Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1445 E. 2026/1168 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1445
Karar No
2026/1168
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/1445 Esas 2026/1168 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/1445 KARAR NO : 2026/1168

TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/06/2024 NUMARASI : 2022/489 Esas 2024/437 Karar DAVA : Limited Şirket Müdürünün Azli DAVA TARİHİ : 14/07/2022 KARAR TARİHİ : 17/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2026

Taraflar arasındaki şirket müdürünün azli istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın davalı şirket yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... yönünden kabulüne dair verilen hükme karşı davacı ve davalılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ...'ın diğer davalı şirketin her biri %50 nispetinde hisseye sahip münferiden imzaya yetkili ortakları ve yöneticileri olduklarını, ortaklar arasında davalının hukuka ve şirket menfaatlerine aykırı eylemleri nedeniyle anlaşmazlıklar ve bu nedenle açılan davalar bulunduğunu, Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/725 Esas- 2021/495 Karar sayılı ve 23/09/2021 tarihli kararı ile davalı ...'ın yönetim ve temsil yetkisini kötüye kullanarak şirketi ve müvekkilini zarara uğrattığı gerekçesiyle aleyhine tazminata hükmedildiğini, davalının pek çok demirbaş ve şirket varlığının yok olmasına sebebiyet verdiğini, demirbaş ve varlıkların akıbetini açıklayamadığını, davalının müvekkilini şirketten fiilen uzaklaştırdığını ve uzun yıllardır şirketi şahıs işletmesi gibi idare ettiğini, ortaklık işlerinde gerekli özen ve ihtimamı göstermediğini, ortaklığın icra edildiği işyerini oğluna kullandırarak yönetim yetkisi ile bağdaşmayan işlemler içinde bulunduğunu, kendi özel menfaatlerini gözeterek hareket ettiğini ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını ileri sürerek davalı ...'ın davalı şirketteki yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili ...'ın davalı şirketin % 50 ortağı olduğunu, 25/02/2004 tarihli ticaret sicil gazetesinde tescil ve ilan edilen ortaklar kurulu kararı ile tarafların birlikte veya münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili olduklarını, davacının tek başına şirketi temsil ve ilzama yetkili olmasına karşın müvekkilinin müdürlük yetkisini kullanması nedeniyle şirketi zarara uğrattığının ileri sürüldüğünü, davacının, davalı şirketin kuruluşundan bu yana şirketin ödemek zorunda kaldığı borç ve cezalara, vergi ve şirket masraflarına katlanmaktan imtina ettiğini, şirketin ticari faaliyetlerinin yürütülmesindeki görevlerini hiçbir zaman ifa etmediğini, şirket demirbaşlarının bir kısmını müvekkilinin bilgisi ve rızası haricinde satarak haksız ve sebepsiz kazanç sağladığını, fiilen ilgisi bulunmayan ve kar etmeyen davalı şirketten kötü niyetle ve süreklilik arz edecek hallerde haksız kazanç ve menfaat elde etmeye çalıştığını, davalı şirket ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi ve yerinde yapılacak keşif ile şirket demirbaşlarının tamamının şirket zilyedinde aktif olarak bulunduğunu, kullanılamaz hale gelen ve özelliğini kaybeden demirbaşlardan hidrolik giyotin makas, apkant pres ve 30 tonluk eksantrik presin ise davacı tarafından dava dışı şirkete satıldığını, müvekkilinin yıllardır davalı şirketin borçlarını çocuklarının maddi desteği ve şahsına sağlanan krediler ile ödemeye gayret ettiğini ve bu hali ile şirket faaliyetini sürdürebildiğini, Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/725 Esas sayılı dosyasından anlaşılacağı üzere davalı şirkete ait ... plaka sayılı aracın satılması ve satış bedelinin şirket hesabına yatırılmadığı gerekçesi ile müvekkili aleyhine 32.952,00 TL tazminata hükmedildiğini, söz konusu tazminatın davacıya ödendiğini, anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğunu, yargılama konusu aracın alış bedelinin müvekkilince ödendiğini, aracın satılması ile şirketin geliri olmadığı halde