Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1147 E. 2026/1297 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1147
Karar No
2026/1297
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2025/1147

KARAR NO : 2026/1297

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 13/05/2025

NUMARASI : 2024/159 Esas - 2025/314 Karar

DAVA: Alacak

DAVA TARİHİ: 13/05/2022

Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA:Davacı vekili; müvekkilinin...kurucu intifa senedi sahibi olduğu, bankayla arasındaki ilişkinin sözleşme ilişkisi olduğu, pay sahipliği ilişkisi olmadığı, müvekkilinin davalı bankaya karşı 3.şahıs alacaklı kişi olduğu, davalı bankanın 2019 yılında kar elde ettiği halde kurucu intifa senet sahiplerinin sözleşmeden kaynaklı alacaklarını ödemediği, davalının sözleşmeye aykırı hareket ettiği, davalı bankanın genel kurulda kurucu intifa senet sahiplerine kar payı ödenmemesinin, aradaki sözleşme ilişkisine aykırı olduğu, kurusu senet sahipleri bağlayıcılığının olmadığı, bu nedenlerle öncelikle davanın kabulü ile 31/05/1991 yılında alınan kısıtlı ödeme kararının aradaki sözleşme ilişkisine aykırılığının ve müvekkilini bağlayıcılığının olmadığının tespitin yapılması ve 10.000-TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir.

