Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1087 E. 2026/979 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/1087
Karar No
2026/979
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/1087 - Karar No:2026/979 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/1087 KARAR NO : 2026/979

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/06/2024 NUMARASI : 2022/652 E-2024/399 K

DAVACI : VEKİLİ : Av. ...- E-TEBLİGAT

DAVALI : VEKİLİ : Av. ...- E-TEBLİGAT

DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 24/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 25/09/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında, kozmetik sektöründe faaliyet göstermek üzere 4 çeşit kozmetik ürünün fason üretimi için, formül oluşturma, hammadde temini, ürünleri üretme, hazırlama, doldurma ve kutulara yerleştirme işleri için anlaşma sağlandığını, henüz sözleşme hazırlanıp imza altına alınmadan önce davalı şirketin ürünlerin Ankara'da üretileceği ancak döviz kurunda yaşanan hızlı artış nedeniyle hammaddelerin bir an evvel alınması gerektiğini belirterek, anlaşmaya varılan hizmetlerin karşılığı olarak 11.000,00 Euro'nun ödenmesini istediğini, müvekkili şirket tarafından davalı tarafça ödemenin gerçekleştiği gün belirlenen kur oranı dikkate alınarak 11.000,00 Euro karşılığı olarak 27.12.2021 tarihinde 50.000,00 TL ve 93.000,00 TL olmak üzere toplam 143.000,00 TL ödeme yapıldığını, ödemenin gerçekleşmesini müteakip anlaşmaya varılan şartları içerir "Fason Üretim Dolum Sözleşmesi"nin düzenlenip davalı şirkete gönderildiğini ancak davalının sözleşmeyi imzalamadığını, ayrıca dava dışı başkaca isimlerle müvekkili şirketi muhatap etmek suretiyle esasen peşinen aldığı ödemenin gereğini kendilerince yapılamayacağının ikrar edildiğini, müvekkili şirketin dava dışı şirketlerce hazırlanan sözleşme şartlarını imzalamak zorunda bırakıldığını, ancak hem dava konusu ödemenin bu dava dışı şirkete yapılmaması ve dolayısıyla davalı şirket dışında herhangi bir başka şirketle sözleşme imzalanmasının hukuken mümkün olmaması nedeniyle, hem de dayatılmaya çalışılan sözleşme şartlarının kabulünün mümkün olmaması nedeniyle, o dönem de müvekkili şirketin tüm iyi niyetine rağmen herhangi bir sonuca varılamadığını, davalı yanın ödemeyi almasına rağmen, hazırlanan sözleşmeyi imzalamadığı gibi anlaşmaya varılan üretimin de aradan aylar geçmesine rağmen bir türlü gerçekleştirmediğini, ayrıca talep edilmesine rağmen ücret iadesi de yapmadığını ve müvekkili şirketin piyasaya çıkaracağı 4 çeşit kozmetik ürün için ne kadar miktarda, hangi maddelerin alındığına ilişkin net bir bilgi paylaşmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL'nin avans faiz ile iadesine karar verilmesini talep etmiş, 09.05.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile; dava dilekçesinde davalı şirket tarafından edimlerin yerine getirilmemesi nedeniyle müvekkili şirketçe 27.12.2021 tarihinde o gün ki kur üzerinden hesaplanmak suretiyle Türk Lirası olarak ödenen 11.000 Euro'nun avans faizi ile birlikte iadesi, belirlenen tarihlerde üretimin gerçekleştirilmemesi nedeniyle oluşan zararın tahsili amacıyla fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL'nin tahsilinin talep edildiği belirtilerek, kısmi dava olarak ikame edilen davanın 11.000 Euro ıslahı ile alacağa ödeme tarihi olan 27.12.2021, aksi kanaatle temerrüt tarihinden itibaren işleyecek devlet bankalarının Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili süresinden sonra