Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/531 E. 2026/1494 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/531
- Karar No
- 2026/1494
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/531 KARAR NO : 2026/1494
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09.11.2023 NUMARASI : 2022/95 Esas - 2023/652 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 02.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02.10.2026
Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.11.2023 tarih 2022/95 Esas 2023/652 Karar sayılı kararının Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından müvekkili aleyhine Manisa 3. İcra Müdürlüğünün 2021/8661 Esas sayılı dosyasında 11/08/2021 düzenleme, 24/09/2021 vade tarihli, 50.000,00-TL bedelli bonoya dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatıldığını, müvekkilinin emekli mali müşavir olduğunu, davalının geçmişte müşterisi olmakla birlikte emekliliğinden sonra aralarında iş ilişkisi kalmadığını, senetteki imza ve yazıların müvekkiline ait olmadığını, davalıya senet vermediğini ve herhangi bir borcunun bulunmadığını, senette malen kaydı bulunmasına rağmen davalıdan mal almadığını, sahtelik iddiasıyla suç duyurusunda bulunulduğunu, ödeme emrine karşı yanılgıyla icra müdürlüğüne itiraz edildiğini ileri sürerek senedin sahteliğinin tespiti ile iptaline, takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline ve davalının %20 oranında kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin esnaflık yaptığı dönemde davacının muhasebeciliğini yaptığını, davacıya 50.000,00-TL borç para verildiğini, borcun vadesinde ödenmemesi üzerine güven ilişkisinin sarsılması nedeniyle senet düzenlenmesinin istendiğini, davacının senedi kendi el yazısıyla düzenleyip imzaladığını, bilirkişi incelemesiyle bu hususun ortaya çıkacağını, alacağın mevcut ve talep edilebilir olduğunu, davacının alacağın tahsilini geciktirmek amacıyla dava açtığını savunarak davanın reddine ve davacının İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca %20'den az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, takibin 11/08/2021 düzenleme, 24/09/2021 vade tarihli, 50.000,00-TL bedelli bonoya dayandığı, soruşturma dosyasında alınan 05/04/2022 tarihli kriminal rapor ile Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 19/01/2023 tarihli raporunda ödeme tarihi dışındaki yazıların davacı eli ürünü olduğu, ancak imzaların davacıya aidiyeti konusunda tespit yapılamadığı, 25/07/2023 tarihli yazıyla raporlar arasında çelişki bulunmadığından genişletilmiş uzmanlar kurulunca incelemeye alınamadığının bildirildiği, senetteki imzanın davacıya ait olduğunu ispat yükünün davalı alacaklıya düştüğü, yazıların davacı eli ürünü olmasının imzanın da davacı tarafından atıldığını göstermediği, yazı ve imzanın aynı kalemle oluşturulup oluşturulmadığının araştırılmasının imzanın aidiyetini ispata elverişli olmadığı, davacının senetten dolayı borçlu olduğunun ispatlanamadığı, davalının kötü niyetli takip yaptığına ilişkin somut ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne, davacının Manisa 3. İcra Müdürlüğünün 2021/8661 Esas sayılı dosyası yönünden borçlu olmadığının tespitine ve kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacıya 50.000,00-TL borç para verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine davacının senedi kendi el yazısıyla düzenleyip imzalayarak müvekkiline teslim ettiğini, davacının ödeme emrine süresinde ve görevli icra mahkemesi nezdinde itiraz etmediğini, sonrasında haksız ve kötü niyetli olarak menfi tespit davası açtığını, Adli Tıp Kurumu raporunda ödeme tarihi dışındaki yazıların davacı eli ürünü olduğunun belirlendiğini, bu durumda imzanın da davacıya aidiyetinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini, 09/11/2023 tarihli duruşmada yazı ve imzaların aynı kalemle oluşturulup oluşturulmadığının incelenmesini istedikleri halde talepleri hakkında ara karar kurulmadığını, yazı ve imzaların aynı kalemle yazılıp yazılmadığı ile mürekkep yaşlarının araştırılmadan karar verilmesinin eksik inceleme niteliğinde olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, bonoya dayalı icra takibi nedeniyle menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur. İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf o vakıayı ispat etmelidir. Sahtelik iddiası yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilecek itiraz niteliğinde olup, mahkemenin davacı tarafından ileri sürülen sahtelik iddialarını HMK'nın 208 ve 211. ve devamı maddelerine göre tahkik etmesi ve imza inkarına ilişkin itirazın tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirleyip değerlendirmesi, elde edilecek sonucu tüm dosya münderecatı ile birlikte değerlendirerek bir karara bağlaması zorunludur. Dolayısıyla