vergi, kredi ve diğer borçlarının ödendiğini, davacının şirketin borçlarına katılmaktan imtina ettiğini ve şirket borçlarının müvekkilince ödendiğini, davalı şirkete ait işyerinin müvekkilinin oğluna kullandırıldığı iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, davacının iddialarının soyut olduğunu ve davalı şirketin zarara uğratılmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; iddia, savunma, dayanılan deliller, tanık beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bütün olarak değerlendirildiğinde, şirketin başlangıçta beş kardeş tarafından kurulduğu, üç kardeşin daha sonra şirketten ayrıldığı, şirketin 03/07/2003 tarihinde aldığı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 25/02/2004 tarih ve 5994 sayılı ilanında eşit hissedar olarak kalan davacı ve davalı kardeş gerçek kişilerin şirketi münferiden ve birlikte temsil yetkisine sahip olduklarının kararlaştırıldığı, kardeşler arasındaki geçimsizlik nedeniyle davacı ...'ın 2007 yılı sonrasında şirket işleriyle ilgilenmediği, şirket yönetiminin davalı ... tarafından yerine getirildiği, Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/725 esas sayılı dosyasında, dosya içeriğinden anlaşıldığı üzere davalının şirkete ait araç satışından elde edilen geliri şirket kayıtlarına intikal ettirmediği, şirkete dava tarihi itibariyle, şirket ortağı olarak borç vermek suretiyle şirketin örtülü sermaye ile finanse edildiği ve iflasını gerektirecek şekilde borca batık olduğu dikkate alındığında davalının şirket yönetimi sırasında şirketin mali durumunun zayıflaması ve borca batık hale gelmesine yol açtığı gibi özellikle, şirkete ait aracı satmasına karşın bedelini şirket kayıtlarına intikal ettirmemesi nedeniyle TTK'nın 630. maddesi anlamında, yönetici sıfatıyla özen ve bağlılık yükümünü ihlal ettiği ve davacı ortak yönünden şirketi temsil yetkisinin kısıtlanması isteminin haklı hale getirdiği, davanın konusu ve niteliği dikkate alındığında, davacı ve davalı gerçek kişilerin ortak olduğu davalı şirkete husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davalı Şirket aleyhine açılan davanın davalının taraf ehliyeti (pasif husumet) yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalılardan ... aleyhine açılan davada davanın kabulü ile, Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı ... Limited Şirketi'ni, münferiden ve diğer şirket ortağı ile temsil ve ilzam yetkisine sahip olan davalının Şirketi temsil yetkisinin kaldırılmasına, karar kesinleştiğinde ilan ve tescil için gereğinin yapılması için bir örneğinin Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket yönünden davanın husumet nedeniyle reddi ve şirket yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin haksız olduğunu, Yargıtay 11. HD'nin 2021/8621 E.-2023/2808 K. sayılı emsal kararında da belirtildiği üzere davada azli istenen limited şirket müdürünün ortaklığın zorunlu yasal organı statüsünde olup, 6102 Sayılı Kanun'un 630. maddesinin ikinci fıkrasındaki hükme dayanılarak mahkemenin müdahale ettiği ilişkinin, şirketle müdür arasındaki 6102 Sayılı Kanun'un 623. maddesinde düzenlenen akdi ilişki olduğunu, dava sonunda verilecek kararın şirketin hukuki durumunu ve menfaatini de ilgilendirdiğinden açılan azil davasında birlikte hasım olması gerektiği halde şirkete husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle Mahkemece yazılı şekilde karar verilmesinin yerinde olmadığını, kaldı ki davalı şirketin iki ortaktan oluştuğunu ve her ortağın da hissesinin 1/2 olduğunu, 1/2 hisse miktarı itibariyle davalı ...' ...'ın şirkete tek başına vekil atama yetkisi bulunmadığını, avukatın, şirkete vekil olarak atanmasına dair alınmış bir yönetim kurulu kararı olmadığı gibi davalı ...'