İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2022/165 E. 2026/599 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2022/165
- Karar No
- 2026/599
- Karar Tarihi
T.C. Ankara Batı 1 ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/165 Esas - 2026/599 T.C. Ankara Batı 1 ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2022/165 KARAR NO: 2026/599
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLLERİ: DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 14/02/2022 KARAR TARİHİ : 30/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/10/2026 Yukarıda tarafları yazılı davanın mahkememizce yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP :Davacı vekili mahkememize sunduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin İran İslam Cumhuriyeti`nde faaliyet gösteren .... Ulusal Kimlik Numaralı ve Kum şehrinde .... Tescil Numası ile kayıtlı bir şirket olduğunu, davalı şirketin ise Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğünde kayıtlı, her nev’i metal madenlerin alımsatımını, ithalat-ihracaatını yapan ve müvekkili şirket ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren bir firma olduğunu, taraflar arasında ticari ilişkiye binaen, davalı şirketin davacı şirketten ZİNC OXID maddesi ithal ettiğini. müvekkili tarafından ihraç edilen ve davalıya satılan malların ihracaat sevklerinin Ankara Gümrük Müdürlüğüne yapıldığını ve davalı şirkete teslim edildiğini, takibe konu edilen toplam 135.771,00 USD tutarlı faturaların; 09.07.2015 Tarih ve TK/94/19 Nolu, 13.867,00 USD tutarlı fatura, 08.12.2015 Tarih ve TK/94/19 Nolu, 19.136,00 USD tutarlı fatura, 05.04.2016 Tarih ve TK/95/19 Nolu, 16.800,00 USD tutarlı fatura, 24.11.2016 Tarih ve TK/95/1097 Nolu, 9.536,00 USD tutarlı fatura, 24.11.2016 Tarih ve TK/95/1098 Nolu, 9.536,00 USD tutarlı fatura, 24.11.2016 Tarih ve TK/95/1099 Nolu, 9.556,00 USD tutarlı fatura, 26.11.2016 Tarih ve TK/95/1100 Nolu, 9.548,00 USD tutarlı fatura, 17.05.2017 Tarih ve TK/96/10103 Nolu, 9.560,00 USD tutarlı fatura, 31.05.2017 Tarih ve TK/96/10104 Nolu, 9.556,00 USD tutarlı fatura, 19.10.2017 Tarih ve TK/96/10105 Nolu, 28.676,00 USD tutarlı fatura, müvekkil şirketin alacağını tahsil etmek amacıyla Kahramankazan İcra Müdürlüğü'nün .... E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, davalı tarafın borcu bulunmadığından bahisle icra takibine itiraz ettiğini ve takibin durdurulduğunu, arabuluculuk görüşmesinde de taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığını beyanla, borçlunun hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan borca ilişkin itirazının iptaline ve fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla takibin devamına, 3095 dayılı kanunun 4/a maddesi gereğince asıl alacağa, temerrüt tarihinden itibaren işleyecek bankalarca döviz mevduatına fiilen uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiz ile birlikte davalıdan tahsiline, davalı borçlunun şirket adına kayıtlı araç ve taşınmazlarının 3. Kişilere satışının engellenmesi için bunlar üzerine ihtiyati haciz şerhi konulmasına ve alacağın likit olması ve kötü niyetli itiraz nedeniyle asıl alacağın % 20’den az olmamak üzere İcra İnkar Tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP :Davalı vekili mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde özetle; öncelikle dava konusu alacakların zaman aşımına uğradığını, davacının yabancı bir tüzel kişilik olduğunu, 5718 Sayılı MÖHUK’un 48. Maddesi gereğince Türk Mahkemelerinde dava açan, davaya katılan yahut icra takibinde bulunan yabancı ve gerçek tüzel kişilerin yargılama ve takip giderleri ile karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorunda olduğu, davacı tarafın bu teminatı göstermediğini, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına ve HMK 84. Maddesi kapsamında dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, usule ilişkin bu taleplerinin Sayın Mahkemece kabul görmemesi halinde, icra takibinin teminatının tamamlatılması ve takibin iptali için yetkili ve