CEVAP:Davalı vekili; müvekkili bankaya karşı açılan davaların tamamının İstanbul Mahkemelerinde açılmış olduğu, müvekkilinin adresinin İstanbul İli olduğu, bu nedenlerle davaya bakmaya yetkili mahkemelerin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu, yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini, davacının konuyla birebir aynı taleple ve aynı dava konusu ile İstanbul’da değişik mahkemelerde davalar açmış olması nedeniyle derdestlik itirazında bulunduklarını, davalı bankanın 1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliği ile kurucu senetlerin kâr payının kısıtlanmasının yargı içtihatlarına uygun olduğunu, 2019 yılı kâr payı dağıtmama kararının yetkili otorite olan BDDK tarafından alınan bir idari karar nedeniyle yapılmadığı ve bu nedenle hukuken kar payı verilmesinin olanaksız olduğunu, davacı’nın sürekli aynı konularda talepte bulunduğu, dilekçeler verdiği ve dava açtığı ve davacının hakkını kötüye kullandığı ve kötü niyetli olduğunu, davacı tarafından “...’ün vasiyetine ve mülkiyetinde olan hisse senetlerinin nemalarına dokunulamayacağına dair kesinleşmiş Yargıtay kararlarının ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının yargılamada kesin hüküm olarak dikkate alınması gerektiğini talep ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; davacı tarafça, kurucu intifa senedi SPK ve TTK’ya göre bu müktesep kar payını alma hakkına sahip olduğu senet üzerindeki alacak haklarının kişiye değil senede bağlı müktesep haklardan olduğundan senedi sonradan borsadan devralanın senet üzerinde kalan ve alınmamış olan kar payını senedi ne zaman edindiğine bakılmaksızın talep edebileceği senet üzerinde kalan ve alınmamış kar payının hesaplanması açısından 1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliğinin kendisi bakımından geçersiz olduğu ve sahip olduğu kar payının 1991 değişikliği öncesi esas sözleşme kuralına göre ve 1991-2022 yıllarını kapsayacak şekilde hesaplanması toplam kar payı miktarının kendine ödenmesi talebinde bulunmuş ise de ; Davacının kurucu senedi Mart 2020’de yapılan banka genel kurul toplantısından hemen önce satın aldığı, Kurucu senedin yeni devralan kişinin senedi edindiği sırada geçerli olan ve uygulanan esas sözleşme hükümleri çerçevesinde senedin sahipliğini devralmış olduğundan esas sözleşme değişikliğinin yapıldığı sırada kurucu senedin sahibi olan kendisinden önceki sahibin açık veya zımni rızasının olduğu o sıradaki geçerli hukuksal çerçeve ve yargı içtihatlarına uygun olarak yapılmış değişikliğe de katlanmak, değişikliği kabul etmek ya da yeni değiştirilmiş olan esas sözleşme hükümlere uymak durumunda olduğu, Kurucu senedin yeni sahibinin senedi devraldığı tarihten önce hukuka uygun biçimde tamamlanmış ve kesinleşmiş olan işlemler öncesindeki hukuksal durumlar ve yürürlükten kalkmış esas sözleşme hükümleri ile hak iddia ve talebinde bulunamayacağı ve kendisinden önceki sahibin rızası ile yapılmış hukuka uygun işlemlerin geçersizliğini ileriye süremeyeceği bu nedenle 2020 de...kurucu senedine sahip olan davacının 1991’de yapılan ve o sırada senedin sahibinin sahip olduğu ve kullanmadığı bir hakkı 2020’de kullanma hakkına ve ehliyetine sahip olmadığı ,Davacı, bankanın 1991 yılındaki Esas Sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senetlerin kâr payı hakkını kısıtlamasının kurucu senet sahiplerinin haklarını ihlal etmesinin yanı sıra ... ...’ün Vasiyetnamesini de ihlal ettiği ve bunun Anayasa’ya, AİHS’ne ve Miras Hukukuna aykırı olduğunu, ...’ün...kurucu İntifa Senedi kâr payının TDK ve TTkna hukuksal açıdan geçerli bir dayanağı bulunmadığı, ...’ün vasiyetnamesi her şeyden önce bir gerçek kişi tarafından tanzim edilmiş olan bir özel hukuk tasarrufu olup bu özelliği ile bankanın esas sözleşmesi ve banka genel kurul kararları üzerinde bir üst kural konumunda bulunmadığı, bu nedenle de davalı bankanın esas sözleşmesinin kar dağıtım maddesinde (m.58) yapılan değişiklik ... ...’ün vasiyetnamesi gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamayacağı anlaşılmış bu kapsamda davacının iddialarının hukuksal dayanağı ve haklı bir nedeni olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili; 58 sayfalık istinaf dilekçesinde" Kurucu senet sahiplerinin uzun yıllar süren kesintisiz ödeme alması, bağlayıcı bir sözleşme ilişkisi doğurduğu ,tek taraflı esas sözleşme değişikliği ile ortadan kaldırılamayacağını ,kararda yer alan alan “ileriye dönük sınırlama mümkündür” yönündeki tespit, TBK, Anayasa ve Yargıtay içtihatları ile açıkça çeliştiği,davacı tarafından 31.05.1991 tarihli genel kurul kararı ile yapılan esas sözleşme değişikliğinin kurucu senet sahiplerinin açık onayı alınmaksızın gerçekleştirildiği,mahkemenin ilgili değişikliğin pay sahipleri genel kurulu tarafından tek taraflı şekilde yapılabileceğini ve bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığını kabul ettiğini (1924-1991) yılları arasında artırılan mevcut sermayeye göre kısıtsız kar payı ödemesi yapıldığını , 1991 yılında banka tarafından tek taraflı alınan kısıt kararının objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu ,yapılan sınırlamanın mülkiyet hakkının ihlali olduğunu ,kurucu senet sahiplerinin rıza göstermediği bir esas sözleşme değişikliğinin, TBK anlamında hiçbir hukuki bağlayıcılığı bulunmadığını,Mahkemenin bu değişikliğin “kanuni süreçlere uygun olarak” yapıldığına dair tespiti, özel sözleşme ilişkisini yok saydığını; şirket iradesini kurucu senet sahiplerinin bireysel haklarının üstünde tuttuğunu, 604 adet kurucu intifa senedi ... ... ...’ün mülkiyetinde olup, vasiyetnamesi uyarınca TDKve TTK’na intikal etmiş; ... ... ise vasiyetin tenfiz memuru sıfatıyla bu senetlerin getirilerinin vasiyet alacaklılarına aktarılması görevini üstlendiğini ,kurucu intifa senedine bağlı kâr payı hakkı, 1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliğinin etkileri, sadece bir defaya mahsus olmayıp;her yıl yeniden yapılan kâr dağıtım kararlarıyla somutlaşmakta,sürekli şekilde müktesep hakkın ihlali niteliği taşıdığı,bu sebeple, sonradan senedi devralan kişinin de bu hukuka aykırı işleme karşı dava açma ve hak arama hakkı saklı olduğu ,zamanaşımı veya hak düşürücü süreye dayanılarak bu hakkın ortadan kaldırılamayacağını , kararın Anayasa’nın 36. AİHS’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkı ve tarafsızlık ilkesi olmak üzere, HMKnın27 maddesi kapsamında değerlendirilen yargılamada hakkaniyetli davranma yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiğini,Mahkemece, uyuşmazlıkla doğrudan ilgili ve delil olarak sunulmuş yüksek yargı kararlarının hiçbir şekilde değerlendirilmediği ,taraflarca hiçbir şekilde ileri sürülmemiş olmasına rağmen, ...’ün vasiyetinin özel hukuk hükümlerine tabi olduğu, ... ...’nı bağlamadığı ve ihlalinin hukuki sonuç doğurmayacağı şeklinde hukuki değerlendirmelere yer verdiğini,