ın böyle bir karar almaya yeter oranda payı bulunmadığını, bu itibarla şirketin vekille temsil edildiğinin kabulü ile şirket yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin de yerinde olmadığını beyan ederek davalı şirket yararına hüküm altına alınan vekalet ücreti yönünden hükmün kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; karara dayanak bilirkişi raporunun gerekçede belirtildiği gibi hukuk fakültesi öğretim üyesi bilirkişiler tarafından düzenlenmediğini, bilirkişi heyetinde şirketin demirbaş ve makinelerinin incelenmesi yönünden yer alması zaruri makine mühendisine yer verilmediğini, bilirkişi heyet raporunun denetime ve karara dayanak göstermeye elverişli olmadığını, bilirkişi heyetinin davacının şirket ortağı ve münferiden temsile yetkili olduğu hususunu gözetmeyerek şirketin tek yetkilisi müvekkili gibi rapor hazırladıklarını, raporda müvekkilinin kusurlu olduğu iddia edilen eylemlerin somutlaştırılmadığını, şirketin ödemek zorunda kaldığı borç ve cezaların kimin tarafından ödendiğinin incelenmediğini, şirket ortakları ve yetkilileri arasında sınıflandırma yapılmaksızın ayrı ayrı incelenmesi gereken kayıtların incelenmediğini, şirket demirbaşlarının kıymeti ve şirkete katkısının makine mühendisi bilirkişi olmadığından inceleme konusu yapılmadığını, rapora itirazları ile yeni rapor taleplerinin mahkemece gerekçesiz olarak reddedildiğini, Ankara 24. İcra Müdürlüğü'nün 2021/18336 sayılı dosyası ile müvekkilleri aleyhine Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2017/725 Esas sayılı kararına dayalı olarak ilamlı icra takibi başlatıldığını, müvekkili ... tarafından işbu icra takibi dosyasına 20/01/2022 tarihinde 129.226,51 TL yatırıldığını, eldeki dava tarihinden önce zararın giderildiğini, söz konusu demirbaş bedelini tahsil eden davacının şirkete iade iade etmesi gereken demirbaş bedelini iadeden imtina ettiğini, söz konusu icra takip dosyası incelenmediğinden Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2017/725 Esas sayılı dava dosyasından hükmolunan zararın giderilmesine yer verilmemesi kararın eksik inceleme ve delillerin yanılgılı değerlendirilerek tesis edildiğini gösterdiğini, Şirketin zarara uğramasında müvekkiline atfı kabil kusurların kararda gösterildiğini ve somutlaştırılmadığını, şirketin zarara uğratılmasında, genel kurul toplantısı yapılamamasında, şirketin sermayesini yitirmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, aksine şirketin müvekkilinin verdiği borçlar ile varlığını devam ettirebildiğini, davacının, davalı şirketin kuruluşundan bu yana şirketin ödemek zorunda kaldığı borç ve cezalara, vergi ve şirket masraflarına katlanmaktan imtina ettiğini, şirketin ticari faaliyetlerinin yürütülmesindeki görevlerini hiçbir zaman ifa etmediğini, şirket demirbaşlarının bir kısmını müvekkilinin bilgisi ve rızası haricinde satarak haksız ve sebepsiz kazanç sağladığını, fiilen ilgisi bulunmayan ve kar etmeyen davalı şirketten kötü niyetle ve süreklilik arz edecek hallerde haksız kazanç ve menfaat elde etmeye çalıştığını, şirket sözleşmesinden, özen ve bağlılık ilkesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen, şirketin zararlarına ve giderlerine katlanmayanın davacının kendisi olduğunu, müvekkilinin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal ederek şirkete zarar verdiğine dair gerekçeli kararda ve dayanak bilirkişi raporunda bir tespit bulunmadığını, tarafların dava ve cevap dilekçelerinde yemin delilline dayanmalarına rağmen mahkemece yemin teklif hakkı hatırlatılarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususun gözardı edilmesinin de haksız olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; limited şirket müdürünün haklı nedenle azli istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; ►Davacı ve davalının davalı ...'ın şirketin ortakları olduğu, 03/07/203 tarihli ortaklar kurulu kararı ile birlikte veya münferiden yetkili olmak üzere şirket müdürü olarak atandıkları, ►Taraflar arasında şirket müdürünün sorumluluğundan kaynaklanan tazminat ve şirketten olan alacağın tahsili istemine ilişkin davanın yargılaması sonucunda Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/725 Esas-2021/495 Karar sayılı ve 23/09/2021 tarihli kararı ile davalı Şirkete ait aracın satışının yapıldığı, ancak satım bedelinin Şirket hesabına yatırılmamış olması nedeniyle şirketin 32.952,00 TL zarara uğradığının bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, gerçekleşen bu zarardan davalı Şirket müdürü ...'