görevli İcra Hukuk Mahkemesine başvuru yapılabilmesi ve Sayın Mahkemeye bildirilmesi için süre verilmesine ve yine takibin iptaliyle birlikte Sayın Mahkemede devam eden bu davanın konusuz kalacağından ilgili şikayetin sonucunun beklenilmesi yönünde hüküm kurulmasını, ilgili teminat için İran ile mütekabiliyet esasına göre ikili anlaşma bulunup bulunmadığının tespiti için Dışişleri Bakanlığı, Tahran Büyükelçiliği ve İran’ın Ankara Büyükelçiliğine müzekkere yazılmasını talep ettiklerini, bu davada öncelikle 5718 Sayılı “Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun” hükümleri gereği olarak İran Şirketi ile Türk Şirketi arasındaki ihracat/ithalattan kaynaklanan uyuşmazlıklarda hangi hukukun uygulanacağının belirlenmesi gerektiğini, 5718 Sayılı Kanunun 2. Maddesinde hakimin Türk kanunlar ihtilafi kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygulaması gerektiğini yer aldığını, 5. Maddesinde ise yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya ilişkin olarak uygulanan hükmün kamu düzenine aykırı olması halinde bu hükmün uygulamayacağının yer aldığını, davacı Şirketin İran yasalarına göre kurulduğunu, davaya konu ticaretin İran ile Türkiye arasındaki ithalat rejimi ile ilgili olduğunu, ticaretin büyük bölümünün İran’da gerçekleştiğini, faturaların İran yasalarına göre düzenlendiğini, davacının bu faturalar ve icra takibi nedeniyle Türk Hukukunun uygulanmasını istediğini, İran yasaları ile Türkiye yasaları arasında büyük farklar olduğunu, bir İran Şirketinin kendi ülkesindeki yasalardan ve uygulamalardan dolayı bir Türk Şirketinin sorumlu tutulamayacağını, nükleer silahlar/Enerji vs. Gerekçelerle 2004, 2011, 2014, 2018 yıllarında İran Devleti hakkında ticari yaptırımlar uygulandığını, bu yaptırımların bir sonucu olarak iki devlet arasındaki ticaretten kaynaklanan ödemelerin Amerikan Doları üzerinden yapılamaz hale geldiğini, banka kanalıyla yapılamayan bu ödemeler nedeniyle alternatif ödeme yöntemleri geliştirilerek iki devlet arasında ticaretin devam ettiğini, davacı ile mutabık kalınarak alternatif ödeme şekli olarak sarraflar yada aracı şirket veya kişiler kanalıyla bu ödemelerin yapıldığını, davacının bu durumları bütünüyle bilmesine rağmen kötü niyetli olarak ülkesinin durumunu ve kendi kusurunu gizleyerek veya görmezden gelerek Türk yasalarına göre ödeme yapılmadığını iddia ettiğini, zaten yapılmış olan ödemelerin yeniden talep edilmesinin kötü niyetli bir yaklaşım olduğunu ve Türk yasalarınca kötü niyetin korunmasının mümkün olmadığını, davacının faturalara konu olan ürünleri müvekkil şirkete teslim ettiğine dair dosya kapsamında herhangi bir delil sunmadığını, faturayı düzenleyenin faturaya konu ürünleri teslim ettiğini de ispat yükümlülüğü olduğunu, dava dilekçesinde sunulan bir takım faturalardan bahisle alacak talebinde bulunulmuş ise de İran ve Türkiye gümrük makamlarına sunulan tüm belgelerin dosyaya kazandırılarak mal tesliminin açık bir biçimde tespitinin gerektiğini, sadece faturalara dayanarak alacak talebinin kabul edilemeyeceğini, İran Devletinin ticari mevzuatı ve devlet yapısının şirketlerin ticari defterlerinin incelenmesi ve denetimi açısından sağlıklı olmadığını, bu nedenle buradaki kayıtlara güvenilemeyeceğini, dolayısıyla bu defterlerin Türk mevzuatı gereğince sadece davacı aleyhine delil olabileceğini, defter kayıtlarının güvelilirliğine ilişkin olarak İran ve Türk makamlarına müzekkere yazılmasını talep ettiklerini. MÖHÜK 5. Maddesi gereğince aleyhte olan İran Hukuku hükümlerinin uygulanmasını kabul etmediklerini, müvekkili şirketin defter ve kayıtları incelendiğinde davacı tarafa herhangi bir borcunun olmadığının görülebileceğini, davacı taraf ile bir dönem ticaret yapıldığını, karşılıklı olarak malların gönderildiğini, uygulanan Amerikan ambargosu nedeniyle İran ve Türkiye şirketleri arasında ticari örf haline gelen Sarratlar aracılığıyla aradaki farkların karşılıklı olarak gönderildiğini, davacı tarafın bir boşluk yakalama umuduyla kötü niyetli olarak icra takibi