sunduğu 28.11.2022 tarihli beyan dilekçesinde; davacı şirketin müvekkili şirket ile aralarında kozmetik sektöründe faaliyet göstermek üzere 4 çeşit kozmetik ürünün fason üretimi için, formül oluşturma, hammadde temini, ürünleri üretme, hazırlama, doldurma ve kutulara yerleştirme işleri için anlaşma sağlandı denilmiş ise de, ortada buna ilişkin yazılı hiçbir sözleşme bulunmadığını, taraflar arasında yapılan sözleşmede müvekkilinin görev ve sorumluluğunun davacının istediği ürünleri (ham maddeyi) almak ve formülleri ile birlikte davacıya teslim etmek olduğunu, müvekkilinin de tam olarak bunu yaptığını, bunun dışında müvekkili şirketin ürünleri üretme, hazırlama, doldurma, kutulara yerleştirme gibi bir sorumluluğunun bulunmadığını, dava dilekçesinde yer alan ve müvekkiline yapıldığı iddia edilen 11.000,00 Euro gibi bir ödemenin olmadığını, yapılan ödemenin tamamen Türk Lirası olup, ödeme tarihine ilişkin Euro kur hesaplaması yapıldığı takdirde karşı yanca yatırılan paranın eksik kaldığını, bu ödemeler neticesinde müvekkili şirketin de hammaddeci şirkete ham madde ve formüller için ödeme yaptığı ve bu hammaddeler ile formülleri karşı yana teslim ettiğini, müvekkil şirketin karşı yan ile anlaşmalarında "hammadde temini" ve "formülleri gönderme" edimi bulunduğunu, işbu edimin ifasının da müvekkili tarafından gerçekleştirildiğini, davacı şirketin müvekkiline "Fason Üretim Dolum Sözleşmesi" düzenleyip göndermediği gibi asla kabul anlamına gelmemekle birlikte böylesi bir gönderim olsa dahi müvekkilinin davacı ile anlaşmaları neticesinde böyle bir yükümlülük ve sorumluluğu olmadığı için elbette müvekkili tarafından imzalanmayacağını, davacı yanın dosya kapsamında delil mahiyetinde sunduğu whatsapp ekran görüntülerinde yer verdiği "formülleri alabildiniz mi ?" mesajının adeta ikrar mahiyetinde olduğunu, zira müvekkilinin formülleri başkaca şirketten aldığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, somut olayda; davacının 4 çeşit kozmetik ürünün fason üretimi için, formül oluşturma, hammadde temini, ürünleri üretme, hazırlama, doldurma ve kutulara yerleştirme işleri için anlaşma sağlandığını ileri sürdüğü, davalının ise anlaşma konusunun davacının istediği ürünleri (ham maddeyi) almak ve formülleri ile birlikte davacıya teslim etmek olduğunu savunduğu, taraflar arasında yapılmış yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı, dosya kapsamındaki yazışmalardan tarafların yüz yıkama jeli, anti aging %15 c vitamin, arbutinli serum ve nemlendirici krem olmak üzere toplam 4 adet kozmetik ürünün hammaddesinin üretilerek temini, dolumu ve formülleri ile birlikte davacıya teslimi konusunda anlaşmaya vardıklarının anlaşıldığı, nitekim davacı tarafça davalı adına yapılan 27.12.2021 tarihli 93.000,00 TL ve 50.000,00 TL'lik havalelerde "hammade ve dolum ücreti" açıklamasına yer verildiğinin görüldüğü, davacının, davalının sözleşmenin gereğini tam ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmediğini, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin hiç kurulmadığını, yapılan ödemenin iadesinin istenmesine rağmen yapılmadığını ileri sürerek, yapmış olduğu ödemenin tahsilini istediği, davalının ise süresi içinde cevap dilekçesi sunmadığından 6100 sayılı HMK'nın 128/1 maddesi uyarınca; davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayıldığı, somut olay değerlendirildiğinde taraflar arasında yüz yıkama jeli, anti aging %15 c vitamin, arbutinli serum ve nemlendirici krem olmak üzere toplam 4 adet kozmetik