ın sorumlu olduğu, davalı Şirkete yönelik alacak talebi yönünden ise dava tarihi itibariyle davacı ortağın davalı Şirketten 60.951,66 TL şahsi alacağı bulunduğu gerekçesiyle davalı ...'a yönelik davanın kısmen kabulü ile 32.952,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalı ...'dan alınarak davalı ... Ltd.Şti'ne ödenmesine, davalı ... Ltd.Şti'ne yönelik davanın kabulü ile 60.951,66 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalı Şirketten alınarak davacı ...'a ödenmesine karar verildiği, ►Söz konusu karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 2022/590 E.-2024/1555 K. sayılı ve 31/12/2024 tarihli ilamı ile; "....Araç satış bedelinin şirkete aktarıldığını ispat yükü davalı şirket müdürü üzerindedir. Anılan davalı ise araç satış bedelinin şirket hesaplarına aktarıldığına dair yazılı bir bilgi ve belge dosyaya ibraz etmemiştir. Hal böyle olunca, mahkemece bilirkişi ek raporları, araç satış faturası ve araç satış sözleşmesi ile davalı şirkete ait aracın davalı şirket müdürü tarafından dava dışı şirkete 32.952,00 TL bedelle satıldığının anlaşıldığı, satış bedelinin davalı şirket kayıtlarına aktarıldığının ispat yükünün davalı şirket müdürü üzerinde olduğu, anılan davalının araç satış bedelini şirket hesaplarına aktarıldığını usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı, davalı şirketi araç satış bedelini şirket hesaplarına aktarmayarak 32.952,00 TL zarara uğrattığı gözetilerek anılan miktar yönünden yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan, yargılama aşamasında alınan bilirkişi ek raporları ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli niteliktedir. Anılan raporlar ile davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarında davacının dava tarihi itibarıyla davalı şirketten 60.951,66 TL alacağı bulunduğunun kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda mahkemece, davacının davalı şirketten dava tarihi itibarıyla 60.951,66 TL alacağı bulunduğunu davalı şirket kayıtlarında yer aldığı, davacının davalı şirketten olan anılan alacağının varlığının ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi ek raporları ile tespit edildiği gözetilerek davacının davalı şirketten olan alacağının yazılı şekilde hüküm altına alınması isabetlidir. Davacı vekilinin istinaf itirazlarına gelindiğinde, davacı vekilinin istinaf itirazı davalı ... hakkında kurulan hükme yöneliktir. Davacı yan dava dilekçesinde anılan davalıdan fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 2.500,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsil edilerek davalı şirkete verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında anılan talebini toplam 101.952,00 TL olarak ıslah etmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, mahkemece yapılan yargılama sonunda davalı şirket müdürünün şirkete ait aracı satarak satış bedelini şirket hesaplarına aktarmayarak şirketi zarara uğrattığı kabul edilerek araç satış bedeli olan 32.952,00 TL yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı yan dava dilekçesinde ve aşamalarda davalı şirket müdürünün davalı şirketi zarara uğrattığı iş ve işlemlerinden birinin de şirketin demirbaşlarını, makine ve cihazlarını satarak bedelini şirkete aktarmadığına yöneliktir. Anılan iddia üzerine makine mühendisi ve mali müşavir tarafından yerinde yapılan inceleme ile alınan birinci ek rapor ile birinci ek rapordaki görüşü tekrar eden ikinci ek raporda mahallinde yapılan inceleme sırasında şirket aktifinde kayıtlı toplam 21.806,31 TL iktisap bedelli demirbaş, makine ve cihazın yerinde tespit edilemediği, şirketin duran varlıklarının işletmeden çekilmesi nedeniyle oluşan şirket zararının 69.000,00 TL olabileceği tespit edilmiştir. Bilirkişi heyeti ek raporları ile tespit edilen bu durum karşısında davalı şirket