başlattığını, yapılan itiraz neticesinde bu davayı açtığını, davacının da kendi ödemeleri için aynı sarrafları (.... ve diğerleri) aracı olarak kullandığını, dolayısıyla bu yolla yapılan ödemeleri kendilerinin de kabul ettiğini, aracılar kullanılarak yapılan ödeme yöntemlerinin iki ülke tacirleri arasında yoğun bir şekilde kullanıldığını. bu hususun Türk-İran İş Adamları Derneği'nin web sitesinde yer raporda da görülebileceğini. konus ile ilgili olarak ilgili makamlara müzekkere yazılması halinde durumun bu kanallardan da tespit edilebileceğini, ayrıca ödeme yapılan ve davacıyı temsilen bu ödemeleri kabul eden kişi yada şirketlere ait isim ve adresleri bildirdiklerinde buralardan da İran-Türkiye arasındaki ticarettte yapılan uygulama ve ödemelerin davaya kazandırılmasını talep ettiklerini, MÖHUK 24/4. Maddesinin tarafların hukuk seçimi yapmadıkları hallerde akitle en sıkı ilişkili hukukun yetkili olduğunu öngördüğünü, buna göre ticari veya mesleki faaliyetler çerçevesinde kurulan sözleşmeler bakımından edim borçlusunun işyerinin bulunduğu ülke hukukunun o sözleşmeyeyle en sıkı ilişkili olan hukuk olarak kabul edildiğini, dava konusu olayda ise Türk Hukukunun uygulanması gerektiğini, buna göre hakkında bir düzenleme olmasa da açık fatura ve kapalı fatura ayrımının hem doktrinde hem de yüksek yargı kararlarında ticari örf olarak kabul edilmiş bir uygulama olarak yer aldığını, davacının ibraz ettiği faturaların kapalı fatura olarak düzenlendiğini, kapalı faturanın fatura bedelinin ödendiğine ilişkin bir karine olduğunu. bu nedenle ödeme yapılmadığı hususunun davacı tarafça ispatı gerektiğini, takibe konu faturaların CIF ödeme yöntemli ve teslimli satışlar olduğunu, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2019/4993 E, 2020/3604 K sayılı 28.09.2020 tarihli kararında CIF teslimli satışlarda teslimin yükleme limanında gerçekleştiğinin ve bedelin peşin olarak ödendiğinin kabul edildiğini, özet olarak, davacının kötü niyetli olarak İran Devletinin bulunduğu ekonomik koşulları kullanmak suretiyle mükerrer tahsilat yapmak amacıyla bu davayı açtığını, İran şirketleri ile iş yapan tüm iş adamlarının benzer durumda olduğunu, davacının icra takibinin devamı yanısıra inkar tazminatı da talep ettiğini, davacı şirketin İran Devletine ilişkin kısıtlamaları yakından bildiğini, bunları bilerek ticaret yaptığını, aracılarla yapılan ödeme usülünü kabul ettiğini, herhangi bir alacağı olmamasına rağmen İran Devletinin bu durumundan yararlanma yoluna gittiğini, üstelik sanki alacaklıymış gibi bir de inkar tazminatı talep ettiğini, yasaların kötü niyeti korumayacağını beyanla, davacının icra inkar tazminatının reddine, kötü niyetli olarak icra takibi başlattığından % 20’den az olmamak üzere takdir edilecek kötü niyet tazminatının davacıdan tahsil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : Kahramankazan İcra Dairesinin .... Esas sayılı takip dosyası, tarafların gümrük kayıtları, bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davalı tarafça başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkememizce mali müşavir ...'ten alınan 07/10/2022 tarihli bilirkişi raporu ile 26/02/2025 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; davalı tarafın 2017 yılında aracıyla yaptığı ödemelerin davacıya ulaştırıldığı varsayımla ve davalının ticari defter kayıtlarına göre 27.08.2021 takip tarihi itibariyle davacının davalıdan herhangi bir alacağı olmadığı. tam tersine yapılan fazla ödeme nedeniyle davalının davacıdan 560,22 USD alacaklı olduğu, İcra takibine konu edilen işlemiş faiz tutarının ortada bir alacak olmadığı için işlemiş faiz talebinin yersiz olduğu belirtilmiştir. Mahkememizce mali müşavir ....'dan alınan 12/01/2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davacı ... Shokuhiyeh ticari defterlerine göre 20.08.2021 takip tarihi itibariyle davacı .......’nin davalı ...’den 135.771,00 USD alacaklı olduğu, davalı ...’nin ticari defterlerine göre, 20.08.2021 takip tarihi itibariyle davacı ....’nin