Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/732 E. 2026/1534 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/732
Karar No
2026/1534
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

12. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2023/732

KARAR NO:2026/1534

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:(KAPATILAN)İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:08/06/2022

NUMARASI:2016/1395 Esas - 2022/501 Karar

DAVA:Ticari Şirket (Fesih İstemli)

DAVA TARİHİ:20/12/2016

İSTİNAF KARAR TARİHİ:23/09/2026

Davanın kabulüne ilişkin verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA: Davacı vekili; Davacı ..., davalı şirketin %50 hissesinin kendisine, %50 hissesinin diğer ortak ...'a ait olduğunu, şirketin 11/02/1994 tarihinde insan sağlığı ve hastalıkları alanında faaliyet göstermek üzere kurulup 25/12/2013 tarihinde Kadıköy merkezli olarak 330.000 hisseli şekilde tescil edildiğini, diğer ortak ...'ın şirketin temsil yetkisini kötüye kullandığını, şirket hesaplarından yüksek miktarda para aktardığını, kira ödemelerini yapmadığını, hisse senetleri üzerinde yetki aşımında bulunduğunu, kamu/vergi borçlarını ödemeyerek kendi hissesine düşen sorumluluğu artırdığını ileri sürmüştür. Ayrıca diğer ortağın şirketin işleyişini bozduğunu, ortaklar arasındaki güven ilişkisini zedelediğini, çalışanların işten çıkarılmasıyla işyerinde huzursuzluk yarattığını, taraflar arasında çok sayıda hukuk ve ceza dosyasının bulunduğunu belirterek ortaklık ilişkisinin çekilmez hâle geldiğini ileri sürerek şirketin haklı sebeple feshini, ayrıca yargılama sırasında kayyım atanmasını talep etmiştir.

CEVAP:Davalı şirket, dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini, tebligatın şirket adresi değil davacının fiilî adresine çıkarıldığını ve şirkete hiçbir şekilde ulaşmadığını, davayı haricen öğrenmeleri üzerine 16/03/2017 tarihli ön cevap ve 20/03/2017 tarihli cevap dilekçelerini sunduklarını, bu dilekçelerin her hâlde ön inceleme duruşmasından önce dosyaya girdiğini, esasa ilişkin olarak; limited şirketin feshi şartlarının oluşmadığını, fesih davasının vakıalara dayandığını ve tek tarafın beyanı esas alınarak hüküm kurulamayacağını, şirket müdürünün mahkemece doğrudan dinlenmesi ile şirket kayıt ve defterlerinin ve fesih sebebi gösterilen olgulara ilişkin tüm delillerin incelenmesi gerektiğini, ayrıca davacının bu davayı açma ehliyeti bulunmadığını ve özel dava şartlarının yerine getirilmediğini ileri sürerek davanın öncelikle usulden, aksi hâlde esastan reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; yapılan inceleme neticesinde şirketin 31/03/2017 döneminde net cironun 364.520,18-TL, kârın 15.057,88-TL olduğu, 2016 yılında net cironun 5.455.774,02-TL, net kârın 1.439.431,97-TL olduğu, mali borçlarda bir önceki döneme göre 703.787,39-TL azalma, ticari borçlarda 8.957,83-TL artış bulunduğu, şirketin vergi borçlarının ödenmediği; 31/03/2017 döneminde toplam vergi borcunun 146.617,47-TL, 31/12/2016 döneminde kamu borcunun 159.156,78-TL olduğu, bu borcun hâlen ödenmediği, mahkemenin fesih yerine davalı pay sahibinin paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen başka bir çözüme karar verebileceği, ancak şirketin borca batık olduğu, başka bir çözümün mümkün görülmediği, ortaklar arasında çok sayıda dava bulunduğu, ortaklığın çekilmez hale geldiği gerekçeleriyle davalı şirketin feshine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini, tebligatın şirket adresi yerine davacının fiilî adresine çıkarıldığını, , Tebligat Kanunun 35. maddesine göre yapılan tebligatın akıbetinin de belirsiz kaldığını, savunma hakkının kısıtlandığını, mahkemenin 16/03/2017 ve 20/03/2017 tarihli cevap dilekçelerine hiç değinmeden gerekçeyi "davaya cevap verilmediği" ifadesi ile bilirkişi raporundan birebir aktararak oluşturduğunu, TTK'nda limited şirketin ortak tarafından dava yoluyla feshi özel dava şartlarına bağlandığını, bu kapsamda şirket müdürünün mahkemece dinlenmesinin şart olduğunu ancak dinlenmediğini, fesih talep eden ortağın kendi kusuruna dayanamayacağını, kararda yalnızca taraflar arasındaki davaların varlığından söz edildiğini, bu davaların neden kaynaklandığı ve kimin kusurlu olduğu yönünde inceleme ve değerlendirme yapmayarak davacının kusurunu görmediğini, şirketin feshi şartlarının oluşmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, vergi dairesinden ve delil olarak sunulan mahkeme dosyalarından güncel kayıtların celbi ile dosyanın bilirkişi heyetine tevdii ve şirket defterleri üzerinde inceleme yapılarak gerçek duruma uygun rapor alınması gerektiğini belirterek kararınn kaldırılmasını, davanın öncelikle sıfat ve dava şartı yokluğundan, aksi hâlde esastan reddini talep etmiştir.