ürünün hammaddesinin üretilerek temini, dolumu ve formülleri ile birlikte davacıya teslimi konusunda eser sözleşmesinin kurulduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklandığı, davacının iş sahibi, davalının ise yüklenici olup, eser sözleşmesinin, iş sahibinin ödemeyi taahhüt ettiği ücret karşılığında yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi ve teslim etmeyi üstlendiği iki taraf için hak doğuran ve borç yükleyen bir sözleşme olduğu, eser sözleşmesinde iş sahibinin asli borcunun TBK 470. maddesi çerçevesinde meydana getirilen eser karşılığında bir miktar pararın ödenmesi, yüklenicinin borcu ise eseri zamanında ve ayıpsız olarak imal ve teslim etmek olmakla, eser sözleşmesinde, yüklenicinin iş bedelinin tamamına hak kazanabilmesi için eseri tamamlayarak iş sahibine teslim ettiğini ispat etmesi gerektiği, davacının, davalıya yüz yıkama jeli, anti aging %15 c vitamin, arbutinli serum ve nemlendirici krem olmak üzere toplam 4 adet kozmetik ürünün hammaddesinin üretilerek temini, dolumu ve formülleri ile birlikte teslimi için toplam 143.000,00 TL ödeme yaptığını 27.12.2021 havale tarihli, 93.000,00 TL ve 50.000,00 TL'lik dekontlarla ispat etmekle, ödemenin yapıldığı taraflar arasındaki yazışmalardan anlaşıldığı gibi davalının da kabulünde olduğu, bu halde davalı satıcı almış olduğu ödeme karşılığında, ödeme konusu ürünleri davacı alıcıya teslim ettiğini usulünce ispatlaması gerektiği, ihtar içeren dava dilekçesinin davalı yana 27.10.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilince 07.11.2022 tarihinde cevap dilekçesi sunmak üzere süre uzatım istendiği, mahkemece, davalı yana yasal cevap süresinin bitiminden itibaren geçerli olmak üzere iki hafta uzatma verildiği, bu halde cevap verme süresinin son gününün 24.11.2022 tarihine denk geldiği ancak davalı vekilince cevap dilekçesinin süresinden sonra 28.11.2022 tarihinde verildiğinin anlaşıldığı, bu durumda, davalı yan süresi içinde cevap dilekçesi sunmadığından, davanın inkarı kapsamı dışında kalan hususların ispatı için delil sunamayacağı, nitekim bu hususun, 6100 sayılı HMK'nın 145. maddesinde; “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler." hükmüyle düzenlendiği, yasa koyucunun, tarafların, kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyecek olmalarını emredici bir düzenlemeyle (m.145) benimsedikten sonra, bunun istisnalarını da belirttiği, buna göre, ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebileceği, bir diğer istisnai hükmün ise “iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. madde hükmü olup, yasa hükmünde "(1)Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.", dava dilekçesinin usule uygun ihtar içerir şekilde tebliğinden sonra iki haftalık süre içerisinde delillerini bildirmeyen davalının sonradan delil gösterebilmesi için HMK’nın 145. maddesinde belirtilen istisnai hallerin mevcudiyeti de somut olayda ileri sürülmüş olmayıp, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde koşullarının da oluşmadığı, kaldı ki, somut olayda davacı vekilinin, ön inceleme duruşmasında; davalı yanın süresi içinde cevap dilekçesi sunmadığından ibraz edilen delilleri kabul etmediklerini bildirdiği, davalının süresinde cevap dilekçesi sunmamış olduğu, anlaşma konusu ürünlerin tesliminin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, gerçekleştirilmiş ise hangi ürünlerin ne kadar teslim edildiği hususlarının ispatı, davacı vekilince taraf ticari kayıtlarına delil olarak dayanıldığından, bu