taraflar yargılamanın her aşamasında imza inkarında/sahtelik iddiasında bulunarak belgeye ilişkin sahtelik itirazında bulunabilirler. Takibe dayanak bonodaki imzanın davacı borçluya ait olduğu hususunda ispat yükü davalı alacaklı üzerindedir. Yerleşik Yargıtay içtihatları ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı sebebin gösterilmesine yönelik “bedel/nakit kaydı”dır. Yinelemek gerekirse “bedel kaydı ya da malen kaydı” kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu sebeple de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Ancak bu nitelikteki kayıtlar daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi sebeplerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun sebebini içeriyorsa, sadece bu sebebin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir. Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senet oluğundan herhangi bir sebeple bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun sebebi “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK'nın m. 190/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) sebebine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu halde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Somut olayda; davacı, davalı tarafça Manisa 3. İcra Müdürlüğünün 2021/8661 Esas sayılı dosyasında icra takibine konu edilen 11/08/2021 düzenleme, 24/09/2021 ödeme tarihli, 50.000,00-TL bedelli bono üzerindeki imzaların kendisine ait olmadığını, davalıya borcunun bulunmadığını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunmuştur. Mahkemece davacının mukayeseye esas yazı ve imza örnekleri alınarak ilgili kurumlardan belge asıllarının temin edildiği, soruşturma dosyasında alınan 05.04.2022 tarihli Aydın Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği raporu ile mahkemece alınan 19.01.2023 tarihli Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi raporunda, ödeme tarihi dışındaki yazıların davacı eli ürünü olduğu belirlenmekle birlikte imzaların davacıya aidiyetinin tespit edilemediği, Adli Tıp Kurumunun 25.07.2023 tarihli yazısında raporlar arasında çelişki bulunmadığının bildirildiği anlaşılmıştır. Bu haliyle raporlarda imzanın davacı eli ürünü olmadığı yönünde kesin bir tespit bulunmamakta ise de, imzanın davacıya ait olduğunu ispat yükü altında bulunan davalı alacaklı tarafından bu hususun ispatlanamadığı görülmüştür. Senet üzerindeki yazıların davacı tarafından yazılmış olması, kambiyo taahhüdünü doğuran imzanın da davacı tarafından atıldığını tek başına göstermeyeceği gibi, yazı ve imzaların aynı kalemle oluşturulduğunun veya mürekkep yaşlarının aynı olduğunun belirlenmesi de imzanın davacı eli ürünü olduğunu ispata yeterli değildir. Bu nedenle, davalı vekilinin belirtilen hususlarda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğine ve eksik incelemeyle karar verildiğine yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. İcra takibine karşı süresinde imzaya itiraz edilmemiş olması da İİK'nın 72. maddesi uyarınca menfi tespit davası açılmasına engel olmadığından, bu yöndeki istinaf itirazının da reddi gerekmiştir. Kaldı ki, bir an için takip konusu bonodaki imzanın davacıya aidiyetinin ispatlandığı kabul edilse dahi, bonoda ihdas nedeni olarak malen kaydı bulunmasına rağmen davalı vekilince cevap dilekçesinde ve yargılama aşamalarında davacıya borç para verildiği ve senedin bu borca karşılık düzenlendiği savunulduğundan, senedin ihdas nedeninin davalı alacaklı tarafından talil edildiği ve bu nedenle borç para verildiğini ispat külfetinin davalı üzerine geçtiği anlaşılmıştır. Davacı tarafça borç ilişkisi kabul edilmediği gibi, davalı tarafça cevap dilekçesinde ve yargılama aşamalarında borç para verildiğini ispata elverişli somut bir delil de gösterilmediği gözetildiğinde bonoda yer alan imzaların davacıya ait olduğu ispat edilmiş olsa dahi davalı tarafça senedin düzenlenme nedeni talil edilerek ispat külfeti üzerine alındığı ve borç para verildiğine dair ispata elverişli bir delil gösterilmediği dikkate alındığında davanın reddine dair verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delilere göre, dava konusu bonoda borçlu bölümünde yer alan imzaların davacıya ait olduğunun ispatlanamamasına, mahkeme inceleme ve gerekçesinde isabetsizlik bulunmamasına, söz konusu tespit ve değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olmasına, mahkemece uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, istinaf itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilerek, yerinde görülmeyen istinaf itirazlarının HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 3.415,50 TL'den peşin alınan 853,87 TL'nin mahsubu ile bakiye 2.561,63 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 02.10.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.