Mahkemenin ;davanın 2019 yılına özgü yalnızca ödenmeyen kurucu intifa senedi kar payı alacağına ilişkin olduğu halde, 1991 tarihli esas sözleşme değişikliğinin iptali ve butlanı istemli davalarla karıştırarak, bu davaların aynı nitelikte olduğunu kabul ettiğini , eldeki dava; 1991’deki genel kurulun iptali ile ilgili değil, 2019 yılına ilişkin ödenmeyen kâr payının tahsiline yönelik olduğunu,Mahkemenin, davacının hisseleri 2020’de iktisap ettiğini kabul etmesine rağmen, bu hisselerle ilgili 1991 tarihli esas sözleşme değişikliğine dayalı kısıtlamayı bildiğini varsayarak, 30 yıl önce yapılmış bir düzenlemeye itiraz etmeyi hakkın kötüye kullanımı olarak nitelendirdiğini, başka yargılamalarla özdeş sayılarak karar tesis edilmesi, usul hukuku, maddi hukuk ve Anayasal güvencelere aykırı olduğunu ,Yargıtay 11. HD’nin 2025/2189 K. sayılı gerekçeli kararının (1) numaralı bendinde, 31.05.1991 tarihli genel kurulda alınan esas sözleşme değişikliği “geçerlidir” şeklinde nitelendirildiği,ancak (2) numaralı bendinde, söz konusu kısıtlamanın hukuki sonuç doğurabilmesi için kurucu intifa senedi sahiplerinin açık rızasının alınması gerektiği, aksi halde şirketin bu hakkı tek taraflı olarak ortadan kaldıramayacağı açık şekilde belirtildiği ,anılan ilama göre 1991 tarihli esas sözleşme değişikliği kurucu intifa senedi sahiplerini bağlamadığı, davalı Banka’nın yazılı beyanlarında kurucu intifa senedi sahiplerinden açık onay/rıza alınmadığını kabul ettiğine dair ikrarlarının göz ardı edildiğini Suskun kalınmanın “zımni onay” sayılması suretiyle varsayımsal gerekçelere dayalı olarak mülkiyet hakkına müdahale edilmesi,Delil olarak sunulan ve uyuşmazlığın çözümünde doğrudan uygulanması gereken yerleşik Yargıtay içtihatlarının dikkate alınmamasıMahkeme, gerekçesinde SPK m.19/2 hükmünün TTK m.348/3’e göre özel hüküm niteliği taşıdığını ve öncelikli uygulanması gerektiğini ileri sürmüş; bu yoruma dayanarak kurucu intifa senedi kar payı talebini reddettiğini Bu hukuki değerlendirme yargılamada hiçbir tarafça ileri sürülmediği ,SPK ile TTK arasındaki uygulama önceliğine dair dosyada herhangi bir hukuki tartışma yürütülmemiş, görüş bildirilmediğini Kurucu senet sahiplerinin uzun yıllar süren kesintisiz ödeme alması, bağlayıcı bir sözleşme ilişkisi doğurduğu ,Bu sözleşme ilişkisi, tek taraflı esas sözleşme değişikliği ile ortadan kaldırılamayacağını ,kararda yer alan alan “ileriye dönük sınırlama mümkündür” yönündeki tespit, Türk Borçlar Kanunu, Anayasa ve Yargıtay içtihatları ile açıkça çeliştiği,davacı tarafından 31.05.1991 tarihli genel kurul kararı ile yapılan esas sözleşme değişikliğinin kurucu senet sahiplerinin açık onayı alınmaksızın gerçekleştirilmiş olması nedeniyle kendisi bakımından bağlayıcı olmadığının tespiti talep edilmiş ise de, Mahkeme; yapılan değişikliğin kanuna, objektif iyi niyet kurallarına ve sözleşmesel haklara aykırılık teşkil etmediğini, bu nedenle kurucu senet sahiplerinin açık onayının aranmasına gerek bulunmadığını belirtmiş; ilgili değişikliğin pay sahipleri genel kurulu tarafından tek taraflı şekilde yapılabileceğini ve bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığını kabul ettiğini (1924-1991 yılları arasında artırılan mevcut sermayeye göre kısıtsız kar payı ödemesi yapılmıştır. 1991 yılında banka tarafından tek taraflı kısıt kararı alınmıştır.bu durum objektif iyi niyet kuralalrına aykırı olduğunu , Kurucu Senet Sahiplerinin Rızası Alınmadan Yapılan Sınırlama, Mülkiyet Hakkının İhlali olduğunu ,Kurucu senet sahiplerinin rıza göstermediği bir esas sözleşme değişikliğinin, TBK anlamında hiçbir hukuki bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Mahkemenin bu değişikliğin “kanuni süreçlere uygun olarak” yapıldığına dair tespiti, özel sözleşme ilişkisini yok saymakta; şirket iradesini kurucu senet sahiplerinin bireysel haklarının üstünde tuttuğunu 604 adet kurucu intifa senedi ... ... ...’