kayıtların ve dosyaya ibraz edilen whatssap yazışmaların incelenmesi ile sonuca ulaşıldığı, davalı ticari kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde hazırlanan bilirkişi raporunda; davalı yanın sözleşme konusu hammaddeler için dava dış.... Şti.'ne 01.03.2022 tarihli ve FRO2022000000080 nolu fatura karşılığı 77.967,54 TL ödeme yaptığı tespit edilmiş olup, bu ödemenin davacı yana teslim edilen hammadde bedeli olduğu ve davacı yanca yapılan ödemeden mahsup edilmesi gerektiği yönünde görüş bildirildiği, ne var ki anılan fatura davacı adına düzenlemiş bir fatura olmayıp, davacı tarafça da kabul edilmediği, faturanın davalı tarafından, davacı adına düzenlenmiş ve davalının kendi ticari defterlerinde kayıtlı olsa dahi, tek başına anlaşma konusu ürünlerin davacıya teslim edildiğini göstermeyeceği, davalının ticari defterleri, davacı ticari defterlerinde hiçbir kayıt bulunmadığından 6100 sayılı HMK'nın 222/3 maddesi gereğince, mal teslim savunmasının ispatı için yeterli olmadığı, davacının dayandığı whatsapp yazışmalarının incelenmesinde ise; taraflar arasında 2021 yılı Aralık ayı başlarında görüşmelerin başladığı, davacı tarafından 27.12.2021 tarihinde 143.000,00 TL ödemenin gerçekleştirildiği, davalı yanca teslim bir kaç kere ötelendiği ve nihayetinde 04.03.2022 tarihinde bazı ürünlerin teslim edildiğine dair görüşmelerin yapıldığı ancak teslim edilen ürünlerin hangileri ve ne miktarda olduğu belirlenemediği gibi davacı alıcı tarafından 3 gün sonra, 07.03.2022 tarihinde ürünlerin eksik olduğu ve hiç gönderilmeyen ürünler olduğu davalı satıcıya bildirilmiş olup, devam eden yazışmalardan sonuç alınamaması üzerine davacı alıcı tarafından Ankara 38. Noterliğinin 30.03.2022 tarih ve 6311 yevmiye nolu ihtarnamesi ile sözleşme bedeli olarak ödenen 143.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte iadesinin istendiği, buna göre; davacı iş sahibi sözleşmeden dönerek, davalı yükleniciye ödendiği ihtilafsız olan iş bedelinin iadesini talep ettiği, TBK'nın 125/3 maddesinde ''sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler.'' hükmünün bulunduğu, davacının sözleşmeden dönme ve ödediği bedelin iadesine yönelik talebinin incelenmesinde, 05.02.2024 tarihli celsesinin 2 nolu ara kararı ile; taraflar arasında yapılan anlaşma konusu ürünlerin nitelik ve nicelik olarak tespitinin mümkün olup olmadığı, ürünlerinin tespiti mümkün ise; davalı yan ticari kayıtlarının incelenmesi kapsamında değerlendirilen dava dışı ... ... Ltd. Şti. tarafından davalı adına düzenlen 01.03.2022 tarih ve 77.967,54 TL bedelli fatura içeriğindeki mal ve hizmetin, taraflar arasındaki yazışmalar değerlendirildiğinde davacıya teslim edildiği savunulan ürünler olup olmadığı, varsa teslim edilen ürünlerin (taraflar arasındaki yazışmalar ve dekont açıklaması nazara alındığında) ekonomik bir değer taşıyıp taşımadığı, yine taraflar arasındaki yazışmalar ve dekont içeriği nazara alındığında, dava konusunun bütünlük arz edip etmediği, buradan hareketle varsa teslim edilen ürünlerin kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı kabul edilip edilemeyeceği, ürünlerin ekonomik bir değer taşıyıp taşımadığı, ürünlerin reddi gerektirmeyecek derecede ayıplı olması halinde ise bedelinin ne kadar olduğu hususlarında ek rapor alınmasına karar verildiği, 20.03.2024 tarihli ek raporunda; taraflar arasında yapılan sözleşme konusu ürünlerin nitelik ve niceliğinin net olarak belirlenmesinin ve yine dava dışı .... Şti. tarafından davalı adına