davalı ....’den alacaklı olmadığı, takibe konu faturaların her iki tarafın ticari defterlerine kaybedildiği ve tarafların kabulüne girdiği, davacının İran İslam Cumhuriyeti’nde faaliyet göstermesi, İran İslam Cumhuriyeti’nin ekonomik şartları ve uygulanan ambargolar nedeniyle ödemelerin sarraf adı verilen kuyumcular aracılığıyla yapılmasının ticari örf kabul edildiği, davalı Saha Metal tarafından davacı .... namına herhangi bir ödeme yapılmadığı, davalı ... tarafından davacı ... yetkilisi ....’nin 09.02.2017 ve 21.03.2017 tarihli maillerine istinaden dava dışı... Ticaret Limited Şirketi’ne iki dekont ile toplam 205.824,22 USD ödendiği, söz konusu ödemenin sarraflık kanalı ile yapılan bir ödeme olarak değerlendirilebileceği, bu çerçevede davalı ....’in, dava dışı... Ticaret’e yaptığı 205.824,22 USD ödenmenin kabulü durumunda, davacı ....’in davalı...’ten herhangi bir alacağının olmadığı, davalı.... tarafından icra takibine yapılan itirazın yerinde olduğu, 03/07/2026 tarihli ek bilirkişi raporunda ise; kök rapordaki kanaati değiştirecek herhangi bir hususun tespit edilemediği, mail yazışmalarının delil niteliğinin tartışılmasının mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davalı taraf söz konusu borcu ödediğini ancak ödemeyi İran ülkesine uygulanan uluslararası anlaşma nedeniyle davacı tarafça gösterilen üçüncü kişi aracılığıyla yapıldığını iddia etmektedir. Davalı taraf üçüncü kişiye yapılan ödemenin davacının yetkilisi tarafından gönderilen mail üzerine yapıldığını söyleyerek buna ilişkin dekontları sunmuştur. Bu mailin gerçekten davacı yetkilisi tarafından gönderildiği her ne kadar davalı tarafça kanıtlanamamışsa da aksinin yani bu mailin yetkili kimse tarafından gönderildiği iddiasının kabul edilmesi durumunda söz konusu dekontlarda açıklama olmadığı dolayısıyla açıklama olmayan ödemenin bir borcun tasfiyesine yönelik olduğu ve davacı tarafça kabul edilmediği için takibi konusu borca ilişkin sayılamayacağı ve dolayısıyla davalı tarafça bu durumun aksinin yazılı delillerle kanıtlayamadığı anlaşıldığından davanın kabulüne ve alacağın likit olması nedeniyle icra inkar tazminatına hükmedilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, Kahramankazan İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki takibin 135.771,00USD üzerinden devamına, Asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığı olan 1.161.208,00TL'nin %20'si olan 232.241,00TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 2-Alınması gereken 455.100,54TL karar ve ilam harcından peşin alınan 24.409,85TL harcın mahsubu ile bakiye 430.690,69TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, Zorunlu arabuluculuk kapsamında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddesi gereği ödenecek ve Arabuluculuk AÜT nin Birinci Kısmına göre taraf sayısı gözetilerek belirlenen 1.320,00TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, Davacı tarafından yatırılan 24.409,85TL peşin harç, 80,70TL başvuru harcı, 11,50TL vekalet harcı olmak üzere toplam 24.502,05TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 3-Davacı tarafından sarf edilen 1.808,25TL tebligat ve posta gideri ile 50.580,00TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 52.388,25TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 4-Davalı tarafından sarf edilen yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde davalıya iadesine, 5-Davacının kendisini vekil ile temsil ettirdiği görülmekle karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince takdir ve hesap edilen 808.982,64TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Dair, davacı vekili ile davalı vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize sunulacak, yahut mahkememize gönderilmek üzere bir başka mahkemeye ibraz edilecek bir dilekçeyle başvuru yapılmak suretiyle, Ankara Bölge Adliye Mahkemeleri ilgili Hukuk Dairesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 30/09/2026
Başkan ... e-imzalı Üye .... e-imzalı Üye .... e-imzalı Katip ...e-imzalı