ün mülkiyetinde olup, vasiyetnamesi uyarınca TDK ve TTKna intikal etmiş; ... ... ise vasiyetin tenfiz memuru sıfatıyla bu senetlerin getirilerinin vasiyet alacaklılarına aktarılması görevini üstlendiğini ,kurucu intifa senedine bağlı kâr payı hakkı, her yıl yapılan genel kurul kararlarına dayalı olarak yeniden doğan ve sürekli şekilde ihlal edilen bir hak olduğu,dolayısıyla, 1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliğinin etkileri, sadece bir defaya mahsus olmadığı, sonradan senedi devralan kişinin de bu hukuka aykırı işleme karşı dava açma ve hak arama hakkı saklıdır. zamanaşımı veya hak düşürücü süreye dayanılarak bu hak ortadan kaldırılamayacağını Hukuka aykırı şekilde, önceki maliklerin onayı bulunmaksızın yapılan esas sözleşme değişikliğinin bağlayıcı olduğunu kabul etmek, devralan kişiyi habersizce hakkından feragat etmiş gibi varsaymak anlamına gelir ki, bu yaklaşım hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı olduğunu mahkeme kararının Anayasa’nın 36. maddesi ve AİHS’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkı ve tarafsızlık ilkesi olmak üzere, HMK m.27 kapsamında değerlendirilen yargılamada hakkaniyetli davranma yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiğini,Mahkemece, uyuşmazlıkla doğrudan ilgili ve delil olarak sunulmuş aşağıdaki bağlayıcı yüksek yargı kararları hiçbir şekilde değerlendirilmediği ,2. Açık Rıza Olmadan Mülkiyet Hakkına Müdahale – Zımni Onayla Meşrulaştırılamayacağını Mahkeme, gerekçeli kararında, taraflarca hiçbir şekilde ileri sürülmemiş olmasına rağmen, ...’ün vasiyetinin özel hukuk hükümlerine tabi olduğu, ... ...’nı bağlamadığı ve ihlalinin hukuki sonuç doğurmayacağı şeklinde hukuki değerlendirmelere yer verdiğini “Mahkeme, taraflarca ileri sürülmemiş ve tartışılmamış bir hukuki yoruma dayanarak karar veremez. Bu tür kararlar, sürpriz karar yasağının ihlalidir.”Dolayısıyla, bu yorumun hükme esas alınması, taraflara savunma hakkı tanımaksızın, mahkemenin kendiliğinden bir gerekçeye dayanması suretiyle ağır usul hatasına yol açtığını mahkemesi, gerekçeli kararında, davacı tarafın 2019 yılına özgü yalnızca ödenmeyen kurucu intifa senedi kar payı alacağına ilişkin açtığı işbu alacak davasını, 1991 tarihli esas sözleşme değişikliğinin iptali ve butlanı istemli davalarla karıştırarak, bu davaların aynı nitelikte olduğunu kabul ettiğini , eldeki dava; 1991’deki genel kurulun iptali ile ilgili değil, 2019 yılına ilişkin ödenmeyen kâr payının tahsiline yönelik olduğunu Mahkeme, davacının hisseleri 2020’de iktisap ettiğini kabul etmesine rağmen, bu hisselerle ilgili 1991 tarihli esas sözleşme değişikliğine dayalı kısıtlamayı bildiğini varsayarak, 30 yıl önce yapılmış bir düzenlemeye itiraz etmeyi hakkın kötüye kullanımı olarak nitelendirdiğini Huzurdaki davanın konusu ve talebi tamamen farklı olduğu halde, başka yargılamalarla özdeş sayılarak karar tesis edilmesi, usul hukuku, maddi hukuk ve Anayasal güvencelere aykırıdır.Mahkemece yapılan bu hatalı değerlendirme, yanıltıcı ve hukuki dayanaktan yoksun olup, kararın kaldırılmasını gerektirdiğini,Yargıtay 11. HD nin 2025/2189 K. sayılı gerekçeli kararının (1) numaralı bendinde, 31.05.1991 tarihli genel kurulda alınan esas sözleşme değişikliği “geçerlidir” şeklinde nitelendirildiğini ,ancak kararın hemen ardından gelen (2) numaralı bendinde, söz konusu kısıtlamanın hukuki sonuç doğurabilmesi için kurucu intifa senedi sahiplerinin açık rızasının alınması gerektiği, aksi halde şirketin bu hakkı tek taraflı olarak ortadan kaldıramayacağı açık şekilde belirtildiği ,anılan ilama göre 1991 tarihli esas sözleşme değişikliği kurucu intifa senedi sahiplerini bağlamadığı, davalı Banka’nın yazılı beyanlarında kurucu intifa senedi sahiplerinden açık onay/rıza alınmadığını kabul ettiğine dair ikrarlarının göz ardı edildiğini, Suskun kalınmanın “zımni onay” sayılması suretiyle varsayımsal gerekçelere dayalı olarak mülkiyet hakkına müdahale edilmesi,Delil olarak sunulan ve uyuşmazlığın çözümünde doğrudan uygulanması gereken yerleşik Yargıtay içtihatlarının dikkate alınmamasıMahkeme, gerekçesinde SPK m.19/2 hükmünün TTK m.348/3’e göre özel hüküm niteliği taşıdığını ve öncelikli uygulanması gerektiğini ileri sürmüş; bu yoruma dayanarak kurucu intifa senedi kar payı talebini reddettiğini Bu hukuki değerlendirme yargılamada hiçbir tarafça ileri sürülmediği ,SPK ile TTK arasındaki uygulama önceliğine dair dosyada herhangi bir hukuki tartışma yürütülmemiş, görüş bildirilmediğini ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE :Dava, 2019 yılına özgü ödenmeyen kurucu intifa senedi kar payı alacağına ilişkindir.