düzenlenen 01.03.2022 tarihli, FRO2022000000080 nolu ve 77.967,54 TL bedelli fatura konusu ürünlerin davacıya teslim edildiği ileri sürülen ürünler olup olmadığı konusunda net görüş bildirmenin mümkün olmadığını bildirdiği, bu halde, davalı tarafından davacıya teslim edildiği savunulan ürünlerin neler olduğu, ne kadar olduğu belirgin olmayıp, davalının, taraflarca kararlaştırılan hammaddelerin davacıya teslim edildiğini usulünce ispatlamadığı, bu durumda davacının yapmış olduğu ödemenin iadesini istemekte haklı olduğu, 09.05.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile; alacağını 11.000 Euro olarak ıslah ettiği ve alacağına 27.12.2021 ödeme tarihinden, aksi takdirde temerrüt tarihinden itibaren Devlet bankalarınca Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsiline karar verilmesini istediği, dava dilekçesinde, alacağını Türk Lirası olarak talep ettiği, ıslah dilekçesi ile bu talebini Euro olarak değiştirdiği, davacı tarafından, davalı şirkete yapılan 27.12.2021 tarihli iki adet havalenin (93.000,00 TL ve 50.000,00 TL) TL cinsinden olduğunun açık olup, ayrıca, dava dilekçesinde; uyuşmazlık konusu alacağın Türk Lirası üzerinden hüküm altına alınmasını talep etmekle, davalıya keşide edilen Ankara 38. Noterliğinin 30.03.2022 tarih ve 6311 yevmiye nolu ihtarnamesi ile de sözleşme bedeli olarak ödenen 143.000,00 TL'nin tahsilinin istendiği, davalıya yapılan ödemenin TL cinsinden olduğu ve davacının ancak TL cinsinden ödeme talep edebileceği görülmekle, kaldı ki bir an için ödemenin Euro cinsinden yapıldığı kabul edilse dahi, davacı yanın, BK'nun 99. maddesinde yer alan "konusu para olan borcun ülke parasıyla ödenecek olmasına, ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme yada bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklının, bu alacağının aynen veya vade yada fiili ödeme günündeki raiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir "yönündeki düzenleme gereğince, alacağını Türk Lirası veya Euro üzeriden talep etme yönünde seçimlik hakka sahip olduğu; tercih hakkını dava dilekçesinde Türk Lirası olarak kullandığı ve bu konuda bir kez tercih hakkının bulunduğu, ıslah dilekçesi ile alacağının Euro olarak hüküm altına alınmasını isteyemeyeceğinden, davacının alacağı hakkında Türk Lirası üzerinden hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne; 143.000,00 TL'nin, ihtarname ile davalı yana verilen 3 günlük sürenin hitamı olan, 04.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece davanın kısmen kabulüne yönelik verilen kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili ile davalı arasında anlaşma sağlanan 4 çeşit kozmetik ürünün fason üretimi için, formül oluşturma, hammade temini, ürünleri üretme, hazırlama, doldurma ve kutulara yerleştirme işlerinin yapılması amacıyla taraflarca sözleşme imzalandığını, davalı şirket tarafından sözleşmenin gerekliliklerinin gerçekleştirilmemesi nedeniyle, müvekkilince 27.12.2021 tarihinde o günkü kur üzerinden hesaplanmak suretiyle ödenen 11.000,00 Euro'nun avans faizi ile birlikte iadesinin talep edildiğini, belirlenen tarihlerde üretimin gerçekleştirilememesi nedeniyle oluşan zararın tahsili amacıyla işbu davanın ikame edildiğini, dava dilekçesinin tebliği sonrası davalı tarafından 07.11.2022 tarihinde dosyaya vekalet sunularak, aynı tarihte davalı tarafça süre uzatım talebinde bulunulduğunu, mahkemece süre uzatım talebinin kabul edildiğini ancak davalının süresi içinde cevap dilekçesini sunmadığını, mahkemece "davalı, taraflarca kararlaştırılan hammaddelerin davacıya teslim edildiğini usulünce ispatlamış değildir. bu durumda davacı yapmış olduğu ödemenin iadesini istemekte haklıdır." şeklindeki gerekçesinin devamında " 20. davacı vekili 09.05.