müdürünün davalı şirketin duran varlıklarının işletmeden çekilmesinin var ise haklı gerekçelerini, satılmış ise satış bedellerinin şirkete aktarıldığını usulüne uygun delillerle ispatlaması gerekmektedir. Davalı şirket müdürü ise bilirkişi ek raporları ile tespit edilen, mahallinde yapılan inceleme sırasında şirket aktifinde kayıtlı olduğu halde şirkette bulunmadığı anlaşılan şirket demirbaş, makine ve cihazın işletmeden çekilmesinin haklı sebeplerini, satılmış ise satış bedellerinin şirkete aktarıldığına ilişkin bir bilgi ve belge dosyaya ibraz etmemiş olup, anılan hususları usulüne uygun deliller ile ispatlayamamıştır. Hal böyle olunca, mahkemece bilirkişi ek raporları ile de tespit edilen ve davalı şirket müdürü tarafından bedeli şirkete aktarıldığı ispat edilemeyen şirket aracının satışından kaynaklanan 32.952,00 TL şirket zararının yanı sıra şirket aktifinde kayıtlı olup, şirkette yerinde yapılan inceleme sırasında yerinde bulunmadığı anlaşılan makine, demirbaş ve cihazdan kaynaklanan 69.000,00 TL şirket zararından da sorumlu bulunduğu gözetilerek diğer zarar kalemlerinin yanı sıra 69.000,00 TL yönünden de davalı şirket müdürünün sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir." gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin davalı ... hakkındaki hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı ... hakkındaki davanın kabulüne, 101.952,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalı ...'dan alınarak davalı Şirkete ödenmesine kesin olarak karar verildiği, ►Yargılama sırasında alınan bilirkişi heyet raporu ile; şirketin eşit paylara sahip iki ortağı olan davacı ve davalının 03.07.2003 tarihinde almış olduğu ticaret sicil gazetesinde yayımlanan karar ile “... ve ... birlikte veya münferiden vaaz ederek imza ile şirketi temsil ve ilzama veya bir başkasına yukarıdaki konularla ilgili vekalet vermeye yetkili olmak üzere aksine bir karar alınıncaya kadar yetkili kılınmamalarına oybirliği” ile karar verildiği, şirket müdürlerinden birisinin müdürler kurulu başkanı olarak belirlenmemiş olduğu, ancak şirketin yönetim ve temsilinin davalı ... tarafından yürütülmekte olduğu, şirket ortaklarının (müdürleri) ortaklar kurulunu en son 20/07/2010 tarihinde topladığı ve şirketin adres değişikliği kararı alındığı, bu tarih sonrasında hiçbir toplantı yapılmadığı, her yıl yapılması gereken genel kurul toplantılarının yapılmamış olduğu, Şirketin 2012-2021 yılları arası dönemde 2013-2016 yılları arası dönemlerde 53.058,03 TL kar ettiği, 2017-2021 tarihleri arasında 358.449,2 TL zarar etmiş olduğu, Şirketin zarar nedeniyle sermayesini yitirmiş olduğu, şirketin borçlarının 2019, 2020, 2021 yıllarındaki muhasebe kayıtlarında davalı ortağın şirkete borç olarak vermiş olduğu paralarla yürütülmüş olduğu, davalı ortağa olan borcun tüm şirket borçlarının yüzde doksanını oluşturduğu, TTK’nun 376/3. maddesine göre iflas durumunda olan şirketle ilgili iflas başvurusu yapması gerektiği halde, davalının şirket işlemlerini Ortaklara Borçlar Hesabı (davalı ortak) üzerinden yürüterek muhasebe usul ve esaslarına uygun olmayan kayıtlarla işlemlerini yürüttüğü, iflas durumunda olan şirket kayıtlara göre borç verme işleminin şirketi idare eden davalının yönetim zafiyeti olarak değerlendirilebileceği, keza Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/725 E. sayılı dosyasıyla verilen kararla, davalının şirketi zarara uğratmış olduğunun tespit edilmiş olması nedeniyle, davalının şirketi yönetirken gereken özeni göstermediği, basiretli bir tacir gibi davranmadığı ve davacının yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılması talebinin yerinde olduğu yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, limited şirket müdürü olan davalının şirket müdürlüğünden azline ilişkin haklı sebep koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda toplanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nun 630/2. maddesi uyarınca her ortak, haklı nedenlerin varlığı halinde limited şirket