Davalı bankanın ana sözleşmesinin 22. maddesi ile kurucu intifa senedi çıkarılmasının kabul edildiği, kuruluş tarihindeki ana sermayesinin 1.000.000- TL olduğu, 31.05.1991 yılında yapılan ana sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senetlerine ödenecek kar payının 250.000- TL sermaye ile sınırlandırılmasına karar verildiği, davacının ana sözleşme değişikliği tarihinde kurucu intifa senedi sahibi olmadığı, 24.01.2020 tarihinde davacının davalı banka nezdinde 1 adet kurucu intifa senedi ile C grubu hisse sahibi olduğu anlaşılmaktadır.

Davacı taraf,davalı banka tarafından 31.05.1991 yılında yapılan ana sözleşme değişikliğine kadar kurucu intifa senedi sahiplerine ödenmiş sermaye üzerinden ve herhangi bir sınırlandırma olmaksızın kar payı ödemesi yapıldığını, anılan tarihteki sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senedi sahiplerine ödenecek kar payının ödenmiş sermayenin 250.000- TL'lik kısmı ile sınırlandırıldığını, kurucu intifa senedi sahipleri ile davalı banka arasında sözleşmesel bir ilişki olduğunu, ana sözleşme ile kurucu intifa senedi sahiplerine tanınan hakların davalı tarafından tek taraflı olarak değiştirilemeyeceğini, yapılan değişikliğin TTK ve Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, ...'ün vasiyetnamesinde davalı banka nezdinde sahip olduğu kurucu intifa senetlerinin nemalandırılmasını ve bu senetlere düşen kar payının yarı yarıya dava dışı ... Kurumu ile ... Kurumu'na ödenmesini vasiyet ettiğini, beyan ederek 31.05.1991 tarihli ana sözleşme değişikliğinin batıl olduğunun ve kurucu intifa senedi sahibi kendisini bağlamadığının tespitini, 2019 yılında eksik ödenen kar paylarının tespiti ile davalı bankadan tahsilini talep etmiş, davalı banka, ana sözleşme değişikliğine ilişkin kararın alındığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 6267 Sayılı TTK ve 6102 sayılı TTK'na uygun olduğunu, kurucu intifa senedi sahiplerine ödenecek kar payları yönünden sınırlandırma getirilmesine engel bir yasal düzenleme bulunmadığını,davacının 30 yıl önce alınmış bir kararın iptalini talep edemeyeceğini, tüm kurucu intifa senedi sahiplerine aynı şekilde kar payı ödemesi yapıldığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.