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile; alacağını 11.000 euro olarak ıslah etmiş ve alacağına 27.12.2021 ödeme tarihinden, aksi takdirde temerrüt tarihinden itibaren devlet bankalarınca euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. davacı dava dilekçesinde, alacağını türk lirası olarak talep etmiş, ıslah dilekçesi ile bu talebini euro olarak değiştirmiştir. davacı tarafından, davalı şirkete yapılan27.12.2021 tarihli iki adet havalenin (93.000,00 TL ve 50.000,00 TL) TL cinsinden olduğu açıktır. ayrıca, davacı dava dilekçesinde; uyuşmazlık konusu alacağın türk lirası üzerinden hüküm altına alınmasını talep etmiş olup, davalıya keşide edilen ankara 38. noterliğinin 30.03.2022 tarih ve 6311 yevmiye nolu ihtarnamesi ile de sözleşme bedeli olarak ödenen 143.000,00 TL'nin tahsili istenmiştir. Bu duruma göre, davalıya yapılan ödemenin TL cinsinden olduğu ve davacının ancak TL cinsinden ödeme talep edebileceği görülmektedir. Açıklanan gerekçelerle, davanın kabulüne; 143.000,00 TL'nin, ihtarname ile davalı yana verilen 3 günlük sürenin hitamı olan, 04.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde karar tesis edildiğini ancak mahkemece verilen kararın hukuka ve hakkaniyete bütünüyle aykırı olduğunu, mahkeme gerekçesinde "Davacı vekili 09.05.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile; alacağını 11.000 Euro olarak ıslah etmiş ve alacağına 27.12.2021 ödeme tarihinden, aksi takdirde temerrüt tarihinden itibaren Devlet bankalarınca Euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacı dava dilekçesinde, alacağını Türk Lirası olarak talep etmiş, ıslah dilekçesi ile bu talebini Euro olarak değiştirmiştir." şeklinde dava dilekçesinde Türk Lirası, ıslah dilekçesinde ise Euro olarak alacak talebinde bulunulduğu yönünde hukuki yorum yapıldığını ancak bu yorumun, dava dilekçesiyel çeliştiğini, dava dilekçesinde seçimlik haklarının yabancı para olarak kullanıldığının çok açık bir şekilde ifade edildiğini, konu kısmında açıkça " 11.000,00 Euro'nun avans faizi ile birlikte iadesi" şeklindeki taleplerinden de anlaşılacağı üzere, seçimlik hakkı kullanıp alacaklarını Euro cinsinden talep ettiklerini, mahkemenin aksini iddia edip Türk Lirası yönünden talepte bulunulduğu yönünde karar verilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, dava dilekçesine bakıldığında dahi bu hususta mahkemenin bariz bir şekilde Euro cinsinden talep edilen alacağı göz ardı edip seçimlik hakkın Euro olarak kullanılmamış gibi karar verdiğinin görüleceğini, mahkemenin sadece ıslah dilekçeside Euro cinsinden talep edildiği iddia edilerek dava dilekçesinde de açık şekilde euro cinsinden talep edilen alacak davasının kısmen kabulüne yönelik verilen kararının hakkaniyetle bağdaşır hiçbir yanı bulunmadığın, gerekçeli kararın devamında "Bir an için ödemenin Euro cinsinden yapıldığı kabul edilse dahi, davacı yanın, BK'nun 99. maddesinde yer alan "konusu para olan borcun ülke parasıyla ödenecek olmasına, ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme yada bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklının, bu alacağının aynen veya vade yada fiili ödeme günündeki raiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir" yönündeki düzenleme gereğince, alacağını Türk Lirası