GEREKÇE:Dava, limited şirketin haklı nedenle feshi ve tasfiyesi istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesi, bilirkişi raporundaki mali tespitler ile taraflar arasındaki çok sayıda dava bulunduğu olgusunu esas alarak ortaklık ilişkisinin çekilmez hâle geldiği sonucuna varmış ve davanın kabulü ile şirketin TTK'nın 636/3 maddesi uyarınca feshine karar vermiştir.Uyuşmazlık; davacının aktif husumeti olup olmadığı, davalıya usulüne uygun tebligat yapılıp yapılmadığı, savunma hakkının ihlal edilip edilmediği, haklı sebeple fesih şartlarının olup olmadığı, davacı ortağın kendi kusuruna dayanıp dayanmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli olup olmadığı noktalarındadır.Sicil kayıtlarına göre davalı şirketin 11/02/1994 tarihinde Adana Ticaret Siciline tescille kurulduğu, 25/12/2013 tarihinde merkezinin Kadıköy'e nakli ile İstanbul Ticaret Siciline tescil edildiği, 330.000- TL hisseli şirkette %50 hisse ...'a, geri kalan diğer %50 hissenin de davacı ...'ya ait olduğu, süresiz olarak şirketi temsile yetkili müdürün ... olduğu anlaşılmıştır. Davalı vekili davacının bu davayı açma ehliyeti olmadığını ileri sürmüştür. Davacının, şirkette %50 pay sahibi olmakla, bu davada aktif husumeti olduğu açıktır. Davalı vekili, davacının hissesinin Bakırköy 11. İcra Dairesi'nin ... sayılı takip dosyasında haczedildiğini, borçlunun İİK'nın 86. maddesine göre borçlunun icra müdürlüğünün izni veya alacaklının rızası olmadan hisseleri üzerinde tasarrufta bulunamayacağını ileri sürmüşse de, mevcut davada İİK'nın 86. maddesinin bu davada uygulama alanı yoktur.Davacı şirket ortağı olarak haklı nedenle fesih davası açarken hisseleri haczedilmiş olsa da doğrudan hisseleri üzerinde bir tasarruf işlemi yapmadığından, şirketin feshi istemli dava açmak için izne ihtiyacı yoktur. Hali hazırda hissenin satışının yapılmadığı ve davacının ortak sıfatını koruduğu görüldüğüne göre aktif husumeti de vardır.Davalı vekili savunma hakkının kullandırılmadığını, dava dilekçesinin usulsüz tebliğe çıkarıldığını ileri sürmüştür. Dava dilekçesi davalı şirketin sicil adresi olan "... Kadıköy İstanbul" adresine 25/02/2017 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalı vekilinin 16/03/2017 ve 20/03/2017 tarihli cevap dilekçeleri sunmuştur. Yargılama boyunca davalı şirketin vekili aracılığıyla temsil edilmiş olduğu görülmekle, davalı vekilinin taraf teşkilinin sağlanmadığı, savunma hakkının kısıtlandığına ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Gerekçeli kararda yazılı, "Davalı şirket, huzurdaki davaya cevap dilekçesi sunmamıştır" ibaresi maddi hatadan ibarettir.Davalı vekili, TTK'nın 245/2 maddesine göre fesih sebebi doğmuş olan ortağın dava açma yoktur hükmüne dayanarak da davacının dava açamayacağını ileri sürmüş ise de TTK'nın 245. maddesi, kollektif şirketlere ilişkin olup bu davada uygulanma alanı yoktur. Davalı vekili, müdürün mahkemede dinlenmesinin dava şartı olduğunu belirtmiştir. Elde ki Dava, TTK'nın 636/2 maddesi uyarınca açılmamış, haklı nedenle fesih koşullarının oluştuğu iddiası ile TTK'nın 636/3 maddesine göre ikame edilmiştir. Haklı nedenle fesih davasında şirket müdürünün dinlenmesi dava şartı olarak düzenlenmediğinden aksi yönde ki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Haklı sebeplerin mevcut olup olmadığı hususunda ise, yerleşik uygulamaya göre haklı sebeple fesihte, ortaklık ilişkisini çekilmez hâle getiren olguların varlığı ve hangi taraftan kaynaklandığının belirlenmesi zorunludur. TTK'nın 636/3. maddesinde, haklı sebeplerin bulunması halinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemece istem yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına da karar verebileceği düzenlenmiştir. Limited şirketlerde şirketin haklı sebeplerle feshine haklı sebep teşkil edecek nedenlerin hangi haller olduğu hususu TTK'nda sayılmamış olup, doktrinde ve yargı kararlarında yer verilen bazı haklı sebep teşkil edebilecek fiil ve davranışlar; zorunlu organların mevcut olmaması, genel kurulun toplanamaması, bir ortağın, şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması, bir ortağın kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi, bir