Kurucu intifa senetleri, intifa senetlerinin özel bir türünü oluşturur. İntifa senetleri sahibine sadece malvarlıksal haklar sağlayan, pay senetlerinin aksine şirkette herhangi bir payı temsil etmeyen, pay sahipliği hakkı sağlamayan senetlerdir. Bu bakımdan senet sahibine malvarlığı, yönetim, denetleme ve bilgi hakları vermez. Fakat, kara veya tasfiye bakiyesine katılma hakkı sağlar. Kurucu intifa senedi sahipleri ile anonim ortaklık arasındaki ilişki ortaksal değil, sözleşmesel nitelikte bir ilişkidir. Diğer bir deyişle, anonim ortaklıkta kurucu intifa senedi sahipliği ile pay sahipliği sıfatları tamamen farklı iki kurumdur. Dolayısıyla sözleşmesel bir ilişkinin, kural olarak taraflardan birinin, tek yanlı beyanı ile ortadan kaldırılması mümkün olmadığı için, kurucu intifa senedi sahiplerinin onayı olmaksızın anonim ortaklığın ortaksal bir işlemi ile kurucu intifa senetlerini ortadan kaldırması, itfa etmesi veya sınırlaması mümkün değildir. Zira, kurucu intifa senedi sahipleri tamamıyla anonim ortaklığın dışında, anonim ortaklığa göre üçüncü kişi konumundadır. İntifa senedinin içerdiği hak senedin ilk sahibi ile şirket arasında sözleşmeye dayanır ve bu bakımdan ilişki ortaksal değil sözleşmesel bir ilişkidir. Hak sahibi şirket karşısında üçüncü kişi belirli şartların gerçekleşmesi halinde alacaklı konumundadır. ( Yargıtay 11. HD'nin 15.06.2016 tarih ve 2015 / 14641 E. - 2016/6636 K. ) 6762 sayılı TTK nın 403. Maddesinde de “intifa senetleri sahiplerine azalık hakları verilemez; ancak safi kazanca veya tasfiye neticesine iştirak yahut yeni çıkarılacak hisse senetlerini alma hakları tanınabilir.” hükmü bulunmakta olup, anılan hükümden anlaşıldığı üzere ihraç edilen intifa senetleri, sahiplerine şirketin safi karına, tasfiye bakiyesine iştirak hakkı gibi haklar verebilen, bu nedenle mali nitelikte haklar sağlayan, anonim şirkette herhangi bir payı ve dolayısıyla ortaksal hakları temsil etmeyen, sahiplerine azalık hakkı vermeyen senetlerdir.

31.05.1991 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında davalı banka esas sözleşmesinin temettü ödenmesine ilişkin 58. maddesinin c bendinde yer alan " c) Safi kârdan yukarıda (a) bendinde yazılı yedek akçeler ile (b) bendinde yazılı birinci temettü payının ayrılmasından sonraki bakiyenin, % 10’u kurucu paylarına, % 20’si Banka personeline dağıtılır ve %10’u ikinci tertip olağanüstü yedek akçeye ayrılır." hükmünün değiştirilmesine ve "%10’u kurucu paylarına" ifadesinden sonra gelmek üzere "ödenmiş sermayenin 250 Bin Türk Liralık bölümü ile sınırlı olarak" ibaresinin eklenmesine karar verildiği; 31.03.2021 tarihli olağan genel kurul toplantısının 4 nolu gündem maddesinde de dağıtıma esas bilanço karının ilgili mevzuat hükümleri ve ana sözleşmenin 58.maddesi uyarınca dağıtılmasına, kurucu hisselerinin her birine 1,5179902 TL brüt kar payı ödenmesine oyçokluğuyla karar verildiği, davacının ilk olarak 31.03.2021 tarihli toplantıya katılarak olumsuz oy kullandığı ve anılan maddeye ilişkin muhalefet şerhi sunduğu görülmektedir.