yöneticilerinin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilir. Anılan maddenin sonraki fıkrasında ise; yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, davacının, öncelikle şirket müdürünün azlini gerektiren haklı sebeplerin varlığını ispat etmesi gerekmektedir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25/06/2018 tarih 2016/13526 Esas 2018/4741 Karar sayılı ilamı). Yapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere somut uyuşmazlıkta ispat yükü davacı üzerinde olup, davacı davalı şirket müdürünün azlini gerektiren haklı sebeplerin varlığını usulüne uygun delillerle ispatlamakla yükümlüdür. Bu açıklamalar ışığında davalılar vekilinin istinaf itirazlarının değerlendirilmesinde; Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/725 Esas-2021/495 Karar sayılı kararı ile Dairemizin 2022/590 E.-2024/1555 K. sayılı ilamı ile sabit olduğu üzere davalı müdürün davalı Şirkete ait aracın satış bedelini şirket hesaplarına aktarmayarak Şirketi zarara uğrattığı, yine Şirket aktifinde kayıtlı olduğu halde Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesince davalı Şirkette yerinde yaptırılan inceleme sırasında bulunamayan makine, demirbaş ve cihazlar nedeniyle de davalı Şirketin 69.000,00 TL zarara uğradığı, mahkemece davalı şirket müdürünün yaptığı iş ve işlemlerle şirketi yönetim ve temsilde gerekli özen ve bağlılık yükümlülüğünü yerine getirmediği, TTK'nun 630. maddesinde öngörülen şirket müdürünün azli için haklı nedenin oluştuğu gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan davalılar vekilice gerekçeli kararda belirtildiğinin aksine hükme esas alınan bilirkişi raporunun hukuk fakültesi öğretim üyesi bilirkişiler tarafından düzenlenmediği ve raporun denetime elverişli olmadığı ileri sürülmekte ise de, gerekçeli kararda sözü geçen hukuk fakültesi öğretim üyesi bilirkişiler tarafından düzenlenen raporun Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/725 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu olduğu ve Mahkemece bu dosyasının incelenmesine ilişkin kısımda söz konusu rapora değinildiği, mahkemece alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, davalılar vekilinin bilirkişi raporuna itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmakla bu hususlara değinen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalı vekilince Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesince hüküm altına alınan zararın giderildiği giderildiği ileri sürülmekte ise de, söz konusu zararın giderilmesi haklı azil nedenini ortadan kaldırmadığı gibi yemin teklifinin ispat yükü kendisine düşen tarafından yapılacağı, eldeki davada ispat yükünün davacı üzerinde olduğu ve azli gerektiren haklı sebeplerin varlığını ispatladığı gözetildiğinde davalılar vekilinin bu hususlara yönelik istinaf nedenleri de yerinde değildir. Davacı vekilinin istinaf nedenlerinin incelenmesinde ise; şirket müdürünün azli davasında husumetin müdüre yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, şirkete husumet yöneltilemeyecek olması karşısında Mahkemece davalı şirket yönünden pasif husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gibi yargılama sırasında davalı Şirketi temsil eden vekilin, vekaletnamenin düzenlendiği tarih itibariyle şirketi münferiden temsile yetkili olan davalı müdür tarafından atanmasında da bir usulsüzlük bulunmadığından davalı şirketin yargılamada vekille temsil edilmesi nedeniyle davalı şirket vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmesinde de isabetsizlik görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacı ile davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacıdan alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı ...'dan alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/09/2026

Başkan- ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi-... ... ... ... ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1445, K. 2026/1168, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1445-e-2026-1168-k-f23bee2c659d