriği tetkik edildiğinde kullanılan sözler ve yazı içeriği kişilik haklarına saldırı niteliğinde kabul edilemeyeceği, davacının ticari itibarına ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla davanın reddin yönünde karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. (emsal nitelikte İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 2022/3207 Esas, 2024/2247 Karar)Davanın reddine,..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Reddedilen talepleri yönünden verilen kararın hatalı olduğunu, manevi tazminat koşullarının oluştuğu sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Lehlerine 17.900,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez.Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında dava konusu haber yazısı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik olduğu, güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında aktarılmış olduğu, kullanılan ifadelerin hakaret niteliği taşımadığı, özle biçim arasındaki dengenin korunduğu, davacının kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırının hedeflenmediği, dava konusu haberde kullanılan ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı anlaşılmakla bu husustaki davacı vekilinin istinaf taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.Vekalet ücreti yönünden yapılan istinaf incelemesinde;Karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 10. maddesi "Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.",madde 13/ (2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. şeklindedir. Mahkemece, davalı lehine dava değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olup bu sebeple davalı vekilinin bu husustaki istinaf talebinin reddi gerekir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre,ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/732 Esas 2025/140 Karar sayılı 26/02/2025 günlü kararına yönelik taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubuyla bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubuyla bakiye 116,60 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

4-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,

6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,

7-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1922, K. 2026/4115, T. 30.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1922-e-2026-4115-k-44342d73e6dd