Davacının ana sözleşme değişikliği tarihinde kurucu intifa senedi sahibi olmadığı, 2020 yılında yapılan olağan genel kurul toplantısından kısa bir süre önce söz konusu intifa senedini edindiği, kurucu intifa senedinin mülga 6762 Sayılı TTK'nın 402/2. maddesinde düzenlendiği, anılan maddede kurucu intifa senedi sahiplerine ödenecek kar paylarının sınırlandırılmayacağına dair bir düzenleme olmadığı, davacının kurucu hisse senedi sahibi olarak davalı bankanın sermaye artırımlarına katılmadığı ve kurucu intifa senedini edindiği tarih itibariyle, davalı banka tarafından hak sahiplerine 30 yıldır aynı sermaye miktarı ile sınırlı şekilde kar payı ödemesi yapıldığı, her ne kadar davacı tarafından kurucu intifa senedi sahipleri ile davalı banka arasındaki ilişkinin sözleşmeye dayandığı ve davalının tek taraflı olarak sözleşme hükmünü değiştiremeyeceği iddia edilmiş ise de, davalı bankanın 30 yıldır uyguladığı ana sözleşme değişikliğine karşı ne davacının kurucu intifa senedini devraldığı hak sahibi tarafından, ne de istinaf başvurusunda ileri sürdüğü ...'ün hak sahibi olduğu kurucu intifa senetlerine ödenecek kar payının varisleri olan ... Kurumu ile ... Kurumu tarafından açılmış herhangi bir iptal davası olmadığı, istinaf başvuru dilekçesinde bu kez bu kurumlara 250.000- TL sermaye miktarı ile sınırlı şekilde kar payı ödemesi yapılmasının ...'ün vasiyetnamesine, Anayasa'ya, AİHS'e, miras hukukuna, Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, ...'e ait kurucu intifa senetleri ile ilgili hak sahipliğinin davacıya ait olmadığı, davacının ileri sürdüğü istinaf sebeplerinin vasiyetname ile hak sahibi kılınan kurumlar tarafından açılacak bir davada ileri sürülebileceği, davalı bankanın kar payı ödemesinin 250.000 TL ile sınırlandırılmasına yönelik ana sözleşme değişikliğinin batıl olmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gibi, davacı tarafından eldeki davadan kısa bir süre önce edinilen, 30 yıldır aynı şekilde kar payı ödemesi yapılan ve bu uygulamaya karşı önceki hak sahibi tarafından hiçbir itiraz ileri sürülmeyerek zımni olarak kabul edilen bir ana sözleşme değişikliğinin batıl olduğu iddiasının ileri sürülmesinin TMK’nın 2 ve 3. maddeleri kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, Mahkemece davacı ve davalı tarafından dayanılan delillerin toplandığı, yapılan yargılamada adil yargılanma ve hukuki dinlenme hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle ;Davacının aynı hukuki sebebleri dayanarak açtığı ,aynı gerekçe ile verilen davanın reddine ilişikin kararlara karşı istinaf başvurularının reddine istinaf kararları Yargıtay 11 HD nin kararları ile onanarak kesinleşmiştir.(Yargıtay 11 HD nin ..2024/4569 esas,2026/1789 karar sayılı 30.03.2026 tarihli ,2025/3800 esas,2025/5034 karar sayılı ,10.07.2025 tarili ilamları aynı taraflara ilişkindir.)Davanın reddine ilişkin kararda hukuka aykırılık bulunmadığından istinaf nedenleri yerinde olmayan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 615,40-TL harcın mahsubu ile kalan 116,60-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,

Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,

Gerekçeli kararın bir örneğinin taraflara tebliğine,

HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 08/07/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2025/1147, K. 2026/1297, T. 08.07.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1147-e-2026-1297-k-bbdb4cf98809