veya Euro üzeriden talep etme yönünde seçimlik hakka sahip olduğu; tercih hakkını dava dilekçesinde Türk Lirası olarak kullandığı ve bu konuda bir kez tercih hakkının bulunduğu, ıslah dilekçesi ile alacağının Euro olarak hüküm altına alınmasını isteyemeyeceği anlaşılmakla, davacının alacağı hakkında Türk Lirası üzerinden hüküm kurulmuştur." şeklinde olup, dava dilekçesinin konu kısmına dahi bakılmadan seçimlik hakkın kullanılmadığına yönelik değerlendirme yapılmasının ve hüküm kurulmasının hukuka uygun olmadığını, ayrıca "bir an için ödemenin Euro cinsinden yapıldığı kabul edilse dahi" şeklinde yer alan değerlendirmeden, huzurdaki davanın kısmi red gerekçesinin açıkça belirtilmemiş olduğunun da anlaşılacağını, davanın, seçimlik hakkın euro olarak kullanılmaması nedeniyle mi, yoksa ödemenin davalıya türk lirası olarak yapılmasından kaynaklı olarak yalnızca türk lirasının talep edilebileceği nedeniyle mi kısmen reddedildiğinin anlaşılamadığını, bu hususun, mahkeme gerekçesinin açık, net ve tereddüte yer vermeyecek şekilde düzenlenmemiş olduğunu ortaya koyduğunu, BK'nun 99.maddesinde " Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." denilmekle, dava dilekçesinde alacağın Euro cinsinden talep edildiğinin açık olup, seçimlik hakkın tereddüte yer vermeyecek şekilde kullanıldığını, ayrıca, dava açılmadan önce davalı yana gönderilen ihtarnameden de bahsedildiğini, dava açılmadan 6-7 ay evvel davalı yana gönderilen ihtarnamede, Türk Lirası cinsinden taleplerinin bulunduğu belirtilerek, sanki seçimlik hakkın dava öncesinde dahi kullanıldığı şeklinde bir anlam çıkarıldığını, bu hususun bütünüyle hak ve adalet anlayışına aykırı olduğunu, zira, ihtarnamenin hukuken dava dilekçesi ile bir tutulamayacağı, asıl amacının "ödeme gerçekleşmemesi halinde davanın açılacağına" yönelik bir ihtar olduğu ve bir bakıma davalıyı sulhe çağrı olarak nitelendirilebileceğini, bu anlamda, davadan aylar evvel gönderilmiş olan ihtarnamede Türk Lirası olarak talepte bulunulmasının, dava öncesi seçimlik hakkın kullanıldığını işaret ettiğini iddiasının bütünüyle zorlama bir yorum olduğunu, dava dilekçesinde açıkça seçimlik hakkın Euro olarak kullanıldığını ve bunun haricindeki hukuki yorumların hakkaniyetle bağdaşmadığını, bu anlamda mevzuat hükmünün çok açık olmasının yanı sıra, sayısız içtihatla da desteklendiğini (Yargıtay 11.HD'nin 2023/2725 E- 2024/5257 K) belirterek, mahkeme kararınınkaldırılarak, davanın talepleri doğrultusunda kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle dava dilekçesinin "Davanın Konusu" başlıklı bölümünde iş bedeli olarak ödenen 11.000 Euro'nun iadesi ile birlikte 1.000 TL'nin tahsili talebinde bulunulduğu, dava değerinin 1.000 TL olarak gösterilerek harcın yatırıldığı, mahkemece 06.02.2023 tarihli duruşmada verilen ara karar üzerine davacı vekilince HMK'nın 31.maddesi kapsamında verilen 01.03.2023 tarihli dilekçenin "Sonuç ve istem" bölümünde, davanın kabulü ile 1.000 TL'nin tahsilinin talep edildiğinin anlaşılmasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 3-İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nın 361. maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay’da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 24/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Üye ... e-imzalıdır

Katip ... e-imzalıdır

e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/1087, K. 2026/979, T. 24.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-1087-e-2026-979-k-6816aead7059