ortağın kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması, bir ortağın uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi, uzun süre kar dağıtılmaması, gereksiz sermaye arttırımları ile azınlığın etkisizleştirilmeye çalışılması, ortakların bilgi alma ve denetim haklarının kullandırılmaması, aile şirketlerindeki husumet ve ortaklar arasındaki çekişmelerdir.Davacılar ile diğer ortaklar o denli ihtilafa düşmüşlerdir ki; yargılama sırasında dosya kapsamına giren derdest ve kesinleşmiş hukuk ve ceza mahkemesi kararları kapsamında ortaklığın sürdürülemez hale geldiği sabittir. Bu davalar incelendiğinde, müdürün azli gibi bir kısım davalarda davacının davasının kabul edildiği görüldüğüne göre davacının salt kendi kusuru ile fesih sebeplerini yarattığı ve kendi kusuruna dayanamaz ilkesine aykırı dava açtığı söylenemez.Toplanan delillerden davalı şirketin faaliyetinin 2017 yılından bu yana kalmadığı, uzun süredir kar dağıtmadığı, ortaklığın ancak kağıt üzerinde kaldığı açıktır. Ortaklık haklarına ilişkin olarak sürekli yargıya başvurmaları da ağır kusur olarak kabul edilemez.Ortaklar arasında yoğun ve engellenemez bir geçimsizlik mevcut olduğu sabit olup, ortaklığın çekilmez olduğunu kabul etmek gerekir.Haklı nedenle fesih sebeplerinin gerçekleşmesi hallerinde, kanun koyucunun bu düzenlemedeki amacına uygun olarak fesih yerine, özellikle şirketin mevcudundaki mal varlığıyla şirket esas sözleşmesinde yer alan amaçları gerçekleştirebilmesi durumunda şirketin ayakta kalmasına öncelik tanıyarak diğer alternatif çözümlerin uygulanması gerektiği yerleşik yargı uygulamasıdır.Bununla birlikte alternatif çözüm yollarının ne olabileceği tesbit edilirken şirketin bütün ortakların menfaati gözönünde bulundurulmalıdır. Gayri faal durumda olan davalı şirketin taşınmazı veya kayda değer bir malvarlığı yoktur. Vergi borçları sebebiyle borca batık durumda olduğu belirlenmiştir. Sadece bir adet tıp merkezi ruhsatı mevcuttur. Dava dışı şirket müdürü ..., 01/08/2017 tarihinde tek başına karar alarak davalı şirketin tüm işyerlerini kapatmıştır. ..., sicilde şube adresi olarak görünen "... Yeşilyurt/Bakırköy" adresinde, Dr. ... ve Dr. ... ile birlikte klinik işletmek şeklinde faaliyette bulunduğu, adı geçen doktorların birlikte dava dışı ... şirketinin POS cihazını kullanıldığı, ... şirketi ile davalı ... ve dava dışı doktorlar arasında muayene kullanım ve hizmet sözleşmesi bulunduğu, bu sözleşme karşılığında da doktorların kendisine kira bedeli ödediği, ...'in dava dışı ... şirketinin yeni yetkilisi olduğu, bu adreste kullanılan eşyalarında da bu şirket tarafından alındığı, bizzat dava dışı müdür ...'ın beyanlarından anlaşılmaktadır. Gerçekten de İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Topkapı Uygulama Grup Müdürlüğü tarafından tutulan yoklama tutanağında, ... Şti.'nin artık bu adreste faaliyet göstermediğinin tespit edilmiştir. Yine Bakırköy İlçe Sağlık Müdürlüğü'nün yazısından ... firmasının çalışma ruhsatının askıya alındığı anlaşılmaktadır.Davalı vekili, tıp merkezi ruhsatının mevcut olmasından yola çıkarak, fesih yerine alternatif çözüm yollarına karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı istinaf etmişse de, iki ortaklı şirketin ticari faaliyetinin kalmadığı, iki ortağın da başka doktorlarla beraber başka klinikler işlettiği, ticari faaliyetlerine bu şekilde ayrı ayrı devam ettikleri, davalı şirket ruhsatının da askıda olduğu, aktifin pasifi karşılayamadığı, dava dışı ortağın da şirketi ayakta tutmak için eylemli bir iradesinin olmadığı görülerek mahkemece davalı şirketin feshine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, haklı sebeble fesih koşulları oluştuğundan istinaf nedenleri yerinde olmayan davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 651,30-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Davacı tarafından yapılan 36-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraflara tebliğine,HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.23/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/732, K. 2026/1534, T. 23.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-732-e-2026-1534-k-bece553423f8